32. bölüm · Spotlight
30. Bölüm
Lina
Kaşlarımı çatarak yanımda rahatça konuşan adamı izlerken iyice tedirgin olmaya başlamıştım. Tanınmış biri ve Mila'nın eski sevgilisi olabilirdi ancak yine de böyle hissetmeme engel olamıyordum.
"Anlamadım?" Yanlış anladığımı umut ederek sordum. O ise araba kullanmaya devam ediyor ve sanki çok normal bir şey söylemiş gibi tepkimle eğleniyordu.
"Nesini anlamadın? Mila'ya uzun zamandır dil döküyorum. Bugüne kadar seninle tanışmama bile karşıydı. Kabul ettiğinde ne kadar mutlu oldum anlatamam. Özetlemek gerekirse seni istiyorum."
Sabırsızlanmış gibi araba hızlandığında camdan dışarı bakmayı akıl edebildim. Dedikleri ile o kadar şaşırmıştım ki tepki veremiyordum. Mila'nın attığı konumda şehrin ortasındaki bir mekana gideceğimizi zannederken tabelalardan tam aksi yöne gittiğimizi anladım.
"Bir şey söylemeyecek misin? Lina bu kadar şaşırman kendine hakaret. Sen gördüğüm en güzel kadınlardan birisin. Ayrıca dünyaca ünlü bir süper model olduğun için böyle tekliflerin sık sık geldiğini zannediyorum. Ücret konusunda hiç endişen olmasın. "
Adamın gevşek tavrı ve söyledikleri ile vücuduma yavaştan sinir dolmaya başlıyordu. Mankeniz diye her önümüze gelenle yatmıyorduk.
Babannemler haklıydı. Gerçekten bir kurşun döktürmeye ihtiyacım vardı. Bu kadar olayın başka bir açıklaması olamazdı çünkü.
"Yani çok sık gelmiyor aslında." Sonunda sakin bir şekilde konuştuğumda bu durumdan kurtulmak için plan yapıyordum. Arabayı durdurmasını sağlamaya çalışmam gerekiyordu.
"Hayatta inanmam. Dünyada seni istemeyen kimseyi bulamazsın." Kafasını direksiyona vurma isteği ile baş etmeye çalışırken tepkisiz durmaya çalıştım. İlk gördüğümde hiç de böyle bir adam gibi durmuyordu aslında.
İleride gördüğüm trafik ışıkları ile sevinirken kırmızı yanması için dua ettim. Bir yandan da çantamı elimde sıkıca tutuyordum.
"Nereye gidiyoruz bu arada? Parti neredeydi yani?" Dualarım kabul oldu. Işık kırmızıya döndüğünde son anda fren yaparak durmuştuk. Elimi kapının koluna attığımda anlamasın diye ona dönmüştüm. Çok vaktim yoktu ve kapıların kilitli olup olmadığını bilmiyordum.
"Parti bir barda, oraya geçmeden bana gidelim ded-" Elimin tersi ile çantayı ağzına geçirdiğimde konuşmasına devam edememişti. "Orospu çocuğu" Onun afallamasından yararlanarak kapıyı açıp aşağı indiğimde topuklularımın el verdiğince hızlı hızlı yürümeye başladım.
Etrafta dolaşan insanların arasına karışmak için en kalabalık görünen yöne doğru ilerledim. Arkama bakmadan nefes nefese kalmışken telefonumun çalması ile yavaşladım. "Bebek nerede kal-"
"Mila siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Ne olmasını bekliyordun ya o adamı eve gönderirken?" Sözünü keserek konuşurken ona olan tüm sinirimi kusmaya başlamıştım.
"Lina ne diyorsun anlamıyorum. Pedro ile yolda değil misiniz? Hey arkadan o arıyor. Ne oldu?" Bir binanın yanından geçerken durup sırtımı duvara yasladım. Hem yürüyüp hem konuşmak zor gelmişti.
Adını duyunca tüm bedenim kasıldı. "Söyle o şerefsize bir daha karşıma çıkmasın. Sen de Mila. Ya sen kaç yıllık hem menajerim hem arkadaşımsın. Sen nasıl bana bunu yaptın?"
