31. bölüm · Spotlight

29. Bölüm

Attaog

Lina

Bavulumu alıp dışarı çıktığımda üzerinde adımın yazılı olduğu karton ile bekleyen Mila'yı gördüm. Her seferinde şu kartonla beklemeye bayılıyordu. Yanına gidip ona sarıldığımda neşeli sesini duydum. "Hoş geldin bebek."

Ona gülerek cevap verdiğimde bavulumu alıp arabaya yürümeye başladı. Peşinden giderken sonradan unuturum diye Miraç'ı aradım.

Uçakta biraz daha ağlamıştım. Fotoğraf seçmiş ve hikayeme atmıştım. Fotoğrafları ve gözlük çekimlerini prodüksiyon istediği için fotoğrafları gönderip gerisini Miraç'a bırakmıştım. Gözlükle çekilenleri baya editlemeleri gerekecekti çünkü ara ara kapatmış sonda da kafede yaşananlardan dolayı tamamen durdurmuştuk.

"Lina indin mi güzelim?" Neşeli çıkarmaya çalıştığı sesiyle konuştuğunda gülümsedim. "İndim, Mila beni almaya geldi. Eve geçeceğiz şimdi." Arabanın yanına geldiğimde binmeyip yanında dikilmeye başladım. Dilimin ucuna gelse de onun neler yaptığını soramadım. "Hmm. Ben de eve geldim. Çocuklar aradı buraya geleceklermiş. Chloe ile onları bekliyoruz." Chloe'nin adı söylenince havlamasına gülümsedim. Bazen benim içimden geçenleri okuyormuş gibi daha ben söylemeden söylüyordu.

Tam bir şey söyleyecekken arkasından gelen kapı sesi ile artık kapatmam gerektiğini anladım. Hem Mila'yı da daha fazla bekletmek istemiyordum.

"Çocuklar geldi sanırım. Selam söyle hepsine. Mila beni bekliyor zaten. Sonra konuşalım mı?" Sonda sesimin titrek çıkmasına engel olamamıştım. O söz konusu olduğunda çekingenliğim tutabiliyordu. Ya sonra konuşmak istemezse diye düşünmeden edemiyordum. Bir yerden kalktığını ve adım seslerini duydum. "Olur, ben hep müsaitim biliyorsun."

Veda cümlelerinden sonra telefonu kapattık. Arabaya binip babanneme geldiğime dair mesaj attım. Mila ile havadan sudan biraz konuştuk. Ben olmadığımda ilgilendiği diğer mankenden yakındığında anlattıkları ile ona hak vermeden edemedim. Sorumsuz insanlar tüm mesleklerde bir sorundu. Yola devam ederken eve geçmeden yemek almıştık.

Kafamı kaldırdığımda Mila'nın sırıtan ifadesini gördüm. Araba kullanırken ara ara bana dönüp imali imalı bakıp durması komikti. "Yakışıklı futbolcun ne yapıyor?" Haline yüzümü buruştursam da gülmeden edemedim. Mila program başladığından beri sıkı takip ediyor ve beni ara ara sıkıştırıp aramızda bir şeyler olup olmadığını soruyordu. Önceden tanıştığımızı da program sırasında öğrendiği için çöpçatanlık damarı tutmuştu.

"İyi, yakında antrenmanlara katılmaya başlayacak."

"Bu durgun halinin sebebi o değil mi? Gelseydi o da seninle. Paris'te aşk başkadır derler bilirsin." Göz kırptıktan sonra arabayı park ettiğinde sonunda eve ulaştığımız için rahat bir nefes aldım. Ona cevap vermememle daha çok eğlenirken arabadan indim. Bu kızın babannemlerin üçüncüsü olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini fark ettim. Miraç burada olsa çekimi falan boş verip sadece bize odaklanacak gibi bir hali vardı.

Mila'nın bu hareketlerine şaşırmadan edemiyordum. Çünkü kendisi işini çok ciddiye alan ve belli kuralları olan bir kadındı. Bir kaç yıl önce bir oyuncu ile pr ilişkisi teklifi geldiğinde karşı tarafı bir dövmediği kalmıştı. Benim başkasının adıyla değil kendi başarımla öne çıkmamı her zaman desteklerdi. Genelde ilişkilerimi dışarı çok yansıtmamamı önerirdi. Şimdi ise pembe dizi izler gibi Miraç'la ikimizi izleyip yorum yapıyor ve bir an önce ilişkimizi açıklamamızı istiyordu.

