30. bölüm · Spotlight

28. Bölüm

Attaog

Lina

"Beklediğini bilmiyordum." Onun burada olmasını beklemiyordum. Kafasını kaldırıp bana baktığında dikildiğim yerden hareketlendim. "Neden anlatmadın?" Sesi cansız geliyordu. Bigem'le olanlar için kendini suçlandığını görmemek imkansızdı. "Ortalık karışsın istemedim." Yatağa doğru yürüyüp onun önünde durdum. Öne doğru eğdiği gövdesini düzeltmek için omuzuna dokundum. Kafasını kaldırıp bana baktığında bir bacağımı bacaklarının üzerine atıp kucağına oturdum. Yerinde dikelip boğazını temizledi. "Şuan konuşmayı sabote etmeye çalışıyorsun." Üzerinde biraz kıpırdanıp iyice yerleştikten sonra dirseklerimi omuzlarına yaslayıp ellerimi çenemin altında birleştirdim. Kafamı iki yana sallarken gülümsedim. "Sağlıklı iletişim yüz yüze olur. Ben onu sağlamaya çalışıyorum." Bu pozisyonda tam olarak yüz yüzeydik. Miraç kafasını birazcık eğerse burunlarımız çarpışacaktı. Dediklerim ile kendini tutamayıp bir an gülse de hemen toparlanıp ciddi haline dönmüştü.

Ellerini iki yanda sabit tutması hala tavrını sürdürdüğünü gösteriyordu. Konuşmamı beklerken yüzümü inceliyordu. Her noktamda bakışını hissederken kendini suçladığını biliyordum. Bu yüzdendi bu tepkisi. "Daha söyleyecek bir şeyim yok. Program yeni başlamıştı, hakkımda herkes zaten onun yerini aldığımı düşünürken bir de bunun duyulmasını istemedim. Hem zaten beni gerçekten itebilecek kadar ileri gidemezdi. Bir an sadece elini sırtımda hissettim ve kararsız kalmış gibiydi. Hemen geri çekildim. Bigem şımarık bir kadın ve ben onun kaç yıldır oynamak istediği oyuncağını aldım." Konuşurken dirseklerimi omuzlarından indirdim. Bir elimi sırtına atıp tutunduğumda diğer elimi de ensesine koyarak saçıyla oynamaya başladım.

Yaptığım hareketle gözleri kısılırken kafasında dediklerimi tartıyordu. "Yine de bana söylemeliydin. Bigem'in sana tüm kini benim yüzümden. O zaman onunla konuşsam belki bugün olanlar olmazdı." Kaç yıldır tanışmalarına rağmen Bigem'i tanımamış olmasına sevinmeli miydim üzülmeli mi karar veremiyordum. "Bigem'le en büyük sorunumuz sen olsan da tek sorunumuz sen değilsin Miraç. Bigem, Birce Hanım'ın yeğeni hatta daha fazlası kendisinin küçük bir versiyonunu yetiştirmiş. Sen ortada olmasaydın bile bizim onunla aramız iyi olmazdı." Gözlerimiz ayrılmazken devam ettim. Bu sırada ellerini belimde hissetmemle gelen gülümseme isteğini bastırdım. Yumuşamaya başlamıştı demek. "Bugün verdiğin tepkiyi o zaman da vermeyeceğinin garantisi var mıydı ki? Kızı kovdun resmen. Atacağı yoksa da şuan beni ilk gördüğü yerde ya bir yerden atacak ya da boğacak." Ben ne kadar alaycı olsam da o düşünmesi bile ona acı veriyormuşcasına gözlerini kapatmıştı. Derin nefesler alırken onu inceliyordum.

Gözlerini aniden açtığında yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Sana hiç bir şey yapamayacaklar. İzin vermem."
Kedi gibi ona sokulurken burunlarımızı sürttüm. "Biliyorum." Bir an önce şu konuşmanın bitmesini istiyordum. Çok uzamıştı. Biraz daha yaklaştığımda neredeyse dudaklarımız çarpışacaktı.

Dikkatini dağıtıyormuşum gibi uzaklaştı. Derin bir nefes alıp ciddileştiğimde sinirlenmeye başlıyordum. Haklı olduğunu bildiğim için bu kadar yumuşak davranıyordum ancak onun yakında rahatlayacağı yoktu. Vicdan azabı çekmesin diye ikna etmeye çalışsam da işe yaramamıştı. Konuşmuştuk etmiştik şimdi öpüşme zamanıydı. Ama yok adam takmıştı bir kere.

