28. bölüm · Spotlight

26. Bölüm

Attaog

Lina

"Sadece senin için böyle." Sözleri üzerine kalbim yerinden çıkacak zannettim. Yavaştan almamızdan şikâyetçiydim ancak hızı da kalbim kaldırmayabilirdi. Gözlerimizi birbirimizden alamazken ikimizinde biraz daha yakın olmaya ihtiyacımız olduğunu biliyorduk. Nerede olduğumuz aklıma gelince derin bir nefes alıp gözlerimi kapatarak ondan uzaklaştım. Kısa bir an birleşen ellerimizi sıkıca tutup ayırdık. Bu bizim sonra deme şeklimizdi.

Hızlıca aşağı indiğimizde kafamızı eğip yürümeye başladık. Miraç'ın bulduğu kafeye oturduğumuzda bile hala üzerimizde kuledeki anların etkisi sürüyordu. Gözlüklerimizi tekrar aktifleştirmiştik. Ona bakmamaya dokunmamaya çalışmak şuan çok zordu. Ona sarılıp öylece durmak ve kalbini dinlemek istiyordum. Benim için öyle atan kalbini.

Yan yana oturduğumuz masada menüyü eline alıp bana iyice yaklaştı. Ortamıza koyduğu menüye eğilirken aramızda kalan eli elimi bulmuştu. "Ne sipariş verelim?" Beklenmedik temasımız ile yutkunurken menüye odaklanmaya çalıştım. Hafifçe gülümsediğini görebiliyordum. Benim bu halim onun hoşuna gidiyordu.

Siparişlerimizi verirken telefonumun çaldı. Şule hanımın aramasını yanıtladığımda Miraç da bana bakıyordu. "Lina Hanım, acil bir durum var. Hakkınızda çıkan haber az önce yayınlanmasına rağmen sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Mert Bey ile iletişime geçip gerekli işlemleri başlamasını söyledim." Hızlıca konuşan kadın konuya ortasından girdiğini ve benim hiç bir şey anlamadığımın farkında bile değildi. Tek anladığım bir haberden bahsettiğiydi.

Menajerimin gergin gelen sesi ile şaşkınca yanımdaki adama döndüm. İkimiz hakkında haber çıkması çok olasıydı. Geçen zaman çok az olsa da belki kuledeki yakınlaşmayı paylaşmış olabilirlerdi. Ama bu haber Mert'in devreye girmesi için yeterli değildi. "Ne haberi?" O sırada kafedekilerin bizi işaret ettiklerini gördüm. Herkesin eli telefonundayken bazıları bizi çekiyordu. Sorumu duyan Miraç hemen telefonuna bakmaya başladı. "Kendiniz görseniz iyi olur. Link atıyorum. Dışarıdaysanız lütfen dikkatli olun." Telefonu kapatırken
yanımdaki adamın bedeninin gerildiğini görebiliyordum. Merakla telefonuna bakmaya çalıştığımda bana çevirip sinirlice nefes verdi. "Orospu çocukları"

'Son zamanlarda ünlü futbolcu Miraç Demiralp ile yaptığı program nedeniyle sık sık gündem olan ünlü manken hakkında büyük skandal. Ünlü manken Lina Hanzade'nin çok bilinen bir iş adamı ile bir ilişkisi olduğu ortaya çıktı. Tüm sosyetenin randevu için sıralara girdiği o ünlü güzellik merkezinin sahibi bildiğiniz üzere ünlü bir oyuncu ile evli. İddiaların nereden çıktığına gelirsek; geçen günlerde Lina Hanzade'nin yer aldığı programın yayınlanan bölümünde Hanzade'nin o güzellik merkezine gittiği ve bakım yaptırdığını gördük. Söz konusu beyefendinin ise tüm programını boşaltıp ünlü mankenin tüm işlemleri ile kendisinin ilgilendiği ortaya çıktı. Aynı güzellik merkezinde çalışan birinden aldığımız haber ise ikisinin odada yalnız olduğu, beyefendinin tüm işlemleri kendisinin yapacağını söyleyerek onları gönderdiği oldu. Ayrıca bir süredir etkinliklerde yan yana görmediğimiz ünlü iş adamı ve oyuncu eşi bize aralarının bozulma sebebinin Lina Hanzade olup olmadığını düşündürttü. Bir yuva daha mı yıkı...?'