Özlemle iç çekerken kendimi koltuğa attım. Biraz ağrım vardı ve ben artmadan sıcak su torbama sarılıp yatmak istiyordum. Miraç'a sarılmayı tercih ederdim ancak şu üç gün elimdekiyle yetinmeliydim.

Geleceğim kesinleşince buraya bir temizlik ekibi uğramıştı. Ev sanki hiç taşınmamışım gibi duruyordu. Bir kaç yıl yaşadığım evi ilk defa yabancıladım. Bu ev çok yalnız duruyordu. İstanbul'dan önce ben de bu eve benziyordum.

Soğuk ve yalnız.

Koltukta bayılmış gibi yatarak geçen zamanı düşünürken gözümün önünde birden Mila belirdiğinde sıçradım. O ise benim bu halimi umursamadan elindeki ıslak mendili alnıma sürtmeye başladı. "Makyajlıyken neredeyse hiç belli olmuyordu. Geçmeye başlamış gibi." Morluk belli olmasın diye sürdüğüm kapatıcıyı tamamen temizlediğinde iyice eğilip yakınlaşarak incelemeye başladı. "Bunun nasıl olduğunu programda izleyebilecek miyim?"

Kafasını itip hafifçe doğruldum. "Spoiler veremem." Gıcıkça güldüğümde göz devirip mutfağa geçti. O yemekleri getirirken ben de kapının kenarındaki bavulumu alıp odama yöneldim.

Yemek yedikten sonra Mila evine geçmişti. Ben de üzerimi değiştirip sıcak su torbamı alarak televizyonun karşısına kurulmuştum.

Miraç'ın ne yaptığını deli gibi merak etsemde arkadaşları ile olduğunu bildiğim için rahatsız etmek istemiyordum. Telefonumu elime alıp sosyal medyaya girdiğimde önüme havalimanındaki fotoğraflarımız düştü.

'Son zamanların popüler internet içeriği Ev Arkadaşım programının yıldızları havalimanında görüntülendi. Takipçilerimizden gelen fotoğraflardan belli olduğu üzere Lina Hanzade Paris yolcusu. Son zamanlarda hakkında çıkan haberlere asla cevap vermemiş olması aklımıza iki ihtimali getiriyor: birincisi, çıkan ilişki haberlerini ciddiye almıyor ikincisi ise haberlerin doğru olduğunu kabul ederek açıklama yapma gereği duymuyor. Gerçek nedir henüz bilinmese de bugün Miraç Demiralp ile havalimanında vedalaşmakta zorlandıkları kulağımıza geldi. Takipçimizin yazdığına göre ayrılmakta zorlanıp iki kere sarıldıkları ve Lina pasaport kontrol noktasına girerken Miraç'ın gitmeyip arkasından baktığını öğrendik. İkisinin arasında neler olduğu konusunda hala resmi bir açıklama gelmezken Lina'nın Paris'e neden gittiği ve ne kadar kalacağı da merak edilen konulardan. Gözümüzün önünde bir aşk üçgeni mi yaşanıyor? Hepsi ve daha fazlası için bizi takip etmeyi unutmayınız.'

Okuduğum satırlarla kaşlarım çatılırken önceki haberi yapan ajansın hala açıklama yapmadığını farkettim ve bu konuda baskı yapması için menajerim Şule Hanım'a mesaj attım. Şu olayın bir an önce kapanmasını istiyordum. Yorumların içeriğini tahmin etmek zor olmadığı için hiç bakmadan sosyal medyada gezinmeye devam ettim.

Bir süre sonra sıkılarak sayfayı yenilediğimde önüme Kıvanç'ın hikaye paylaştığını gördüm. Hikayede hepsi hobi odasındaydı ve Giray ile Kerim oyunda kapışıyorlardı. Asya'nın da orada olduğunu ve Kerim'in yanında oturduğunu gördüm. Giray'ın yanında oturan kızı tanımıyordum. Kıvanç hikayeyi 'Gamer vs Player' yazarak paylaşmıştı. Sonraki hikâyede Asya gergince bir tarafa bakarken diğer kız tezahürat yapıyordu. O tarafta ne olduğunu merak etsem de görememiştim.

