22. bölüm · Spotlight
20. Bölüm
Lina
Bizimkilerin yanına ulaştığımda Barlas da arkamdan geliyordu. Merakla baksalar da gergin yüzüm karşısında bir şey dememişlerdi. Beni dikkatle inceleyen Miraç'a iyiyim dercesine bir bakış attım. "Ponçigim hadi saat geç oldu. Barlas sizi eve bıraksın. Biz de çıkarız zaten birazdan." Sorarcasına Miraç'a baktığımda kafasını sallayarak beni onayladı. "Evet işimiz bitti zaten." Barlas ona adıyla seslenmemden memnun olmadığını belirtircesine homurdandığında gözlerimi devirdim. Hiç seslenmememi daha çok tercih ediyor olabilirdi. Karşıma çıkmadıkları sürece bu konuda hemfikirdik.
Babannemleri uğurladıktan sonra Erica ve Anthony ile vedalaştık. Erica ile sımsıkı sarıldığımızda yanımda olmalarının bana ne kadar güç verdiğini söyledim. "Saçmalama kızım. Ben korkudan hareket edemiyorken sen adamı yere serdin." Ona gülümsediğimde inkar edip Anthony'nin kucağında uyuyan küçük Leo'ya yaklaşıp minik bir öpücük kondurdum. Çok stres olmuştu bugün.
Mert'le konuştuğumuzda hastaneye uğrayıp darp raporu almamızı istediği için hastanenin acil servisine giriş yaptığımızda bir çok kişi bize dönmüştü. Yanımıza gelen insanların geçmiş olsun dilekleri ile olayın yayıldığını anlamıştım. Acilde sıra aldığımızda koltuklara oturduk. "Herkes çoktan öğrenmiş gibi duruyor." Mırıldanmamın devamında çantamdan telefonumu çıkardım. Sosyal medyaya girdiğimde gündemde ikinci sırada olan adımı gördüm. Hatta bir kaç tanıdık isim daha vardı.
'Lina'
'Erica'
'Yenge'
'Chloe'
'Mirac'
Kendi adımın üzerine tıkladığımda önüme direkt kaza ve sonrasında yaşananlara ait kamera görüntüleri düşmüştü. Hemen yanında da karakolda Miraç'ın gelişi ve bizim sarılışımızın olduğu gizli çekim bir video mevcuttu. Videoları izlerken Miraç'ın da baktığını fark ettim. İkimizinde rahat görebilmesi adına başımı omuzuna yaslayıp telefonu ortamıza çektim. "Şerefsizler" Ona ufak bir bakış atsam da bir şey demedim. Zor sakinleşmişti zaten. Sıra benim adama vurduğum yere gelince gülmeye başlaması ile ben de kendimi tutamadım. "Anlattıklarında tahminim vardı ama bu kadar iyi geçirdiğini düşünmemiştim. Helal sana yavrum." Gülerek söylediği şeylerle benim gülmem dururken bana ilk defa söylediği söz ile nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Bakışmaya devam ederken o da durmuştu. Zor da olsa gözlerimi ayırdığımda telefona döndüm.
'Yenge dediğin böyle olmalı. Helal be sana.' Aynı cümleyi az önce yanımdaki adam da kurmuştu. Yenge deme sebeplerinin Miraç olduğu aklıma gelince biraz utanıyor olabilirim. Bir de yorumları ilk defa yalnız değil onunla birlikte okuyordum. Yalnızken verdiğim rahat tepkileri veremiyordum.
'Bunlar bu cesareti kimden alıyor ya. Arabaya bilerek çarpıp kadını taciz etmek ne demek. Bunlara bir dur denilmesi gerekiyor artık.' Bu yoruma kesinlikle katılıyorum. Biz kendimizi bir şekilde korumuştuk. Yardımımıza gelenler sayesinde başarmıştık bunu. Ama bu fırsatı elde edemeyen bir çok kadın olduğuna emindim. Miraç dizimi okşadığında ona döndüm. "O pezevenkler hak ettikleri cezayı alacaklar tamam mı? Sen sıkma canını." Bundan çok da emin değildim ama yine de ona bir şey demedim. Daha kötülerini yapanlar serbest kalıyordu.
Sessizce yorumları okumaya devam ettim.
