34. bölüm · Spotlight

31. Bölüm

Attaog

Lina

Kendimi yine Ülkü babannenin mutfağında menemen yaparken bulduğumda dalgındım.

Paris'ten döndükten sonra dinlenme fırsatı bulamadan ertesi gün dizi çekimine gitmiştik ve çekim uzayınca orada kalmamız gerekmişti. Dün eve geldiğimizde ise çoktan akşam olmuştu.

Miraç ile her yere yan yana gidiyor, birbirimizi gözden kaybedince bile huysuzluğumuz tutuyordu.

Bu tespiti başımda duran ve şuan yanımdan ayrılıp bahçeye tabaklardan götüren Gökçe abla yapmıştı. Miraç'ın ben yokken ki hali hem evde hem de sosyal medyada konuşulmaya devam ediyordu. Kıvanç ıssız adam triplerine girdi dese de okuduğum yorumdaki çocuğuyla terk edilmiş gibi durması tespiti daha doğruydu. En azından biz Ece krizini yaşayana kadar ıssız adam olsa da ondan sonra Chloe'yi her yere taşımasından öyle anlaşılıyordu.

Zil çaldıktan bir süre sonra Miraç yanıma geldiğinde gergin duran hali ile garipseyerek baktım. En son bu ifadeyle yanıma geldiğinde omuzunda ruj izi vardı.

"Seni merak ettim. İşin uzun mu daha?" Gözleri bir an önümdeki tavaya kaysa da toparlandı. Son kez karıştırdıktan sonra ocağın altını kapattım. "Bitti, zaten hazır her şey gidebiliriz." Ben gözlerimle nihale ararken bu halini anlamaya çalışıyordum. "Bir şey mi oldu?"

Tam ağzını açıp cevap verecekken Umay Teyze kolundan tuttuğu Kıvanç ile içeri girince onlara döndük. "Kıvanç o kızların burada ne işi var oğlum? Paylaşımlarınız yüzünden zaten juriliğim sorgulanıyor, bir de tutmuş buraya getirmişsin." Kıvanç cevap vermezken devam etti. "Kahvaltıdan sonra hemen gidecekler, onlara söyle paylaşım falan yapmasınlar. Bir daha da bizi aynı ortama sokma. Zaten geçen abinlerin eve götürmüşsün saçma sapan haber yapıldı bir sürü. Arkadaş olacaksan da aile ortamına getirmeden ol. " Duyduklarım ile yanımdaki adamın gerginliğinin sebebibi anlamıştım. O kızın bu evde olduğu gerçeği tadımı kaçırmıştı. Umay Teyzenin neyden bahsettiğini merak ediyordum. Anlaşılan tek olay bizim evde dönmemişti.

Kıvanç bıkkınca ofladığında Miraç'a yardım dilenircesine baktı. Miraç bana baksa da kafamı çevirip nihale aramaya devam ettim. "Anne sonra konuşursunuz, şimdi yeri değil." Tavayı ocaktan alıp kapıya yöneldiğinde Umay Teyzeye döndüm. "Nihale neredeydi Umay Teyze. Bulamadım da."

Canının sıkkın olduğu belliydi ancak yine de bana gülümsedi. "Masaya götürdük canım. Herkes oturdu biz de gidelim." Dedikleri ile yürümeye başladığımda dayanamadım. "Umay Teyze yanlış anlamazsan neler olduğunu sormak istiyorum. İyi misin? Canın sıkkın gibi duruyor."

Yavaş adımlarla yürürken sesini kısarak konuştu. "İyiyim Lina'cığım. Şu sen yokken eve gelen kızlardan biri benim jüri olduğum programda yarışmacı. Nerede nasıl tanıştılar bilmiyorum ama arkadaşı ile birlikte ayrılmıyorlar bizim çocukların çevresinden. Kıvanç'la Giray'ı popüler olmak için kullandığını düşünüyorum. Ondan keyfim kaçık biraz. Ne desem dinlemiyor. Şimdi de buraya gelmişler hep beraber." Duyduklarım ile kaşlarımı çatarken bahçeye açılan kapıya yaklaştığımız için susup sonra konuşuruz işareti yaptı.

Onu kafamla onayladığımda herkes oturmuştu bile. Miraç'ın kucağında Chloe ile oturduğunu görünce gülmeden edemedim. Can yeleği gibi sarılmıştı. Masaya göz gezdirdiğimde ekrandan gördüğüm yüz ile göz göze geldik.

Ece memnuniyetsiz bir ifade ile beni baştan aşağı süzdüğünde göz devirdim. Sabah kahvaltısına düğüne gider gibi gelmişti. Miraç'ın yanındaki sandalyeye oturacağım zaman kardeşim geldiğimi fark etmişti. Kalkıp bana doğru yürüdüğünde kollarımı ona sardım. "Ablam, hoş geldin. Çok özledim seni." Ayrılırken yanağıma öpücük kondurduğunda kıkırdadım.