Kıvanç'ın arka arkaya paylaştığı hikâyeleri izlerken Miraç'ın nerede olduğunu merak ediyordum. Sonunda onu gördüğümde istemsizce yerimde dikeldim. Puf koltuklarda sarışın bir kızla yan yana oturuyordu. İki pufun bu kadar yakın olması dikkatimi çekerken kızın onun koluna dokunarak dikkatini çekmeye çalıştığını ve videoda sürekli bir şeyler anlattığını gördüm.

Miraç ise dalgınca oyunu izliyor ve tepki vermiyordu. Kıvanç videonun üzerine "Misafirliğe gelmişsindir ama ev sahibinin overthink saatidir." yazmıştı.

Kızın kim olduğunu sorgularken kendimi aramamak için zor tuttum. Sen gidince parti düzenleyeceğim lafının gerçeğe dönmesine mi şaşırayım uzaktayken bir şey yapamama çaresizliğine mi üzüleyim bilemedim.

Bigem ona dokundu diye kızı korkutmaktan beter etmiştim. Gerçi o da çok etkili olmuş gibi değildi ama olsun.

Dudağımı kemirerek ne yapacağımı düşünürken gelen yeni hikâyeyi gördüm. Bu sefer konsol Asya ve o sarışındaydı. Kerim Asya'ya oyunu anlatırken arkadan kızın 'Miraç bana sen öğret' dediğini duyunca vücudum kıskançlıkla doldu. Miraç'ın ne cevap verdiğini duyamadan video bittiğinde ofladım. Kabul edeceğini zannetmesem de ısrar edildiğinde reddedemeyecek kadar centilmen biriydi.

Ayağı kalkıp salonda dolanmaya başlarken ne ara hikayeden çıkıp Miraç'ı aradım anlayamasam da kapatmadan açmasını bekledim. Telefon uzun uzun çalmasına rağmen açılmadığında koltuğa çöktüm.

Kıskanç bir kadın olduğumu Miraç'la öğreniyordum. Bu sanırım benimsemekle ilgiliydi. Oradaki hayatımı çok benimsemiştim. Arkadaşlarımızı, Chloe'yi, evimizi, Miraç'ı...

Düşünürken neredeyse ağlayacak duruma gelmiştim. Hem öfkeli hem üzgün hissediyordum. Belki kıskanacak bir şey olmamasına rağmen böyle hissettiğim için kendime de kızıyordum. Kıza ne dediğini bilmediğim için içimde yavaştan filizlenen hayal kırıklığını da durduramıyordum.

Bir kaç dakika daha içim içimi yediğinde evde daraldım. Miraç'ın geri arayacağı da yoktu.

Kafamı dağıtmak için dışarı çıkmaya karar verdiğimde Mila'ya mesaj attım. Evden çıkmadan önce bu gece dışarıda olacağını ve gelmek istersem haber etmemi, konum atacağını söylemişti. Bana hemen dönüş yaparken mekanda doğum günü partisinin olduğunu ve ona göre giyinmem gerektiğini yazmıştı.

Attığı konumdaki mekan biraz şık olmayı gerektirdiğinden bavulumdaki en uygun parçayı çıkardım. Siyah simli kumaştan ince askılı kalp yaka eteği pileli mini bir gece elbisesi.

Erkenden giydiğim pijamalarımı sökercesine attığımda elbiseyi üzerime geçirdim. Saçımı düzleştirip koyu bir göz makyajı yaptığımda hazır sayılırdım.

Kırmızı rujumu sürerken Mila'dan gelen mesaja baktığımda beni alması için bir arkadaşını göndereceğini öğrendim. Arkadaşının numarasını da attığında evin önüne gelince beni arayacağını söylemişti.

Altı kırmızı siyah rugan stilettolarımı da giydiğimde parfümümle neredeyse yıkanarak hazırlanmayı bitirdim.

Telefonum çaldığında bir an Miraç'ın aradığını zannedip heyecan yapsam da Giray'ın armasını gördüğümde iyice şaşırmıştım. Görüntülü aramasını cevaplarken salondaki koltuğa oturdum. "Selam?"