'Erica'ya baksanıza mahvolmuş kadın. Lina soğuk kanlı dursa da onun da etkilendiğine eminim. Çok geçmiş olsun kızlar.'
'Yardım eden gençlere helal olsun. Kaç kişi var çevrede hepsi izliyor.'
'Oğlum adamlar doğduklarına pişman oldu. Önce yenge sonra gençler üzerine cila olarak da bizim furbolcular dövdü. Anthony ve Miraç'ın gergin adamlar olduğunu sahadan biliyoruz. Kerim'in içinden ne çıktı öyle.' Gergin kısmında yanımdaki adama döndüm. "Eğlenceli durduğuna bakma tersi pistir Kerim'in." Açıklaması ile ona bakmayı sürdürdüm. Kerim hakkında yazılanlardan çok yanımdaki adama gergin demelerine şaşırmıştım. "Sen gergin biri misin?" Bir süredir birlikte yaşadığım adamı düşününce ona gergin biri diyebilir miydim bilemiyorum. Ufak pürüzler ,kıskançlıkları, dışında gergin halini görmemiştim. Aklıma sahadaki halleri gelince gözlerimi devirdim. Ondan daha gergin bir futbolcu görmemiştim. "Yok ya, sahada biraz agresifleşiyorum diye öyle diyorlar." Sakince kendini savunması ile kıkırdamaya başladım. Biraz demesi baya abartı olmuştu. "Asla biraz değil Miraç. Maçını hatırladım da sen resmen topla saldırıyor gibiydin. Normalde sakin bir adamken sahada içinden canavar çıkıyor sanki." Abartılı tepkime gülmeye başlarken bana hak verirce omuz silkti. Tam cevap verecekken numaram seslendiği için susmuştu. Telefonumu ve çantamı ona uzattığımda kalkıp muayene alanına doğru yürüdüm. Arkamdan geldiğini duyabiliyordum.
***
Karakola ulaştığımızda saat öğlene geliyordu. Mert erken saatlerde geldiği için onunla koridorda buluştuk. Dün gece aldığımız darp raporunu teslim ettikten sonra serbest bırakılacak olan çocukları beklemeye başladık. Şimdilik her şey yolunda demişti Mert.
Onlara teşekkür etmek için plan yapmıştık. Erica ve ailesi biz buradan eve geçerken geleceklerdi. Kerim ve kardeşlerimize alışveriş listesi vermiştik. Biz de çocukları alıp geçecektik. Sabah arabamı çektikleri yerden kurtarmıştık. İki arabaya anca sığardık çünkü.
Çocuklar çıktığında sevinçle yerimden kalktım. "Nasılsınız çocuklar?" Onları her gördüğümde içimi mutluluk kaplıyordu. Ne güzel gençlerdi böyle. İlk defa onlar gibisiyle karşılaştığım için de böyle oluyor olabilirdi.
Nezarette uyudukları için üşüdükleri konusunda endişeliydim. Gece Miraç'ı sürekli darladığım için en son Mert'i arayıp battaniye falan görürsek içeri alırlar mı diye sormuştu. Aldığımız olumsuz yanıt ile yapacak bir şeyimiz olmadığını anlamıştım. "İyiyiz yenge. Kardeş kardeş sarılıp uyuduk." Gelen cevaba gülümsediğimde çocukları imzaya çağırdılar. Kalabalık oldukları için hala isimlerini ezberleyenilmiş değildim. Kafamda onları komik olan, ciddi olan, gözlüklü olan, sarışın olan, uzun saçlı olan diye kodlanmıştım. Biraz şirinler gibi olmuştu.
