12. bölüm · Spotlight

12. Bölüm

Attaog

Lina

(2 hafta sonra)

"Evet! Kayıttayız." Görüntü yönetmeninin sesi ile eve giriş yaptık. Elimdeki kırmızı bavulumu arkamdan sürükleyerek holün ortasına kadar yürüdüm. Miraç'ın elinde ise küçük bir el bavulu vardı. Ne klişe ama. Kendi bavullarımız çoktan odalarımıza yerleştirilmişti. Boş bavullar ile eve gelişimizi çekiyorlardı. "Evet çok iyi, şimdi biraz eve bakınıyormuş gibi yapın." Holün sonundaki salona doğru bakarken Miraç da duvarlara falan bakıyordu sanırım. "Güzel güzel. Şimdi yavaşça birbirinize doğru bakın ve bitirelim." Yavaşça kafamı yukarı kaldırdım ve 'biz ne yapıyoruz şu an?' der gibi Miraç'a baktım. Göz göze geldiğimizde o da 'bilmiyorum' der gibiydi. Bakışmamız sürerken çekimin bittiğine dair gelecek olan komut bir türlü gelmedi. Sonra dayanamadım. Gülmeye başladığımda Miraç da gülüyordu. Biz böyle kahkaha atarken sonunda çekimin bittiğine dair işaret geldi. "Kusura bakmayın dayanamadık." Miraç konuştuğunda ben tekrar çekmek için kendimi hazırlıyordum. "Hiç problem değil çok doğal böyle kullanırız. Siz kendiniz gibi olun." Evet kendimiz gibi olmamız gerekiyordu. Senaryomuz yoktu, sadece yapacağımız etkinlikler ve konukların listesi verilmişti. Kendi hayatımızı yaşamamızı istiyorlardı. Ama birlikte yaşayarak yapacaktık. Projemiz buydu: Ev Arkadaşı