Karanlık olan ekrandan gelen seslere anlam vermeye çalışırken sonunda Giray göründü. "Ablacığım nasılsın? Biz de sizdeyiz şimdi. Kıvanç bazı arkadaşlarını da getirmiş oturuyoruz. Miraç eve gidecekti demişti ama ben yine de aramak istedim." Etrafa ters attığı bakışları ile durmadan konuşurken en sonunda bana döndüğünde ıslık öttürmesi ile gülümsedim. "Bu kadar güzel olman diğerlerine haksızlık değil mi ablam." Kafasının yanında aniden Kıvanç belirdiğinde kızları getirenin o olduğunu öğrendiğim için ona ters bir bakış atacakken kendimi son anda durdurup tepki vermemeye çalıştım. "Teşekkür ederim ablacım. Kıvanç'ın hikayelerini gördüm zaten. Miraç'ı aradım da açmadı ben de ısrar ederek rahatsız etmek istemedim." Kıvanç'ın konuşacağını anlayınca dişlerimi sıktım. Şuan bu çocuğa karşı sevgim eksilerde gibi hissediyordum.

"Lina'cığım nereye böyle?" Arkalarından nerede olduklarını anlamaya çalışırken Miraç'ın nerede olduğunu merak ediyordum. Salondaki koltukta oturduklarını anladığımda arkadan geçen sarışın kız ile yüzüm asıldı. Tam cevap verecekken Kerim'in sesini duyduğumda telefon el değiştirdi. "Lina Naber ya? Sensiz buranın tadı yok yemin ederim."

"Tabii eminim yoktur." İğnelememe şaşırsa da bir şey demesine izin vermeden Kıvanç'a yönelik konuştum. Zaten telefon Kerim'de olsa bile iki yandan Kıvanç ve Giray'ın kafasını görebiliyordum. "Kıvanç'cığım doğum günü partisine gideceğim onun için hazırlandım."

"Çok güzel hazırlanmışsın Lina'cığım." Bir şeyler daha dediğinde dinliyormuş gibi yapsam da odaklanamadım. Sarışın kız bu sefer elinde tepsi ile geçtiğinde sinirle yanımdaki yastığı sıktım ama telefonu yukarıda tutmaya devam ettim. Bu kız kendi evi gibi takılırken ona bu rahatlığı veren adam neredeydi acaba? Sonunda Miraç'ı soramayacağım için Chloe'yi sormaya karar verdim. Yüksek ihtimalle odasında ya da salonda uyuduğunu tahmin etsem de vazgeçmedim. "Chloe nerede? Çok özledim kızımı. Hazır aramışken onu gösterin bana."

Hepsi gözlerini kaçırdığında Kerim telefonu Giray'a verip gitmişti. İkisinden de ses çıkmazken endişelenmeye başladığımı hissettim. Chloe'ye bir şey mi olduğu için mi Miraç ortalıkta görünmüyordu? "Neler oluyor? Neden sustunuz?"

Kıvanç sonunda konuştuğunda duyduklarım ile ne hissedeceğimi şaşırmıştım. "Ece'nin köpek fobisi varmış da abim Chloe'yi odasına kapattı o yüzden." Arkadan birinin 'ay evet ya çok korkuyorum köpeklerden' dediğini duyarken kadraja elinde kaseler ile giren adamı gördüm. Kızın sesine mi şaşırayım yoksa Miraç'ın Chloe'ye böyle bir şey yapmasına mi bilememiştim. Misafiri kovmasını beklemiyordum ancak sadece oldukları odanın kapısını kapatsa yeterdi.

Miraç benimle konuştuklarını farkedince gözleri parlayarak yürümeye başladı. Şuan onunla konuşmak istemediğimi fark ettiğimde hissettiğim hayal kırıklığı ile başa çıkmaya çalıştım.

Ben biraz uzaklaşınca bana ait olan her şeyi umursamamaya başlamıştı. Ben dahil.

"Giray. Hemen gidip Chloe'yi oradan çıkarıyorsun. Madem köpek fobisi var neden gelmiş o zaman? Tüm Türkiye o evde Chloe'nin olduğunu biliyor. Köpeğimin fotoğrafını bekliyorum." Bir şey demelerine izin vermeden telefonu kapattığımda gözlerimin dolmasına engel olmak için yastığı sıkmaya devam ettim.

İki dakika sonra kardeşim kucağında kızım ile fotoğraf atmıştı. Fotoğrafı biraz incelediğimde Chloe'nin biraz üzgün göründüğünü gördüm. Normalde poz vermeye bayılırdı ancak fotoğrafta Giray'ın boynuna kafasını saklayıp vücudunu iyice kendine çekmişti. Gerçekten öyle mi hissediyordu yoksa ben mi kendi hislerimi yansıtıyordum bilmiyordum ama yine de travmalı bir köpeğimiz varken düşünmeden böyle bir şey yapmasını kabul edemiyordum.