"Lina çikolata aldın mı?" Kıvanç'ın sesini duyduğumda yüzüm asılsa da belli etmemeye çalıştım. Ona bakmadan başımı salladığımda yerime oturdum.

Chloe'nin sakin ifadesine bakıp Miraç'a eğildim. "Chloe'yi neden bırakmıyorsun. Gezinsin biraz." Chloe'yi yere bırakıp hafif çekingen bir tavırla bana döndü. "Aslında yerdeydi de yanıma kimse oturmasın diye senin sandalyene koymuştum. Sen gelince kucağıma aldım." Onun tatlı haline gülümserken karşımızda oturup full odak bizi izleyen kızı fark ettim. Yüksek ihtimalle Miraç'ın yanına oturmak istemişti.

Kızı görmezden gelerek kahvaltı yapmaya başladım. Kurulan uzun masada büyükler masanın başındayken gençler olarak biz masanın sonundaydık. Miraç hem kendi hem benim tabağımı doldururken kendi tabağına menemenden kat çıkmıştı. Amcasının sesini duyduğumda salatalığımı ısırıyor bir yandan da onu daha fazla bir şey koymasın diye durdurmaya çalışıyordum. "Gençler bize menemen yok mu? Lina kızım valla özledik senin menemeni."

Miraç ona kötü bir bakış attığında onu dürtüp yerimden kalktım. Tavayı kendi önüne koyup oturmuştu. Elime alıp menemeni büyüklere servis yapmaya başladığımda Miraç homurdanıyordu. "Anane siz kendinize ayrı yapsanıza menemen. Niye benimkinden yiyorsunuz?"

Elimde tavayla ona ters bir bakış attığımda bir şey demeden önüne döndü. Masadaki herkes gülmeye başlarken eski yerime oturdum. Büyükler dışındakilere servis yapmamıştım. Tava zaten bizim taraftaydı. "Daha şimdiden hanımcılığını konuşturuyor bizimki" Çınar Amcanın sözleri ile hafif utansam da bir yandan bu imalara alıştığımı farkettim.

"Miraç zaten senin yüzünden 15 kişilik menemeni 25 kişilik yapıyorum. Hala niye paylaşamıyorsun?" Küçük bir çocuk gibi omuz silktiğinde önündeki tabağı görmesem masum zannederdim. Cevap vermeyeceğini anlayınca önüme döndüm. "Seninle ilgili hiç bir şeyi paylaşamıyorum ben." Yanımdan gelen kısık sesi ile kafamı eğip gülümsedim. O ise bana bir bakış atıp kahvaltısına devam etti.

"Abla Paris nasıldı?" Omuz silktiğimde onu yanıtladım. "Güzeldi. Aldım istediklerini, evdeler."

"Tamam alırım gelip. Teşekkürler." Bana karşıdan öpücük attığında gülümsedim. Gökçe abla heyecanla "Lina çekimdeki elbisen çok güzeldi. Fotoğraflar falan çok iyiydi." dediğinde onunla göz göze gelmek için ikimizinde eğilmesi ile Miraç kahvaltısını bölmeden kafasını geriye doğru attı.

"Fotoğrafların yayınlanan kısmı çok bilindikti. Geri kalanının da çok farklı olduğunu zannetmiyorum." Ece'nin ukala sesini duyduğumda gülmeden edemedim. Bu kadar kendinden emin bir şekilde saçmalayan birini görmemiştim. Gökçe abla ile hayretle birbirimize bakarken yanındaki arkadaşı atladı. "Ece zaten markanın ikonik pozları yayınlandı. Her seferinde aynı şekilde yapılıyor ya. Önce ikonik pozlar yayınlanır daha sonra yeniler." Arkadaşına ters ters baktığında kız onu umursamadan bana dönüp devam etti. "Lina, ben de çok sevdim fotoğrafları. Aşırı iyiler. Daniel'a zaten diyecek laf yok adam çok yakışıklı. Elbisene de bayıldım." Kızın tatlı haline gülümseyerek teşekkür ettiğimde üçümüz konuşmaya devam ettik.

Miraç hızlıca yemeğini bitirip geriye yaslandığında kolunu sandalyemin arkasına doğru attı. Topuzumdan çıkan saçlarım ile oynamaya başladığında Giray ile konuşmaya devam ediyordu.

Ece bir kaç kere onların muhabbetine girmek istese de futboldan anlamadığı belli olduğu için çok başaramamıştı. Sessizce oturtup pür dikkat Miraç'la ikimizi izlemesi garip gelmeye başladığında yanımdaki adama doğru eğildim. Zaten aramızda çok olmayan mesafe sıfırlanmış olduğunda sırtımın büyük bir kısmı göğsüne değiyordu. "Miraç bu kız niye bize böyle bakıyor? Daha önceden tanışıyor muydunuz?" Eskiden bir ilişkileri olduğu düşüncesi içimi huzursuz etmişti.

Ondan cevap beklerken uzanıp çayımı aldığımda kafasını iki yana salladı. "Geçen gün evde tanıştık." Kıza son bir bakış atıp onu 'anladım' dercesine kafa sallayarak onayladım. Garipti gerçekten. Kız öyle bir bakıyordu ki sanki kocasını elinden almıştım.

