8. bölüm · Spotlight
8. Bölüm
Lina
Stada giriş yaptığımızda Miraç'ı düşünüyordum. Özel misafir girişinde bizi bekleyen adamın Miraç'ın menajeri olduğunu öğrendim. Maçı izleyeceğimiz alana geçip oturduk. "Miraç nerede acaba?" Ülkü babannenin sesi ile sahaya daha dikkatli bakmaya başladım. Bir kaç kişi ısınıyordu. Her yer takımın renkleri ile kaplı olduğu için maçın Miraçların sahada olduğunu anlamıştım. "Lina bizi çeksene" Elime tutuşturulan telefon ile babannemlere bakıp kalmıştım. "Hadi, ben de se3ni çekerim paylaşırsın." Formalı ikiliyi bir kaç poz çektikten sonra zorla onların yerine geçirildim. Bir kaç poz verdikten sonra Ülkü teyze Miraç'ı görmüş olmalıydı ki ona doğru seslendi. "Miraç!" Davetten tanıştığım Kerim ve bir kişi ile daha konuşan Miraç onu duymuyordu. "Pardon bakar mısınız? Ben Miraç Demirkan'ın ananesiyim. Onu bana çağırabilir misiniz? Maçtan önce bir konuşmak istiyorum." Stad görevlilerinden birini ikna eden Ülkü babanne ile sonunda Miraç bize doğru gelmeye başladı.
Miraç
Kerim ve Yiğit ile birbirimizle paslaşarak ısınırken görevlilerden birinin yanımıza gelmesi ile durduk. "Bir hanımefendi gönderdi beni Ananenizmiş" Adam sözlerine devam ederken ben yürümeye başlamıştım bile. Adımı seslenen taraftarları selamlarken ananemleri gördüm. Ciddi olmadıklarını düşünmüştüm. Şu zamana kadar aileden kimse gelmedi maçıma Kıvanç hariç. Ben istememiştim. Bizimkilerin futbola çok ilgileri olmadığı için onları zorunlu tutmak istememiştim. Üzerlerinde formalarla duran ikiliyi görünce gülmeye başlamıştım. Baya ciddilermiş hem de. Bizimkilerin yanındaki kahverengi saçlı kadının Lina olduğunu tam önlerine gelince anladım. Çok güzel olmuştu. Her hali güzeldi gerçi. Ona bakmayı kesip ananeme döndüm. "Anane sizin burada ne işiniz var?
Ananem bir anda tribünden eğilince şaşırmıştım. "Boş ver sorguyu da soruma cevap ver. Senin sevdiğin biri mi var?" Sorusuna şaşırırken gözlerim istemsizce Lina'yı buldu. Bu seste bizi nasıl duymuştu bilmiyorum ama elini yüzüne koymuş gülüyordu. Gerçi daha çok sinirden gibiydi. Eftelya babannenin de eğilmesi ile sorunun ciddiyetini kavradım. "Hayır anane. Ne alakası var? Dedikodu hepsi." Cevabım ile ananem memnun olmuşcasına glümsedi. "Hazırlıksız yakalandı yalan söylemiyordur." Bana olan güveni gözümü yaşartmıştı cidden. Lina 'ya bizi fotoğraf çekmesini işaret ederken konuştu. "Seni desteklemeye geldik oğlum. Lina getirdi bizi sağ olsun." Lina'nın en son haberi olmuş gibi hissediyordum. Poz verdikten sonra ananem bir anda Lina'yı önüme doğru itti."Lina'cım hadi sen de şans dile." Saçları yüzümün etrafına doğru düştüğünde kokusu burnuma doldu. Daha önce hiç duymadığım bir parfümdü. Neye benzediğini bile söyleyemiyordum ama çok güzeldi. Konuşması ile kendime geldim. Bir yandan da saçlarını eli ile toplamaya çalışıyordu. "Selam, soru için kusura bakma biraz benim suçumdu." Tam ne olduğunu soracaktım ki tekrar konuştu. Farklı yerlere çekilmesini istememiş olmalıydı. "İkimiz konusunda sürekli sıkıştırıyorlardı ya ben de belki senin bir ilişkinin olabileceğini ve bu durumun kız arkadaşın ile aranı bozabileceğini söyledim. İlk gördüğü anda sana soracaklarını hesaba katmamıştım." İstemsizce konuştum. "Yok öyle biri, yani ilişkim." Cevabımı beklemiyordu. Yeşil gözleri bunu anlatırcasına büyümüştü. Gözleri de çok güzeldi. Şaşkınca başını salladı. Diyecek bir şey bulamamıştık sadece bakışıyorduk. "Poz verin de sizi çekeyim" Ananemin sesi ile refleks olarak ona döndüğümüzde fotoğrafın çekildiğine dair ses gelmişti. Hemen poz vererek gülümsedim. "Lina bak Miraç'ın ilişkisi yokmuş. Keşke giyseydin formayı." Ananem konuştuğunda Lina kıpkırmızı olmuştu artık. Dokunsan ağlayacak gibiydi. "Giysen güzel olurdu. Bana uğur getirirdiniz belki. Başıma bir şey gelmesin bak sonra maçta." Ona takılmam ile sende mi bakışı atarken konuştu bu sırada doğrulmuştu. "İki güzel hanım senin için forma giymiş yeter de artar bile." Dediğine gülüp onaylarcasına kafamı salladım. "Hadi kaçtım ben, maç başlayacak az sonra."
