17. bölüm · Spotlight

16. Bölüm

Attaog

Lina

Uyandığımda odamdaydım. Dünkü kıyafetlerim üzerimde duruyordu. Perdeler kapatıldığı için saatin kaç olduğunu da anlayamadım.Telefonumu elime aldığımda saatin 11 e geldiğini görünce yataktan kalktım. Üzerimde çok uyumanın verdiği bir uyuşukluk vardı. Banyoya girip suyu açıp üzerimdekileri kirli sepetine attım. Küvette oturup fayansları izlemeye başladığımda vücudum sıcak suyun altında iyice gevşiyordu. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyordum ama Chloe'ye sarılırken ara ara Giray'ın saçımı okşayan parmaklarını hissetmiştim. Beni daha da mayıştıran bu hareketi sevdiğimi ben bile bilmiyordum. Kısık olsa da konuşma seslerini de duymuştum. Çocuklar gece burada kalacaklardı. Daha uyanmadıklarını tahmin etmek zor değildi. Onlarla birlikte vakit geçirmekten hoşlanmıştım. Dün gece bir aile gibiydik. Çok kalabalık olmayan ama birbirine değer veren bir aile gibi. Giray'la birbirimizi geç bulsak da çoktan kabullenmiştim. Kıvanç ise benim için Giray'dan farklı değildi şuan. Chloe zaten benim minik bebeğimdi. Dün çocuklar ile kötü bir başlangıç yapsa da onları sevmiş ve kucaklarından inmemişti. En ufak ilgi görünce o kişiye bağlanması bana kendimi hatırlatıyordu ve ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Küçük kızım ve ben çok fazla sevgiye açtık. Miraç ise çok farklıydı. Tek başına tüm eksiklerimi tamamlamaya çalışıyordu. Benim yanında çocuklaşmama izin veriyor hatta benimle çocuk oluyordu. Beni koruyor üzülmemem için her şeyi yapıyordu. Yıllardır istediğim şeyleri onun beni cesaretlendirmesi ile kolaylıkla yapabiliyordum. Şu birlikte geçirdiğimiz iki üç gün benim için zannettiğimden farklı bir yaşam olmuştu. Yalnız yaşamaya alışkın olduğum için zorlanırım diye düşünüyordum. Her şeyi birlikte yapmaktan keyif almıştım, yalnız yediğim yemekleri onunla yerken daha lezzetli geliyor, izlediğim filmler onunla daha farklı hissettiriyordu. Tek başına yaptığım her şeyi onunla tekrar yapmak istiyordum. Temas sevmediğimi zannederken ona dokunmaktan çok hoşlanıyordum. Çok hızlı gelişen duygularım ile ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ona mı özeldi bu halim yoksa bana olan ilgi miydi, emin değildim. Birbirimizi yeniden tanımaya çalışıyorduk.
Keyifsiz hallerinde onu neşelendirmeye çalışıyordum. Görmeyince merak ediyor, antrenmanda kendini zorlayacak diye endişeleniyordum.
Onun da bir şeyler hissettiğini görebiliyordum. Benim ne yapacağımı bilmeyen halimin aksine kendinden çok emindi. Beni sakinleştirmese ben çoktan kaçmıştım sanırım. Kamera önünde hislerimi belli etememeye çalışıyordum. Yediğim linçlerden sonra eskisi gibi rahat edemiyordum. Onu sevenler beni ona uygun bulmuyordu. Çok fazla ona bakmamaya, dokunmamaya çalışıyordum. Bunu fark ettiği anlarda bana garipsercesine baksa da henüz bu konuda konuşmamıştık.