Kucağından ani bir hareketle kalkıp giyinme odasına girdim. Arkamdan şaşkınlıkla baktığını biliyordum. "Lina, konuşuyorduk. Gelir misin?" Ona cevabımı çıkardığım bavulumu gürültüyle yere koyarak verdim. Bu ani tepkime anlam veremediğini biliyordum. Ben de kendimi çok anlamamıştım. Sanırım geri çekilmiş olması sinirlerimi bozmuştu. Bir ay önce olmuş saçma sapan bir olayı bu kadar büyütmeye gerek yoktu.

Yanıma alacağım eşyaları odada dönüp seçerken bir yandan da ortada duran takı dolabının üstüne istifliyordum. Adım seslerini duyduğumda kapıya geldiğini anlasam da ona bakmadım. Bir süre ayrı kalacağımız son gecemiz olduğunu şimdi anlamasını istiyordum. O sessizce beni izlerken işime devam ettim.

Yanıma üç gün yetecek kadar kıyafet aldım. Bu zamanlarda Paris İstanbul'dan daha soğuk olurdu. Yanıma genellikle pantolon, etek kombini alsam da bir iki tane şık elbiseyi de eklemeden edememiştim. Paris akşamlarında caddede yürümeyi ve oradakiler ile bir yerlerde oturmayı özlediğimi inkar edemezdim.

Pijamaları, ayakkabıları, iç çamaşırı ve çorap gibi ufak tefek şeyleri de çıkardığımda giyinme odasında işim bitmiş gibiydi. Sadece bavula yerleştirmek ve makyaj malzemeleri ve bakım ürünlerini almak kalmıştı. Dolaptan makyaj çantamı çıkarırken sesini duydum. "Geri dönmeyecek misin?" Duraksayıp ona döndüğümde garip bir ifadeyle çıkardığım eşyalara baktığını gördüm. Gülmemi son anda durdurup ciddi tavrımı korudum. Biraz burnu sürtse iyi olurdu. Ağzıma sıçmıştı resmen tüm gün.

"Dönmeyeceğim." Kapının kenarında şaşkınlıktan donduğunda az kalsın yere düşüyordu. "Ne?" Son anda toparlandığında biraz olsun kendine gelmiş gibiydi. Makyaj çantamı ve bakım eşyalarımı koyacağım çantayı elime alarak yanından geçtim. Gözleri üzerimden ayrılmazken önce banyoya girdim. "Biraz düşününce babanneme hak verdim. Gitmem en doğrusu olur. Hem buradakiler rahat eder hem ben." Dolabı açıp işime yarayacağını düşündüğüm her şeyi içine attım. Bakım ürünlerimin seyahat boylarını normal boylarından daha çok seviyor olabilirdim. Minik olmaları çok hoşuma gidiyordu.

"Ben ne olacağım?" İki dakikada nasıl bu kadar dağılmış olduğuna anlam vermeye çalışırken ona doğru yürüyüp önünde durdum. Sorduğu soru içimde bir şeylerin yerini değiştirse de taviz vermedim. Rahat bir tavırla omuz silktim. "Bilmem, benim yerime başka birini bulurlar onunla devam edersin. Son gecemizde bile çok önce olmuş olan saçma sapan bir olay yüzünden beni kendinden uzaklaştırdığın için yokluğum seni çok üzmez diye düşünüyorum." Yanından hızlıca geçip makyaj malzemelerimi toplamaya başladım. Bir süre sonra bana sarılan kollarını hissettiğimde kafamı kaldırıp aynadan ona baktım.

Kafasını boynuma gömüp kokumu içine çektiğinde kolları sıkılaştı. Devasa olmasa da iri bir adamdı ve arkadan bakan birinin şuan beni göremeyeceğine emindim. Bir süre öyle durduğunda işime odaklanmaya çalışarak en çok kullandığım makyaj malzemelerimi çantaya atmaya devam ettim.

En sinirli olduğum anda bile şu yaptığının beni yumuşatabileceğini anladım. Ama neyseki sinirim çoktan geçmişti de oyunumu devam ettirebiliyordum.

Böyle bir şey miydi birini sevmek. Onun başına böyle bir şey gelse kestirip atacakken benim başıma gelince kıyametleri koparıyordu.