Giriş sahnesinden sonra onlar dışarı odak alıp evin dışını çekerken biz de salonda oturduk. Evin her yerinde kameralar vardı. Bu büyük ev proje için özel olarak tasarlanmıştı. Daha doğrusu ikimiz için. Gökçe ablalar ikimizin de kendi evini bildikleri için ortak evi de onlar tasarlamıştı. Her köşesi ortak kararımız ile yapılmıştı. Çok zorlandığımızı söyleyemem doğrusu. Miraç uyumlu biriydi. Mobilyalar falan çok umurumuzda değildi. Salonumuz açık gri u şeklinde rahat koltuklardan ve orta sehpadan oluşuyordu. Karşısında ise büyük ekran bir televizyon vardı. Konukları ağırlayacağımız yer burası gibi duruyordu. Mutfak kocamandı ve her şey düşünülmüştü. Kendi kendimize çekim yapmamızı da istedikleri için tezgahı görecek şekilde kamera bile vardı. Bize verilen çizelgedeki profesyonel çekimler dışında biz elimizde kameralar ile yaşayacak gibi duruyorduk. Salon ile aynı katta mutfak, bir banyo, spor odası ve hobi odası vardı. Üst katta ise yatak odaları ve çalışma odası vardı. İkimizin odaları karşılıklıydı. Diğer odaların kapıları ile büyük bir çember oluşturuyorlardı. Ev sade ve spordu. Genel olarak gri renkler hakimdi diyebiliriz. Üst katta sadece holde kameralar vardı. Hareket sensörlü kameralar evde sürekli ekibin dolaşmasını önleyecekti. Odalarımız bize göre tasarlanmışlardı. Kişisel banyolarımız ve giyinme odalarımız vardı. Evimdeki giyinme odam gibi olmadığı için mutluydum. Her üzerimi değiştirmek istediğimde odadan çıkmama gerek yoktu. Odamda beyaz tonları hakimdi. Sade ve evin geri kalanına bakıldığında oldukça şık tasarlanmıştı. Yatağın yanında komodin vardı, çaprazında camın önünde çalışma masası ve kitaplık vardı. yanındaki okuma koltuğu çok rahattı. Hazırlanmam için büyük bir makyaj ünitesi yapılmıştı. Makyaj malzemeleri ve saç ürünleri ile eksiksiz duruyordu. Miraç'ın odası ise daha erkeksiydi. Koyu gri ve siyahlardan oluşuyordu. Bana göre daha az eşyası olsa da onun da tüm eksiklerine uygun tasarlanmıştı. Giyinme odası benimkinden biraz küçüktü ve onun hazırlanması için gerekli her şey banyodaydı. Çalışma odası ikimiz için tasarlanmıştı. Oda ikiye bölünmüş bir tarafı pembe dekore edilmiş diğer tarafı ise lacivertlerle donatılmıştı. Hobi odası dışında en renkli odaydı diyebilirim. Pembe rengi aksesuarları çok seviyordum. Miraç oyun oynadığı için ona oyuncu düzeneği kurulmuş sonra pembe hali de diğer tarafa yapılmıştı. Mavi tarafın duvarlarında formalar, pembe tarafta ise estetik poster kolajları vardı. Ekranların etrafı altı ledli dolaplarla donatılmıştı. Miraç'ta figürler varken benim tarafımda peluş oyuncaklar falan vardı. Odadaki minik buzdolabı Miraç'ın özel isteği üzerine eklenmişti. Oyun oynarken aşağıya inmek zor olacakmış. Çalışma odasını ne kadar kullanırım bilmiyorum ama hobi odasının son hali beni orada yaşamaya ikna etmek üzereydi. Burası da ikiye bölünmüştü. Çalışma odasının aksine koyu tonlar değil pudra ve gök mavisi tonlarındaydı. Bir duvar raflarla kaplıydı, rafları bulundaki taraflara göre koyu pembe ve koyu maviye boyamışlardı. Büyük puzzle masasını toz pembe nasıl yapmışlardı bilmiyorum ama aşık olmuş olabilirdim. Mavi tarafta ise lacivert bir bilardo masası vardı. Kitaplar için iki tarafa da rahat koltuklar eklenmişti. Oyun konsolları için mavi tarafa ekran konmuş, pembe tarafa ise projeksiyon cihazı ve perdesi yerleştirilmişti. Plaklar ve yeni bir pikap alınmıştı. Çanta şeklindeydi ve o da pembeydi. Dolaplara resim malzemelerim ve örgü için ipler konmuştu. Duvara nişler yapılmış oralara dekoratif ürünler ve bir sürü masa oyunu konmuştu. Bir köşeye kahve makineleri ve kupalar konmasını da ben istemiştim. Çatı katından inip kahve almaya hep üşeniyordum. Duvardaki boş raflar gelen misafirlerin hediyeleri için ayrılmıştı. Hani çocukken dizilerde görüp istediğimiz o renkli odalar vardı ya bu iki oda o şekilde dekore edilmişti ve biz bunu çok sevmiştik. Gerçekten öğrenci evi gibi hissettiriyordu bazı açılardan. Her anımızın izlenecek olması beni germiyor değildi. Ev bir sitede bulunsa da etrafında bir sürü koruma sürekli bekleyecekti. Önümüzdeki 1 yıl burada yaşayacaktık.

Ben instagrama hikaye atmayı bile unutuyordum, bir şeyler yaparken kamera açmayı nasıl hatırlayacaktım? Hem aklıma takıla bir soru daha vardı. Biz bu projeyi babannem için kabul etmiştik. Peki ama bu proje düşünüldüğü gibi işe yarayacak mıydı? Gelen konuklar falan izlenebilirdi ama benden puzzle yaparken bile kamera açıp çekim yapmamı istiyorlardı. Her gün yayınlanacak olsa da ben konuksuz bölümlerin izleneceğini çok zannetmiyordum. Ve evet her gün internet platformunda yayınlanacaktı. Evin çekimi önceden yapılmış ve fragman yayınlanmıştı. İsimlerimizi gizli tutarak izlenme sayısını arttırmayı planlamışlardı. Etkili de olmuştu iki hafta boyunca yayınlanan kısa videolar ile ev hazırlığı çekilmiş insanlar dekorasyonlardan bizi tahmin etmeye çalışıyorlardı. Bölümlerin bir hafta sonra yayınlanmaya başlanması planlanıyordu. Bugün de eve tam anlamıyla taşınıyorduk. Önceden gelip eşyaları yerleştirmiştik. Şimdi de kendimiz giriyorduk.