"Miraç, acaba bu planı ertelesek mi? Çocuklar yeni çıktılar ya ben onu unuttum. Belki dinlenmek isterler." Koridorda karşılıklı duruyorduk. "Soralım bir. Duruma göre bakalım olur mu?" Onu onaylarcasına kafamı salladım. Halime gülümsediğinde ben de ona güldüm. Benim heyecan yaptığım her şeyde inanılmaz sakinliğini koruyordu ve mantıklı olan şeyleri yapmamı sağlıyordu. Elini kafama atıp saçımı okşadığında kendimi küçüklüğümde gibi hissetmiştim bir an. Ona alttan alttan bakarken elini iki elim ile tutup kafamdan çektim. Sakince durmuş bir şey demeden beni izlerken elini okşadım. "Sen öyle yapınca çocukluğuma döndüm bir an. Elini öpüp alnıma koyasım geldi." Dudakları kıvrıldığında kıkırdadım. Hızlıca elini öpüp alnıma koyar gibi yapıp bıraktığımda gözleri irileşmişti. "Sen bana yaşlı muamelesi mi yaptın az önce?" Koridorun başından gelenleri görünce kapıya doğru yöneldim. Arkamda kalan adama hafifce dönüp "Yoo." derken uzattım. Arkamdan homurdandığını gördüğümde ben de ona gülümsedim.
Sonunda karakoldan çıktığımızda çocuklara bugünkü planı haber vermiştik. Ertelemek istememişlerdi ancak bir saat kadar yurda uğramak istediklerini söylemişlerdi. Arabadan yolda onlar için aldığımız poğaçaları çıkarıp dağıttım. Ben Miraç'ın arabasının kaputuna yaslanmış hafif oturuyordum. Yanımda Miraç benimle aynı pozisyonda poğaça yiyordu. Diğerleri de çevremizde halka olmuşlardı. Ben bitiremem diye poğaçaya başlamamıştım bu yüzden Miraç arada poğaçasından uzatıp ısırmamı sağlıyordu. Bu şekilde bir kaşarlı poğaça bitirmiştik. Peynirli poğaçaya uzandığında onu dürttüm. "Pataesliden yiyelim mi önce sen sonra ondan yersin." Başını sallayıp patatesliye uzandı. Onun bir ısırığı benimkinin üç katı olduğu için öncekinden sadece bir ısırık almıştım ve poğaça bitmişti.
"Çocuklar sizi biz bırakalım yurda, haberleşiriz eve de birlikte geçelim. Bizim eve ulaşım pek kolay sayılmaz." Bu sefer ilk bana uzattığında ısırdım. Kafamı sallayarak onu onaylarken ağzım dolu olduğu için konuşamıyordum. "Olur abi zaten bir saat sürmez işimiz. Bir duş alıp üzerimizi değiştirelim." Miraç onu onaylarken ısırdığı poğaçayı bir kere daha bana uzatmıştı. Daha küçük ısırmaya çalıştığını fark edince gülümsedim. Isırdığımda daha fazla yemem dercesine işaret etmem üzerine kalan poğaçayı tekte ağzına attı. Herkes poğaçasını bitirdiğini gördüğümde çantamdan çıkardığım ıslak mendili hepsine uzattım.
"Evet kim benimle geliyor?" Miraç'ın sorduğu soru ile bir sessizlik olduğunda biz de birbirimize baktık. Çocuklar bir bana bir ona bakarken annen mi baban mi sorusu sorulmuş gibi duruyorlardı. "Çocuklar hepinizin fanatik olduğunu öğrendim dün. Bana fark etmez ama en az biriniz mecbur benimle gelmek zorunda." Çocuklar hemen yerlerinde dikleştiğinde itiraz etmeye başlamıştı. Onların haline kıkırdarken arabanın üzerinden indim. Üzerimi silkelerken yürüyüp ön koltuktan çantamı almıştım. Arkamı döndüğümde beşi kafa kafaya vermiş tartışıyordu. Miraçla onlara bakıp gülerken karşıda duran arabama yürüdüm. Kendi arabama yaslanırken Miraçla gülmeyi bırakıp yalancı bir ciddiyetle birer rakip edasıyla birbirimizi süzdük.
Gözlüklü, sarışın ve uzun saçlı benim arabama gelince şaşkınlıkla onlara baktım. Hayırdır dercesine kafa salladığımda uzun saçlı konuştu. "Biz onlardan daha fanatiğiz de yenge. Şimdi seninle gelip ev yolunda Miraç abiyle gideceğiz. Onlar seninle gelecek." Onlara gülerken arabaya binmelerini işaret edip karşıya doğru baktım. Bana bana adama "Ben kazandım" diye bağırdığımda cevap olarak büyük bir kahkaha almıştım.
