21. bölüm · Spotlight
19. Bölüm
Lina
Telefondaki adamın kim olduğunu anlamam ile sessizliğimi korudum. Ne babasından bahsediyordu bu adam. "Aybars bey, siz benim babam değilsiniz. Ayrıca babannem sizinle konuşmuş olmalıydı. Hiç bir Hanzade ile iletişime geçmek istemiyorum." İçimden Giray hariç diye ekledim. "Biliyorum, annem vermedi numaranı. Ben de Giray'dan aldım. Sadece teşekkür etmek istemiştim. Sen ne kadar aksini iddia etsen de ben senin babanım Defne." Diğer ismimi duyunca kaşlarımı çattım. O adam benim hiç babam olmamıştı. Neydi bu sözler şimdi. "Benim babam yıllar önce öldü beyefendi. Teşekkürlük bir durum da yok. Sadece babannem için yapıyorum bunu. Üzerinize alınmayın yani. Ailenize dönün siz." Telefonu kapattığımda sözleri yarım kalmıştı.
Ben bu kadar zaman tek başına yaşamıştım. Mutlu ailelerindeki tek pürüz bendim. Uzaktayken aklına bile gelmediğime yemin edebilirim. Göz önünde olunca vicdanını sızlatmıştım belli ki.
Giray'a mesaj attım. İstemeyeceğimi bildiği halde numaramı vermesine sinirlenmiştim.
Üzerimi değiştirip, makyajımı sildiğimde saçlarımı topuz yapıp hobi odasına geçtim. Miraç mavi kısımdaki koltuğa oturmuş oyun oynuyordu. Chloe kucağında uyuduğu için çok hareket etmemeye çalışan haline gülümsedim. Oyunu durdurup bana döndüğünde koltuğun boş kısmına oturdum. Bacaklarımı toplayıp koltukta ona doğru oturduğumda konsolu elinden bıraktı. Bir süre sessizce yüzümü incelediğinde gözlerimi ondan kaçırdım. "Gerginsin. Bir şey mi oldu?" Duyulmasın diye çok sessiz fısıldamıştı. Derin bir nefes aldım. Şu kamera muhabbetleri de canımı sıkıyodu şuan. "Aybars Hanzade aradı. Teşekkür etmek istemiş."
Ağzından ilk defa ben senin babanım dediğini duymuştum. Miraç sessiz kaldığında devam ettim. "Bana kızım dedi biliyor musun? Ben senin babanım dedi. Babammış o benim Miraç. İnanabiliyor musun?" Üzülemeyecek kadar sinirlenmiştim. Gergince güldüm. Bu gergin halime diyecek bir şey bulamamış gibiydi. Chloe'yi diğer tarafa bıraktığında köpeğimiz homurdansa da uyanmamıştı. Elini dizlerimde kavuşturduğum ellerimin üzerine koyup okşadı. Ona gülümserken konuştum. "Ne yapıyoruz bu gece?" Normalde sakin bir şeyler yaparız diye düşünmüştüm ama stresimi atmam daha iyi bir fikirdi. Sözlerimi yanlış anlayan adam duraksadı. Gözleri irileşmiş bir şekilde bana baktığında gülmeye başladım. "Miraç, film mi izleyeceğiz? Oyun mu oynayacağız? Onu soruyorum." Derin bir nefes aldığında utanmışcasına gözlerini kaçırdı. Elini saçına atarken ortaya çıkan kasları bir an aklımı çelse de üstesinden gelmeyi başardım. Ağırdan alma işini abartmış olabilirdik biraz.