Bir şey demesine izin vermeden telefonu kapattığımda yaklaşan taksiyi görünce neredeyse önüne atlayarak durdurdum. Evin adresini verdiğimde arkama yaslanarak soluklanmaya çalıştım.
Bugün yaşadığım her şeyi bedenim kaldırmayacak gibiydi. Elimden sinirden mi adrenalinden mi olduğunu bilmediğim bir şekilde titriyordu.
Mila'nın arka arkaya yaptığı aramaları yanıtsız bırakıp sonunda evimin önüne gelen taksiden indim.
Eve girince gördüğüm yüz ile yeni yeni sakinleşen bedenim tekrar kasıldı. "Git buradan Mila."
"Hayır gitmiyorum. Bana ne olduğunu anlatman gerekiyor. Pedro ona vurup arabadan indiğini söyledi. O da ne olduğunu bilmiyor. Senin için endişelenmiş" Üzerimdekini sinirle çıkarmaya çalışırken dolanması ile daha da sinirlendim.
"Yalan söylemesin. Bana teklifi yaparken çok rahattı." Sonunda trençkotumdan kurtulduğumda onun yanından geçip salona ilerledim.
"Ee? Ne var ki bunda? Arabada yaptı diye mi sinirlendin. Ben ona dedim daha profesyonel bir ortamda yap diye. En azından eve gitmeyi bekleseydi." Mila'nın rahatlığı ve dedikleri ile zıvanadan çıkmama ramak kalmıştı. Derin derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Elimi saçımdan geçirerek ona döndüm ve tüm ciddiyetimle konuştum.
"Mila çıkar mısın dışarı. Dediklerini kulağın duysun. Seni görmek istemiyorum. İş sözleşmemizi de feshediyorum. Böyle bir şeye göz yumamam."
Ne diyeceğini bilmiyor gibi bir kaç kere ağzını açıp kapattı. Tam konuşacakken çalan zil ile kaşlarımı çattım.
Mila gidip kapıyı açtığında yanında Pedro ile döndü. Adam ilk gördüğüm halinden çok farklı duruyordu. Dudağı patlamış, akan kan ince bir çizgi halinde kurumuştu. Çantamın demiri dudağına denk gelmiş olmalıydı.
Onları kovmaya hazırlanırken Mila'nın bağırması ile şaşkınlıkla vazgeçtim. "Ona ne dedin? Neden bu kadar sinirlendi? Alt tarafı bir iş teklifi yapacaktın Pedro."
Adam bana resmen yatma teklifi etmişti. Mila'nın bunu iş olarak görmesine ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Bu kadın iki ayda bu kadar nasıl değişebilirdi.
"Yaptım zaten. Bir anda çantası ile ağzıma vurup kaçtı." Sinirle üzerine yürüdüğümde çekinmiş olacak ki bir kaç adım geriye kaçmıştı.
"Bunu nasıl normal bir şey gibi söylüyorsun ya? Bana seni istiyorum, ücret önemli değil demedin mi?" Sakinliğimin dibini sıyırıyordum şuan.
"Gerçekten ona böyle mi söyledin?" Mila'nın düz sesini duyduğumda ona bir bakış attım.
Pedro rahat bir tavırla omuz silerken konuştu. "Evet dedim. Ne var ki-siktir!"
***
Miraç
Hocanın yanında dikilip takım arkadaşlarımı izlemeye devam ettim. Tayfun Hoca elini omuzuma atıp babacan bir tavırla sıktı. "Az kaldı Miraç, az kaldı oğlum."
Yarın yapılacak maç için son antrenmandalardı. Sabahtan beri gerek teknik ekip gerekse takımdakiler moralimi yükseltmeye çalışıyorlardı. Oynayamıyorum diye keyfim yok zannediyorlardı. Benim aklımsa dün gece telefonda bana deli gibi eğleneceğini söyleyen kadındaydı.
Dediğini yapmış eğlenirken bir sürü hikaye atmıştı. Bense yine dediği gibi onu sosyal medyadan takip etmiştim. Menajeri Mila ve Pedro denen herifle dans etmiş, adamın doğum gününü kutlarken en güzel gülümsemesi ile ona iyi dileklerde bulunmuştu.