Çekim bittiği için herkes toplanıyordu. Giriş konuşması yapmamıştık. Biraz gizli çekim tadında olsun istiyorlarmış. Çekim ekibi kameraların nasıl kullanıldığını anlatmışlardı. "Alış verişi çekmeyi unutmayın arkadaşlar. Berkay sizinle gelecek." Görevliye onay verdikten sonra oturduğum yerden kalktım. Büyük bir alışveriş olacaktı. Berkay kamerasını kontrol ettikten sonra yanımıza gelip kameralı gözlükleri verdi. Dışarıdaki çekimler genellikle bu gözlükler ile yapılacaklardı. Gözlük kutusunu masaya bıraktım. Miraç üzerindeki beyaz gömlek ve kot pantolon ile markete gidebilecek olsa da ben kısa beyaz elbisem ve uzun topuklularım ile gidemezdim. "Üzerimi değiştirip geliyorum ondan sonra alış veriş için çıkabiliriz." Onaylayan mırıltıları gördüğümde odama çıktım. Miraç da arkamdan geliyordu. "Ben de rahat bir şeyler giymek istiyorum." Arka arkaya üst kata çıktığımızda ona döndüm. "Hayatımızı çekeceklerini söylediklerinde bu kadar olacağını düşünmemiştim." Miraç da başını salladı. "Ben de sabahları uyanınca sporumuzu falan çekerler sanıyordum. Film çekiyor gibiyiz ama senaryo hayatımız." Miraç olmasaydı başkası ile bu işi yapmayı kabul etmezdim. Babannem de bu nedenle Miraç ile yapmamızı istiyor olmalıydı. "Sen olduğun için daha rahatım tanımadığım biri ile aynı evde yaşamak beni çok gererdi." Aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını çattı. "Ben de istemezdim. Yani başka biri ile yapmayı." Düşünülen diğer isimleri hatırlayınca yüzümü buruşturdum. Ben kabul etmeseydim Miraç Bigem'le yaşamak zorunda kalacaktı. Bense tanımadığım bir oyuncu ile. O var diye kabul etmiştim ama o bunu bilmiyordu. "Ben olmasaydım Bigem ile yaşayacaktın. Duyduğuma göre projede yer almak için çok çabalamış. Senden gerçekten hoşlanıyor olmalı." Aklıma o ihtimal gelince midem bulandı nedense. Miraç bana bir adım yaklaştı. "Sen de o çocukla olacaktın. Neydi adı Eren mi ne?" Sesinin homurdanıyor gibi çıkması ile kıkırdadım. "Emir Taşdemir. Bilemiyorum iyi birine benziyordu. Bigem'in dizideki partneriymiş." O çocuktan hiç hoşlanmamıştım. Miraç ile kabul etmeden önce kanala toplantı için gitmiştik ve ikisi de oradaydı. Bigem ile yaşamayı bile tercih ederdim o çocuk beni tedirgin etmişti. Bigem konusunda hala bir şey dememişti. Ona bir adım daha atıp yüzümü kaldırdım. "Üzüldün mü? Bigem yok diye." Cevap vermeden yüzüme baktı. "Ben üzülmedim. Yani Emir yerine sen varsın diye. Söylemiştim ya tanıdık biri ile daha rahat olurum." Saçmalıyordum ama o konuşmuyordu. "Sadece tanıdık olduğum için mi kabul ettin? Başka bir tanıdığın olsaydı kabul eder miydin?" Etmezdim. Kafamı iki yana sallayıp onu reddettim. "Neyse geç kalıyoruz. Berkay aşağıda bekliyor." Arkamı döndüm. Odamın kapısını açtığımda konuştu. "Kabul etmezdim. Bigem var diye değil sen yoksun diye etmezdim." Arkamı dönüp ona gülümsediğimde hala orada duruyordu. "15 dakikaya aşağıdayım." Odaya girdim. Kapıyı arkamdan kapattığımda hala gülümsüyordum. Makyajım rujum dışında çok abartılı değildi. Kırmızı ruju silip yerine pembe bir gloss sürdüm. Beyaz eşofman takımını giydim. İçime beyaz halter yaka kısa atlet giydiğimde fermuarı göğsüme kadar çektim. Takı olarak genellikle taktığım altın kolyemi taktım. Küçük halka küpelerim ile uyum sağlıyordu. Beyaz spor ayakkabılarımı da giyince hazırdım. Çanta almadım. Üzerime koyu gri uzun trençkotumu alıp cebine telefonumu ve kartlığımı attığımda hazırdım.