"Oyun oynayalım mı? Gergin olduğumda bunu oynarım hep. Gerçekten faydası oluyor." Onu başımla onayladım. "Olur ama bana öğretmen gerekiyor. Daha önce hiç oynamadım." Oyunu açarken bir yandan da konsoldaki tuşları anlatıyordu. "Şimdi sen öğrenene kadar kapışmayacağız. O yüzden tek konsol ile başlıyoruz." Oyunu başlatıp bir süre kendisi bana göstererek oynadı. O oyunu anlatırken gözlerim ekrandan çok onun üzerindeydi. Hissetmiş gibi bana baktığında gülümsedi. Konsol ile ekranı işaret ettiğinde gözlerimi kaçırıp bu sefer full ekrana odaklandım. Konsolu bana verdiğinde ilk başta garipsesem de beni sakinleştirdiğini itiraf etmem gerekiyordu. Miraç yanımda durmuş bir teknik direktör edasıyla bana direktifler veriyordu. "Arkanda, bak bak bak geliyor. Kaç kaç. Vur onu." Başlayınca alışana kadar hep ölsem de Miraç pes etmeme izin vermemişti. Bu el ise ölmeden 5 dakika geçirmiştim. "Bravo devam devam. Bak buradan atlaman lazım. Aşağıya düşme." Dediklerini yapmaya çalıştığımda başarmam ile gülümsedim. Hepsini aynı anda yapmaya çalışmak kafamı karıştırıyordu. Son tura geldiğimde çok şaşkındım. Miraç ise yanımda koltukta dikelmiş büyük bir heyecanla direktiflerine devam ediyordu. "Bu boss. Bunu öldürmek için silah değiştirmen lazım." Bana dediği ayarlamaları yaparken ben de yerimde dikelmiştim. "Evet, evet, çok iyi. Çok iyi. Devam et. Biraz geriye çık öyle atış yap." Çok az canım kalmıştı ve Boss da hala ayaktaydı. "Lina bomba at. Çabuk çabuk." Nasıl yapacağımı bilmiyordum. "Onu bilmiyorum ki. Göstermedin." Hızlı bir şekilde söylediğinde dediğini yaparken bir yandan da geri geri kaçmaya çalışıyordum. Son anda bombayı fırlattığımda yana doğru kaçtım. Nefes nefese kalmıştım heyecandan. Sonuca bakmak istemediğim için gözlerimi kapatmıştım. Alnıma konan öpücükle kafamı kaldırıp Miraç'a baktım. "Aferin kızıma." Kazanmış mıydım? "Kazandım mı?" Ona bakarken gülümsedi. "Yok, ama iyi oynadın. Yeni başlayan biri için baya iyiydin hem de." Kaşlarımı çattım. Kazanamadıysam niye heyecan yaptırmıştı o kadar. Arkamdaki yastığı alıp yüzüne geçirdiğimde üzerine atladım. "Sen bana bomba atmayı gösterseydin kazanmıştım. Bilmediğimi biliyorsun niye aniden bomba at diye bağırıyorsun." Biz koltuğa doğru devrilirken oyun sırasında uyanmış olan Chloe ezilmemek için koltuktan atladı. Miraç devrildiğinde koltukta dizlerimin üzerinde durup yastıkla ona vurmaya devam ettim. "Unuttum ya. Dur, tamam." Miraç gülmeye başladığında ona ters ters bakarak yastığı geçirdim. Chloe bu halimizi yadırgamış, yanımızda havlayıp bir oraya bir buraya koşuyordu. Miraç kollarımı yakalandığında dengemi kaybedip üzerine düştüm. Elimdeki yastık ikimizin arasında kaldığında durmuştum. Miraç derin bir nefes aldığında ben de kafamı yastığa koyup soluklanmaya başladım. Biz bu şekilde dururken minik bir beden üzerimize atlaması ile gülmeye başladık. Chloe havlamayı bırakıp bizi ayırmaya karar vermişti anlaşılan.
***
Dün gece oyunda baya ilerlemiştim. Miraç'la takım olup oynamaya devam ettiğimizde baya eğlenmiştik. Chloe aramıza oturup bize kötü bakışlar atmıştı. Tekrar birbirimize girmemizi istemiyor olmalıydı.
Kahvaltıdan sonra Chloe ile evden çıkmıştım. Miraç kapıda bizi izlerken biraz garip hissetmiştim.
Cilt bakımı yaptırırken gözümdeki gözlüğü Chloe'ye takmıştım. Gözlük minik kafasına baya büyük gelse de buradaki hanımefendinin yardımı ile lastikle tutturmuştuk. Chloe koltukta bir prenses edası ile otururken etrafı inceliyordu.
Adrien yanımıza geldiğinde havadan selamlaştık. Sohbet ederken cilt bakımım bitmişti. Manikürüm yapılırken elime verilen kahveye teşekkür edip Adrien ile konuşmaya devam ettim. Chloe biraz uzakta kalmıştı. Yanımıza gelmek istediğinde ise çantasından atıştırmalık yoğurt çıkarıp önüne koymuştum. Gözünde kamera ile dedikodu yaparken bizi çekmesini istemiyordum. Hele de sohbetin büyük bir kısmını Miraç kaplarken asla. Adrien ile yaptığımız selfieyi hikayeme koyduğumda Chloe'yi de yoğurt yerken çekip paylaşmıştım.