Lina
Miraç arkasını dönüp gittiğinde yerimize oturduk. Babannemler kafa kafaya vermiş fotoğraflara bakıyorlardı. Gördüğüm tanıdık yüzle kalkıp ona sarıldım. "Lina! Hi. I didn't expect to see you here. How are you?" Lina! Selam. Seni burada görmeyi beklemiyordum. Nasılsın? Erica, birlikte podyumlarda çok yürüdüğüm biriydi. Çocuğu olunca ara vermişti. Eşinin futbolcu olduğunu biliyordum. Futbolcu-manken çiftleri düşündüğünüzden daha sık rastlanan bir durumdu. Ancak ben de onu burada görmeyi kesinlikle beklemiyordum. "Hey, I wasn't expecting to see you either! I'm good, how about you?" Selam, Ben de seni gördüğüme şaşırdım. iyiyim sen nasılsın? Erica'yı babannemler ile tanıştırdıktan sonra onunla konuşmaya devam ettim. Üç yaşında bir oğlu vardı. Sarışın mavi gözlü küçük adam çok tatlıydı. Erica onu kucağıma verdiğinde şaşkın şaşkın bakmıştı. Dayanamayıp öptüğümde gülmeye başladı. Minik kahkahaları vardı. Onunla hep oynayabilirdim. Hiç ağlamamıştı bir de. Bu sırada istiklal marşı okunmuş ve maç başlamıştı. Miraç ilk 11'de yoktu. Kucağımda küçük Leo ile yerime geri oturdum.
"Maşallah ne güzel anne olur değil mi Ülkü" babannemlerin sözlerine gülüp geçtim. Akışa bırakma planıma uymaya çalışıyordum. Erica beni yakın olduğu diğer futbolcu eşleri ile tanıştırdı. Bir yandan maç izleyip bir yandan sohbet ediyorduk. Birkaç kişi ile fotoğraf bile çekinmiştim. Maçı izliyordum ancak çok anladığım söylenemezdi. Babannemlerin durumu da benden farklı değildi. Skor 2-1 idi. Miraçlar öndeydi. Tek yaptığımız gol olduğunda diğer taraftarlar ile birlikte sevinmekti. Biraz sıkıldığımı itiraf etmek zorundaydım. Hiç bir şey bilmediğim için de olabilirdi tabii. Sonra ilk yarı bitti. Yan tribünden bana seslenen küçük kız ile onun yanına fotoğraf çektirmeye gittim. Biz fotoğraf çekinirken Ülkü babanne Miraç'ın menajeri ile konuşuyordu. Bir şeye ihtiyacı var mı diye sormaya gelmiş olmalıydı.
İkinci yarı başladığında bir gol daha yemişlerdi. Bir kaç dakika sonra oyuncu değişikliği yapılmıştı. Miraç oyuna giriyordu. Maç daha çekişmeli bir hal almıştı sanırım. Sürekli bağırıp bir şeyler söylüyorlardı. Beraberliği bozan gol Miraçtan geldi. Takım arkadaşının attığı top direkten dönünce kafası ile vurmuştu. Gol sevincinde Ülkü babaneyi işaret etmesi oldukça tatlı bir jestti. Çok kısa bir an göz göze gelmiştik ve göz kırpmıştı. Tezahüratlar bu yaptığı ile artarken arkasını dönüp geri gitmişti. Bir kaç tane gol fırsatı bulsalar da değerlendirememişlerdi.
Oyun devam ederken karşı takımdan bir oyuncu Miraç'ı düşürdü. Sağ bacağını tutarak yerde yuvarlanıyordu. Panikle ayağı kalktık. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Etrafını sağlık ekibi sarmıştı. Tribünler hep Miraç'ın adını bağırırken bir kısım da karşı takıma küfürler ediyordu. Etrafındakiler dağıldığında onu gördüm. Beyaz olan çorabı kan içerisindeydi. Bacağını sarmışlardı ama kanama durmuş gibi durmuyordu. Ne dediğini duyamıyordum ama oyundan çıkarmak isteyen hocasına itiraz ettiği belli oluyordu. Bir yandan da onu düşüren oyuncuya kötü bakışlar atıyordu. Sarı kart yemesi ona yeterli gelmiş olmamalıydı. Herkesin itiraz etmesine rağmen hakem kararından dönmesi. Devam düdüğü çaldığında Miraç oyundaydı.