Konuşmamız bittiği için geri çekilmeye çalıştığımda sandalyeye attığı kolunu omuzuma sarıp bana izin vermedi. Masadakilere göz atıp herkesin derin bir sohbette olduğunu görünce ona ters bir bakış attığımda gülüp yanağımı öptü.

Sulu ve kocaman öpücüğünden çıkan ses ile tüm masa bir anda sessizleşip bize döndüğünde içimden panik olup kaçacak yer arasamda dışımdan gözlerimi tabağıma dikip yok olmayı bekledim. Tüm vücudumu sıkıp yerimde dururken sırıtarak beni izleyen adamı dövmek istiyordum.

En sonunda halime acımış olmalı ki "Ne ya insan çocukluk arkadaşını öpemez mi?" dedi. O an tek çıkış yolum buymuş gibi dediğine sarılıp hızlıca onu onayladım. "Evet ya. Gel, ben de seni öpeyim." Aynı keyifli ifade ile yaklaştığında onun yaptığı gibi sesli bir şekilde öpüp geri çekildim. Bunun beni daha da utandırdığını öptükten sonra farketmek de benim şanssızlığımdı.

Büyüklerin hepsi bir anda gülmeye başlarken Ülkü babanne zar zor konuştu. "Yavrum biz bir şey demedik zaten siz öpüşün. Çocukluk arkadaşısınız tabi ki. " Onlar daha çok gülerken Miraç'ın karnına dirseğim ile vurup kollarından çıktım.

Kimsenin yüzüne bakmamaya devam ettiğimde Ece'nin sesini duydum. "Ben çayları tazeleyeyim." Kalkıp masanın başındaki çaydanlığı aldığında etrafından dolaşıp yürürken aniden Miraç'la aramıza girdi. Onun bardağına çay doldururken gözleri bardakta değil Miraç'ta olunca kaçınılmaz olan gerçekleşti. Üzerime dökülen çay ile geriye doğru sıçradığımda kaynar olmasa da sıcak olan çay canımı yakmıştı. "Lina!" Geri çekilmemden dolayı dengesini kaybeden kız masaya doğru düştüğünde çaydanlığın içerisindeki tüm çay da masaya yayılmıştı.

Triko elbisemin altına giydiğim siyah külotlu çorabım eriyecek gibi olup tenime yapıştığını farkedince yerimden kalktım. Miraç halimi fark edince henüz düştüğü yerden kalkamayan kızı ittirip kalktı. Nereden bulduğunu bilmediğim bir bardak soğuk suyu bacaklarıma döktüğünde az da olsa rahatlamıştım. "Çok acıyor mu?" Endişeli sesiyle ona dönerken istemsizce dolan gözlerim ile ona baktım.

"Lina hemen çıkar çorabını yanığa değdikçe daha çok yanar." Umay teyze elinde başka bir su bardağı ile geldiğinde oğlunun yaptığı işlemi tekrarladı. Miraç onun sesi ile elini çorabıma attığında çok kalın olmayan çorabımı az bir kuvvet uygulayarak yırttı. Açığa çıkan tenimin kızardığını gördüm.

Herkes iyi olup olmadığımı sorarken onların da üzerindeki endişeyi hissetmiştim. Ülkü babanne ve Kamer dede ile aramızda küçüklüğümden beri olan bir sevgi varken neredeyse herkesle yeni tanışmıştım. Onların benim için telaşlandığını görmek çok güzel hissettirmişti. Kalbime giren sızı ile ağlayacak gibi hissediyordum. Miraç benimle sadece aynı evi değil ailesini de paylaşıyordu.

Onlara cevap verdiğim sırada Miraç'ın beni kucaklaması ile ayaklarım yerden kesildi. "Anne biz benim odama çıkıyoruz." Kimseyi istemediğini belli eden sesi ile konuşup eve doğru ilerlemeye başladığında arkasını döndüğü için masa görüş alanıma girmişti.

Masanın üzerindekiler tamamen mahvolmuş düşen kız ise üzeri batmış bir şekilde yerde oturuyordu. Ece ile göz göze geldiğimizde bilerek yapıp yapmadığını anlamaya çalışsam da bir sonuca varamadım. Gözlerinde sabahtan beri olan kıskanç bakışları dışında bir şey yoktu.

"Burada odan olduğunu bilmiyordum." İçeri girdiğimizde adımları direkt üst kata çıkan merdivenlere yönelmişti. " Dedemlerin eski evine sürekli seninle oynamak için geldiğimden bana bir oda yapmışlardı. Yeni eve geçince de benim için oda yaptılar. Eski odamı daha çok seviyordum ama." Sessizce onu dinlerken mırıldandım. "Neden?"

"Çünkü o odada seninle geçirdiğimiz bir sürü anı vardı." O evi özleme sebebinin kendim olduğunu farkettim. Üzgün çıkan sesi ile içim yumuşarken yanağından öptüm. "Şimdi de evimizde bir sürü anımız var." Gülümsediğinde bile hala bir yanı düşünceli gibiydi.