Ön koltuğa oturan gözlüklüye telefonumu uzatıp yurdun konumunu girmesini istedim. Çantamı da kucağına bıraktığımda şaşkın duran çocuğa kusura bakma dercesine gülümsedim. "Yenge Chloe nerede? Tek mi kaldı evde?" Ben önden Miraç arkamda otoparktan çıktığımızda konuma göre gitmeye başladım. "Şimdilik tek ama Giraylar bizden önce ulaşmış olur."
"Yenge sen hangi takımlısın?" Sarışının yeni sorusu ile arkadan uzun saçlının onu dürttüğünü gördüm. Sarışının sessizce "Savaş ne dürtüyon abi?" dediğini duyunca uzun saçlının adını öğrenmiş oldum. "Takım tutmuyorum. Futbolla tek alakam Miraç'ı tanıyor olmam." İlk başta öyleydi ama tek tanıdığım isim o değildi tabi. Bu sefer gözlüklü konuşunca ona hızlı bir bakış atıp yola odaklandım. Miraç'ı dikiz aynamdan görebiliyordum. Beni geçmemeye özen gösteriyordu. "Yenge sen geçen programda şey dedin ya Neymar ve Mbappe ile arkadaşım diye. Hiç maçlarına gitmedin mi?" Kafamı iki yana sallayarak reddettim. "Gitmedim. Killian ile yakın arkadaşız davet etti ama sıkılacağımı o da bildiği için çok üstlememişti." Sarışın arkamdan ah be derken tepkisini anlamadığımı belli edercesine dudak büktüm. "Yenge 10 da 10 sun da şu futbol sevmeme işi kötü ya." Sarışının dediğine gülmeye başladığımda gözüklü "Fatih sussan mı kardeşim sen. Saçmalamaya başladın." dedi.
Sarışında tamamdı. Geriye sadece gözlüklü, komik ve ciddi kalmıştı. Savaş, Fatih'in kafasına geçirdiğinde gülmemi durdurdum. "Çocuklar sakin olun. Yanlış anlamadım ben. Sıkılıyorum çünkü bilmiyorum daha doğrusu bilmiyordum. Miraç öğretiyor bana. Maç izlerken yanına oturtup anlatıyor. Çözdükçe daha eğlenceli gelmeye başladı." Arka koltuk sözlerim ile sakinleştiğinde Fatih'ten gelen "Helal be abime, biliyor işini." lafı ile çaktırmadan gülümsedim.
Çok da uzun olmayan eğlenceli bir yolculuktan sonra çocukları yurda bırakmıştık. Miraç ile yakınlardaki kitap kafeyi görünce oraya doğru ilerledik. "Miraç, sana bir şey soracağım ama gülme tamam mı? Çocuklarım isimlerini biliyor musun?" Çekingen halime gülerken karşıdan karşıya geçerken elimi tuttu. "Biliyorum." Söylemesi için yüzüne bakmaya çalıştığımda kontrolü tamamen ona bırakmıştım. "Ben sadece Fatih'le Savaşı biliyorum. Onları da az önce yolda öğrendim. Gözlüklü, ciddi ve komik olan hala yok." Kafamdaki kodlamayı birden öylesine bir şey gibi söylediğimi fark ettiğimde boşta olan elimi ağzıma kapattım. Karşıdan karşıya geçtiğimizde kafenin kapısında durduk. Çünkü Miraç bey bana gülmek ile meşguldü. Onun gülüşünü izlerken farkında olmadan ben de gülümsemeye başlamıştım. "Gözlüklü, ciddi ve komik mi? Güzelim şirinler mi bu çocuklar?" Gülmesi durmayınca gülümsemeyi kesip ona ters ters bakmaya başladım. "Ne yapayım o gece aklımda tutamadım. Sonra da kafamda öyle ayırdım." Elimi elinden kurtarıp kafeden içeri girdiğimde gülmesini bastırmaya çalışarak peşimden geldi. "Tamam tamam kızma. Şimdi gözlüklünün adı Berat, ciddi dediğin daha az gülüyor konuşuyor diye Ozan olduğunu düşünüyorum. Komik dediğin de Berke." Kafamda isimleri yerlerine koyarken kafeyi inceledim.