Aşağıya indiğimde herkes oradaydı. Gözlüklerimizi taktık. Miraç siyah eşofman sweatshirt giymiş üzerine de siyah bir yağmurluk almıştı. Ayağı gittikçe iyiye gidiyordu ama çok ayakta kaldığında ağrıdığını söylemişti. Birbirimizi incelerken kapıya yönelmiştik. Kısa mesafede araba kullanmasında sıkıntı olmasa da benim içim rahat etmiyordu. "Benim arabamla gidelim." Kendi arabamın anahtarını alacakken durdurdu. "Senin bagajına alacaklarımız sığmaz. Benimki ile gidelim." Onun arabası daha büyük ve daha yüksekti. Benimki spor araba olduğu için onunkinin yanında oldukça küçük duruyordu. "O zaman ben kullanırım. Bacağın iyileşene kadar şoförün benim" İtiraz etti. "Kısa mesafede sıkıntı olmuyor demiştim." Kaşlarımı çattım. "Trafikte kullanırken zorlamanı istemiyorum. Doktorun araba kullanma demiş sen hala inat ediyorsun." Sonra gülümseyerek ona takıldım. "Söz market arabasını kullanmana izin vereceğim." Kıkırdayarak pes etti. Araba anahtarını elime bıraktığında dışarı çıktık. Arabalara kamera takılmıştı o nedenle Berkay ayrı bir araba ile gelecekti. Arabaya tırmandım. Evet baya yüksekti. Miraç bana güldüğünde emniyet kemerimi bağlıyordum. Ona yandan bir bakış atıp koltuğu ve aynaları kendime göre ayarladım. Miraç da marketin konumunu giriyordu.

Arabaya markete gelene kadar anca alıştım. Ev şehrin biraz dışında kalıyordu. Park ettiğimde Miraç derin bir nefes verdi. Açtığımız müziği yola çıkınca kapatmış, yol boyunca elini el freninde tutmuştu. Halini görünce göz devirsem de komikti. "Geldik işte. Alıştım artık Miraç sakinleş." Arabadan kendini atarcasına indi. Arabanın hacmini ilk başta kavrayamadığım için diğer arabalara biraz zor zamanlar yaşatmış olabilirdim. "Merak etme dönüşte daha rahat oluruz"

Bana bakarak yutkundu. Gerçekten gerilmiş olmalıydı. "Lina, ben iyileşene kadar dışarı çıkmayalım biz olur mu? Ben götürürüm seni her yere sonra. Ya da arabada pratik yaparız hı?" Trafik canavarı değildim ben sadece arabaya alışamadım. Bir de kendi arabam ile hız yapmaya alışmış olabilirdim. "Dönüşte anlayacaksın iyi bir sürücüyüm ben. Alışamadım ya" Markete doğru yürürken Berkay'ı bekliyorduk. "Çok hızlı geldik. Bak Berkay anca geliyor yanımıza." Market arabası alıp eline tutuşturdum. "İyi onla gel dönüşte o zaman" Onları bırakıp yürüdüğümde homurdanıyordum. "Hız yapıyormuşum. Ben kendi arabamı da bu hızda kullanıyorum. Yollar da boştu yani. Onun arabası kocamansa benim ne suçum var. Nerede kaldı bunlar ya!"

Arkamı döndüğümde ikisi de oradaydı. Miraç gülmemek için kendini zor tutarken Berkay elinde kamerası ile şaşkın şaşkın duruyordu. Onlara göz devirip konuştum. "Alacak çok şey var. Hadisenize. Miraç neye gülüyorsun?" Miraç sessizce yanıma geldiğinde hala gülüyordu. Alış verişe başladığımızda Berkay bir arkamızda bir önümüzde çekim yapıyordu. İkimizin de beslenmesine uygun şekilde alış veriş yapıyorduk. "Bir şeye alerjin var mı? " Miraç'ın sorusuyla ona döndüm. Temel gıda alışverişini halletmiştik. Etler ve yeşillikler de tamamdı. İkinci arabadaydık. Abur cubur reyonunda durdum. "Yiyeceklerden yok. senin?" Başını hayır dercesine salladı. İkimizde sevdiğimiz yiyeceklerden aldık. Her zaman yemesemde arada kaçamak yapıyordum. "Akşama ne yeriz?" Hava kararmaya başlamıştı. İkimiz de en son sabah kahvaltı yapmıştık. Çekim erken başlamıştı. Getirilen sandviçlerden yedikten sonra bir şey yememiştik. Bilmiyorum dercesine omuz silktim. "Canın ne çekiyor. Dışarıdan mı söylesek?" Yemek yapmaya üşeniyordum. Çok yorulmuştum. "Fark etmez. Yoldan alalım o zaman." Kafamı sallarken içecek alıyordum. Miraç da sade soda kolisini arabaya atarken gülümsedim. Ben de çok soda içerdim.