"Öyle ama kaybettiğimiz zamanın çokluğuna üzülmeden edemiyorum."

Üçüncü kata çıktığımızda koridorda ilerleyip mavi renkli kapıyı açtı. Katta bulunan tüm kapılar farklı renkte ve desendeydi. Odaya girmeden önce şaşkın halimi farkedip küçük bir kahkaha sundu. "Diğerlerinin sadece benim odam olmasına izin vereceğini düşünmedin umarım. Büyük isyanlar sonucu dedem bu çözümle geldi. Alt katta çocukların üst katta torunların odaları bulunuyor."

Bilerek beyaza boyanan koridorda rengârenk kapılar çok güzel duruyordu. Bazılarının ikiye ayrılıp farklı renklere boyandığını gördüm. Yüksek ihtimalle birden fazla kişiye ait oldukları için bu şekilde yapılmıştı. Burada mutlaka fotoğraf çekinmem gerekiyordu.

Daha fazla incelememe izin vermeyerek açtığı mavi kapıdan içeri girdik. Odayı incelerken ağzım açık kalmıştı. "Bu eve neredeyse her hafta geldik ve sen bana burayı yeni mi gösteriyorsun?" Hayretle çıkan sesim ile bana döndüğünü hissetsem de şaşkınlıkla etrafı izliyordum. "Hiç aklıma gelmedi. Ergenlik odam olduğu için şuan bile çok rahat olduğum söylenemez. Diğer herkesin oda dekorasyonunu değiştirecek vakti olsa da benim henüz olmadı. O yüzden çok inceleme."

Nazikçe yatağa bıraktığında hala aynı şekilde olduğumu farkedince çenemden tutarak kendisine doğru bakmamı sağladı. Kendime geldiğimde kaşlarımı çattım. "Saçmalama odan çok güzel."

Oda klasik bir erkek çocuk odası gibi görünse de bazı detaylar çok güzeldi. Her yerinde ondan bir iz görmek mümkündü. Odanın bir duvarı boydan boya forma ve ödüllerle kaplıydı. Evinde bulunan yetişkin formaların yanı sıra bunlar daha küçüktü. Bacağımın acısını unutarak ayağı kalkıp duvara doğru ilerlediğimde tam ortada bulunan formanın tanıdık geldiğini farkettim. "Bu?"

İyice yaklaştığımda raflarda bir sürü fotoğraf olduğunu gördüm. "İlk formam" O formanın yanında ise onu giydiği hali ile bir fotoğrafı vardı. 3-4 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim küçük Miraç'a bakarken hemen üstünde kendi fotoğrafımı gördüm. Gülümsememe engel olamazken çerçeveyi elime aldım. "Evet, biziz." Yanıma iyice yaklaştığında birlikte incelemeye başladık. Küçük Miraç'ın üzerinde aynı forma ayağında kramponları ve elinde tuttuğu topu vardı. Hemen yanında ise pembe kabarık etekli elbisem, beyaz ayakkabılarım ve süslü tokalarım ile ben vardım. Aklıma gelenle kıkırdarken konuştum. "Bunca yıla rağmen hala aynı olmamız çok güzel."

Neyden bahsettiğimi anladığında gülümsemesi derinleşti. "Evet değişmeyen bir çok şeyden biri de benim hala futbol aşığı olmam ve senin süslülüğün hiç geçmemesi." Yalancı bir şekilde kaşlarımı çatarken koluna vurdum. "Hiç de süslü değildim o benim doğal halimdi bir kere"

"Daha o yaşında makyaj malzemelerin vardı Lina, hazırlanman her zaman uzun sürerdi. Seni beklerken uyuya kalmışlığım var." İsyanı ile kendimi tutamayıp gülmeye başladım.

Aklına bacağım yeni gelmiş olmalı ki beni yatağa doğru çekip oturttu. "Söz daha sonra uzun uzun inceleriz. Orada başka fotoğraflarımız da var. Şimdi seninle ilgilenelim." Çerçeveyi yatağa bıraktığım sırada önümde eğildi. Kızarmış bacağımı biraz inceledikten sonra kıyafet ve ilaç getirmek için ayaklandı.

Triko elbisem ıslandığı için giymeye devam edemeyecektim. "Burada biraz kıyafetim var ancak sana olurlar mı bilmiyorum." O dolabı karıştırmaya devam ederken ayağı kalkıp külotlu çorabımın beline elimi getirip dikkatlice çıkarmaya başladım.

"Aslında senin sweatshirtlerin bana elbise gibi olur. Bir de şort gibi bir şey yeterli olacaktır." Arkasını dönmeden mırıltıyla beni onayladı. Çorabımı çıkardıktan sonra daha fazla içinde durmak istemediğim için elbisemden de kurtularak iç çamaşırlarım ile kaldım.