"Özür dilerim. Kendimi suçlamamı istemediğin için anlatmadığını biliyorum ama yine de sana bir şey olacak diye korktum. Ya tereddüt etmeseydi? En iyi ihtimalle bir yerin kırılırdı. Bu düşünce tüm gün içimi çürüttü sanki. Hala anlatman gerektiğini düşünsem de sana böyle davranmaya hakkım yoktu." Ona zaten hak verdiğim için konuyu kapatmak en iyisi olacaktı.

Kaşlarımı çatıp onu ona şikayet ettim. "Beni uzaklaştırdın sen" Bu halime güldüğünde bedeni rahatlamıştı. Ona attığım ters bakış ile yalancı bir ciddiyeti üzerine aldı. "Özür dilerim bebeğim. Sana daha önceden söz vermişken böyle yapmamalıydım." Boynuma öpücük kondurduğunda istemem yan cebime koy misali boynumu yana eğip ona daha fazla alan açtım. "Öküzlük yaptın kabul et." Öpücükleri ile mayışırken elimdeki son ruju da çantaya atıp fermuarını çektim. Kafasını boynundan kaldırmazken mırıldandı. "Hmm, evet öküzlük yaptım." Ona gülümsediğimde aynadaki yansımamızı izliyordum. Gidecek olmam düşüncesi onu gerçekten korkutmuş olmalıydı ki tüm varlığı buna bağlıymış gibi bana sarılıyordu.

Bir süre daha böyle durduğunuzda belim ağrımaya başlamıştı. Eğildiği için onun da çok rahat olmadığına emindim. Hem bir an önce işlerimi halledip ona sarılarak uyumak istiyordum. Kollarının arasında hareketlendiğimde geri çekilerek geçmeme izin verdi. Giyinme odasına girdiğimde arkamdan geldiğini duyabiliyordum. Ayırdığım kıyafetleri katlamaya başladığımda sesini duydum. "Buraya döneceksin değil mi?" Küçük bir çocuk masumluğundaki sesi ile onu öpmemek için kendimi zor tuttum.

"Döneceğim." Karşımda dikildiğinde yüzünde resmen güller açıyordu. O da eşyalarımı katlamaya başladığında gülümsedim. İç çamaşırlarımı bez çantaya ayırırken direkt koyduğum için rahattım. "Sen bu kadar eşya alınca ben dönmeyeceksin zannettim." Ona kıkırdarken son parçayı da katlamasını izledim.

"Üç günlük kıyafet aldım işte." Hala inanamıyormuşcasına kafasını iki yana sallayarak güldü. "Güzelim biz iki haftalık kampa gittiğimizde ben bu kadar eşya almıyorum yanıma." Kıyafetlerin birazını alıp yere eğildim. Ona ters bakış atarken dil çıkardığımda şaşkınlıkla kaşlarını kaldırmıştı. Elimdekileri bavula yerleştirirken konuştum. "Çünkü size kampta tüm kıyafetleri veriyorlar. Yok antrenman kıyafeti yok ayrı eşofman. Tabi yanına kıyafet almana gerek kalmaz. Ben giydiğim ayakkabıyı ertesi gün giysem olay oluyor." Kıyafetleri bana sırayla uzattığında isyanıma gülse de hak vermiş gibi duruyordu.

İşimiz bittiğinde bavulu kapatıp kapının yanına koydum. Her şeyi yerleştiriken tekrar kontrol edip unuttuğum bir şey olmadığına ikna olmuştum. Uyumak için hazırlığa başladığımda elime krem rengi geceliğimi aldığımda sırıttım. İnce askılı elbise tarzında olan gecelik baya kısaydı. Miraç'ın kalbine inebilirdi ama bugünün bedeli sadece korku olmamalıydı.

Miraç'ın yatağın üzerine oturduğunu duyduğumda sütyenimi çıkarıp geceliği üzerime geçirdim. Onunla yaptığım uyuma planından henüz haberi yoktu ve odasına gitmeyip beklemesinin sebebinin benimle uyumak istemesi olduğunu biliyordum.

Onunla uyuduğum tek gece şu zamana kadar uyuduğum tüm uykulara denk olabilirdi. Yalnız uyumaya alışmış biri olarak bir an tereddüt etsem de sonucunda bağımlısı olacağımı tahmin etmemiştim.