Sonra o fotoğrafı gördüm. Pedro hikayesinde Lina ile olan fotoğrafını paylaşmıştı. Ellerindeki bardakları tokuştururken birbirlerine gülerek bakıyorlardı. Kıskançlıkla sarmalanan bedenim nefesimi keserken az kalsın kalp krizi geçirmeme sebep olacak olan şey fotoğraf değildi. Şerefsiz fotoğrafın üzerine Lina'yı etiketleyerek 'my future' yazmıştı.
Geleceğimmiş, ben sana geleceğim asıl pezevenk.
Bu hikayeyi de güzeller güzelimin masumca hikayeyi alıntılayıp saat emojisi koyarak paylaşması ile görmüştüm. Lina'nın nasıl biri olduğunu bilsem de o herifin ona yakın davranmasına bozulmama engel olamıyordum.
Onunla uzak olmayı kalbim kaldırmazken dünden dolayı aramız açık olduğu için ekstra bir huzursuz hissediyordum. Ne yapacağımı ve kendimi nasıl affettireceğimi henüz bulamamıştım. Aklım onunla o kadar meşguldü ki kadının benimle kurmak istediği yakınlığı fark ettiğimde çok geçti.
Neyseki ayrı geçecek son bir günümüz daha kalmıştı. Bir an önce ona sarılıp öylece kalmak istiyordum.
Teknik ekipten birinin çağırması üzerine yanından ayrılan hoca ile yerime döndüm. Kıvanç'ın yanında oturan Chloe ile göz göze geldiğimizde neşe ile kuyruğunu sallaması ile gülümsedim.
Dünden beri pişmanlık içerisinde yanıyordum. Chloe bana sevecen yaklaşınca daha da kötü oluyordum. Dün gece onu sürekli kontrol etsem de Lina'nın haklı olduğunu inkar edemezdim.
Gittiğim her yere Chloe'yi götürmeye yemin etmişcesine çanta gibi yanımda taşıyordum. Oturduğumda üzerine tırmanan kızım ile ona sarılıp kafasına öpücük kondurdum. "Chloe'ye kendini affettirmek kolay tabi. İki sarıl sev yumuşar. Lina gelince ne yapacağını görmek istiyorum."
Ona da aynısını yapıp kendimi affettirmeyi planlıyordum. Çok sağlam bir plan olmasa da Lina'nın kırgınlığını başka nasıl onarabileceğimi bulamamıştım.
Kardeşime ters ters bakmaya başladım. Zaten her şey onun yüzünden olmuştu. "Beni boş ver de sen kendin için endişelen. Eve o kadar kızı getiren ben değildim. Oğlum bir de arkadaşım dedin diye tamam dedim sen de yeni tanışmışsın. Lina benim kadar seni de yakacak. Hazır ol."
Sabahtan beri çıkan magazin haberlerinin haddi hesabı yoktu. Spor sayfasından çok magazin sayfasında adı geçen futbolcular gibi olmuştum. Çıkan haberleri engelleyemediğim gibi Lina'nın görmesini de engelleyemeyeceğimi de biliyordum.
Olacakla öleceğe çare yok diyerekten onu görüntülü aradım. Bir nabzını yoklamam gerekiyordu. İlişkimiz yeni yeni şekillenirken henüz nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.
Chloe'yi kucağımda düzelttiğimde kafalarımız yan yana duruyordu. Onun güzel yüzünü gördüğümde istemsizce iç çektim.
Kameranın açısını ayarlamaya çalışırken biraz uğraşmıştı. Üzerinde bornoz arkasında ise saçını yapan biri vardı. Sonunda kamerayı sabitlediğinde onu tanıyan Chloe havlamaya başladı.
Gülümseyerek "Aşkım benim. Ne yapıyorsun? Çok özledim seni." diye sıraladığında Chloe'ye dediğini bilsem de bir an kalbim tekledi. "İyi, iyi. Antrenmana geldik onu izliyoruz beraber." Kamerayı iki koltuk yanımda oturan Kıvanç'a çevirip onu gösterdiğimde yüzünü buruşturmuştu. "Şuan onu görmek istemiyorum." Kıvanç telefonuna odaklandığı için telefonu çevirdiğimi fark etmemişti.