Elinde siyah beyaz bir sweatshirt ile döndüğünde yatağın kenarında oturmuş ayaklarımı sallıyordum. "Kışlıklar biraz geride kal-" Yutkunuşunu duyduğumda gülümsedim. Bakışlarını yüzümde tutmaya çalışsa da gözleri anlık olarak siyah iç çamaşırlarıma kayıyordu. "Bir gün bu haline dayanamayıp kalp krizi geçireceğim"

Omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde gözlerinin aşağı kayması ile kıkırdadım. Gözleri biraz daha aşağı kayıp bacaklarımda durduğunda kaşlarını çattı. "Gittikçe kızarıyor" Kıyafetleri yatağa bırakıp odada bulunan lavaboya doğru gittiğinde sweatshirte uzandım.

Oturduğum yerden kalkmadan giydiğimde bol olduğu için elbise gibi durmuştu. "Lisede bu kadar kalıplı olmadığım için istediğin gibi durmaz diye düşünmüştüm. Ama görüyorum ki içinde kaybolmuşsun" Neşeli bir şekilde ayağı kalktığımda kazağı kalçalarımı örtmüştü. "Ben çok sevdim, olmamış mı?" Etrafımda bir tur atıp ona elbisemi sergilediğimde gülümseyen ifadesi ile beni izlediğini gördüm. "Çok güzel olmuş"

Sonunda geri oturduğumda getirdiği şortu gördüm. "Miraç bu şort benim belimden düşer" Elimle şortu kaldırdığımda haklı olduğumu görüp dolaba doğru yöneldi. "Krem süreceğimiz için kısa bir şey giymen gerekiyor ama şortların hepsi aynı şekilde olur. İpli versem belini sıksak?"

Açtığı çekmecenin içini karıştırırken arkasına geçip omuzunun üzerinden baktım. Dediği gibi tüm şortları aşırı boldu. "Hayır kombinim bozulur oğlan çocuğuna dönerim." Bana 'cidden mi' bakışı attığında sevimlice sırıttım. Gözlerimle çekmeceyi tararken gördüğüm siyah boxer ile onu şort olarak giydiğimde kombinimin tamamlanacağını düşündüm. "Miraç şu siyah boxerı giyebilir miyim? Kazağın altında şort gibi durur, güzel olur"

Uzanıp eline aldığında anlık olarak duraksadı. Bir bana bir boxera bakarken ne düşündüğünü anlamamıştım. "İç çamaşırın olduğunu kimse anlamaz merak etme."

"Asıl sorun benim bilmem zaten. Ergenlik odamdayız diye o döneme geri döneceğimi tahmin etmemiştim." Mırıldanarak elindekini uzattığında alıp hızlıca giydim. Tam da istediğim gibi kalçalarımı sarmış ve şort gibi durmuştu. Beni süzdüğünde yutkunması ile vücudunun kasılması bir olmuştu. Bundan etkileneceğini düşünmediğim için hafif şaşırsam da aynı zamanda komik gelmişti.

Evde olsak onunla uğraşmaktan asla çekinmezdim ancak aşağıda bir sürü kişi bizi bekliyordu. "Çorap da istiyorum Miraç" Şort çekmecesini kapatıp alttakini açtığında eli rastgele bir tanesine uzatacakken durup sordu. "Hangisini istiyorsun? Kombinini bozmayalım." Çoktan gözüme kestirdiğim beyaz çorabı işaret ettiğimde gülümsedi.

Uzattığı çorabı alırken eğilip dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım. "Teşekkür ederim." Bir an geri çekilmeme izin vermeyecek gibi olduğunda hızlıca kaçtım. "Aşağıdakiler bizi bekliyor." Yatağın kenarına oturup çorapları giydiğimde yanıma gelip kremi eline aldı.

Önümde dizlerinin üzerinde durduğunda kremi sürmeden önce eğilip kızarıklığa dudaklarını bastırdı. "Hemen iyileş" Bacağımda hissettiğim dudakları karnıma doğru yayılan bir sıcaklığa neden olduğunda etkisinden sıyrılmaya çalıştım. Yeri ve zamanı olmadığının ikimizde farkındaydık.

Derin bir nefes aldığımda kremin soğukluğunu bacağımda hissettim. Bolca sürdüğü kremi fazla yedirmeden kızarıklığa yaydırıp bırakmıştı.

Geri çekilip ayağı kalktığında yatakta duran çerçeveyi gördüm. "Telefonun yanında mı?" Bir şey demeden cebinden çıkardığı telefonunu bana uzattı. Şifresini bir süredir bildiğim için açmam zor olmamıştı. Kremi banyoya götürmeye gittiğinde küçüklük fotoğrafımızı çekip kendime gönderdim.

Çekmeceyi rafa geri koyduktan sonra dolabın açık kalan kapaklarını kapatmak için ilerledim. Tam kapatacakken gözüme çarpan kolej ceketi ile durup askıdan çıkardım. Lacivert beyaz olan ceket bildiğimiz kolej ceketi tarzında olsa da sırtında okulunun futbol takımına ait olduğu belli olan bir amblem önünde de okulun arması ve baş harfleri yazılıydı.