Giyinme odasından çıkıp banyoya girerken ona doğru konuştum. "Odana gitmeyi düşünmüyor musun?" Beni baştan uca süzerken duyduğuna emin olamamıştım. Bir anlık görmesi ile bu hale geldiyse sabaha kadar ne sınavlar verecekti Allah bilir. Biraz hareketli uyurdum ve ne zaman böyle bir gecelik giysem mutlaka belime kadar sıyrılmış olurdu.

Yüzümü yıkamaya başladığımda konuşmuştu. "Düşünüyorum da seni bekliyorum." Kısa süreli sessizliğinin nedeninin ne diyeceğini bulmaya çalışması olmalıydı. Normalde ona direkt derdim birlikte uyuyalım diye ancak onun her şeyi benden beklemesinden sıkılmıştım. Zaten aynı evdeydik ne buluşmalara naz yapabilmiştim ne de başka bir şey. İlişkimiz en başından beni monoton gelişiyor gibiydi.

Aslında bu kadar da yapmazdım da izleyici yorumlarını okurken görmüştüm. Biri şey yazmıştı: 'Lina azıcık naz yap kız, erkek milleti bu güven olmaz cepte sanmasın seni.' Yorumu okurken gülsem de sonradan hak vermeden edememiştim. Tüm olanları göz önüne aldığımda ona neredeyse tüm adımları benim attığımı görmüştüm.

Dişlerimi fırçalamaya geçtiğimde safa yattım. "Neden beni bekliyorsun?" Kapıya doğru döndüğümde göz göze geldik. Ona sorarcasına baktığımda derin bir nefes alıp yataktan kalktı. "Zaten üç gün ayrı kalacakken bu gece de ayrı mi uyuyacağız?" Bana doğru yürüdüğünde 'bilmem' dercesine omuzlarımı kaldırıp indirdim. Kıvranması hoşuma gidiyordu. Sıkıntıyla nefes aldığında kapının orada dikilmeye devam ediyordu. "Seninle bir gece uyumak yetti bağımlı olmama. Bunu nasıl başardın bilmiyorum ancak dün gece sensiz yatağımı yadırgadım. Lina ben zorlasam yerde bile uyuyabilen bir adamım. Sen düşün halimi." Arkamı dönüp ağzımı durularken bilerek biraz fazla eğildim.

Gözlerinin kalçalarımda olduğunu hissedebiliyordum. İşimi bitince kalktığımda aynadan yanılmadığımı gördüm. Biraz hızlı kalkmış olmama adapte olamayıp yakalanmıştı. Ona döndüğümde hızlıca gözlerini kaçırıp yerinde hareketlendi. Utandığını anlamak zor değildi. Üzerine atlamama ramak kalmışken daha fazla uzatmadım. "Tamam, uyuyalım."

Elimi tuttuğunda terasa yöneldi. "Ama benim odamda uyumamız gerekiyor." Benim için nerede uyuduğumuzn önemi olmasa da sordum. "Neden?" Durup bana dönerken boştaki elini yanağıma koyup okşadı. "Üç gün dayanabilmem için kokunun yatağıma sinmesi gerekiyor." Seyahat meselesi ortaya çıktığından beri ezberlemek istercesine beni incelediğinin farkındaydım. Yine o anlardan birindeydik. Sessizce başımı sallayarak onayladığımda geri çekildi. Terasa geçmeden son anda masanın üzerinde duran telefonumu elime aldım.

Odası her zamanki gibiydi. Elimi bırakıp banyoya girdiğinde ben de yatağa girdim. Uyuduğum yastığın aynı yerde olduğunu görünce gülümsedim. Yastığı biraz düzeltip yattığımda telefonumu elime alıp sosyal medyada gezinmeye başladım.

Haberin gündem oluşu kadar bizim küçük İstanbul gezimiz de olay olmuştu. Müzeleri gezerken, çarşıda bir sürü habersiz çekilmiş fotoğrafımız vardı. Ayrıca bizim haberi gördükten sonra kafedeki hallerimizi de paylaşmışlardı. Moralimi daha fazla bozmak istemediğim için yorumları okumadan çıktım. Şimdi kötü yorum atan herkes gerçekler açıklandığında geri adım atıyordu.