Şok içerisinse yapılan haberi okurken gözlerimin dolduğunu fark eden Miraç telefonu elimden aldı. Titreyen bedenimle ona döndüğümde kendimi zor tutuyordum. Hayatımda ilk defa bu şekilde bir habere konu oluyordum. Beni resmen metres olmakla suçluyorlardı. Yakın arkadaşım olan Adrian ile böyle bir şey olabileceğini nasıl düşünürlerdi. Kaç yıldır tanıyordum ama ilk defa burada arkadaş olduğumuzu hissetmiştim. Onunla nadir de olsa içtiğim kahve ve yanında ettiğimiz güzel sohbetler benim için değerliydi. Zaten küçük olan çevremde sevdiğim nadir insanlardandı. Onu zor durumda bıraktığım düşüncesi kalbimi sıkıştırdı. Benim yüzümden onun da adı lekeleniyordu.

Dudaklarım aralandığında ne diyeceğimi bilmiyordum. Zaten Miraç konuşmama izin vermedi. Beni yerimden kaldırdığı sırada henüz gelmeyen siparişlerimiz için bir miktar parayı masaya bıraktı. "Biliyorum güzelim. Sakin ol. Gel evimize gidelim." Gözümdeki gözlüğün kaydını kapattığında bir elinde çantam varken diğer eli benim elimi destek verircesine tutuyordu. Kafeden çıkıp arabaya yürüdüğümüz sırada kendimde değil gibiydim. Gözlerinin üzerimde olduğunu ve benim için endişelendiğini anlayabiliyordum. Bize bakan insanlar olsa da hızlı adımlarla hiç durmadan yürümeye devam ettik. Kafe, kule ile arabanın arasında olduğu için arabaya ulaşmamız uzun sürmedi. Beni sakinleştirmek için söylediği sözler kulaklarıma dolsa da anlamlarını anlayamayacak kadar kötü hissediyordum.

"Bebeğim halledeceğiz her şeyi. Herkes bunun hesabını verecek tamam mı? Sen merak etme, endişelenme." Kapıyı açıp oturmamı sağlarken cansız manken gibiydim. Eğilip kemerimi bağladığında geri çekilirken başıma dudaklarını bastırdı.

Yolda giderken ikimizinde telefonu ısrarla çalsa da hiç bir aramayı cevaplamadı. Seslerine katlanamadığımız da sağa çekip telefonları sessize alıp çantamın içine attı.

Araba durduğunda kapıyı açtım. İçime çektiğim nefes yetmiyordu. Sanki arabadaki tüm oksijen bitmiş gibiydi. Eve girdiğimizde mideme giren kramp ile ağzıma dolan safra tadını hissettim. Alt katta bulunan misafir lavabosuna doğru koşmaya başladığımda arkamdan onun geldiğini biliyordum. "Lina?"

Kapıyı kapatıp kilitlediğimde bir şeyler söyledi ama anlamadım. "Lina aç güzelim kapıyı. Hadi" Midemdeki her şeyi klozete boşaltırken gözümden yaşlar geliyordu. "Lina yanında olmama izin ver. Artık yalnız değilsin." Bir iki kere daha kapıya vurduğunu duysam da görmezden geldim. "Lina!" Onun sesinin yanında Chloe'nin havlamasını da duymuştum. Çıkarabileceğim başka bir şey kalmadığını anlayınca yere oturdum. O kadar kusmaya rağmen rahatlayamamıştım.

Ağlamaya başladığımda Miraç'ın sesimi duymaması için suyu açtım. Kendimi bıraktığımda içim çıkarcasına ağladığım için açtığım suyun işe yaramadığını bilsem de yine de duymamasını umdum. Yüksek ihtimalle beni yalnız bırakmaya karar verip odasına gitmişti.

Kusmanın etkisi ile halsizleşen bedenimin son enerji kırıntıları da ağlamamla bitmiş olmalıydı ki gözlerim kapandı.

Miraç

Yere çöktüğümde midesindekileri boşaltmasını bekliyordum. Zar zor tuvalete koşarken bile kapıyı kilitlemeyi düşünmesi şaşırtıcıydı. Chloe sesimizi duyup geldiğinde kapıya doğru bir kaç kere havlasa da ben yere çökünce kafasını bacağıma koyup benimle beklemeye başlamıştı. Elimden bir şey gelmeyeceğinin farkında olarak yumruklarımı sıktım.