"Lina" Odamın kapısı açıldığında bornozumu giyiyordum. Miraç'ın hafif gergin gelen sesi ile hızlıca banyodan çıktım. Uykudan yeni kalkmış gibi duruyordu. Saçları birbirine girmişti ve üzerinde bir şey yoktu. Çok etkileyici görünüyordu. Birbirimizi süzerken bir süre hiç konuşmadık. Baştan aşağı tüm bedenimi taradıktan sonra yutkundu. Ona dokunmak istiyordum. Birbirimize doğru istemsizce bir adım attığımızda ne diyeceğini unutmuş gibiydi. Nefesim hızlanmaya başladığında kalbimin sesi dışarıdan bile duyuluyor olmalıydı. Burunlarımız birbirine değdiğinde gözlerimi kapattım. Aşağıdan gelen havlama sesi ile duraksadım. Kardeşlerimizin evde olduğunu hatırlayınca kendime geldim. Geriye bir adım atarken gözlerimi açtım. Aniden geri çekilmemle bocalamış görünüyordu. Boğazımı temizlerken makyaj masama yaklaşıp saçımdaki havluyu çıkardım. "Günaydın" Aynadan ona bakarken hala beni izlediğini gördüm. Elini saçına attığında şişen kol kası ile nefesimi tuttum. "Günaydın. Bir sorunumuz var." Saçımı tararken ona döndüm. Derin bir nefes alıp konuştu. "Bigem burada, beni o uyandırdı. Kahvaltı hazırlamış. İlk konuk olarak gelmişler." Hızlıca konuştuğunda onu anlamaya çalışıyordum. O kadının burada ne işi vardı. "Çocuklar nerede? Ne kahvaltısı? Anlamıyorum."
Anlamak istemiyor da olabilirdim tabi. Saçımı taramayı hızlıca bitirdiğimde giyinme odasına ilerledim. O da ilerleyip yatağa oturduğunda birbirimizi göremiyorduk. "Çocukları uyandırmış masada olduklarını söyledi. Beni de az önce uyandırdı. WhatsApp grubuna baktığımda ilk konuk olarak Bigem ve Emir'i davet ettiklerini gördüm. Sabah erken gelmişler. Tüm ekip aşağıda sanırım. Ben de onu hemen gönderip sana geldim." Hızlıca iç çamaşırlarımı giydikten sonra üzerime gri eşofmanımı ve ince siyah kazağımı geçirdim. Hem evimize habersiz geliyorlardı hem de kahvaltı hazırlıyorlardı. Bir de üstüne benim dışımda herkesi kaldırıp aşağıya çağırıyordu.
Aklıma gelenle kaşlarımı çattım. Kafamı kapıdan uzattığımda kafasını kaldırıp bana baktı. "Seni böyle mi gördü yani?" Ağzımdan kaçanlar ile ikimizde şaşırdık. Diğer her şey daha az canımı sıkmıştı. Miraç gerildiğinde söylemediği bir şey olduğunu fark ettim. Ona doğru yürüdü. "Bir şeyi saklıyorsun. Ne o?"
Önünde dikilmeye başladığımda kafasını kaldırıp aşağıdan bana baktı. "Yok bir şey. Hem bilmiyordum ki ben hep böyle uyuyorum." Onu dikkatlice incelerken ayağı kalktığında geriledim. "Ben de giyinip geliyorum." Arkasını döndüğünde omuzunu görmemle elimi atıp onu tuttum. Omuzundaki öpücük izi sakladığı şey olmalıydı. Tırnaklarımı sertçe ruj izine batırdım. "Ben sen sandım ilk başta." Bir çırpıda dediği şey üzerine ikimizde duraksadık. Ben sanıp ne yapmıştı ki. Tırnaklarımı daha sert bastırdığımda inledi. Aklımı okumuş gibi konuştu. "Bir şey yapmadım. Yani hemen anladım. Odadan çıkmasını söyledim. Ve hemen yanına geldim." Açıklaması ile elimi ondan çektim. "Hoşuna gitti mi?" Tırnak izlerim kırmızıdan mora dönerken bana doğru döndü. Hızlıca konuştu. "Hayır, yani sen- o olduğunu anla- hayır. Hiç hoşlanmadım." Panikle ne diyeceğini bilemeyen hali beni keyiflendirmişti. Aramızdakilere önem verdiğini görmek güzeldi. Hemen yanıma gelmesi de çok tatlı bir hareketti. Onun bir suçu yoktu o kadının hadsizliği sonuçta. Odada ilerleyip makyaj masamdan pamuk alıp makyaj temizleme suyundan döktüm. Elimdekileri görünce geri oturmuştu. Arkasına geçtiğimde elimi diğer omuzuna atıp tutundum. Tırnaklarımı o tarafa da batırırken sertçe izi silmeye başladım. "Aşağıya inince bu durum hakkında konuşacağız. Habersizce kimsenin eve gelmemesini ve daha önemlisi kimsenin yukarıya çıkmamasını sağlayacağız. Tamam mı?" Ruj çıktığında durdum. Kafasını hızlıca sallarken eğilip kızaran yere dudaklarımı bastırdım. Ona arkadan sarılırken ellerini kollarımın üzerine koymuştu. Parmaklarımı karnında oynattığımda kasıldı. Kulağına nefesimi üflediğimde göğsü hızlıca inip kalkmaya başladı. " Sen ne üstüne bir şey giymeden uyuma olur mu? Hasta olmanı istemem." Yutkunma sesini duyunca gülümsedim. "Giyerim." Ondan ayrılırken konuştum karnına bir iki kere elimle hafifçe 'aferin' dercesine vurdum. "Hafif bir makyaj yaptıktan sonra hazırım." Bana son bir bakış atıp odadan çıktığında gülümsemem soldu. Bigem sınırlarımı zorluyordu. Kesinleşen bir ilişki olmasa da bir şeyler vardı sonuçta.