Gerçekten ona kızgın olmalıydı. Bir an kendini şanslı saydım. En azından benim yüzüme bakıyordu. Gerçi bunun da Chloe için olduğunu tahmin edebiliyordum. Çünkü sabah attığım mesajlara dönmemişti. "Sen ne yapıyorsun? Çekim yarın sanıyordum."
Tam konuşacakken saçını yapan kadının konuşması ile ona cevap vermişti. Fransızca konuşmasına ilk defa şahit olduğum için bir an yadırgasam da hayran hayran bakmama engel olamamıştım.
Kimsenin bu dili konuşurken onun kadar etkileyici olamayacağına yemin edebilirim. Bana döndüğünü bir kaç kere seslenince anlamıştım. Onun yüzüne o kadar dalmıştım ki cevabını duymadım.
"Miraç? İyi misin?"
"Hmm? İyiyim. Dalmışım pardon ne demiştin?" Kucağımdan inmeye çalışan Chloe'yi bozuntuya vermeden tutmaya devam ettim. Nedense Chloe giderse telefonu kapatacak gibi hissediyordum.
"Provadayım. Çekim için kıyafeti giyeceğim kontrol edilip saçım ve makyajıma karar verilecek." Kuaför kadın saçını yaparken canını yakmış olmalı ki yüz ifadesi acıyla dolarken gözleri dolmuştu. Kadın bir şey söylediğinde ona cevap verirken ki halinden özür dilediğini anladım.
"İyi misin? Çok acıdı mı? Onu daha dikkatli olması konusunda uyarmalısın." Sanki benim saçımı çekmişler gibi canım yanarken işinin ne kadar zor olduğunu da anlamış oldum.
"İyiyim biraz sızladı sadece. Ona bir şey diyemem çünkü o da çok yoruldu. Üçüncü modeli yapıyor ve tasarım şefi inatla beğenmiyor. Normalde önerilen saçlar cansız mankenin üzerinde perukla yapılır. Getirilen saçlardan seçtiklerini denedik ancak hepsinde bir kusur buldu." Onun bu yakınmasına iç çekmeden edemedim. Pembe pipetli bardağından büyük bir yudum aldığında gülümsedim. Ne diyeceğimi bilmiyordum, o da benden cevap beklemiyordu zaten.
"Miraç prova başladığından beri bu sandalyedeyim. Elbiseyi görmeme bile izin vermediler. Aşırı merak ediyorum. Mila tüm kombini görmüş ve mükemmel olduğunu söyledi. Dekorlar da hazırmış. Bir tek ben kaldım yani. Bu saçı da beğenmezse kuaför gideceğini söyledi. İnanabiliyor musun? Gerçi ona da hak vermiyor değilim. Allah'tan makyaj saç kadar zor olmadı." O konuşmaya devam ederken onu dinlemeyi ne kadar sevdiğimi bir kez daha anladım. O böyle bir şeyler anlatırken ki hal ve hareketlerine bayılıyordum. Yer yer gözlerini irice açması, arada kaşlarını çatması ondaki her şeye bayılıyordum.
Ben ona hayran hayran bakarken dinlemediğimi düşünmüş olmalı ki sustu. "Miraç sen beni dinliyor musun? Bugün bir dalgınlık var sende." Başımı sallarken onu incelemeye devam ediyordum. Chloe kucağımda değildi ve ne zaman gittiğini bilmiyordum. Kıvanç da yoktu.
O varken tüm odağım ona kayıyor, etraftan soyutlanmama sebep oluyordu.
"Seni özledim." Ağzımdan istemsizce çıkan kelimeler ile tepkisinden bunu söylememi beklemediğini anladım. İlk önce panikle ellerini nereye koyacağını bilmeyen hali, gözlerini kaçırıp etrafa bakması ve makyajından bile belli olan yanaklarının hafifçe kızarması ile keşke yanımda olsaydı demeden edemedim. Şuan onu çekip öpmek istiyordum.
Aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını çattığında gerildim. Geliyordu gelmekte olan. "Dün gece hiç özlemiş gibi bir halin yoktu. Eceyle ne güzel sohbet ediyordun öyle. Bak aklıma geldi yine sinirlendim. Gidiyorum ben." Söylene söylene son bir ters bakış atarak telefonu kapattı.
Derin bir nefes alıp başımı ellerimin arasına aldım.
***
Lina
Zorlu geçen provanın ardından Pedro's'a geçtim. Burada Mila ve Pedro ile buluşup oradan yemeğe geçmeye karar vermiştik.
Dün olanlardan sonra her şey açıklığa kavuştuğunda Pedro benden defalarca kez özür dilemişti. Tabii ben de ondan. Bir daha toplantı odası dışında kimseyle iş konuşmamaya da yemin etmişti.
Teklif ettiği iş ise benim şimdiden heyecanlandığım bir şeydi. Yaptığı ayakkabıları sergilemek istiyordu. Bana anlattığına göre yaptığı her ayakkabıyı iki çift olacak şekilde yapıyor, birini sahibine verirken diğerini kendi koleksiyonunda tutuyormuş.
Şu ana kadar yaptığı yüzlerce ayakkabıdan en nadide parçaları yapacağı özel bir defile ile gösterip daha sonra kendi şirketindeki bir bölümü müzeye çevirip her ayakkabıyı hikayesi ile birlikte herkese sergilemeyi planlıyordu. Benden de Mila için yapılan ilk Pedro's ile açılışı yapmamı istemişti.
Mila'nın profesyonel görüşü ile onaylaması üzerine bu işi seve seve kabul etmiştim. Şirkette ayağımın kalıbı alınıp hangi ayakkabıların ayağıma uyup uymadığını belirleyeceklerdi. Nedenini çok anlamasam da kabul ettim. Mila ile daha önce ayakkabı paylaşmasak da ayak numaramızın aynı olduğunu biliyordum.
Mila ile kapıda denk geldiğimizde birlikte içeri girdik.
Partide hep birlikte eğlendiğimiz için iyi bir üçlü olduğumuzu fark etmiştik. Mila'nın kurduğu sohbet grubunu kullanarak haberleşmeye başladığımız için Pedro'nun şuan toplantıda olduğunu ve bizi karşılaması için birini görevlendirdiğini biliyorduk.
Bizi karşılayan kadının Pedro'nun sekreteri olduğunu öğrendim. Profesyonelce bir sıcakkanlılık ile bizi karşılayıp kalıbın alınacağı odaya götürmüştü.
Kalıp alınırken içecek ikram etme teklifini reddetmiş olsak da ayağımı kalıbın kurumasının uzun süreceğini öğrenince birer kahve söylemiştik.
Ayaklarımı kalıba sokup koltukta geriye yaslandığımda Mila da karşıma geçmişti. "Seninle zaten ayak numaramız aynı değil mi? Buna gerek var mıydı?" Bir an duraksamasına anlam veremedim.
"Pedro bu kalıbı ayakkabıya koyup bekleteceklerini söyledi. Kızım görmen lazım ayakkabı tam olarak tüm noktalara uyuyor. Puzzle parçası gibi." Mila sekretere seslenip kendi ayakkabısını istediğinde hemen getirmek için gitmişti.
Gelen kahvelerimizi yudumlamaya başladığımızda hazır odada yalnız kalmamızı firsat bilerek ona sordum. "Pedro ile aranızda ne geçti?"
Mila bir an ne diyeceğini bilemeyen bir tavırla duraksasa da sakince konuştu. "Pedro ile üniversitede tanıştım. O sanat bölümündeydi ben de reklamcılık. Bir gün ödev için onun fakültesine gittim. Gördüğümde deri ile çalışıyordu. Yaptığı işe öyle odaklanmıştı ki benim onu saatlerce izlediğimi farketmedi. Ben de onun o tüm yakışıklılığı ile konsantre oluşuna kapılıp ne için geldiğimi bile unutmuştum." Bu kadar ayrıntılı anlatmasını beklemediğim için hafif şaşırsam da belli etmeden dinlemeye devam ettim.