Kaldırmakta zorlandığı şeyler yaşadığında kustuğunu öğrenmiştim. Kendisi tepki vermediği için bedeni bu şekilde tepkisini belli ediyor olmalıydı. Sessizlik olduğunda yaslandığım duvardan hafifçe doğruldum. Çıkacağına olan umutlarım suyun açılmasının ardından sesi geldiğinde yok olmuştu. Başımı duvara yasladığımda ağlamasını duymamaya çalıştım. Chloe'nin başını okşadım. Onu yalnız bırakmak istemesemde zorlayarak onu korkutmak istemiyordum. Onunla neden bu kadar uğraştıklarını bilmiyordum ama bunu çözecektim. Magazinciler hep olay peşindedirler ancak bu sefer resmen Lina'ya iftira atmışlardı. Adrian onun buradaki ilk arkadaşıydı. Önceden tanıdığı ve onun yurtdışındaki hayatından olan tek kişiydi.

Aklıma ilk gelen isim belliydi ama onun tek başına böyle bir şeye cesaret edemeyeceğinin de farkındaydım. Lina'nın iyi olduğuna emin olduktan sonra bu işle ilgilenecektim.

Kapının önünde onu ne kadar beklediğimizi bilmiyorum ancak bir şeyin yere vurma sesi geldiğinde hızlıca ayağı kalktım. Chloe geri çekilip kapıya bakarken kulaklarını dikmiş içeriyi duymaya çalışıyordu. "Lina? İyi misin?" İçeriden gelen su sesi devam ederken ona ait bir fısıltı bile duyulmuyordu. "Lina! Ses ver." Kapıya tıklattıktan sonra kulağımı kapıya yasladım. Hala ses gelmemesi üzerine panikle geri çekilip kapının kilidine doğru ayağımı geçirdim. Kendime düşünme fırsatı bile vermemiştim. Şuan beni mantığım değil de ona duyduğum hislerim yönetiyordu.

Normalde dışa doğru açılan kapı darbemle büyük bir sesle yıkılıp yere düşerken ona çarpmasın diye tutmaya çalıştım. Kapı lavaboya çarpıp durduğunda altında yatan kadına değmeyecek şekilde eğik duruyordu. Lina bir anda sıçrayıp gözlerini açtığında refleks olarak dikelmiş ve kafasını kapıya çarpmıştı. "Ne olu-Ahh" Saçları hafifçe ıslanmış kıyafetleri düşmenin etkisiyle sıyrılmıştı. Panikle yanına gittiğimde bayıldığı yere geri uzandı. "Lina iyi misin?" Kapının altını görmek için biraz daha eğildim. Chloe çıkan seslerden korkup kaçmış olmalıydı. Elini yüzüne kapatmış öylece durması bana tekrar bayıldığı süphesini getirmişti. Bir iki derin nefes sessizliğinden sonra sesini duydum. "Şu suyu kapat allah aşkına." Uzanıp suyu kapattım.

"Başın iyi mi? Yere düşme sesin gelince bayıldın sandım." Elini yüzünden çekmeye çalıştığımda bana izin verip gözlerini üzerindeki kapıya dikti. "Bayılmıştım zaten." Kahkaha atmaya başladığında garipçe ona baktım. Kafasının yerle kapı arasında sekmesi onda travma yaratmış olabilirdi.

Yerde kaldıkça hasta olmasından endişe duyuyordum. Ayrıca kızarmaya başlayan kafasını da kontrol etmeme izin vermemişti. "Lina?" Bir kaç kere daha seslendikten sonra cevap vermemesi ile derin bir nefes alıp geri çekildim. Uzattığı bacaklarından tutup yana doğru çektiğimde kapının altından çıkmıştı. Gövdesini dizlerimin üzerine koyduğumda bile gülmeye devam ediyordu. Kafasına baktığımda ufaktan şişmeye başladığını gördüm. "Hadi, hastaneye gidiyoruz."

Sıyrılan eteğini düzeltip onu doğrulttum. Tam kucağıma alacakken gülmeyi bırakıp bana döndü. "Miraç" Sesi kısılmıştı. Son yarım saatte yaşadıklarından sonra az bile diye düşünürken aklıma neden bu halde olduğumuz gelince dişlerimi sıktım. "Güzelim?"

Bana bakan gözleri kıpkırmızı olmuştu.Gözlerinin dolmasına anbean şahit olduğumda onu kendime çekip sarıldım. Elleri tişörtümü sıkmaya başladığında kendini tutmaya çalıştığını anladım. "Ağla bebeğim, rahatlayacaksan ağla." Sözlerim bitmeden omuzları sarsılmaya başlamıştı.