İkinci arabayı da doldurduk. İlkini ödeyip bir tur arabaya götürmüştük. Her şeyi en baştan almak çok zordu. Markette son bir tur attık unuttuğumuz bir şey var mı diye. "Ay Miraç kahvaltılık almadık." Süt ürünleri reyonuna hiç girmemiştik. "O zaman bunu da arabaya bırakalım gelelim." Tamam dercesine başımı sallarken alış verişin ikinci saatine giriş yapıyorduk. Berkay'ın yorgunluğu her halinden belli oluyordu. Onu evine gönderdik. Gözlüklerdeki görüntüler yeterdi. Markette şehrin dışında kaldığı için sakindi. Daha bölümler yayınlanmadan yakalanmak istemiyorduk. Denk geldiğimiz bir kaç tanıdık yüz ile uzaktan selamlaşıp alış verişe devam ettik. "Böğürtlen reçeli görebiliyor musun?" Çok severdim. En sevdiğim reçel olabilirdi ama son zamanlarda hiçbir yerde bulamıyordum. "En sevdiğim reçel ama hiç bir yerde bulamıyorum." Reçel reyonuna bakarken sürülebilir çikolata fıstık ezmesi ve bir kaç reçel ve bal da aldık. "Buldum." Elinde reçel kavanozu ile duruyordu. Gülümseyerek teşekkür ettim. "Biraz küçük ama o." Bir diğer boyu da kocamandı. "Diğeri de çok büyük ama ya küçüğü alalım bitince yine alırız." Miraç eğilip büyük kavanozu aldı. "Her yerde bulunmuyor demedin mi ya bir dahakine bulamazsak?" Mantıklıydı. Zaten bir yıla biterdi çünkü ben kahvaltıda genellikle ondan yiyordum. "Küçük olan zaten bir iki haftaya biterdi." Şaşırdığında gülümsedim. " O kadar seviyor musun?"

"Diğer reçelleri onun yokluğunda yiyorum." Kıkırdadığında peki dercesine kafasını salladı. "Deneyince anlayacaksın ne demek istiyorum. Hem pişi ile de çok güzel olur Miraç. Yemekte kahvaltı mı yapsak?" Canım çekmişti. İlk gün diye izin verebilirdim. Ama pişiyi nasıl yapacaktık? "Olur ama pişiyi nasıl yapacağız?" bilmiyorum dercesine omuzumu silktim. Ona doğru yaklaşırken telefonumu çıkarıyordum. O da bana doğru eğildi. İnternette pişi tarifi diye arattığımda çıkan ilk siteye tıkladım. "Burada mayalanması lazım diyor." Vaktimiz yoktu. Çıkıp pratik pişi olana tıkladım. "Heh bu olur. Maya süresi yok direkt pişiriyoruz." Eksik malzeme var mı diye baktıktan sonra olmadığına karar verip devam ettik. Kahvaltılık gevrekler, süt, yoğurt, peynirler, reçeller derken üçüncü arabayı da doldurduk. "Menemen de yapalım mı?"

"Hani sevmemiştin? Çok kötüydü." Babannemler o iki haftada bana menemen yapma dersleri vermeye çalışmışlardı. Miraç'ın menemencisi Mustafa abi ile telefonda konuşmuştuk. Bir de o anlatmıştı. Güzel menemen yapmam için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. "Sen Mustafa abi ile konuşmuştun ya onunki gibi yaparsın. Güzel olur bence. Hem o gün benim canım menemen çekmiyordu ondan beğenmedim kesin." Hali çok tatlıydı. "Yapalım ama kötü olursa bile söyleme tamam mı?" Başını salladığında gülümsüyordu.