"En sonunda beni farkettiğinde ödevim için ondan yardım istedim. Dericilik ile ilgileniyor gibi yaptım ve başka konularda da konuşmaya başladık. Ah, dericilik hakkında hiç bir şey bilmiyordum ancak onun o tutkusu yüzünden hiç sıkılmadım. Bir süre sonra birbirimizden hoşlandığımızı itiraf edip çıkmaya başladık." O anları anlatırken yüzünde tatlı bir gülümseme vardı.
Kahvemizi yudumlayıp konuşurken sekreterin geri gelmesi ile ara vermiştik. Cam kutuda getirdiği ayakkabıları daha önceden görmüş olsam da yine de etkilenmeden edemedim.
Standart stilettodan uzak topuklu bot şeklinde olan ayakkabılar siyah kadar koyu gri rengindeydi. İlk gördüğümde simsiyah zannettiğim için ışık altında gri sedefli parıltısı karşısında çok şaşırmıştım. Bot gibi görünse de kaba değildi. Ayakkabı üzerinde zarif transparan detaylar vardı. Derisi ise pürüzsüz değil aksine nasıl yaptıklarını anlamadığım bir şekilde girintili çıkıntılıydı.
Mila ayakkabıyı ayağına geçirdiğinde hayranlıkla izlemeden edemedim. Transparan detaylardan görünen kadarı ile Mila haklıydı. Ayakkabı ayağına gerçekten tam olmuş onun için yapıldığını kanıtlar vaziyetteydi. "Ah bu ayakkabıyı bu kadar zarif nasıl yaptı hiç anlamıyorum. Bottan daha zarif normal topukludan daha kaba."
Onu onaylarken kafamı salladım. "Ben hala şu ışık oyununu çözmeye çalışıyorum. Doğru açıda parlak gri oluyor." Mila ile ayakkabıya dalıp diğer konuyu unutmuştuk.
"Ayakkabıyı bana ilk gösterdiğinde öyle bir anlatmıştı ki aşık olmuştum. Her detayını düşünerek yapmış. Gerçi devamında benden ayrıldığı için çok hatırlamıyorum." Dediği ile şaşkınca ona baktım.
"Nasıl yani? Ayakkabıyı sana verdikten sonra senden ayrıldı mı?" Mila benim bu halime gülerken Pedro kapıda göründü.
"Bu olayı her seferinde böyle anlatıp benden intikam almaya bayılıyorsun." Yanımıza yürüdüğünde önce parmağını sokarak kalıbın donup donmadığını kontrol etti. Elinin sıvıya bulunması ile daha bekleyeceğimizi anlayıp yüzümü buruşturdum.
"20 dakikaya katılaşır. Ayrıca o olay öyle olmadı." Elini silip ortamızda bulunan sandalyeye oturdu. Sekreteri kahvesini getirirken ona teşekkür edip gitmesini işaret etmişti. Üçümüzde ayakkabıyı incelerken o ikisi benim aksime maziye dalmış gibi görünüyordu.
"Mila benim ilk aşkımdı. Ben bitirme projem ile uğraşırken tanıştık. Onun o enerjik halleri yoğun okul temposunun arasında ilaç gibi gelirdi. Kafamın karışıklığının yanı sıra gelecek endişesi ile de mücadele etmeye çalışıyordum. Okulda deri ile uğraşmaktan memnun olsam da bunu meslek olarak yapmak isteyip istemediğimden emin değildim. Mila ise benim karamsarlığımın yanında parlayan bir yıldız gibiydi." Mila ona gülümseyip elini koluna koydu. Pedro zor zamanlardan geçmiş gibi duruyordu.
"Daha sonra Mila babamın ayakkabı tamircisi olduğunu ve benim orada büyüdüğümü öğrenince bana ayakkabı yapmamı söylemişti. İlk başta itiraz etsem de sonradan sonraya düşünmeden edememiştim. Böyle her yerde olan ayakkabıları yapmak istemediğimi söylediğimde bana o zaman her ayakkabını bir tane yap dedi. Nasıl bu kadar kapıldığımı anlamasam da yatakta ikna kabiliyetinin yüksek olmasına bağlıyorum." Sonda dediği ile Mila'ya göz kırparken hafif utansam da onların kahkahalarına katılmadan edemedim.