Galeriye girdiğimde paylaşamadığımız güzel fotoğrafları dudağımı bükerek tek tek inceledim. Hepsi çok güzeldi. "Neye bakıyorsun öyle?" Miraç'ın sesiyle hafifçe sıçrarken kafamı kaldırıp ona baktım. Ne ara duş aldığını anlamadığım bir şekilde üzerinden akan sular ve belinde duran havlusu ile karşımda dikiliyordu. Onu izlerken cevap vermeyi unuttuğumu güldüğünü duyduğumda fark ettim.

Ona dokunma isteği ile savaşırken normal davranmak zordu. "Bugünkü fotoğraflara bakıyordum. Paylaşamadık ya ona üzüldüm biraz." Tam bana doğru adım atacakken geceliğimin askısı kolumdan kaydığında yutkunup vazgeçmişti. Gözleri gerdanımda gezerken askımı düzeltmek için bir girişimde bulunmadım. "Haberin yalan olduğu yakında belli olacak zaten. Fotoğrafları paylaşmakta bir sakınca görmüyorum. Sen seç beraber paylaşalım hatta." Uzaktan konuştuğunda arkasını dönüp giyinme odasına girdi. Birazda arkasını keserken kızların kalçasına bile edit yapmasına hak vermiştim.

Altına eşofman giyip geldiğinde üzerinde bir şey yoktu. Işığı kapatıp sadece abajurun aydınlattığı odada yürüyüp yatağa girdi. Sırtını başlığa yasladığında kolu koluma değiyordu. Kalçasına bakmaktan fotoğraf seçmeyi unuttuğum için telefonu ikimizin ortasına getirdim. Benim ona yaklaşmamla kolunu kaldırıp omuzuma atarak kafamı ona yaslamamı sağladı. Rahat edemeyip bir bacağımı üzerine doğru attığımda kasılsa da bir şey demeyip boştaki elini bacağıma atıp okşamaya başladı. Telefona odaklanmaya çalışsa da gözleri sık sık üzerine attığım için geceliğin sıyrıldığı bacağımda dolanıyordu. O bacağıma baktığı için fotoğraflara odaklanamazken ben bacağımı okşadığı için odaklanamıyordum.

Ekranı kilitleyip yan tarafa doğru telefonu bıraktım. "Yarın uçakta çok vaktim olacak, o zaman seçerim." Eli duraksadığında vücudunun kasıldığını da hissettim. Omuzumdaki eli iyice beni sardığında ben de elimi onun karnına doğru atarak sarıldım. Başımı kalbinin üstüne koyduğumda kulağıma dolan sesle huzurla gülümsedim.

"Miraç?"

"Hmm?"

"Paris'e geri dönsem ne yapardın?" Tüm vücudu kasılırken kalbinin atışı hızlanmıştı. Bir süre sessiz kaldığında kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Karşıya dalan gözleri hareketim ile meraklı gözlerimi bulduğunda derin bir nefes alıp bir süre yüzümü izledi. Her noktamı ağır ağır izlerken konuşacak gibi durmuyordu. Bacağımı geri çekip doğrulduğumda dizlerimin üzerinde oturup ona bakmaya devam ettim.

"İlk gittiğinde kızardım sanırım. Üzüntümü kızgınlıkla saklamaya çalışırdım." Sözünü kesmeden soluğumu tutmuş bir şekilde onu dinliyordum. "Sonra yavaştan özlemeye başlardım. Eşyalarına sarardım kokun gidene kadar." Onu parıltılı gözlerle izlerken burukça gülümsedi. Sanki gitmiştimde o anları yaşıyor gibiydi. "En sonunda eğer hayatında kimse yoksa yanına gelirdim sanırım. Sensiz yaşama düşüncesi sen yanımdayken bile dayanamadığım bir şey."

"Gerçekten gelir miydin?" Gözlerim son dedikleri ile dolduğunda titreyen sesim ile bana döndü. "Gelirdim. Bir süredir sensiz yaşayamayacağımın farkındayım." Beni kendine çektiğinde kucağına yan oturup yüzümü boynuna gömdüm. Kokusunu içime çekerken onun beni sarması ile yavaş yavaş mayışıyordum. "Ya sen?" Sorusu ile boynuna öpücük kondurup mırıldandım.

"Ben zaten seni bırakıp bir yere gidemezdim."

***

Havalimanına gelmiştik. Bekleme salonuna girene kadar onunla arabada oturmuştuk. Buraya gelene kadar bu durumu kafamızda erteledik.