Adama gerçekten bilenmiş olmalıydı sürekli birbirleri ile sürtüşüyorlardı. Maçı üzerinden kişisel kavgalarını sürdürüyor gibiydiler. Bizse Miraç'ı ayakta görünce rahatlayarak yerimize oturduk. Devam etmesi ne kadar doğruydu bilemiyordum. Bu sinirle daha kötü yaralanabilirdi. Uzatma dakikalarına girdiğimizde ikilinin mücadelesi devam ediyordu. Top birine ne zaman gelse diğeri karşısında bitiyordu. Sonra kale önünde Miraç ve o adam gelen topu karşılamak için zıpladı. Miraç topa vurarak ikinci kafa golünü atmıştı. İkisi de yere düşünce bir bağırış sesi gelmişti. Adam Miraç'ın üzerine düşmüştü. Daha doğrusu bacağının üzerine. Miraç'ın yerden kalkmadığını gören herkes gole sevinmeyi bıraktı. Taraftarlardan birinin bağırışını duydum. "Bu sefer kesin gitti bacağı" Adamı duyan Ülkü babanneyi bir yandan sakinleştirmeye çalışıp bir yandan da sahada olanları takip etmeye çalışıyordum. Miraç bu sefer sedye ile içeri taşınıyordu. Yüzünü kolu ile kapatmıştı. Vücudunu sıkışından sanının yandığını tahmin etmek zor değildi. Gözden kaybolunca babannemlere döndüm. Menajerinin olduğumuz yerden ayrıldığını görünce peşine takıldım. "Ben durumunu öğrenmeye çalışacağım. Siz burada kalın."
Adama yetiştiğimde kafasını 'hayır' dercesine sallamıştı direkt. "Lina hanım lütfen biraz müsaade edin henüz bir şey belli olmaz ve başında kalabalık olmasın. Siz yerinize dönün" Yürümeye devam ediyorduk. Adamı ikna etmeye çalıştım. "Ülkü Hanım çok merak ediyor. Kadın fenalaşmak üzere. Rica ediyorum kapıda beklerim. Siz bir bakıp bana durumunu söyleseniz yeter. Kendi gözlerim ile görmeyi tercih ederim ama mümkün değilse anlarım." Revirin önüne geldiğimizde menajeri içeri girdi. Ben de duvara yaslandım. Bir süre sonra içerideki doktorlar çıktı. Bana bakarak yanımdan geçip gittiklerinde ben de kapıya yaklaştım. Onu görmeme izin verirler miydi acaba?
İçeriden Miraç'ın sesini duyabiliyordum. "Bilerek yaptı Hakan. Geç zıpladı, biliyordu engelleyemeyeceğini, sakatlasın diye yaptı şerefsiz." Menajerinin onu sakinleştirmeye çalışan sesini duydum. "Ben hoca ile konuşurum yönetime söyleriz. Doktorları duydun sıkma canını ciddi bir şey gibi durmuyormuş. Belli olur zaten yakında. Birazdan hastaneye geçeceğiz. Konuşup döneceğim." Kapıdan çıktığında etrafa baktı eliyle '^5 dakika' yaptığında gülümseyip sessizce teşekkür ettim. Odaya girdiğimde Miraç'ı uzanırken buldum. Gözleri kapalıydı. Bacağına yeni sargı yapıp atel takmışlardı. Kırık olduğunu mu düşünüyorlardı? "Miraç"
Sesimi duyunca gözlerini açıp kalkmaya çalıştı. "Lina, buraya nasıl geldin?" Onu durdurdum. "Seni merak ettim. Nasılsın?" Morali bozuk görünüyordu. "İyi şeyler düşünmeye çalışıyorum." Ona gülümsedim. " Sen canını sıkmamaya çalış" Bana zordan bir gülümseme gönderdi.
"Yakında belli olur." Yanında dikilip ona bakıyordum. Beni incelerken konuştu. "Lina?"
"Hmm?" Hafif kıkırdayarak konuştu. "O formayı giymeliydin biliyorsun değil mi? Bana borçlandın." normalde böyle şeylere inanmazdım ama yine de acaba diye düşündüm. Daldığımı gören Miraç kahkaha atmaya başladı. "Hey saçmalama senin suçun değil. Bir dahakine giy ama tamam mı?" Ciddi bir şeyi olmaması için dua ederken başımı salladım. "Hem menemenini de yiyemedim." Şaka mı yapıyor dercesine ona baktım. Bu halde de menemeni mi düşünüyordu yani. "Sen hastaneden çıkınca yaparım. Tamam mı?" Heyecanı beni gülümsetti. "Söz mü?"
"Söz"
***
Babannem ile konuştuktan sonra oturduğum yerden kalktım. Miraç dün gece hastanede kalmıştı. Yapılan testlere göre bacağı ciddi zarar görmüştü. 6 ay futboldan uzak kalması gerekiyormuş. Kötü bir halde olduğunu tahmin ediyordum. Ancak kendisini eve kapatması ve kimse ile konuşmayışı beklediğim bir şey değildi.
Çantamı alıp evden çıktım.