Kendimi dolduruşa getirerek Giray'ı geri aradım. Ne halde olduğumu bilmelerini istemediğim için normal aramıştım. "Efendim"

"Bu gece eve dönerken Chloe'yi de yanına almanı istiyorum. Eğer evine almak istemezsen babannemlere bırak. Ben gelince kendim alacağım onu." Bir süre sessizlik olduğunda kardeşimin değil de onun sesini duymamla hoparlörde olduğumu anladım.

"Ne demek Chloe'yi almasını istiyorum?" Adım sesleri ile ortamdan uzaklaştığını anladım. "Ne duyduysan o." Merdivenlerden çıktığını duyduğumda derin bir nefes aldım. "Ne oluyor Lina? Ne oldu birdenbire?" Kapı sesini duyana kadar cevap vermedim.

"Birdenbire mi? Miraç sen nasıl Chloe'yi odasına kapatırsın? Bigem de korkuyordu köpekten onda niye bir şey demedin. Ya sadece ben varken ortaya çıkıyor Chloe hassasiyetin ya da kıza kıyamadın. Hangisi?" Sinirle ağzıma geleni söylediğimde cevap vermesini bekledim.

Bir kaç saniye geçtiğinde gelmeyen cevap ile gözlerimi kapatırken kendimi sıkmaya devam ettim. "Chloe'yi Giray'a ver. Ondan sonra düşün bu sorunun cevabını. Ben yokken başka şeyleri de düşünüp ne istediğine karar ver. Benim zamanımı harcama."

"Lin-" Dinlemeyip telefonu kapattığımda kendimi tutmayı bıraktım. Yere çöküp ağlarken geri arasa da açmadım. Telefonumu sessize alıp koltuğa fırlattım.

Chloe ile tanıştığımdan beri onu anlayıp empati kurmadan edemiyordum. Ama bu gece tek sorunumuz Chloe'ye yaptıkları değildi.

Kapı çaldığında aklıma dışarı çıkacağım yeni gelmişti. Panikle kalkıp kapıyı açtığımda tanımadığım bir adam gördüm. Saçları siyah, esmer, uzun boylu hafif sakallı ve yakışıklı biriydi. Üzerine giydiği kravatsız krem gömlek ve koyu kahve ceket ile tamamladığı kahverengi pantolonuyla Paris beyefendilerinin o kendine has tarzına sahipti. Mila arkadaşının adının Pedro olduğunu söylemişti.

"Pedro?" Adam şaşkınlıkla yüzümü süzerken ağlayan bir kadın beklemediğini biliyordum. "Benim. Sen iyi misin? Mila'nın dediği gibi evin önüne gelince seni aradım ancak açmayınca kapıya geldim." Fransızca konuştuğunda bir an yadırgasam da geri çekilip içeri girmesini işaret ederken konuştum. "İçeri gel lütfen. Beklettiğim için üzgünüm. Bana iki dakika vermelisin. Hemen geliyorum."

Hızlıca odama dönüp aynaya bakarken waterproof makyaj malzemelerini bulan kişiye sessizce teşekkürlerimi sundum. Gözlerim kıpkırmızı olsa da ağladığımın diğer kanıtı sadece yüzümdeki uzun gözyaşı çizgileriydi.

Gitmek istemesemde evde oturup ağlamaya devam etmek hiç istemiyordum. Hızlıca silip tekrardan ten makyajı yaptığımda Pedro'nun yanına döndüm. Onu az önce ağladığım koltukta otururken bulduğumda gülümsemeye çalışarak telefonumu sehpadaki çantama attım. "Gidebiliriz"

Pedro şüphe ile beni bir süzse de kapıya yönelmemle peşimden gelmişti. Daha önceden askıya astığım trençkotumu üzerime geçirip kapıyı açtım. "Lina iyi olduğuna emin misin?"

"Eminim. Biraz kafamı dağıtmaya ihtiyacım var sadece." Arabaya bindiğimizde kemerimi bağladım. Kucağımdaki çantamın titremesinden telefonumun çaldığını anlayınca çıkarıp baktım. "Sen odadayken de bir kaç kere çaldı." Pedro'nun sesi ile ona gülümserken çocukluk yapmamak için telefonu açtım. Bu kadar çok arayacağını tahmin etmiyordum.