İki katlı bir yerdi burası. Bulunduğumuz katta masalar ve kitaplar varken, tabeladan gördüğüm kadarıyla alt katta da kırtasiye ürünleri ve çalışma alanları yer alıyordu. "Teşekkür ederim." Ona teşekkür ederken hala kafeyi inceliyordum. Aşırı kalabalık olmamasını öğrencilerin derste olmasına yormuştum. Sınav haftaları dolu olduğunu tahmin etmek zor değildi. Öğrencilik yıllarımda olsam buradan çıkmayabilirdim. "Kahve almadan önce gezelim mi?" Teklifini hevesle kabul ettiğimde ilerlemeye başladım. Fantastik kitapların olduğu raflara gelince durdum. "Kitap okumayı seviyor musun Miraç?" Elime gözüme çarpan bir kitabı aldığım sırada göz ucuyla ona baktım. Futbolcuların kitap okumayani makbuldür diye bir söylenti duymuştum. "Seviyorum ama bayadir okuma fırsatım olmuyordu. Bu aralar başlasam güzel olur. Bana ne önerirsin?" Kitabın arkasını okurken iyice yanıma gelip omzumun üstünden benimle birlikte okumaya başladı.
Türkçe kitaplarım yok denecek kadar azdı. Burada neler popülerdi bilmiyordum. Klasiklere aşırı aşırı bayılıyorum diyemezdim. Fantastik serileri okumayı seviyordum. Pembe dizi tadındaki amerikan kitapları ise gizli sırrım olabilirdi. Garip bir şekilde çok güvenli ve rahat hissettiriyorlardı. Sonunun mutlu biteceğine emin olduğum tatlı aşk hikayeleri beni keyiflendiriyordu. "Ne tarz seviyorsun?" Kitabı kapatıp yerine koyduğumda rafı görebilmek için bir adım geri atıp kafamı yukarı kaldırdığımda tam olarak Miraç'a yaslanmıştım. Dengemi kurma adına kolunu belime sardığında yeni bir kitaba uzanmaya çalıştım. " Sakin kitaplari okumayı sevmiyorum, olay dolu olan aksiyon kitaplarını tercih ederim. Fantastik konusunda ise önerilere açığım. Daha önce çok okuduğum bir tür değil."
Konuşurken uzanıp boştaki eliyle boyumun yetmediği kitabı bana uzattı. Kitabı biraz inceledikten sonra yerine koyması için ona uzattım. Kolu belimde nefesi kulağımdayken odaklanmam imkansızdı. "Bir iki tane kitap önerebilirim ama burada var mı bakmamız gerekiyor." Daha önce okuduğum kitapları yazardan tanıyıp içerikten anlamıştım. Bazılarının adı bile çok farklı çevrilmişti. Çok bilinen polisiye yazarından bir kitap alıp ona uzattığımda elimden alıp inceledi. "Bu kitabın sonu İstanbul'da bitiyor biliyor musun? Yerebatan sarnıcında. Kitapta tasfiri çok güzeldi çok merak etmiştim okurken. Hatta internetten arayıp bakmıştım." Ben hevesli hevesli konuşurken Miraç incelemeyi bırakmış kitabı kolunun altına almıştı. "Yeniden restore edildi orası. Beğendin mi?" Restore edildiğini duymamıştım. "Ben hiç gitmedim daha önce. Karşılaştırma yapamam o yüzden." Miraç şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "İstanbul'u gezerken orayı nasıl atladın?" Gözlerimi kaçırdım. "Bekle. Sen daha İstanbul'u gezmedin mi?" Başımı iki yana salladığımda alt kata yöneldim. "Gezmedim." Herkese vakit bulamıyorum desem de tek başına gezmek istememiştim. Çok istediğim için de biraz bu konu canımı sıkıyordu. Konuyu kapatma girişimimi anlayıp bir şey demeden peşimden geldi.