Far sürmeden rimel ve hafif bir balm sürüp parfüm sıktım. Odanın kapısını açtığımda hemen arkamdan Miraç da odasından çıktı. "Birlikte inelim." Üzerine siyah ince kazak ve altına gri eşofman giymişti. Uyumlu görünüyorduk ve üzerimize bakıp gülümsemesinden bilerek yaptığı belli oluyordu.
Önde ben arkamda o olacak şekilde aşağıya indigimizde direkt mutfağa yöneldik. Yolda ekipten biri bahçede olduklarını söyleyince geri döndük. Salona girdiğimizde Chloe'yi gördüm. Yastıklardan birinin arkasına girmiş saklaniyordu. Bizi görünce oradan çıkarken eğildim. "Seslerden korkmuş olmalı" Kucağıma aldığımda kafasını boynuma soktuğunda titreyen bedenine sarıldım. Kızımın hali ile iyice modum düşmüştü. Miraç eğilip kafasına öpücük kondurduğunda biraz da olsa sakinleşmişti. "Konuşulması gereken bir konu daha." Hem konuşmamız gerekiyordu hem de bir an önce odasını hazırlamalıydık. Chloe'nin yastığını göremeyince etrafa bakındım. "Yastığı nerede?" Miraç salonun köşesine doğru ilerlerken ben de çok az görünen pembeliği fark ettim. Kaşlarımı çatarken konuştum. "Kendi mi taşıdı ki kaç gündür hiç yapmamıştı böyle bir şey." İnşallah gelenler böyle bir şey yapmamışlardı. Miraç yastığı alıp koltuktaki yerine koyduğunda ben de Chloe'yi üzerine bıraktım. Bahçeye açılan kapıdan geçtiğimizde herkesin masada olduğunu gördüm. "Günaydın" Diğerleri bana karşılık verirken Bigem oturduğu yerden kalktı. Üzerinde simli mini bir etek ve kırmızı bir bluz vardı. Topuklulari ile taşlı yolda nasıl yürüyebildiğini merak ettiğim sırada bana çarpıp arkamdaki adamın boynuna atladı. "Miraç! Seni çok özledim." Tam dudaklarını yanağına bastıracağı sırada Miraç ile göz göze geldik. Kendini geri çekerken kızdan ayrıldı. "Hoş geldiniz." Masaya doğru yürümeye devam ederken Bigem arkamızdan konuştu. "Sana da günaydın tatlım. Öğlen oldu ama neyse artık." Ona göz devirirken kafamla Berkay'a selam verdiğimde mahçupca gülümsedi. Ayağı kalkan Emir'e elimi uzattığımda yüzü asilsa da bozuntuya vermemişti. Elimi tutup dudaklarına götürürken göz kırptığında yüzümü buruşturmamak için zor tuttum kendimi. "Güzelliğinle bizi şereflendirdin." Ona zordan gülümserken masada ona en uzak yere Kıvanç'ın yanına oturdum. "Seni bekledik başlamak için. Hadi gel. Menemen yaptım sana sen seviyorsun diye." Bigem'in sözleri ile Kıvanç gülmesini bastırmaya çalıştı. Bana doğru eğilip fısıldadı. "Lina hani annem abime gelin adaylarını menemen ile test ediyordu ya. Abim onun yaptığı menemenden sonra bir hafta menemen yemedi biliyor musun? O kadar kötüydü ki." Şaşkınlıkla masaya döndüğümde ortada menemen olduğunu yeni anladığım yemeğe baktım. Masa genel olarak garip duruyordu. Sadece tabaklar ve ortadaki tava vardı. Çay bardakları vardı ama çaydanlık görememiştim. "Kahvaltılıkları bulamadınız galiba keşke önce bizi uyandırsaydınız." Kardeşim karşımda bana acıklı bakışlar atarken kıyamamıştım. "Sen hem misafiri karşılamayıp bir de hazırladığım kahvaltıya laf mı ediyorsun? Kusura bakma tatlım ama hala pijamalarin ile otururken konuşmaya hakkın yok." Söyledikleri ve çirkefliği ile ağzım açık kalmıştı. Kardeşimin yanında oturan Miraç bana sakin ol bakışı atarken dudaklarımı birbirine bastırdım. "Bigem keşke siz de önceden haber verseydiniz. Hem biz sizi daha iyi ağırlardık