"Çok şükür. Lina neden telefonlarımı açmadın? Endişelendim." Pedro'nun türkçe bilmediğini umduğum için rahat bir şekilde konuşmaya başladım. "Söyleyecek bir şeyim yok." Endişeli sesine karşılık duygusuz konuşmaya çalıştım.

"Güzelim gerçekten sonuna kadar haklısın Chloe konusunda. Onu ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun sadece çok ısrar ettiği için mecbur kaldım. Kıvanç'ın arkadaşları, ben tanımıyordum gerçekten. Misafir oldukları için bir şey diyemedim. Sadece o değil diğer arkadaşı da sevmediğini söylemişti." Öfkeyle nefes aldığımda kendi de dediklerinin ne anlama geldiğini sonradan anlamış gibiydi. "Chloe'yi vermek istemiyorum. Seninle böyle olmak da istemiyorum. Ben seninle olmak dışında hiç bir şey istemiyorum." Ben de böyle olmak istemiyordum.

"Seni aradım. Kıvanç'ın hikayesini izlediğimde telefonun elindeydi ama açmadın. Geri dönmeni de bekledim ama Ece'ye oyun öğretmekle meşguldün sanırım." İçimdekileri dökerken sesimin kırgın çıkmasına engel olamamıştım.

Kalbim bu adamın en ufak sözüne kanıyordu.

"Güzelim senin aramanı bekliyordum. Sonra içecek almak için mutfağa gidip döndüğümde telefonumun kapandığını gördüm. Şarja takılıydı. Sen Giray'la konuştuktan sonra elime aldım. Öyle gördüm aramanı. Sana yemin ederim kimseye de bir şey öğretmedim. Sürekli Chloe'nin odasına gidip onu kontrol ettim. Aklım onda kalmıştı zaten. Durmadım yanlarında. Eğer inanmıyorsan Giray'a sor. Kerim,Kıvanç,Asya hepsine şimdi götürebilirim telefonu." Sonlara doğru sesi kısıldığında ona inanmama ihtimalinin onda açacağı yarayı gördüm.

Ona inanıyordum. Pek yalan söyleyen bir adam değildi. Küçükken bile başının derde gireceğini bile bile doğruyu söylerdi.

Cevap vermediğim her an üzülmeye başladığını biliyordum. Üzülsün istemiyordum. "Sana inanıyorum. Öyle dediysen, öyle olmuştur. Ama Chloe konusunda seni affedemem. Onun gönlünü alman gerekiyor. Ayrıca o kadının sana asıldığını düşünüyorum. Eğer benimleysen içim hiç rahat değil bunu bil."

Çıkma teklifi acilen geri gelmeliydi.

Yolu izlerken göz ucuyla Pedro'ya baktığımda pür dikkat araba kullanmaya odaklandığını gördüm. Bir an ona karşı kendimi kötü hissetmiştim.

Sesimin daha iyi çıktığını farkettiğinde kaşlarını kaldırıp şaşkınca bana bakmıştı. Bir konuşma ile nasıl bu hale geldiğimi merak ediyor olmalıydı.

"Gönderirim. Senin için rahat değilse gönderirim. Kıvanç'ın da ağzına sıçacağım, merak etme." Dediği ile istemsizce gülümserken şuan yanımda olmasını dilemiştim. Tüm tartışmalarımız bir anda alevlenip sönüyor, ikimizinde ayarlarıyla oynuyordu. Kısa bir sessizlikten sonra tekrar konuştu.

"Giray doğum gününe gideceğini söylemişti."

"Hmm. Evet, şimdi gidiyoruz. Mila'nın arkadaşı Pedro beni götürüyor." Miraç son cümlem ile öksürmeye başladığında yanlış anlaşılabilecek bir şey dediğimi anlamıştım. Pedro ise adını duyduğu için meraklı bir bakış atmakla yetinmişti.

