1. bölüm · Spotlight
1.Bölüm
Herkese Merhaba, bu benim ilk hikayem ve yazmaya adapte olmaya çalışıyorum. Yazım hatalarım için şimdiden özür diliyorum. Lütfen hikayeme bir şans verin ve ilk bölümden vazgeçmeyin. Görüş ve önerileriniz benim için çok önemli paylaşırsanız sevinirim. Biraz eski güzel günleri hatırlatan bir hikaye yazmak istiyorum. Umarım seversiniz. Sevgi ve öpücüklerle...
-2007
Küçük Lina diğer sabahların aksine dedesi tarafından uyandırılmamıştı ve ev inanılmaz kalabalık olmasına rağmen dedesini hala görmemişti. Herkes bir yere oturmuş konuşuyordu. Halasının ağladığını gördü. Bir kaç kişi bir şeyler yiyordu. Bir tane kadın vardı dua okuyordu. Babannesinin yanında uslu uslu oturup tüm bu olanların nedenini anlamaya çalışıyordu. Kardeşini görünce şaşırdı.
Çünkü babannesi ve dedesi ile yaşadığı bu büyük eve çok fazla gelen olmazdı. Kızın kendi anne babası ve kardeşleri bile gelmezdi. Sadece yılda bir iki defa amcası ve halası ailesi ile gelirdi. Biraz kalırlardı ve Lina kuzenleri ile oynamayı severdi ancak çocuklar genellikle başka bir yerde kalıyorlardı. Lina bir süre önce o yerin anne ve babasının evi olduğunu öğrenmişti. Birazcık üzülmüştü ama sonra dedesi onu at çiftliğine götürünce geçmişti. Unutmadan en yakın arkadaşı da arada gelirdi. Ananesi ve dedesi ile gelen çocuk hep onunla top oynamak istiyordu. İkisi oyun konusunda ilk başlarda anlaşamasa da dedelerinin de yardımı ile anlaşmaya varmışlardı. Defne'nin okulda da çok arkadaşı olmadığı için tek oyun oynadığı kişi o çocuktu.
Lina aklına dedesinin gelmesi ile kendine geldi ve merakı daha ağır bastı. Biraz çekinerek koluna dokundu ve fısıldayarak babannesine sordu."Babanne dedem nerede? Bu insanlar niye burada ama dedem yok?"
Eftelya dün geceden beri kendinde değildi, torununun sorusu ile irkildi ve ona baktı. Ne söyleyebileceğini bilmiyordu ama onu kandırmak içinden gelmiyordu. Hayatını geçirdiği eşinin dün gece ansızın ölüşünü daha kendine açıklayamıyordu. Küçük yaşına rağmen oldukça olgun olan torunu zaten bir çok kötülükle karşılaşmıştı. Sevgili eşi ile 4 yıldır onunla ilgileniyorlardı. İkisi anne ve babasının eksikliğini gidermeye çalışmıştı hep. Kadın düşüncelere dalmışken küçük kız tekrar fısıldadı.
"Dedem gitti değil mi? Biliyor musun bana söylemişti. Ben dönemeyeceğim bir yere gideceğim demişti. Seni bana bıraktı babanne. Ben senin hep yanında olacağım merak etme." Duydukları ile ağlamaya başlayan kadını görünce hemen ekledi. "Ağlarsak çok üzülecekmiş ağlamayın dedi."
Kadın torununu bağrına basarak ağlamasını susturmaya çalıştı. "Tamam Defne'm ağlamıyorum bak, sadece onu özleyeceğim." Dedesinin ona Defne'm dediğini hatırladı. "Bana Defne demesen olur mu babanne? Artık kimse bana Defne desin istemiyorum. Lina olacağım artık. Belki o zaman annem de sever mi beni?" Ağlaması henüz dinen kadının tekrar gözleri doldu. Kızın başını öptü. "Tamam güzel kızım sen artık Lina ol." Kadının diğer soruya cevap vermeye kalbi yetmiyordu. O şekilde ne kadar durduklarını hatırlamıyordu Lina.
Sadece kapıdan giren yaşlı çift gelince ayrıldıklarını biliyordu. Yanlarında arkadaşı yoktu. Ülkü babannesi koşarak sarıldı babannesine. "Eftelya!" Kadın söze başladı ama nasıl devam edeceğini bulamadı. Gençliklerinden beri yakın arkadaşlardı. Kamer Bey eski dostunun ölümü ile sarsılmıştı. Küçük kızı görünce kucağına aldı, sarıldı. "Dedem gitti diye mi geldiniz Kamer dede? O gitmeden gelseydiniz sizi de görürdü." Kamer Bey'in boğazı düğümlendi. Zar zor konuştu. "Yetişemedik Defne'm. Deden beklemedi bizi." Tam arkadaşını soracakken duyduğu isimle yüzü asılmıştı. Küçük kız önce güldü sonra biraz kızarak adamın kucağından indi. "Ben artık Defne değilim, Lina oldum". Adam şaşırarak eşine ve arkadaşına baktı. Lina tekrar konuştu "Ben odama gidiyorum. Kimse gelmesin." Küçük kız arkasından bakanları umursamadan yukarı çıktığında küçük bir erkek çocuğu kapıda ailesi ile birlikte bekliyordu. İçeri girdiklerinde dedesine doğru koştu. "Dede Defne nerede?" Torununa sarılan adam onun tüm ısrarlarına rağmen küçük kızın yanına çıkmasına izin vermedi. "Biraz yalnız kalmak istiyormuş oğlum. Sonra görürsün onu olur mu?"