hem de çok hoşlanmıyoruz biz bu şekilde habersiz gelinmesinden. Bu konuyu ekip ile daha sonra konuşacağız. Ellerine sağlık Bigem ama biraz daha beklerseniz hemen kalanları getiririm ben." Miraç ayaklandında tam peşinden gidecekken Bigem ayaklandı. Ev sahibi tavırlarına sinir olmuştum. "Bekle beni Miraç sana yardım ederim." Gözlerimi devirirken ayağı kalktım. "Sen otur tatlım yorulmuşsun zaten. Hem sen misafirsin. Bize biraz müsaade edin olur mu? Kahve ikram edelim size. " Onu dinlemeden yanından geçip gittiğimde arkamdan herkesin ayaklandığını duydum. "Abla hep beraber hazırlarız hemen." Mutfağın halini görünce kapıda durdum. Tezgahların üzerinde ocakta her yerde bir şeyler vardı. Miraç temizlemeye çalışırken derin derin nefesler aldım. Sadece bir menemen yaparak mutfağı nasıl bu hale getirmiş olabilirdi. "Oha burada ne olmuş ya?" Kardeşimin sesi ile ona bir bakış atıp ilerledim. "Siz açsınız diye acele ettim de." Bigem'in sesine tahammül edemediğimi söylemiş miydim?
"Siz oturun lütfen. Giray ablacım sen kahve yapar mısın?" Lütfen kelimesini bastırarak söylerken Miraç'a yardım etmeye başladım. O zaten yüzeyde duran büyük parçaları almıştı. Temizlik için yarın görevli gelecekti. Biz şimdilik temzilesek yeterdi. Bez ile tezgahı silerken ona yaklaşıp konuştum. " Ben kahvaltılık çıkarıyorum, başka ne yapalım?" O da bana iyice yaklaşıp fısıldadı. "Menemen yapar mısın? Lütfen. O şeyi yemek istemiyorum. Hasta ediyor beni. " Masum ve çaresiz çıkan sesi ile kıkırdadım. Menemen yapamazdık. Ne olursa olsun kıza ayıp olurdu. "Üzgünüm menemeni sonra yaparım. Ayıp olmasın kıza o kadar uğraşmış senin için. Yersin bir şey olmaz." Bana acıklı bir bakış atarken ondan uzaklaştım. Buzluktan börekleri çıkarıp air fryer a attıktan sonra patates kroket peynir çubukları nugget gibi dondurulmuş atıştırmalıkları da çıkardım. Hepsini tepsiye koyup fırına attıktan sonra kahvaltılıkları çıkarmaya başladım. Miraç ta o sırada çayı hazırlıyordu. "Vay canına ne kadar uyumlusunuz. Lina sen aşırı hızlısın ve Miraç sana çarpacak diye bekliyordum." Emir in konuşması ile ben gülümserken Miraç homurdandı. "Tüm yemekleri birlikte hazırlıyoruz. Alıştık diyebilirim." Kahvaltılıkları tabaklarken o da söğüş tabağını hazırlıyordu. "Bana yemek yapmayı da öğretiyor. İyi bir öğrenci olmaya çalışıyorum." Bana göz kırptığında kıkırdadım. "En iyi öğrencim sensin." Tek öğrencim de oydu ama olsun. Bigem ters bakışlarla bizi izlerken ayaklandı. "Sana yardım edeyim Miraç." Kalkıp yanına gittiğinde Miraç ona yardım edilecek bir şey yok dese de yanında dikiliyordu. Air fryer dan ses geldiğinde bir işe yarasın diye düşünerek Bigem'e seslendim. "Bigem rica etsem börekleri çıkarabilir misin?" Bigem zordan da olsa yapmaya gittiğinde ben de fırındakileri çıkardım. "Lina hem bu kadar güzel olup bu kadar mutfakta yetenekli olmayı nasıl başarıyorsun?" Emir'in ara ara bana yürümesi, Bigem'in Miraç'a yürümesi, bizim gergin hallerimiz, Giray'ın Emir'e ters bakışları ve Kıvanç'ın çok eğlenmesi ile her şeyi hazırlamıştık. Masaya oturduğumuzda gerçekten acıkmıştım. Yanıma oturacak olan Emir'i son anda ekarte edip aramıza oturan kardeşime Miraç gurur dolu bakışlar atıyordu. Kendisi denemiş olsa da yanındaki kadından kaçamamış bir şekilde karşımda oturuyordu.