M.B.D

Miraç Barın Demiralp

Formadan ziyade gerçekten ceket gibiydi. Çok güzel görünüyordu. Üzerime geçirdiğimde aynadan kendime bakarken arkamda olduğunu gördüm. "Miraç bunu giyebilir miyim bir kere?" Üzerimi süzdüğümde ceketin duruşunu gerçekten çok beğenmiştim. Miraç'ın her şeyi gibi bu da üzerime büyük gelse de aklımda nasıl kombinleyeceğim oluşmuştu bile. "Bir kere değil istediğin kadar giyebilirsin. Benim olan her şey senin bunu biliyorsun."

Dedikleri ile kalbim hızlı hızlı atarken ona ilerleyip sarıldım. Kokusu burnuma dolarken beni saran kollarını ve saçıma bastırdığı dudaklarını hissettim. Ceket için değildi bu teşekkürüm. Miraç gerçekten benimle her şeyini paylaşıyordu. Gözlerim dolacak gibi olduğunda geri çekildim. "Hadi artık inelim aşağı." Yüzümü incelediğinde bir şey diyecek gibi olsa da sessizce beni takip etmişti.

Aşağı inerken ev sıcak olduğu için ceketi çıkarıp aşağıda çantamın yanına portmantoya astım. Çıkardığım elbisemin olduğu karton poşeti de bıraktığımda koridorda beni bekleyen adamın yanına gittim.

Masa toplanmış yerine gelecek olan kahveleri bekliyorlardı. Hanımlar mutfakta olmalıydı ki burada sadece beyler vardı. Kamer dede ile göz göze geldiğimizde "İyi misin kızım?" Ona gülümseyerek cevap verip mutfağa gitmek üzere hareketlendim.

İçeri girdiğimde mutfağı topluyorlardı. Ülkü babanne yanıma gelip yanaklarımı öpüp iyi olup olmadığımı sorduğunda ona da aynı şekilde cevap vermiştim. Yardım etmek istediğimde ise beni oturtmuştu.

Gökçe abla, Ece ve arkadaşı ile kahve yaparken dönüp beni süzdü. "Üzerini değiştireceğini söyleseydin kıyafet verirdim canım. Gerçi üzerindekiler de çok yakışmış. Bizimki her fırsatı değerlendiriyor." Güldüğünde ona katıldım. Umay Teyzenin elindeki saklama kabını buz dolabına koyarken kıkırdadı. "Lina, Miraç normalde kıyafetlerini hiç paylaşmazdı biliyor musun? Üzerindeki kazağı hatırlıyorum da zamanında Kıvanç'a vermemek için gidip yenisini almıştı."

Dedikleri ile hafif kızardığımda konuşması ile Gökçe ablaya döndüm. Yanındaki kız ile göz göze gelsek de görmezden gelip kafamı çevirdim. "Ay bir tane ceketi vardı. Lisedeyken her takıma özel olarak yaptırmışlardı ve hiç biri üzerinden çıkarmıyordu. Okuldan eve geldiğinde bile üzerinde o vardı. Takımdaki herkes sevgilisine giysin diye veriyormuş bunun o zamanki kız arkadaşı da isteyince vermemişti. Kızla neredeyse ayrılıyorlardı." Onlar gülerken ben şaşkınlıkla bakıyordum.

"Belki liseden sonra değişmiştir. Biz kaç aydır beraber yaşıyoruz. Hiç böyle bir şeye denk gelmedim." Gökçe ablanın imali bakışını gördüğümde bana göz kırptı. Tam bir şey diyecekken Ülkü babanne konuştu.

"Yok yavrum. O ceketi hala vermiyor kimseye. Geçen bayram Kıvanç tutturdu bir kere giyeyim fotoğraf çekinip vereceğim diye. Yok nuh dedi peygamber demedi bizimki."

Miraç'ın amcasının eşi Meltem yenge yanıma yaklaştığında yüzündeki oyuncu ifade ile konuştu. "Lina'cım bence sana özel bir durum bu. O adam kıyafet vermemek için misafir odasına ayrı eşya alıyor." Bizim evde de her odada ayrı kıyafetler vardı gerçekten. Ben program olduğu için öyle diye düşünmüştüm.

"Kız var mısın iddiaya? O ceketi iste hatta al eve götür." Gökçe abla ben daha cevap vermeden diğerlerine döndü. "Bahisleri alalım kızlar. Ben alır diyorum ve 5000 koyuyorum." Tam saçmalamayın diyecekken herkesin kabul etmesi ile yerime sindim. Boşuna iddia yapıyorlardı.

"Bir beşi bir yerdeyle alır diyorum" Ülkü babannenin sesi ile dehşet içinde ona dönerken Ece, arkadaşı ve ben dışında herkes normal karşılamıştı. "Ülkü babanne biraz fazla olmadı mı?"

"Yok kızım zaten düğünde kaç katını takacağım. Bu hiç bir şey değil." Rahat bir şekilde verdiği cevapla ben yerimde donarken diğerleri gülmeye başladı.