Eve geçtiğimizde gözlükler hala aktifti. Dönüş yolunda daha yavaş kullanmıştım. Poşetleri eve taşımamıza kapıdaki görevliler yardım etti. Üzerimizdeki ceketleri çıkarıp mutfağa girdik. "Çok fazla şey almışız Miraç" Tezgahlar, masa ,yerler, her yer poşetti. "Hallederiz şimdi. Sen tezgah üstünü al, masa ve yerler bende." Başımı sallayıp saçımı topladım. Toka bulamadığım için kalemle tutturdum. Miraç da o sırada ellerini yıkıyordu. Salona gidip tableti aldım. You Tube'a girerken sordum. "Ben iş yaparken bir şeyler izlemeyi çok seviyorum. Açsam olur m?" Olur dercesine başını salladı. "Ne izliyorsun normalde?" Pembe dizi izliyordum. Dadım çok severdi. "Eski türk dizilerini izliyorum. Dadım alıştırdı. Yenileri hiç bilmem ama eskileri tekrar tekrar izledim." Eline aldığı poşetleri tezgaha boşaltırken bana doğru döndü. "Ezel gibi mi?" Kıkırdarken kafamı iki yana salladım. "Avrupa yakası, kiralık aşk gibi" Şaşkınca bana baktı. "Bazen de sihirli annem, garfield falan" Bakışırken kıkırdadım. "Sen ne izliyorsun? Yabancı dizilerden de açabilirim."

"Kusura bakma pembe türk dizisi izlemeni beklemiyordum." Sonra duraksadı. "Behzat Ç. sever misin?" O neydi diye düşünürken kafamı iki yana salladım. "Çok fazla bilmiyorum zaten. Dediğini de duymadım. Komik bir şeyler izlemek istiyorum bu komik mi?" Ortak nokta bulmaya çalışıyordum. "Pek sayılmaz." Düşünürken arama butonuna '1.bölüm' yazıp arattım. Yeni dizi bulmak istediğimde böyle yapıyordum. "Gel beraber başlayalım birine" En üstte yeni diziler çıkıyordu. Bigem'i görünce yüzümü buruşturup geçtim. Miraç kıkırdarken aniden ona döndüm. Yüz yüze geldik. Kendi gözlüğümü gösterdiğimde o da hatırladı. "Ben de yeni dizileri sevmiyorum. Geç buraları." Kafamı sallayarak onu onayladım inşallah kurtarmışızdır. Başı eğik olduğu için tepkim çıkmamış olabilirdi. Aşk yeniden diye bir şey görünce durdum. "Ben videosunu gördüm bu dizinin merak etmiştim. Bunu izleyelim mi?" Ekrana bakarken çok istekli durmuyordu ama yine de onaylarcasına başını salladı. O işine dönerken ben bölümü açıp tableti kenara koydum. Ellerimi yıkayıp işe giriştim. Bir yandan işimizi yapıyor bir yandan da diziyi izliyorduk. Kullanacaklarımızı dışarıda bırakıp her şeyi yerleştirdiğimizde saat 9 a geliyordu. "Miraç pişiyi sonra mı yapsak? Saat geç olmuş menemeni yapalım. Hemen oluyor zaten." Bana hak vererek kafasını salladı. "Tamamdır. Ben masayı hazırlamaya aşlıyorum." Isıtıcıya su koyduktan sonra çaydanlığa da su koydum.

"Nasıl?" Miraç menemeni yerken dalga geçercesine sordum. İç çekerek konuştu. "Çok iyi. Yani önceki ile alakası yok, mükemmel olmuş. Eline sağlık." Umarım babannemleri kandırmayı başarabilmiştik. Miraç ile vakit geçirdikçe onu tanıma isteği oluşuyordu içimde. Değişti mi diye merak ediyordum. Küçük Miraç en yakın arkadaşımdı ama büyük Miraç ile sadece arkadaş kalamayacak kadar ondan etkileniyordum. Ona doğru döndüğümde göz göze geldik.

"Menemen de tamam olduğuna göre bizimkileri nasıl durduracağız?" Durdurmak istiyor musun?

Selam, bu sefer tarif vermedim. Olayları çok yavaştan almışım. Birazcık hız vermiş olabilirim. Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim. Sevgi ve öpücüklerle...