Miraç'a Chloe'nin gözlüklü fotoğrafını attığımda baya eğlenmişti. Konuşurken tasmasına kamera koymaya karar verdik. Çok tatlı görüntüler ortaya çıkabilirdi.
Miraç fotoğraf attığında ev çok kalabalıktı. Kerimle konuştuğunda takımın da onu merak ettiğini ve gelmek istediğini öğrenmişti. Kerim'in herkese kahve tutan halini görünce gülmeden duramamıştım.
Miraç'a iyi gelmelerini umuyordum. Yaptığı antrenmanlardan sonra olan ağrı zamanla kesilmişti. Masaj yapmaya alışmıştım gerçi ama yine de iyileşiyor olması beni mutlu ediyordu. Doktor bunun iyiye işaret olduğunu söylemişti. Bu hafta bazı testler için tesislere gidecekti.
Tüm takımın orada olduğunu görünce Gökçe abla ile içeceğimiz kahveye Erica'yı da davet etmiştim. Görüşmek için bir türlü denk gelememiştik.
Vedalaştıktan sonra tazelenmiş bir şekilde oradan ayrıldık. Yoldan Erica ve minik Leo'yu aldıktan sonra Gökçe abla ile buluşacağımız kafeye geçtik.
Gökçe abla bizi bekliyordu. Onunla sarılırken bir yandan da Erica'yı tanıştırıyordum. Masanın iki tarafına Chloe ve Leo'yu oturttuktan sonra biz de oturduk. Gökçe abla halimize bakıp gülmeye başladığında biz de duramadık. Erica ve Gökçe abla baya iyi anlaşmış görünüyorlardı.
Biz gülerken gözümdeki gözlükleri çıkartıp çantama attım. Buraların da çekilmesine gerek yoktu yani.
Etrafımızdaki insanlar tarafından tanındığımızı bizi işaret etmelerinden anlamıştık. Bir kaç el sallayan kişiye ben de el salladım.
"Nasıl gidiyor Miraç'la yaşamak." İkisi de merakla bana döndüğünde yerimde dikleştim. Güzel gidiyor. Birlikte yaşamaya alıştım. Miraç iyi bir ev arkadaşı." Onlara istediklerini vermediğimde Gökçe abla göz devirdi. "Lina, iyi anlaştığınızı ülkecek biliyoruz. Arkadaştan ötesi nasıl? Benden söylemesi her yeni bölüm çıktığında ananemler birlikte oturup kritiğini yapıyor." Niyeyse babannemlerin bu etkinliğine hiç şaşırmamıştım. Erica konuştuğunda ona sen de mi bakışı attım. "Biz sizi çoktan çift olarak kabul ettik. Takımda bile yenge olarak anılıyorsun." Ofladığımda pes etmiştim. "Bilmiyorum nasılız. Yani en başta konuştuk bir yavaştan alalım diye. Biraz fazla yavaş oldu galiba. Birbirimizi kıskanıyoruz, hoşlanıyoruz bunlar tamam ama sorsanız durum ne diye. Diyecek bir şeyim yok." Ara vererek kahvemden bir yudum aldım. Kızlar devam etmemi merakla bekliyordu. "Acele etmek istemiyorum. Bizim dışımızda herkesin bizi çift olarak kabul etmesi hem mutlu ediyor hem de korkutuyor." Erica anlayışla gülümsediğinde derin bir nefes aldım. Biraz olsun rahatlamıştım. Miraç'a aklımdakileri söyleyerek onu darlamak istemiyordum. "Erkekler akışa bırakalım diyince sonu gelmiyor. Siz hep bu şekilde devam edersiniz. Kardeşim diye demiyorum ama Miraç bu halinizden memnun görünüyor. Bu durumu değiştirmek sende şuan." Gökçe ablanın dediklerini düşünürken Erica onu destekledi. "Anthony'e kalsa biz hala sevgiliydik Lina. İlişkimizi açıkladıktan sonra iki yıl birlikte yaşadık. Başka şehre transfer olduğunda gelmemi istedi. En sonunda ben resti çektim. Nereye kadardı böyle. O gidecek ben peşinden her yere." Tüm erkekler mi aynıydı