Rengarenk kırtasiye malzemelerini görünce kaçan neşem geri gelmişti. Bu neşeli halimi gülümseyerek izleyen adama kıyamadım. Elimdeki pembe kapağınta tüy ponpon üzerinde de unicorn bulunan kalemi ona gösterdim. "Miraç bak çok tatlı değil mi?" Mavisinde de sadece bulut vardı daha sade dursada o da çok tatlıydı. "Bunları ikimize alalım mı? Çalışma odasına koyarız." Duraksadığında kullanmayacağını anlamıştım. Hevesim hafifçe kırılarak onunkini geri yerine bıraktım. Bazen böyle şeylere fazla heyecanlanıyordum. "Sen kullanmazsın zaten ben kendime alayım." Mırıldanarak yanından geçtiğimde bakınmaya devam ediyordum. Renkli kalem setlerine bakarken arkama baktığımda onu göremedim. Beğendiklerimi elimde biriktirmeye başladığımda önüme uzatılan sepete baktım. Sepette Miraç'a önerdiğim kitap ve mavi bulutlu kalem vardı. "Elindekileri koy ben taşırım. Kalemler bence de güzel duruyor. Kullanırım ben onu. Cevabımı beklemeden kendi kendi üzüyorsun." Ben hareket etmeyince elimdekileri sepete koymaya başladı. Ben ona bakmaya devam ederken göz kırpıp hadi devam et şeklinde eliyle ileriyi işaret etti. Neşem yerine gelirken heyecanla elini tutup onu çekiştirdim. "İlerde kalemlere uygun not defterleri görmüştüm. Onlardan da alalım." Bana uysa rafların arasında koşacaktık. Etkilenmediği için boşuna kendimi yoruyordum. "Kızım öğrenci miyiz biz? Ne yapacağız onları?" Onu çekelemeye devam ederken ters ters baktım. "Neye yazacaksın o kalemle o zaman?" Evde bir sürü defter kağıt olabilirdi ama uyumlu defter ve kalem çok güzel görünüyordu. "Başka bir şeye yazamaz mıyız? İllaki bunlar mi olmalı?" Başımı sallarken sonunda rafa ulaşmıştık. Bir tane normal bloknot defter, bir tane haftalık planner ve yapışkanlı notlardan oluşan seti elime aldım. Keyifle paket üzerinden okşadığımda bana şaşkınca baktı. "Sen istemiyorsan almıyoruz o zaman?" Elimdekini sepete attığımda homurdanarak kendisine de mavisini aldı. "Ben de istiyorum. Sen yazarken kıskanacakmışım gibi hissettiriyorsun." Ona kıkırdadığımda alt katı gezmeye devam ettik. Bir kaç tane daha boya malzemesi aldığımızda kupaların olduğu rafı görmüştüm. Barbie kafasından oluşan kupayı görünce gözlerim parlamış olabilirdi. Pembeydi ve çok güzeldi. Tutma yeri saçındaydı. Ben elime alıp incelerken Miraç da beni inceliyordu. Kutulusuna yine boyum yetmeyince yanımda dikilen adama dönüp işaret ettim. Ona tatlı olduğunu düşündüğüm gülümsememi atarken gözüme futbol topu şeklinde olan kupa çarptı. Benim kupamı dolan sepete bir şekilde sığdırıp bana dönen adama sessizce elimdeki kupayı gösterdim. "Nasıl?" Kupa standart siyah beyaz futbol topunun oyulmuş hali gibiydi. Tutma yeri parmaklar tam oturacak şekilde oyuldugu için bütünlüğü bozulmamıştı. Elimdekini biraz inceledikten sonra uzanıp kutulu halini aldığında sevinçle elimdekini rafa geri bıraktım. "Çok güzel." Göz göze geldiğimizde genişce gülümsedim. Bir saati doldurmuş olmalıydık ki kahve içemeden Ozan aramıştı.
Kasaya yöneldiğimizde sepeti ne kadar doldurduğumu yeni fark etmiştim. Kasadaki genç çocuk bizi tanımıştı. "Hoş geldiniz Miraç abi, Lina hanım." Heyecanlı tavrına gülümseyerek selam verdim. Çocuk her şeyi özenle paketlemiş, kupaları açıp kontrol etmemizi sağlayıp geri paketlemişti. Elimde kartım ile tetikte bekliyordum. Çocuk her şeyi bitirip ödemeye geçtigi anda konuşmasına izin vermeden kartımı uzattım.