Gerçekten eski sevgili olduklarına inanmak zordu. Çok uzun zaman geçtiğinden olsa gerek gerçekten arkadaş olmuşlardı.
"Neyse işte biz bu planı düşünürken benim okulum bitti. Babamın ölümünden sonra dükkanı kapatsak da satmaya içimiz el vermediği için duruyordu. Ben de ondan habersiz bir ayakkabı yapmaya başladım." Gözlerim tekrar Mila'nın ayağına kaysa da ikisi de aynı anda gülüp kafasını iki yana salladı.
"Çok kötüydü Lina. İnan bana şuan gördüğün ayakkabıya acemi işi diyorum ama o yanından bile geçemezdi. Aklımda ona çok özel bir şey yapmak varken sonuçtan memnun olmamam ile kafayı yiyecek gibi oluyordum." Mila onu dürttüğünde oflayıp istemeye istemeye sekreterine ilk ayakkabıyı getirmesini söyledi. Kafam karışsa da konuşması ile onu dinlemeye devam ettim.
"Daha sonra ayakkabı yapmayı öğrenebileceğim bölümü olan bir okul bulduk. Ben onu bırakıp gitmek istemesem de Mila kendi kaderimi çizmem konusunda beni hep destekledi." Sekreteri geri döndüğünde elinde yine camdan kutu vardı. Ancak içindekine ayakkabı diyebilir miydim emin değildim.
Deri parçalarının garip şekiller ile dikilmesi ile bir arada durduğu topuklarının değişik şekillere sahip olduğu bir şeydi. İlk Pedro's'un çok kötü bir replikası gibiydi. O kadar kötü ki benzer yanlarını iyice incelemeden farketmek imkansızdı.
Ben ayakkabıyı incelerken Pedro'nun yüzünün buruşmasının aksine Mila gülümsüyordu.
"Ona giderken bunu bırakıp çok daha iyisi ile döneceğimi söyledim. Ne kadar istemesem de ayrılmak zorunda olduğumuzu biliyordum. Ben İtalya'ya giderken saklayacağını söylediğinde ihtimal vermesem de üç yıl sonra kapısına ilk Pedro's ile gittiğimde çıkarıp geri vermişti." Birbirlerinin elini tuttuklarında Mila'nın gurur duyan, Pedro'nun ise minnettar bakışlarını gördüm.
"Bu ayakkabıyı yine Mila'nın fikri ile müzenin en görünür yerine koyacağız. Herkes Pedro's'un nasıl başladığını bilecek." Pedro Mila'nın fikirlerine gerçekten önem veriyordu. Ayrıca geldiğimizden beri herkes Mila'yı tanıyıp ona Pedro'dan farksız davranıyordu.
Pedro dönünce neden ilişkilerine devam etmediklerini sormak istiyordum. Şirkette olduğumuz için bunu erteledim.
Onların duygusal halini bölmek istemesem de artık ayaklarım uyuşmaya başlamıştı ve bu kalıptan kurtulmak için can atıyordum.
"Pedro kalıptan çıkabilir miyim artık?" Pedro bıkkın çıkan sesim ile gülümserken ayaklanıp kalkmamda yardımcı oldu. Elini belime koyup beni hafifçe kaldırdığında önce birini sonra diğerini olmak üzere kalıptan çıktım. Rahatça nefes aldığımda ayak parmaklarımı oynattım.
Üçümüz birlikte şirketten çıktığımızda Pedro'nun arabasına geçtik. Restorana kadar bekleyemeyeceğimi farkedince kafamı iki koltuğun arasından uzattım.
"Mila benim ilk aşkımdı demiştin. Sen dönünce ilişkiniz devam etmedi mi?"
Mila'nın gerilen bedenini gördüğümde yanlış bir şey söylediğimi düşünsem de artık çok geçti. "Etmedi. Çünkü ben nişanlıydım." Kızın titreyen sesi ile konuşması ona dönmeme sebep olduğunda ne olduğunu anlayamıyordum.