"Kraliçem ya. Kız sende alış artık. Kafasına koydular Eftelya teyzeyle sizi evlendirmeden pes etmeyecekler." Gökçe ablanın eğlenen sesi ile gerçeği bir kere daha kavramıştım. Gerçekten pes etmeyeceklerdi.

Diğerleri de bahislerini koysalar da Ülkü babanneden sonrasını pek dinleyememiştim. Kahveler olduğunda mutfak da toplanmıştı. Hepsi heyecanla iddianın sonucunu bekliyordu. Yarı yarıya bir oran söz konusuydu. Bir çoğu alacağıma inansa da Meltem abla ve bir kaç kişi söz konusu o ceketse vermeyeceğini savunuyordu. Onlar her durdurmaya çalıştığımda beni susturup devam etmişlerdi.

Hepimiz sırayla çıktığımızda yerime ,Miraç'ın yanına, oturdum. Bana baktığında bir şey diyeceğimi anlamış gibi eğildi. "Miraç, Ülkü babanne düğünde ne takacağına bile karar vermiş. Ben korkmaya başladım." Eğer Ülkü babanne böyleyse yüksek ihtimalle babannem de ondan farksız değildi.

Şaşırmadığını görünce ona sorarcasına baktım. "Bana her hafta kuyumcudan yüzük modelleri atıyor." Hafif bıkkın çıkan sesine rağmen hiç şikayetçi durmuyordu. "Ne?" Sesimi ayarlayamadığım için tüm masa bize döndüğünde onlara gülümseyip yanımdaki adama geri odaklandım. "Bana niye söylemedin?"

"Sen mi seçmek istiyorsun?" Rahat haline sinir olduğumda koluna tüm hırsımla vurdum. "Ya saçmalama Miraç"

"Çocuklar siz iyi misiniz?" Çınar Amcanın sesi ile ona döndüğümüzde herkesin merakla bizi izlediğini görüp çekindim. Miraç'a sonra bakışımı attıktan sonra önüme dönüp gülümseyerek kahvemden bir yudum aldım. "Yok baba bir şey konuşuyorduk da."

"Kızdırma lan kızımı" Gülümsemem yüzümde donduğunda şaşkınca Çınar amcaya döndüm. Mesleği gereği biraz mesafeli olduğunu hissettiğim adam şu zamana kadar bana kötü davranmasa da ilk defa bana kızım diyordu. Göz göze geldiğimizde babacan bir tavırla gülümsediğinde gözlerimin dolmaması için savaş verdim.

Benim dedemden sonra hiç babam olmamıştı. Ondan sonra ilk defa babam varmış gibi hissetmiştim.

Miraç ellerimizi masanın altından kenetlediğinde ondan güç aldığımı hissettim. Ona baktığımda beni kendine çekip alnıma öpücük kondurdu. "Tamam kızdırmam bundan sonra"

Kahve içerken bu sefer yanıma Kıvanç oturmuştu. Ortadan aldığı çikolatayı ağzıma tıktığında şaşkınlıkla ona baktım. Hafif eğilip fısıldadı. "Sen bu ailenin hep parçasıydın zaten abla. Şimdi üzme kendini de çikolata ye." Dedikleri ağlamama sebep olacakken halimi farkedip bir tane daha çikolatayı daha aynı şekilde verdiğinde gülmeye başladım.

Kıvanç gerçekten her haliyle tam bir küçük kardeşti. Sinirlendirmesi ve yaptığı yaramazlıklara kadar.

Herkes sohbete dönmüşken biz de kendi aramızda konuşuyorduk. Ece'nin söylediği her şey gözüme batarken göz devirmemek için kendimi zor tutuyordum. Konuşması sorun değildi ancak her söylediği sözde Miraç'a bakıp ondan tepki beklemesi sinir bozucuydu. Miraç ise normal bir şekilde sohbet ediyor bir yandan da hala birleşik olan ellerimizle oynuyordu.

"Miraç hiç izledin mi programı? Sık sık adın geçiyor kuliste falan. Tüm kızlar seninle tanışmak için sabırsızlanıyordu. Ziyarete gelir misin bir gün?" Kızın arsızlığına daha ne kadar şaşırtabilirdim bilemiyordum. Biz yan yanayken bile umurunda değildi. Beni görmüyor sadece Miraç'ı görüyordu sanki.

"İzlemedim Ece. İlgimi çekmiyor. Kimseyle tanışmak da istemiyorum. " İfadesiz sesi ile kızın hevesi bir an kırılsa da pes etmemişti. Arkadaşının durması için kolunu tuttuğunu fark etmiştim ama onu umursamayarak devam ediyordu. "Lütfen gel kırma beni. Hem kızlara söz verdim seni getirteceğime."

Elini sıktığımda anlık olarak bana baktı. Bu kızın kimden bu kadar yüz bulduğunu merak ediyordum. "Bu beni ilgilendirmiyor. Tutamayacağın sözler vermemelisin. Oraya gitmeye hiç niyetim yok. Annemin de benden böyle bir ricası yok zaten."