ya. Gerçi biz daha ilişkiye başlayamamıştık. "Gelmiyorum ben dedim. Nasıl yani dedi. Sonra her şeyi söyledim içimdeki. Hiç bir şey demeden gitti. Bıraktı beni orada." Şaşkınlıkla ona baktığımızda kafasını 'yaa' dercesine salladı. "Sonra ne oldu? Nasıl evlendiniz?" Gökçe ablanın heyecanlı haline kafamı sallayarak destek verdim. "Üç ay konuşmadık. Gittiği takıma herkes uyum sağlayamadı sanıyorken durum çok başkaydı. Performansı iyice düşünce bir ay izin verdiler. Git kendine gel diye. Sonra bir gece kapımda buldum. 1 ay içerisinde evlendik." Yaşananlara hayret ederken kendi kafama sövdüm biraz. "Ben o konuşmayı çok erken yaptım ya." Gökçe abla ne ara olduğunu sorarken arkama yaslandım. "Biz yeni eve çıkmıştık. Bir şeyler hissetmeye başlayınca gittim söyledim. Ben böyle hissediyorum eğer sıkıntı olacaksa yol yakınken bırakalım diye." Kızlar gülmeye başlarken ben somurtuyordum. İlk defa başıma geldiği için paniklemiştim. "Ay o an Miraç'ın yüzünü çok merak ettim. Karşında seni bu kadar net görünce sert kayaya tosladığını anlamıştır." Donmuş hali gözümün önüne geldiğinde gülümsedim. "Lina bence Miraç senin düşündüğün gibi o kadar akışa bırakmış değil. Hani konuk gelen kız odasına giriyor ya. Ondan sonra hemen yanına gelmesi bile bir şey. Eğer akışa bıraksaydı umursamazdı." Bakıldığında haklıydı. Miraç'ın bir çok hareketi bunu işaret ediyordu. Bilemiyorum dercesine omuz silkerken konuyu değiştirmeyi amaçladım. "Gökçe abla biz anlattık. Sen de ne var ne yok?" Gökçe ablanın bir kaç yıl önce çok sevdiği biri ile bir ilişkisi vardı. Geldiğinde bahsediyordu. Ancak bir anda konusunu dahi açmamaya başlayınca ayrıldıklarını anlamıştım. Sormaya da çekinmiştim açıkçası. Gökçe ablanın yüzü solduğunda Erica ile göz göze geldik. Yanlış konuya girmiştik anlaşılan. "Ben de hiç bir şey yok kızlar." Gökçe ablanın sözlerinden sonra üzerine gitmemeye karar verdik. Bir süre daha konudan konuya atladığımızda saatlerdir burada oturduğumuzu fark etmemiştik.
Gökçe abla ile otoparkta ayrıldığımızda önce Erica'yı bırakacağım için onun evine doğru sürmeye başladım.
Biz sohbet ederek giderken kırmızı ışıkta durmuştum. Bir anda arkadan gelen darbe ile bedenim öne doğru hareket etti. "Erica iyi misiniz?" Arkada oturan Erica ve Leo'yu kontrol ettiğimde iyi olduklarını görmemle rahatladım. "İyiyiz. Leo korktuğu için ağlıyor. Sen nasılsın? Chloe?" Chloe'de de bir şey yoktu. Sadece korkmuşlardı. Çok hızlı çarpmadıkları için bir şeyimiz yoktu. Ona cevap verdikten sonra ışığın yeşile dönmesi ile devam ettim.
Işıktan sonra sağa çektiğimde arabadan indim. Bize çarpan araba da arkamızda durmuştu. Arabadan üç kişi indiğinde kendi arabamı kontrol ediyordum. Çizikler ve hafifçe içe göçme dışında bir şey görünmüyordu. Arkamı döndüğümde gördüğüm bakışlar daha büyük bir sorundu. Üçü de beni tepeden tırnağa süzüyordu. "Beyefendi, neden dikkat etmiyorsunuz?" Adamlar güldüğünde kaşlarımı çattım. "Kusura bakmayın hanımefendi. Siz iyi misiniz?" Rahat konuşmasını garipserken cevap verdim. Bu sırada iyice yaklaşmışlardı. "İyiyim, siz de var mı bir şey?"