Yere oturup sırtımı banyonun duvarına yaslarken onu kucağıma çektim. Bu hareketim ile kafasını boynuma gömüp ağlamaya devam etti. Islak saçları önüne gelip tekrar midesini bulandirmasin diye geriye doğru attım.

Bir süre daha ağladıktan sonra yorgun düşmüş olmalı ki ağlaması iç çekişlere dönmüştü. Kafasını kalbimin oraya koyduğunda nabzım hızlandı. "Tüm gün bunun hayalini kurdum." Kısık sesini duyduğumda kasıldım. "Tek yapmak istediğim böyle durup seni dinlemekti." Bir şey dememe izin vermeden kucağımdan kalkmaya yeltendi. "Miraç bırakır mısın?" Onu tutarken hızlıca ayağı kalkıp kucağıma aldım. "Bırakamam kafanı iki kere vurdun. Hemen hastaneye gidiyoruz."

Lina

"İstemiyorum hastane falan iyiyim ben." Kafamı kaldırdığımda burnuma gelen kusmuk kokusu ile kucağında çırpındım. Kaç saattir adama kusmuklu kusmuklu sarılıyordum. Burnu koku alıyorsa ki aldığını biliyordum bu kadar zaman bu şekilde durması eziyet gibidir. Ben anlık bile dayanamamıştım. "Ya kusmuk kokuyorum bıraksana." Bana rağmen banyodan çıkıp kapıya ilerlediğinde çırpınışlarım artıyordu. "Fetişin mi var anlamadım ki." Gülüşünü duyduğumda ona ters bir bakış attım. Onu ikna edemeyeceğimi dış kapıyı açtığında anladım. Bu halde evden çıkamazdım. Aniden tırnaklarımı ensesine batırdığımda adımları bıçak gibi kesildi. "Miraç. En azından duş almama izin ver lütfen. Ben bu halde dışarı çıkamam." Kedi gibi çıkan sesim ile ben bile şaşırırken şüpheli gözlerle yüzümü izledi. "Bak açık yaram yok zaten. Kabul ediyorum gitmeyi hastaneye." Aklıma gelenle kaşlarımı çattım. Benim yarın uçağım vardı. Telaşla konuştuğumda eğilip girişteki aynaya bakmaya çalıştım. "Dursana kızım düşeceksin." Göremeyeceğimi anlayınca ona döndüm. "Çok mu kötü alnım?"

Eğer yara çok büyük değilse makyajla falan halledilirdi. Podyuma çıkmayacak olmam çok iyi olmuştu. Fotoğraf çekiminde bu tip izler sıkıntı olmasa da podyumda yürümeme kesinlikle engel olurdu. Davete ise mor alınla katılamazdım.

Elimi alnıma götürmeye çalıştığımda beni durdurdu. Ona endişe ile baktığımda alnıma bir bakış atıp merdivenlere doğru hareket etti. "Biraz kızarmış ve şişmeye başladı." Odamın kapısını açarken mırıldandığında hiç cevap vermeyecek sanmıştım. Ona şüphe ile baktığımda bana tepki vermeden banyoya girip aynanın önünde durdu. Eğilip aynaya yaklaştığımda beni tutan kolları düşmemem için sıkılaştı.

Alnımda saç diplerime yakın bir yer kıpkırmızıydı ve dediği gibi hafifçe şişmeye başlıyordu. Morarmaması için bir an önce duş alıp üstüne bir şeyler koymam gerekiyordu. Odağımı alnımdan yüzüme çevirdiğimde yüzümü buruşturdum. Gözlerim şişmişti ve kan oturmuştu. Saçımın ıslak kısmı birbirine yapışık bir şekilde kurumaya başlamıştı ki baktıkça mide bulantım nüksediyordu. "Özür dilerim." Suçlu sesini duyduğumda şaşkınca ona döndüm. "Neden özür diliyorsun?" Eğildiğim yerden doğrulup ona yaklaştım. Gerçekten üzgün göründüğünü yeni fark ediyordum. Sıkıntılı bir nefes alıp gözlerini kaçırdı. "Senin nerede olduğunu düşünmeden kapıyı kırmamalıydım. O an biraz daha mantıklı olsaydım başka çözüm yolu bulabilirdim." Bu haline gülümsemeden edemedim.