Ben tepkisine kıkırdarken gerçekten eğlenmiştim. Bugün yaşadıklarımdan sonra ona azdı. "Bugün gerçekten zor bir gün geçirdim ve biraz olsun beni anlamanı istiyorum. Sana açıklama yaptığım için yine adil olmayacak ama olsun. Hep sana kıyamadığım için oluyor. Telefonu şimdi kapatıp Pedro ile partiye gideceğim. Tüm stresimi atana kadar dans etmeyi düşünüyorum. Hikayelerden takip edebilirsin. Seni aramamı da bekleme. Bundan sonra sen benim müsait anımı kollamak zorundasın. Tabi konuşmak istiyorsan." Sessizliğinden kabullendiğini anladığımda tam kapatıyordum ki sesini duydum.

"Özür dilerim." Derin bir nefes alıp telefonu kapattım. Ona olan kırgınlığım ona sarılıp öpene kadar geçmeyecek gibi hissediyordum.

"Sorun halledilmiş gibi duruyor." Başımı sallayarak onu onayladım. "Halledildi sayılır. Ona sarılana kadar tamamen bitmeyecek." Dediklerim ile güldü.

"Arabaya dolan sesinden eminim ki en kısa sürede sorun bitecek. Yeni bir ilişki mi?" Tanışalı bir saat olmadan ona bir şeyler anlatmak konusunda kararsızdım.

Şüpheli bir şekilde "Ne iş yapıyorum demiştin?" dediğimde arabayı kahkahası doldurmuştu. "Gazeteci değilim, merak etme." Ceketinin iç cebinden kartını aldığında bana uzattı.

Pedro's

Bu markayı biliyordum. Seri üretim ayakkabı yapmayı reddediyorlardı. Sadece belli kişilere özel olarak tasarlanan ayakkabıları elle üretip sadece bir tane olacak şekilde yapıyorlardı. Bir Pedro's ayakkabının olması benim olduğum camiada büyük bir şeydi.

"Sen Pedro's'un Pedro'su musun?" Şaşkınlıkla çıkan sesim ile tekrar gülerken aklıma gelenle yerimde doğruldum. Hatta neredeyse zıpladım.

Yakından tanıdığım bir kişide o ayakkabıdan vardı. Ve o kişi Pedro's'un sahibini beni alsın diye göndermişti.

"Mila'da Pedro's var. Beni almanı o istedi ve sende aldın." Kopuk bir iki cümleyi zar zor bir araya getirdiğimde anlamasını umarak ona baktım.

Gizemli bir şekilde kısık sesle konuştu. "Sana bir sır vereceğim." Kafamı sallarken tamamen ona odaklanmıştım.

"Mila'nınki ilk Pedro's" Elimi ağzıma kapattığımda bu halimle eğlendiğini görebiliyordum. "Mila senin için ilk başta soğuk olabilir demişti ama ben şu ana kadar karşımda hiç de soğuk bir kadın görmedim." Onun dediği ile hafif utansam da merakım daha ağır basıyordu.

"Beni ağlarken yakaladın. Seninle yeni tanışmıştan fazlası olmak zorundaydık." Onu geçiştirip asıl sorumu sordum. "Peki Mila ile ilişkiniz ne? Bu arada o ayakkabıya bayılmıştım. Her detayı ile tamamen Mila'yı yansıtıyordu."

"Teşekkür ederim. Mila benim eski kız arkadaşım, aynı zamanda da yakın arkadaşım. Pedro's'un varoluşunda büyük emeği vardır. İlk ayakkabının acemiliğime geldiğini düşünerek ona yenisini teklif etsem de her seferinde reddediyor."

Duyduklarım ile şaşırırken Mila'nın hayatı hakkında çok bir şey bilmediğimi fark etmiştim.

"Bugün doğum günü çocuğu olduğum için belki bu sefer reddetmez. Tekrar denemeliyim. Gerçi ilk hediyemi çoktan aldım."

"Ah doğum günün olduğunu bilmiyordum. Doğum günün kutlu olsun. Sana hediye alamadım. Üzgünüm." Adamla tanıştığımdan beri bir çok tanıdığımdan daha çok halime şahit olmuştu. Hem partiye hediyesiz gittiğim için rahatsızken bir de parti sahibine şoförlük yaptırıyordum.

"Aslında bana bir hediye verebilirsin." Ona merakla döndüğümde gizemli hali ile istemsizce gerilmiştim.

"Mila'dan istediğim hediye sendin. Seni partiye getirmeyi ben istedim. Mila'nın hediyesinin devamını istiyorum senden."

Herkese selamm. Görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Sevgi ve öpücüklerlee.💋