"Vardı da sizi görünce geçti. Hiç birimiz de bir şey yoksa sıkıntı yok değil mi? Hem ne güzel tanışmış olduk Lina hanım." Adımı söylemesi ile geri adım attım. Söyleme şekilleri beni şimdi görmediklerini düşündürüyordu. Bilerek çarpmış olma ihtimallerini düşünürken Erica arabadan indi. "Lina, bir sorun mu var?" Adamlar birbirini dürterken onu da tanıdıklarını anlamıştım. "Yok canım. Ben de trafik polisini arayacaktım şimdi. Tutanak tutmayı bilmiyorum." Sürücü koltuğuna yöneldiğimde bir tanesi kolumu tuttu. "Lina hanım polise hiç gerek yok. Biz hallederiz tutanağı. Bizim hatamız zaten tamamen." Kolumu elinden çektiğimde ona ters bir bakış attım. "Buna ben karar veririm beyefendi. Ayrıca bir daha bana dokunmayın." Adam iyice dibime girdiğinde sırtım arabaya yaslanmıştı. "Lina hanım, gerek yok diyorum. Halledeceğiz biz. Siz hiç yorulmayın. Alt tarafı tanışmak istedik." Duyduklarım ile adamı ittim. "Ya siz manyak mısınız kardeşim. Bilerek birisine çarpmak ne demek." Benim bağırışım ile adam etrafına baktı. Sinirle ona salladığım elimi tuttuğunda diğer elimle tokat atmaya çalıştım. "Ne bağırıyorsun. Tanışmak istedik diyorum sadece. Belki bir şeyler içer takılırız dedik. Ne var bunda?" Diğer elimi de tutup sıktığında acıyla dişlerimi sıktım. Adam pis pis gülümserken midem bulanmıştı. Bir yandan nasıl kurtulurum diye düşünüyor bir yandan da Erica'yı merak ediyordum. Chloe arabada deli gibi havlıyor, Leo'da ağlıyordu.
"Lan ne oluyor orada? Bırakın lan kadınları!" Arkamdan gelen ses ile dikkati dağılan adamın erkekliğine tekmemi bastığımda sonunda bileklerimi kurtarabilmiştim. Adam acıyla yere düştüğünde hızlıca bir karnına bir tekme daha geçirip ondan uzaklaştım. Sinirim geçmemişti ama bizimkileri kontrol etmem gerekiyordu. Bir tanesi Erica'yı tutuyordu. Diğeri üzerime yürüyecekken gelenlerden biri adamı tutup dövmeye başladı. Erica'yı tutanı da etkisiz hale getirdiklerinde ona doğru koştum. Adamlar küfrede küfrede döverken Erica'yla birbirimize sarıldık. "İyi misin?" Ağlarken başını salladığında hemen arabanın kapısını açtım. Leo'yu kucağına verdiğimde kaldırımda oturuyordu. Leo annesinden uzak kaldığı her an daha kötü oluyordu. Ben de Chloe'yi alıp yanına oturduğumda etraftan gelenlerin uzattıkları suyu aldım. İyi misin sorularına sadece kafamı sallayarak cevap verirken sıkıca Chloe'yi tutuyordum. Elim titreye titreye suyu içtiğimde geri uzattım. "Yenge iyi misiniz?" Adamların haşadını çıkardıktan sonra yanımıza gelenler ile onlara döndüm. Yirmililerinin başında olduklarını tahmin ettiğim 5 kişi üniversite öğrencisi olmalılardı. Yenge kelimesi beni hiç bu kadar rahatlatmamıştı. Zoraki bir şekilde çocuklara gülümsedim. "İyiyiz. Teşekkür ederim. Siz gelmeseydiniz ne olurdu bilmiyorum." Bir tanesi ile baş edebilirdim. Ama hepsine karşı ne kadar etkili olurdum bilemiyorum.
Erica'nın ağlaması yeni yeni diniyordu.
Polis geldiğinde hepimizi toplayıp karakola götürmüşlerdi.