"Ben senin önce yapan sonra düşünen halini seviyorum. Durumum bugünden daha ciddi olsaydı o an farklı bir çözüm ararken geç kalabilirdin. Olan olmuş. İyiyim ben, sen de sıkma canını." İlk cümlemle bana odaklandığında gözleri çok yoğun bakıyordu.

Burnuma tekrar dolan koku ile artık duş almam gerektiği gerçeğini hatırladım. Kucağından inmeye çalıştığımda küvete doğru yürüdü. Beni küvetin kenarına oturttuğunda aceleyle üzerimi çıkarmaya başladım. Eğilip hızlıca çizmelerimi çıkardığında ona minnetle gülümsedim. Kollarım badimi çıkarırken bile acımıştı. Enerjimin dibini sıyırıyor gibiydim ve yüksek ihtimalle küvette uyuya kalacaktım.

İçimde atletim olduğu için rahattım ve ben tamamen soyunana kadar çıkar diye düşünüyordum. "Şey, tekrar bayılmandan endişeleniyorum ve zaten bedenin bugün çok yorgun düştü. Yıkanmanda yardımcı olmak istiyorum. Bana izin verebilir misin?" Elini saçına atarak konuştuğunda çekinmiş görünüyordu. Yorgunlukla badimi kenara attığımda onu reddedemeyeceğimi fark ettim. Bir an önce yıkanıp alnıma bakmam gerekiyordu ve ben saatlerce uyuyacak kadar yorgun hissediyordum. Ayrıca halletmem gereken bir de haber meselesi vardı. Önce babannemi daha sonra da menajerimi aramam gerekiyordu. Adrian'la da mutlaka konuşmalıydım. Ben düşüncelere dalıp ona Miraç'a cevap vermeyi unuttuğumu sessizce kapıya yöneldiğinde anladım. "Yine de odada bekleyeceğim. 5 dakikada bir seslenip bayılıp bayilmadını kontrol edeceğim." Kısık gelen sesi ile reddettiğimi daha doğrusu ona güvenmediğimi düşündüğünü tahmin edebiliyordum. Panikle kendime geldiğimde az kalsın geriye doğru küvetin içine düşüyordum. "Ay dur. Gitme. Ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Dalmışım." Sesimle bana döndüğünde panik halime gülümsedi. "Yardım edersen çok sevinirim. Vücudumdaki tüm güç çekilmiş gibi hissediyorum." Bana doğru döndüğünde üzerinde bir çekingenlik vardı. Suyu açtığında ben de atletimi çıkardım. İç çamaşırı ile yüzlerce insanın önünde yürümüş biri olarak onun karşısında bu şekilde dururken gerileceğimi düşünmemiştim. Garip bir heyecan vücudumu sarmıştı.

Ona baktığımda vücudumdan uzak tutmaya çalıştığı gözleri ile devam eden çekingenliği ile kalkmam için yardım etti. Uzattığı kolundan destek alıp ayağa kaltığımda elimi eteğimin fermuarına atıp açtım. Derin bir nefes aldığını duyduğumda yüzünü incelemeye başladım. Çorabimin beline elimi atıp sıyırdığımda eğilmeme izin vermeden beni oturtup kendisi diz çöktü. Ellerimi omuzlarına koyarak destek aldığımda ikimizde sessizdik. Çorabımı çıkarıp ayaklandığında uzanıp suyu kapattı. Eli rafta duran duş malzemelerine gittiğinde bana bir bakış atması ile mırıldandım. Hangisinden koyması gerektiğine karar verememiş gibiydi. "Şu lavantalı olan duş jelinden ve şu mor toptan atsan yeter." Dediklerimi yapmaya başladığında hafif ürperen bedenim ile kollarımı etrafima sardım. Hafif utangaç hali gözüme çok tatlı geliyordu. Onun yerinde başka bir adam olsaydı eminim ki bu kadar düşünceli olmazdı. Kendimi kötü hissetmemem için ya sadece yüzüme bakıyor ya da gözlerini kaçırıyordu.

"Küvet hazır, hadi gel güzelim." Benim bu halimi fark ettiğinde hızlıca işini bitirip tutmam için elini uzattı. Ancak bana bakmamakta direttiği için eli göğsüme değdiğinde tüm vücudunun donması ile kıkırdamaya başladım. Yaşadığım tüm kötü olayları bana unutturma etkisi vardı.