Dün gece uyuduğumuz güzel uykudan neşeyle uyanmıştık. Her zamanki gibi sporumuzu yapıp duşumuzu aldıktan sonra mutfakta buluştuk. Kahvaltıda ona menemen yapmıştım. Sohbet ede ede keyifle uzun bir kahvaltı yaptıktan sonra salonda Chloe ile oturup kahvemizi içtik. Onunla günlük muhabbetlerden konuşurken ayrılık aklıma dahi gelmemişti.

Hazırlanmak için odama çıktığımda üzerini değiştirip yanıma gelmişti. Birbirimizi sanki son kez görüyormuşcasına öperken vedalaşmıştık. Hazırlandığımda Miraç odasına geçmeden yatağımdan uyuduğum yastığı aldı. Kokumu yedeklediğini söylediğinde ona gülsem de peşinden gidip dolabından tişört almadan edememiştim.

Bavulu kenarından açıp tişörtü koyduğumda kapımı tıklatıp gelmişti. O bavulumu aldığında son kez çantamı kontrol edip arkasından çıkmıştım.

Odada yaşadığımız yoğun vedalaşmadan sonra durumu görmezden gelmeyi bırakmıştık. Arabada birbirimize dönük şekilde otururken konuşmadan sadece el ele birbirimizi izliyorduk. Miraç elindeki elimi hızlıca dudaklarına götürüp öptüğünde gülümsedim. Hızlıca yaptığının aynısını yaptığımda beni kendine çekip dudaklarımızı birleştirdi. Arabanın camları filmli olsa da güvenmeyip öpüşmemizi kısa tutarak ayrıldık.

Saate baktığımda içeri girme zamanımın geldiğini anladım. "Müsait olduğunda beni mutlaka ara." Onu başımı sallayarak onayladığımda arabadan inip havalimanının dış hatlar kısmına girmiştik. Miraç gelebileceği yere kadar benimle geldi. "Beni özle tamam mı?" Tatsız gülüşünü duydum. "Aksi mümkün değil yavrum. Sen beni özle asıl."

"Özleyeceğimden şüphen olmasın." Sonunda karşılıklı durduğumuzda gözlerim dolmuştu. Yaşlar aktı akacakken sarılmamız ile daha fazla tutamamıştım. "Beni terk ediyormuşsun gibi hissediyorum. Niye ağlıyorsun?" Bana neden ağladığımı sorsa da onun sesi de üzgün geliyordu. Geri çekilirken mırıldandım. "Bu sabah regl oldum." Sesim ağlamamdan dolayı boğuk çıkarken burnumu çektim. Dediklerim ile güldüğünde aklına bu dönemin nasıl geçtiği gelmiş olmalı ki ciddileşmişti. "Sıcak su torbasını aldın mı? Orada bulabilir misin? Bakayım mı buradaki markete belki vardır?" Tam gidecekken onu durdurdum. "Oradaki evimde var merak etme. Evden sadece kıyafetlerimi ve bir iki eşyamı almıştım. Kalan tüm eşyalar duruyor." Başını sallayarak onayladığında son kez sarılmıştık.

"Beni habersiz bırakma tamam mı? İnince ara." Saçlarımın arasına küçük bir öpücük kondurduktan sonra benden uzaklaştı. "Tamamdır. Ararım. Sen de kızımıza ve kendine iyi bak tamam mı?" Bana zoraki bir şekilde gülümsediğinde beni onaylaması ile ben de ona aynı şekilde gülümsedim. Bavulumu alıp yürüdüğümde kontrol noktasına girerken arkamı dönüp ona el salladım. Bıraktığım yerde aynı şekilde beklerken karşılık vermişti.

Üç gün için biraz fazla dramatik olsak da ilk ayrılışımızdı ve daha yeni kavuşmuş sayılırdık. Açık açık konuşmuş olmasak da bence kuleden sonra sevgili olmuştuk. Dolaylı yoldan olsa da hayatının aşkı olduğumu söylemişti.

Uçağa bindiğimde aklımı meşgul eden kişi belliydi. Bir de üstüne çekindiğimiz fotoğraflara bakarken şimdiden özlediğimi fark etmiştim. Şu üç günün bir an önce geçmesi için dua ettim.

Herkese selam, görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Sevgi ve öpücüklerlee.💋