Kız tam ağzını açacakken Gökçe abla imdadımıza yetişti ve konuyu değiştirdi. "Anane, hani Lina Miraç'a bir şey soracaktı? Onu unuttuk."

Miraç dahil herkes merakla bana döndüğünde Miraç'ın arkasında kalan Ülkü babannenin dudaklarını oynatarak "Cilve yap azıcık öyle sor" dediğini gördüm. Gülmemek için kendimi zor tuttuğumda beklentiyle beni izleyen adama döndüm. "Miraç?"

"Efendim?" Bir an gözlerimi etrafta gezdirdiğimde masadaki sessizlik beni rahatsız etmişti.

"Senin lisede giydiğin bir tane ceketin varmış. Onu kimseye vermiyormuşsun. İddiaya girdiler ben istesem verir misin vermez misin diye." İddia olduğunu söylemem ile tüm kadınların bana hafif kızarak baktığını beylerin ise anlayarak kahkaha attığını gördüm.

"Ne kadara girdiler?" Miraç ise eglenen ifadesi ile oyunuma uymaya başlamıştı bile. "Valla Ülkü babaanne beşi bir yerde dedikten sonra diğerlerine odaklanamadım." Kıvanç ıslık öttürürken kimsenin benim kadar şaşırmadığını görmüştüm.

"Anane hiç yakışıyor mu sana torunun üzerinden iddiaya girmek." Miraç onunla uğraşmaya çalıştığında burun kıvırıp önüne döndü. "Haberiniz olmasaydı yakışacaktı. Hadi bekletme de cevap ver. Veriyor musun ceketi vermiyor musun?"

"Valla oynadığınız rakamlar bir cezbetmedi değil. Ancak üzgünüm veremem." Vereceğine dair umudu olan herkesin yüzü asılırken şüphesiz en neşeli olan kişi Ece'ydi. Bu kadar mutlu olması Miraç'a olan ilgisinin hangi boyutta olduğunu anlamamı sağlamıştı. Basit bir hayranlıktan öte olmalıydı.

"Lina sana cilve yap dedim azıcık ya. O zaman hayır diyemezdi. Erkeklerin zayıf noktalarını öğrenmen lazım. Mesela ben Kamer-" Ülkü babanne kendini kaptırıp konuşurken Kamer dede öksürerek koluna dokunduğunda yarım bırakarak sustu. Kamer dedenin ona attığı hafif ters bakışına sevimlice gülümsediğinde yaşlı adamın eşine karşı yumuşadığını görünce hepimiz gülmeye başladık.

Ülkü babanne anlatacakken uygulamalı göstermişti resmen. Miraç'a dönüp aynı bakışı ve gülümsemeyi yaptığımda bu sefer Kamer dede bile kendisini tutamamıştı. Miraç ciddi ifadesini bozmamaya çalışarak konuştu. "Bakma bana öyle veremem."

"Yok olmamış bu çocuk" Miraç'ın teyzesi konuştuğunda diğerleri de bir şey demeseler de kafa sallamışlardı.

Miraç ailesine bir bakış atıp devam etti. "Veremem, çünkü bende değil."

"Nerede?" Hepsi bir ağızdan sorduğunda Miraç bile şaşırmıştı.

"Bende. Yukarıdayken bana verdi. Sizi durdurmaya çalıştım ama izin vermediniz." Herkes bir yandan isyan ederken Miraç bana göz kırptı.

"Lafımı geri aldım olmuş bu çocuk."

"Kızım insan bir şey söyler ya kendi kendimize heyecan yaptık burada." Ülkü babanne sitem etse de bizi sırıtarak izliyordu. Miraç eğilip "Şuan kafasında düğünümüzde oynuyor" dediğinde ona gülsem de Ülkü babannenin gerçekten oturduğu yerden hafif hafif göbek attığını görmüştüm.

"Lina'cım, güzel yengem senin ceketinle bir fotoğraf çekinsem olur mu? Liseden beri hayalim, çok istiyorum." Kıvanç'ın yaptığı yalakalığa göz devirdiği sırada Miraç bana hayır manasında kafasını iki yana salladı.

"Olur tabii canım." Miraç bana bakarken Kıvanç kalkıp oynamaya başladı. Ancak intikam soğuk yenen bir yemekti. "Ben giyerim ceketimi sen de gelip yanımda durursun çekiniriz. Alt tarafı bir fotoğraf yani ne olacak dimi?"

Kıvanç aniden dururken hayal kırıklığı ile bana baktığında yanımdaki adamın kahkahasını duydum. Kolunu omuzuma atıp beni kendine çekerken neşeyle saçıma öpücük kondurup yerimde donup kalmama neden olan o cümleyi dile getirdi.

"Seni çok seviyorum."

Herkese selamm. Biraz geç olsa da umarım sevdiğiniz bir bölüm olur. Görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Sevgi ve öpücüklerlee. 💋