Yutkunup gözlerini yavaşça kapattığında gülmem artarken zar zor konuştum. "Bana bakmandan rahatsız olmayacağımı biliyorsun değil mi? Hem zaten ilk dokunuşun değil." Benim rahatlığımın yanında gözlerini açıp bana baktığında bakışının yoğunluğu aramızdaki çekimi tekrar yüzüme vurmuştu. Ciddi haline omuz silkip göğsümde unuttuğu elini tutup ayağı kalktım. "Unutmam mümkün değil" Zaten karşı karşıya olan bedenlerimizi ona doğru bir adım daha atarak yakınlaştırdım. "Neden bakmamak için diretiyorsun o zaman? Bedenimi beğenmiyor musun?" Kısık çıkan sesim ile kaşlarını çattığında bir adım daha atarak vücutlarımızın değmesini sağladı. "Nefret ettiğim bir gerçek olmasına rağmen söyleyeceğim ki bu dünyada seni beğenmeyecek bir adam olduğunu zannetmiyorum. Sadece tenini hissettiğimde bile içimde ne fırtınalar kopuyor bilemezsin." İtirafından ve iltifatından etkilensem de belli etmedim ve geriye bir adım attım. Ona yemedim bakışı atarken konuştum. "Yüz binlerce kişi belki daha fazlası vücudumu bilirken bilmesini istediğim tek kişi de bakmıyor. Hem de sütyenim olmasına rağmen. Ne yapalım benim de kaderim buymuş." Trip atarcasına söylediklerim ile ona yan bir bakış atıp bir ayağımı suyun içine koydum. "Ben de senin göğsünü gördüm ama durabildik." Alaylı çıkan sesim ile kıkırdadığımda diğer adımı da atarak küvetin içine girdim. Düşmemden endişe edercesine ellerini bana doğru uzatmıştı. Suyun içinde dikilip döndüğümde pes etmişcesine derin bir nefes alıp gözlerini bedenime indirdi. Ona süzecek vakit vermeden sütyenimi çıkarıp hala uzattığı eline bırakıp vakit kaybetmeden oturdum. "Benim zorumla bakacaksan hiç bakma." Yine donan bedeni ile eskiden olduğum yere bakarken gözlerini yavaşça elindeki sütyenime çevirdi. Sıcak suyun içine iyice gömüldüğümde kafamı sokup dışarı çıkardım. Kaskatı olan kaslarımım rahatladığını hissederken sonunda kendine gelen adamı izliyordum.

Bu halleri çok tatlı olsa da daha ne kadar süreceğini merak ediyordum. Olur olmadık zamanlarda yakınlaştıkça Miraç bir süre error veriyordu. Yüksek ihtimalle kendi içerisinde şuan benim durumumun iyi olmadığı konusunda tartışıyordu.

Elindekini kenara bıraktıktan sonra küvete yaklaşıp eğildi. "Beni yanlış anlıyorsun. Seni her an her saniye tüm varlığımla istediğimi sana söyleyemiyorum çünkü hislerim bazen beni bile korkutuyor. Zaten kafanı dolduran seni meşgul eden bir sürü şey varken bir de ben seni meşgul etmek istemiyorum. Senden bir an bile ayrılmak istemezken sana bakmak bile beni ne hale getiriyor görüyorsun. Bir de göremediğin kısımlar var tabii, inan onlar daha da zor. Kendimi senin yanında liseli ergen gibi hissediyorum. Her şey aklımdan uçup gidiyor, ne yapacağımı bilemiyorum." Dediklerini kollarımı küvetin kenarına yaslayıp çenemi de kollarımın üzerine koymuş bir şekilde dinlerken bunun bir aşk itirafı olup olmadığını konusunda kararsızdım. Bir erkek için bakıldığında öyle duruyordu. Gerçi Galata kulesinde de gerçek aşkı olduğumu söylemişti. Yüzünü incelerken dizleri üzerinde durmuş bir şekilde beni izliyordu.

"Sana kafamı meşgul etmediğini kim söyledi ki? Günün bir çoğunda yan yana olmamıza rağmen aklımdan çıkmıyorsun. Kendini tutmaya çalıştığını ve beni düşündüğünü biliyorum ancak bazen böyle yapman bana beni istemediğini düşündürüyor." Son sözlerim ile gözlerimi kaçırdığımda bir süredir aklımı meşgul eden şeyi söylemiştim. Beni incitmemek için yaptığı şey beni daha çok kırıyordu. Kendini zor durdurduğunu biliyordum ama kendisini niye durdurduğunu bilmiyordum.