Uzatmaya çalıştım demem daha doğru olur. Arkamda rahat rahat duran adam son anda tek eliyle beni belimden tutup kaldırdı. Bedenimi bedeninin yan tarafına doğru yaslayarak pos cihazina uzanmamı engellemeye çalıştı. "Miraç! Hayır ben ödeyeceğim." Her şeyi benim zorumla almıştı bir de ona ödetmek istemiyordum. Kartını kasaya bırakıp eliyle elimi tuttu. Çocuk halimize kararsızca bakarken "Her şeyi sen seçtin zaten bizim için o yüzden ödemeyi ben yapmak istiyorum. Benden al sen" Debelenmeyi bırakıp çocuğa döndüm. Miraç'ın kartını almak için uzanmıştı. Son çare fısıldadım. "Küserim." Çocuk ona bakarak söylemem ile şaşırırken iyice kararsız kalmış gibiydi. Arkamdaki bedenin homurdanması ile ciddiyetimi korumakta zorlandım. "Kardeşim sen niye küserim diyince üzülüyorsun. Bana diyor bana. Sen al oradan." Tepkisi ile dayanamayıp gülmeye başladım. "Abi ne bileyim. Lina Hanzade'nin bana küs olma düşüncesi içimi bir garip yaptı bir an." Çocuğun haline daha çok gülmeye başladığımda çoktan ödeme yapıldığı için beni serbest bıraktı. Ayrılmadan çocukla fotoğraf çekindik. Poşetleri Miraç'a kitlediğimde ona ters ters bakıyordum. "Ya ödemiyim diye kucağına almak ne demek? Ben ne yapacağım o zaman sen ödeme diye?" Homurdanmama güldüğü sırada "sen de beni kucağına alırsan ben de ödeyemem." dediğinde bir an bir süzdüm acaba kaldırabilir miyim diye. Benim bu ciddi halimi görünce iyice gülmeye başladığında karşıdan karşıya geçerken yine elimi tutmuştu. "Seni yenmenin yolunu bulacağım." Fısıldadığımda yandan bakıp ağzının içinden bir şey mırıldandı. O sırada arabaların yanında bekleyen çocukları gördüğüm için odaklanamamıştım. Kaldırıma çıktığımızda ellerimiz ayrıldı.
Bu sefer yola Ozan ve Berke ile yani ciddi ve komik ile çıktığımda yanıma Ozan oturmuştu. Havadan sudan sohbet ederek yolculuğumuza devam ederken Giray'ın aramasını cevapladım. "Abla, biz geldik. Siz nerdesiniz?" Bir yandan poşetleri taşıyor olmalıydı ki çok fazla hışırtı sesi geliyordu. "Yarım saatten az kaldı. Geliyoruz." Kardeşimin araması sonlandığında Miraç'ı aradım. "Giraylar gelmiş." Sesi arabada yankılandığında gülüyor olduğu belli oluyordu. "Tamam güzelim. Anthony'de ulaşmak üzereyim demiş." Tam kapatacaktık ki arkadan Fatih'in sesini duydum. "Yenge, Miraç abi seni geçmiyor biraz daha hızlan, çok yavaşsın." Miraç dahil herkesten azar yiyen Fatih ile konuştum. "Miraç? Ben yavaş mı gidiyorum?" Hız yapıyorum diye o kadar laf ettikten sonra yavaşladım diye bunu diyemezdi. "Yok, yok. İyi böyle. Sen çok güzel kullanıyorsun. Boş ver Fatih'i." Ses tonu hiç inandırıcı gelmemişti. Fatih'in "abi aşk olsun" demesi üzerine Miraç "Oğlum sen de bir dur" diyince iyice gaza gelmiştim. Şehir dışında olduğumuz için yollar boş sayılırdı. "Miraç, yarışıyoruz. Eve önce varan kazanır. Kaybeden ne isterse yapacak. Tamam mı?" Hızla konuştuğumda sonuca büyük bir şey koymazsam kabul etmeyeceğini biliyordum. Duraksayan sesi ile doğru yolda olduğumu anladım. "Her şeyi mi?" Gaza biraz daha basarken mırıldandım. "Her şeyi." Kabul ettiğini belirtircesine önüme geçtiğinde gülerek telefonu kapattım. "Ozan bize güzel müzikler aç"
Herkese selam. Görüş ve önerilerinizi ız k sevinirim. Sevgiler ve öpücüklerlee 💋