Masadaki menemeni en köşeye soğumuş o bahanesi ile en köşeye iten çocuklara gülümsedim. Bigem suratını assa da Emir dahil herkes yemek zorunda kalmadığı için mutlu görünüyordu. Kahvaltımızı ederken buraya gelme nedenlerini hatırlayarak Bigem'e hitaben konuştum. "Bigem, sanırım bir yanlış anlaşılma olmuş. Biz de sen açıklama yapınca öğrendik. Böyle karışıklıkların olması üzücü. Tekrardan kusura bakma lütfen."
Benim konuyu açmam ile zoraki gülümseyen kadın konuştu. "Biz de toplantıdaydık Lina. Ne düşünmemi bekliyorsun?" Miraç ilerdeki ahududu reçelini alıp önüme koyduğu sırada konuştu. "Sizin de aynı kanalda diziniz var ya biz öylesine uğradığınızı düşündük." Ben onaylarcasına kafamı sallarken Giray konuştu. "Bigem sen zaten bu projede çok zorlanırmışsın. Bir menemen için o kadar dağınıklık." Hepsi kahkaha atarken Bigem bozulsa da belli etmemeye çalışıyordu. "Evet tatlım ben ev hanımı olmaya uygun biri değilim zaten. Bir sürü davete katılıyorum çalışıyorum. Lina fazla evcimen." Laf sokmaya çalışması ile gözlerimi devirdim. Bu program zaten şuan ki işimizdi. "Tatlım, burada yaşarken ikimiz de evde vakit geçirmeye özen gösteriyoruz. Miraç zaten izinde ben de işlerimi önden hallettim ve programımızı ayarladık. Proje şuan işlerimizden biri ve bu şekilde yaşamamız gerekiyor. Dosyada yazıyordu aslında kabul etmeye heveslenirken keşke önce okusaydın. Boşuna üzülmüşsün o kadar." Söylediklerim ile moraran kadını gördüğümde yanımda gülen kardeşimi dürttüm sussun diye. "Bigem olan oldu uzatma istersen. Zaten bizim dizi ile birlikte yürütmen çok zor olurdu." Emir bana sürekli asılması dışında mantıklı biri olabilirdi. Dizi çekimleri çok yoğun ve yorucu diye biliyordum. Yetişmesi gerçekten çok zor olurdu.
Onun neden böyle davrandığını anlıyordum. Ama benim de yapabileceğim bir şey yoktu.