Bana cevap vermeden eğilip şampuanı aldığında ona sırtımı döndüm. Saçımı iyice köpürttüğünde çok nazikti. Saç diplerime masaj yaptığında mayışarak gözlerimi kapattım. "Lina sen bana kalbimin yerini gösterdin. Sana kadar ben hiç böyle olmadım. Daha önceki hiç bir ilişkimde karşımdakini kendimden daha çok düşünmedim. Ben kafası ailesi, ülkesi ve futbol dolu bir adamdım. Şimdi sen varsın. Ben bazen kendimi bile unutuyorum. Özür dilerim. Sana böyle hissettirdiğimi bilmiyordum." Kalbimin dışarıya çıkmak isteyen halini görmezden gelip konuştum. "Tamam affettim. Ama beni göğsüme bak diye yalvarttığını unutmayacağım. Bir kadına bunu yapmamalısın." Sona doğru alaycı çıkan sesim ile kafamı ona çevirdim. Kafam köpüklü olduğu için gözüm yanar diye iki gözüm yerine tek gözümü açıp ona baktım. "Sadece sen. Sana bunu yapmamalıydım." Geri çekilip bir anda üzerindeki kazağını çıkardı. "Söz bundan sonra sana hakettiğin ilgiyi ve daha fazlasını vereceğim. Şimdi de ben sana bana bakman için yalvarıyorum." Sonda göz kırptığında dayanamayıp kıkırdadım. "Her şey karşılıklı diyorsun yani?" Beni onayladıktan sonra duş başlığına uzanıp aldığında gözlerimi kaslarından çekmek zorunda kaldım.

Dışardan çok sert ve güçlü görünen bu adam düşünüldüğü kadar güçlü olsa da sert değildi. Popüler olduğunu biliyordum. Hemcinslerim arasında da popülerdi ancak ilişki durumu herkes için bir sırdı. "Miraç" Yaptığı işe ara vermedi. "Hmm?" Saçlarımın arasında gezen parmakları iyice temizlenmesini sağlıyordu. "Daha önceki ilişkilerini merak ediyorum." O böyleyken onu nasıl bırakabilmişlerdi ki. "Ben de seninkileri merak ediyorum ama cevaptan memnun olmayacağımı da biliyorum. O yüzden gerçekten öyle olacaksa lütfen anlatma. Hazır olduğumu zannetmiyorum" Suyu kapatıp tekrar şampuana uzandığında dediklerine gülümsedim. Saçımı ikinciye köpürtürken devam etti. "Lisedekini biliyorsun zaten." Başımı sallayarak onayladım. "Ondan önce ve sonra bir iki ilişkim daha olmuştu lisede. Üniversitede de aynı şekilde oldu. En uzun ilişkim 1 yıl ya sürdü ya sürmedi diyebilirim. O zamanlar tüm hayatım futboldu. İlişkilerime futboldan kalan zamanı ayırıyordum. Bu da neredeyse hepsinin bitme sebebi oldu. Yalnızca iki ilişkim medyaya yansıdı. Bir tanesi zaten bitmek üzereydi o olay üzerine tuz biber oldu. Diğeri de ondan dolayı tamamen göz önünde olan bir ilişkiydi. Ben zaten burada değildim. Bir iki haftada bir anca görüşüyorduk. O anlarda da her şeyi paylaşmak bana saçma geliyordu. Onun hayat tarzını bilsem de rahatsız olmadan edemiyordum. Ben sosyal medyada yaşamaya dayanamayınca bitti. Bu kadar."

Anlatırken saçımı bir tur daha durulayıp banyo lifine duş jeli sıkıp sırtımı yıkamaya başlamıştı. "Yani hiç ciddi ilişkin olmadı mı?" Sesimin şaşkın çıkmasına engel olamamıştım. O her haliyle uzun ilişki adamı gibiydi. "Hayır. En ciddi ilişkim sensin. Unuttun mu? Tüm ülke bizi baş göz etmeye çalışıyor." Güldüğünde ona hak verdim. Diğer herkese kalsak şimdiye evliydik.