Küçük çocuk sakince kabullendiğinde gözleri merdivenlerde dolanıyordu. Sonra ne zamandı. Defne çok üzgün olmalıydı. Dedesini çok seviyordu. Belki onu oyun oynamaya ikna edebilirdi daha fazla üzülmesin diye. Söz verdi çocuk kendi kendine. Sonra geldiğinde o ne isterse onu yapacaklardı. "Evcilik bile olur." Küçük çocuk mırıldandığında kimse ne dediğini anlamamıştı.
O sonra hiç gelmedi.
Eftelya Hanım koskoca evde eşi olmadan yaşayamadığını anladı. Torunu büyüdükçe oğlunun ve gelininin davranışlarını ona açıklayamıyordu da zaten. Bir gün Lina'yı da alıp İtalya'ya gitti. Yaşlı kadın en yakın arkadaşı ile vedalaşmak için evlerine uğradığında uçağa yetişmeye çalışıyordu. Evden çıkarken veda etmekte zorlanmış bu nedenle de biraz geç kalmışlardı. İki kadın birbirine sarılıp vedalaştığı sırada Lina arkadaşının gelmesini bekliyordu. Babaannesi geç kaldıklarını söyleyerek onu arabaya bindirdiğinde kafasını önüne eğdi. Onlar evin bahçesinden çıktıkları sırada küçük çocuğun içinde bulunduğu araba sokağın başında görünmüştü.
Böylece iki çocuk veda edemeden ayrıldı.
Lina
"Bu tarafa bir bakış at tatlım."
Fransızca konuşan fotoğrafçının dediğini yaptığımda memnuniyetle gülümsedi. Pozumu değiştirdim. Ağaç görünümü verdikleri dekorun içerisinde üzerimde özel tasarım sarı elbisem ile yaprak havuzunda oturuyordum.
Sonbahar sezonu için basılacak özel sayının kapağı bendim. Dünyaca ünlü moda dergisinde geçtiğimiz sezonlarda da bir çok fotoğrafım, röportajım yer almıştı. Ünlü fotoğrafçı ile ilk çalışmam değildi ve artık ne demek istediğini çok rahat anlayıp ona göre poz veriyordum.
Kollarımı ağaç kavuğunun yanına yaslayıp sırtımı döndüğümde yaklaşıp omzuma bir tane yaprak koydu. Vücudumu da açıya göre söylediği şekilde düzelttim.
Bir kaç farklı kostüm ile de çekim yaptıktan sonra biten çekim ile kenardaki sandalyelerden birine oturdum. Sürekli kıyafet değiştirmek yorabiliyordu.
"Çok iyiydin Lina. Seninle çalışmak benim için hep en rahatı oluyor" Övgü dolu sözleri ile gülümserken eğilip bana fotoğrafları gösteren kadına teşekkür ettim. Küçük yaştan beri yaptığım mesleğimi seviyordum. Ben Catherine ile konuşurken menajerimin yanıma doğru hızlı adımlarla geldiğini gördüm. "Lina!" Panikli hali ile yerimden kalkıp ona doğru bir adım attım. Karşı karşıya durduğumuzda soluk soluğaydı.
Elindeki telefonda bir magazin sayfası açıktı. Hakkımda büyük bir skandal patladı sandım. Daha kötüydü. Sevgili babannem Eftelya Hanzade dün gece fenalaşmış ve şuan hastanedeymiş. Durumu hakkında bir açıklama yapılmamış. Şaşkınlıkla haberi okudum.
Dün sabah konuşmuştuk ve sesi iyi geliyordu. Belki biri açar diye babannemi aradım. Uzun uzun çaldırsamda açan olmamıştı. Endişelenmeye başlamıştım.
Yerimden kalktım ve çantamı alıp çıkışa yürüdüm. "Ben gidiyorum."
Mila şaşırdı. "Türkiye'ye mi?" Şaşırması çok normaldi. Beş yıldır onunla çalışıyordum ve Türkiye'den hiç bahsetmedim. "Evet, kalkan ilk uçağa bilet ayarlayabilir misin?" Mila beni onaylarken arabaya doğru yürüdüm. "Bileti mesaj atarım. Buraları da hallederim. Beni bilgilendirmeyi unutma."
Arabaya binip şoföre eve sürmesini söylediğim sırada Mila binaya geri dönmüştü. Eve girdiğimde uçağın 1 saat sonra olduğunu gördüm. Hızlıca üzerimdeki elbiseyi çıkarıp elime geçenleri giydim. Pasaportumu alıp evden çıktım.
Havalimanında bavulum olmadığı için çok vakit kaybetmemiştim. Uçağa bindiğimde derin bir nefes aldım. Babannemin iyi olmasını ummaktan başka elimden bir şey gelmiyordu. Önceliğim bu olsa da yıllardır dönmediğim ülkeme gitmenin de gerginliği üzerimdeydi.
Uzun uçak yolculuğundan sonra nihayet indim.
Türkiye'deyim.