Kahvaltıdan sonra salonda oturduk. Giray ve Kıvanç'ın yoğun ısrarları üzerine masayı onlar toplarken Emir'in ısrarı üzerine de Bigemle ikisi kahve yapıyordu. "Kendimi öğrenci evinde gibi hissediyorum." Kıkırdarken Miraç'ı onayladım. "Ben hep öyle hissediyorum. Sen benim ilk ev arkadaşımsın." Belli bir yaşa kadar dadımla ondan sonra da yurtta kalmıştım. Üniversite'de kendi evim vardı. Modelliğe küçük yaşta başlamıştım. Babannem destek olmaya çalışsa da ben kendi paramı harcamakta ısrarcıydım. Chloe'yi kucağına alırken gülümsedi. "Sen de benim en güzel ev arkadaşımsın. Mert iyi çocuktur ama pek güzel olarak tasvir edemem." Ona güldüğüm sırada Emir elinde tepsi ile içeri girdi. O kahvelerin bir kısmını bırakırken ben de su almak için ayaklandım. Mutfağa girdiğimde çocuklar işlerini bitirmek üzereydi. Bigem de kahve makinesinin başında bekliyordu. Bana bakış attığında ben de ona 'ne var' bakışı attıktan sonra dolaptan aldığım bardağa su doldurdum. Suyumu içerken Bigem kahveyi fincanlara boşalttıktan sonra elindeki hazneyi durulamak için lavaboya doğru geçti. Tam o sırada çocukların bulaşıkları makine yerleştirirken yere döktükleri sabunlu suya basıp kaydı. Ufak bir çığlığın ardından yere düşerken elindeki haznede kalan kahve de üzerine döküldü. Çocuklar gülmeye başlarken yanına gidip eğildim. Komik düşmüş olabilirdi ama gülecek kadar yakın değildik. "İyi misin? Yandın mı?" Onu kolundan tutup dikkatlice kaldırdığımda iyiyim dercesine kafasını salladı. Üstü başı her yeri pislenmişti. Topuklu ayakkabılarından biri ayağından çıkmış bir tarafta duruyordu. Elindeki hazneyi alıp tezgaha bırakırken hala gülen çocuklara ters bir bakış attım. O kadar yüksek topuklu ile sakatlanabilirdi bile. "İyi misin Bigem. Ne oldu?" Salondakiler çığlığını duymuş olmalıydı. Gerçekten bir an bekledim. Bigem'in Miraç'a kendisini atmasını ve ağlamasını. Ama yapmadı. Gerçekten utanmış olmalıydı. Onun gibi egosu yüksek bir insan için bu beklediğim bir şey değildi. "İyiyim. Ayağım kaydı sadece." Onu masaya doğru yürütüp oturmasına yardımcı olduğumda Miraç'ın uzattığı suyu alıp içmesine yardımcı olmaya başladım. "Kızım sen de eve misafir geliyoruz galaya gider gibi giymissin uzun topukları." Emir'e Bigem'e olduğumdan daha çok gıcık kapmaya başlıyordum. Boş yapmasındı. Kız hoşlandığı çocuğun yanına geliyor tabi böyle giyinmesi normal. Beni de rakibi olarak gördüğü de apaçık ortada. Ne yapmasını bekliyorsa. "Bizim çocukların suçu yere su döktükten sonra silmemişler. Sen kameraları burada açıkça görmesen de biz program çekiyoruz. O konuk olarak gayet şık giyinmiş." Kadın dayanışması adı altında biraz fazla savunmuş olabilirdim ama erkek haliyle ona neydi canım. Bigem'e bana teşekkür edercesine baktıktan sonra kafasını eğip üzerinin halini görünce gözleri doldu. Şu haline birazcık üzülmüş olabilirdim. Çünkü çekime devam etmemiz gerekiyordu. Tavrından yanında yedek kıyafet olmadığını anlamak zor değildi. "Sana kıyafet vermemi ister misin?" Olumluca kafasını sallarken Giray elinde ayakkabısının eşi ile geldi. Önünde eğilerek uzattığında onu neşelendirmeye çalışan haline gülümsedim. "Özür dileriz Bigem." Ayakkabıyı elinden aldıktan sonra ayağındakini de çıkardı. "Önemli değil."
Odama çıktığımızda ben giyinme odasına ilerledim. "Tam şov kızısın. Beni korumalar falan. Tebrikler. İyi oynadın." Bigem eski haline dönmüştü anlaşılan. Ona göz devirirken eşofman ve sweatshirt alıp uzattım. Pijama diyerek dalga geçtigi kıyafetler ile devam etmesi ona en güzel cevap olurdu. Evde ne giyiyorsa artık. Sahte gülümsemem ile ona uzattığımda elimdekilere yüzünü buruştursa da başka çaresi olmadığı için aldı. "Sana istediğini vermeyeceğim Bigem. Banyoda giyilebilirsin." Neyden bahsettiğimi anlamışça baktığında sadece gülümsedim. O banyoya ilerlerken cam kenarındaki koltuğa oturdum. Çok sürmeden çıktığında ayağı kalktım. "Çok yakışmış" Alaycı sesim ile ters bakış atarken odadan çıktım. Tam merdivenlerin önündeyken sırtımda bir el hissetmem ile duraksadım.
Yapmazdı değil mi?