"Sosyal medyacının ahını almışsın bence. Bu kadar göz önünde yaşamaktan nefret edip geldiğin durum şaşırtıcı." Sırtımdan kollarıma geçti. "Sanırım öyle ama o zaman ki kadar rahatsız etmiyor beni bu durum. Program olduğu için iş olarak görüyorum diyeceğim ama çok doğru olmayacak. Programı senin için kabul ettiğime göre sen varsın diye diyeceğim. Yanımda sen olmasaydın kimse bana bunu yaptıramazdı." Ona döndüğümde sırıtıyordum. "Sabahtan beri öyle şeyler söyledin ki hangisini aşk itirafı olarak almalıyım karar veremedim." Yalancı bir egoyla elime bakıp manikürümü kontrol ettiğimde diğer elimle de saçımı savurdum. Bu halime kıkırdadığında lifi boynuma ve gerdanıma sürmeye başladı.

Bugün bizim için her şeyi dile getirme günüydü. Artık ağırdan almak istemiyordum. İkimizin de kabul ettiği hislerimizi birbirimize söylemek ve artık biz olmaya başlamak istiyordum. "Bence ben sana aşk itirafımı ilk gördüğümde yaptım. Kendim bile farkında değildim. Hiç kimse aşık olmadığı birine o kadar dalıp gidemez." Dizlerimin üzerinde durduğumda kollarımı boynuna sardım. Açığa çıkan göğüslerime bir bakış atıp yutkunduğunda gülümsedim. Yavaşça lifi gezdirdiğinde beğeni dolu bakışlarını görebiliyordum. Artık her şey ortaya çıktığına göre kendini tutma gereği duymuyor olmalıydı. "Hatırlat dişlerimi fırçaladıktan sonra seni öpeceğim."

Bana saçmalama bakışı atıp öpmek için eğildiğinde onu durdurdum. İki parmağımı öpüp dudağına bastırdığımda bana şaşkınca baktı. Tam çekecekken eğilip parmaklarımı öptüğünde gülümsedim. Tamamen ayağı kalktığımda ağzının içinden mırıldandı. "Allah'ım sen bana sabır ver nolursun." Ona güldüğümde bana ters bir bakış atıp nefesini tuttu. Ne yaptığına anlam veremezken hızlıca karnımı ve bacaklarımı lifleyip doğruldu. Doğrulurken karnımı öptüğünde bu sefer nefesini tutan bendim. Beklenmedik hareketi ile verdiğim tepkiye gülerken duş başlığını aldı. Suyu açmadan küvetin giderini açtığında su hızlıca boşalmaya başlamıştı. Beni tamamen köpüklerden arındırdığında bornozumu giydirdi. Küvetten çıkmama yardım ettikten sonra odaya gitmeme izin vermeden eline diş fırçamı alması ile gülmeye başladım. O diş macununu fırçaya sürerken ben de hızlıca eğilip ıslak iç çamaşırımı çıkarıp kirli sepetine attım. "Güzelim sen bana ne olsun istiyorsun?"

Ona göz kırpıp elinden fırçamı alıp dişlerimi fırçalamaya başladım. Alnıma baktığımda biraz daha şişmiş olduğunu gördüm yakında morarmaya dönecek gibi duruyordu. Aynadan bana bakan adamla göz göze geldiğimizde dudaklarını oynatarak 'tekrar özür dilerim' dediğinde uzanıp elini tuttum. Dişlerimi hızlıca fırçaladığımda durulayıp arkamı döndüm. "Evet artık öpüşebiliriz." Gülüp bana bir adım attığında tam dudaklarımız birleşecekken duyduğum kapı sesi ile durup, hayal kırıklığı ile iç çektim. "Hayır ya" Miraç dudaklarıma kısa bir öpücük kondurup geri çekildi. "Ben kapıya bakıyım."Başımı sallarken ben yaklaşıp bir öpücük kondurdum. "Ben de giyinip geliyorum." Banyodan çıkmadan kazağını alıp üzerine geçirdi. Üzerini süzdüğümde pantolonunun ve kazağının ıslandığını gördüm. "Miraç üzerin ıslanmış"

Kapının sesi tekrar geldiğinde ofladı. "Yapacak bir şey yok. Kapıyı açtıktan sonra değiştiririm. Aşağıdaki çok sabırsız."

O odadan çıktığında hızlıca giyinme odasına girip giyindim. Saçıma sardığım havluyu çıkarmadan aşağı indiğimde gelenleri görünce kaşlarımı çattım.

Herkese selam. Öncelikle depremi hisseden herkese çok geçmiş olsun diliyorum. Görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Sevgi ve öpücüklerlee. 💋