Kucağımda hala sıkı sıkı tuttuğum köpeğim ile komiserin odasında oturuyordum. Erica karşımda gözleri kıpkırmızı bir şekildeydi. Leo yorgunluktan uyuya kalmıştı. Biz odadan çıktığımızda bize çarpanlar ile bizi kurtaran çocuklar koridorda karşılıklı kelepçeli bir şekilde oturuyordu. Adamlara bakmamaya çalıştım. "Lina!" Duyduğum tanıdık ses ile o tarafa dönerken bana doğru koşan adamı gördüm. Miraç sonunda önümde durduğunda beni kendine doğru çekti. "İyi misin? Ne oldu?" Ona sarılırken Chloe aramızda kalmıştı. "İyiyim. Bilerek çarpmışlar bize tanışmak için. Saçma sapan konuşunca gerildik. Sonra o çocuklar geldi ve buradayız." Biraz yumuşatarak anlatmama rağmen konuşurken Miraç kaşları çatık bir şekilde beni dinledi. Bağırış ve küfür sesleri ile ayrıldığımızda Anthony'i bize çarpan adamlara saldırırken görmüştüm. Miraç beni bırakıp onları ayırmaya gittiğinde bu kadar sakin kaldığı için sevinmiştim. Herkes Anthony'i tutarken sakinleştirmeye çalışıyordu. Ortam tam sakinleşti derken Miraç'ın adamlardan birinin üzerine atlaması ile tekrar gerilmişti. Anthony birini Kerim'de açıkta kalan adamı yumruklamaya başladığında durup onları izlemeye başladım. Şaşkınca oturan çocuklara gülümsedim. Onlar da iyi benzetmişti şimdi haklarını yememek lazımdı. İyice kafayı yemiştim. Polisler kavgayı ayırdığında Mert yanıma gelmişti. "İyi misin? Neler oldu?" Ona her şeyi anlatırken yanımıza gelen Miraç adamlara bakıp bakıp küfrediyordu. Anthony'de gelince ingilizce anlatmaya devam ettim. Bu sırada polisler adamları alıp bir yere götürmüşlerdi. Bitirdiğimde bizi kurtaran çocukları elimle gösterip Mert'ten onlar ile ilgilenmesini rica ettim. Beyler çocukların yanına gittiğinde ayağı kalktılar. Heyecanlarından taraftarlardan olduklarını anlamıştım. Ben de yaklaşıp Miraç'ın yanında durdum. "Çocuklar tekrardan çok teşekkür ederim. Tanışma fırsatımız olmadı. Ben Lina Hanzade." Çocuklara elimi uzatıp tek tek tanıştığımda yanımdaki beyleri de tanıtmıştım. Bir de onlardan durumu dinlerken gerilmesin diye Miraç'ın kolunu okşadım. "O anı görmeniz lazımdı. Yengem adama bir geçirdi. Adam zaten direkt yerde sürünmeye başladı. Bir tane de karnına vurdu. Yenge sen o ayakkabılar ile o hareketleri nasıl yaptın ya." Çocuklardan biri heyecanla anlatırken herkesin bana dönmesi ile ben de gülümseyip yere baktım. Miraç kolunu omuzuma atıp beni kendine çektiğinde başımın kenarına öpücük kondurdu. Çocuklar oo tarzı tezahüratlar yaparken utanmıştım. Kucağımdaki Chloe Miraç'a dönüp havladığında eğilip onu da öptü. Mutlulukla kuyruğunu sallarken bana dönmesi ile gülümseyip ben de öptüm. Diğerleri konuşmaya devam ediyordu. Tam onlara odaklanacağım sırada Chloe'i yine havladı. Beklenti ile bize bakarken neyden bahsettiğini anlamıyordum. İkimizde onu öpmüştük. En son bir kere daha havlayıp önce bana sonra Miraç'a baktı. "Sen kaldın." Anlamsızca ona baktığımda iyice eğilip fısıldadı. "Ben seni ve Chloe'yi öptüm. Sense sadece Chloe'yi öptün. Benim akıllı kızım adaletin yerini bulmasını istiyor olmalı." Şaşkınca Chloe'ye baktığımda havladı. Gözlerimi devirirken zaten eğilmiş olan adamın yanağına dudaklarımı bastırdım. Geri çekilip Chloe'ye oldu mu bakışı attığımda debelenip kucağımdan atladı. Arkamızda kalan çantasına gidip patisi ile işaret ettiğinde en baştan beri istediği şeyin bu olduğunu anladım. Miraç'a ters ters bakarken o sırıtıyordu. "Adaletin yerini bulmasını istiyormuş." Onu taklit ederek homurdandığımda bir yandan da Chloe'nin çantasından mama çıkarıyordum. Miraç bu halime kahkaha atarken diğerleri de sonunda bize dönmüşlerdi. Mama kabını yere bırakıp yanlarına döndüğümde Mert çocuklara süreci anlatıyordu. "Şimdi sizin bu gece burada kalmanız gerekiyor. Prosedür gereği. Yarın sabah erkenden ben burada olacağım. Merak etmeyin. Yakınlarınıza haber vermek için telefonu kullanabilirsiniz." Çocukların başı belaya girsin istemiyorum. "Eğer aileniz için sorun olacaksa ben de konuşup olayı anlatabilirim çocuklar." Çocuklar gerek yok dercesine kafasını iki yana salladı. "Yenge biz yurtta kalıyoruz zaten. Ailelerimiz memlekette olduğu için hiç telaşlandırmak istemiyoruz." Sonra Mert'e dönüp konuştu. "Abi sadece yurdu arayıp gelmeyeceğimizi haber versek yeter." Mert başını onaylarcasına salladığında gidip memurlardan biri ile konuştu. Çocuklardan birimi yanına alıp gittiğinde Anthony'de Erica'nın yanına dönmüştü. Biz çocuklarla sohbet etmeye devam ederken ismimin seslendiğini duydum. "Lina!" Arkamı döndüğümde bize doğru gelen babannemi, Ülkü babanneyi ve neden burada olduğunu merak ettiğim Barlas'ı gördüm. "Yavrum, iyi misin? Bir şeyin var mı?" Babannemlere sarıldığımda Barlas da Miraç'a kafası ile selam verdi. Neler olduğunu bir tur daha anlatırken babannemler ağlamaya başlamıştı bile. "Kesin nazar oldun sen kızım. Dürdane kurşun döktürelim dedi. O bulacak birini. İkinize de döktüreceğiz tamam mı yavrum?" Gülesim gelse de tutmayı başardım. Karşımda yan yana durmuş ağlayan iki yaşlı kadını reddetmek şuan için imkansızdı. Kafamı sallayarak onayladığımda Barlas ile göz göze geldik. "Lina biraz konuşabilir miyiz?" Başımla onayladığımda çıkışa doğru ilerledi. "Barlas, önceki gibi olmasın." Miraç'ın sesi ile ona dönüp gülümsediğimde Barlas'ın da hafifçe kafa salladığını görmüştüm.
Dışarı çıktığımızda konuşması için ona baktım. "Emir'e olan şikayetini geri çekeceksin." Direkt konuya girmesi ile kaşlarımı çattım. "Ne demek bu?" Yüzümü incelediğinde gergince yerimde kıpırdandım. "Duyduğun gibi. İkinizde Han Medya için çalışıyorsunuz. Dava yakında duyulur. Bu hepimizi kötü etkileyecek. O yüzden şikayetini geri çekmen lazım." Gergin gelen sesini benimle konuşmasına bağladım. "Geri almayacağım, görüntüleri siz değiştirdiniz. Bu da bir suç değil mi? Bunun ortaya çıkmasından mı korkuyorsunuz? O adam beni orada taciz etti. Sen bana gelip nasıl bunu dersin ya?" Sesim iyice yükseldiğinde parmağını dudağına koyarak sessiz olmamı işaret etti. Hiç bir şey demeden beni izlemeye başladığında konuştum. "Ben söyleyeceğimi söyledim. Söyle o şerefsize boşuna beklemesin. Onunla bir sonraki görüşmemiz mahkemede olacak." Cevap vermeyeceğini anlayınca gitmek için hareketlendim. Kararsız sesini duyduğumda ondan uzaklaşmıştım.
"Sen iyi misin Defne?" Şaşkınca bir an duraksayıp doğru duyup duymadığımdan emin olmaya çalıştım. Ona cevap vermeden ilerleyip karakola girdim.
Bu soru için çok geç kalmıştı. 24 yıl kadar.
Herkese selam. Görüşlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Ayrıca bizimkilerin yapmasını istediğiniz bir akım veya etkinlik varsa lütfen yazın. Ben popüler akımları görünce eklemye çalışıyorum ama illaki kaçırdığım güzel şeyler vardır. Önerilere açığım. Sevgi ve öpücüklerlee. 💋