Pedro sağa çekip durmaya yeltendiğinde Mila onu durdurdu. Arabanın kapısında duran sulardan açıp ona uzattım. Bir yudum alıp derin derin nefesler aldığında sakinleşmiş gibiydi.
"Seninle tanışmamızdan bir yıl kadar önce onu kaybettim. Sonra kendimi işe verdim ve tüm romantik ilişkilere kendimi kapattım." Omuzunu destek vermek istercesine sıktığımda elini elimin üzerine koydu.
Mila'nın hayatına birini almamasının her zaman iş kolikliğine versem de altından böyle bir şey çıkacağını bilmiyordum. Pedro geldiğimizi belirtircesine arabayı park ettiğinde indik.
Mila'ya sarıldığımda "özür dilerim konuyu açmamalıydım." diye fısıldadığımda kollarını etrafıma sardı. "Bilmiyordun ki sıkma canını. Hem kaç yıl geçti çoktan alışmam gerekiyordu." Pedro'nun kollarını üzerimizde hissettiğimizde onun da bizi sardığını anladım. "Bensiz sarılmayın kıskanırım."
Bizi neşelendirmeye çalışan hali ile gülümserken tek kolumuzu bir birimizden ayırıp ona sardık. Ayrıldığımızda Mila biraz daha iyi görünüyordu.
Yemek yerken şakalaşıp durduk. Onların yanında kendimi çok rahat hissettiğimi fark etmiştim. Mila ile ilk defa böyle olduğumuz için onun da az da olsa şaşkın olduğunu görebiliyordum. Ben de kendime şaşırmadan edemiyordum. Değiştiğimin farkına buraya gelince varmıştım. Şu iki günde yaptığımız hiç bir şeyi daha önceden yapmamıştık. Mila her zaman teklif etse de benim her seferinde reddedişim ile sonradan vaz geçmişti.
Yemekten sonra aynı şekilde arabaya bindiğimizde nereye gideceğimizi konuşuyorduk. Uzun süren prova, şirkette beklemek üzerine de uzun bir yemekten sonra akşam olsa da bizimkilerin enerjisi bitmiş sayılmazdı. Yarın çekimim olduğunu hatırladığında Mila, dinlenmem gerektiğini söyleyerek eğlence mekanlarından uzak durmamızı istemişti. Pedro ile ona uyarken bana geçmeyi teklif ettim. Saat henüz geç değildi ve evde tek başına sıkılacağımı biliyordum. Telefonum çaldığında rahat konuşmam için Pedro müziği kısmıştı.
Miraç'a daha sonra dönmek istesem de onun bu hareketi ile açmak zorunda hissetmiştim. "Efendim." Sesini duyduğumda gülümsememe engel olamadım. "Lina? Müsait misin?" Çekingenliğini hissederken ona taviz vermemekte kararlıydım. "Sayılır. Arabadayım şimdi bana geçiyoruz." Bilerek söylediğim sözlerle kaşlarını çattığını biliyordum. "Hmm, kiminle geçiyorsunuz?" Pedro ile olan arkadaşlığım konusunda rahatsız olduğunu hissetsem de o bir şey diyene kadar konuyu açmayı düşünmüyordum.
"Pedro ve Mila ile" İsimlerini duyan arkadaşlarım yüksek sesle selam verdiklerinde kıkırdadım.
Anlayıp anlamadığından emin olamadığım için "Sana selam söylüyorlar"
"Aleyküm selam. Sen de onlara selam söyle. Nasıl geçti günün?"
"Prova seninle konuştuktan çok çok sonra bitti Miraç. Sonra Pedro'nun şirketinde buluştuk. Ay sana söylemeyi unuttum. Pedro benden defilesinde yer almamı istedi. Ben de kabul ettim. Oradan da yemeğe geçtik. Şimdi de bana gidiyoruz çünkü Mila yarın çekim olduğu için dinlenmem gerektiğini söyledi. Sen ne yapıyorsun?" Onunla her anımı paylaşma isteğimi durduramıyordum. Onun da neler yaptığını öğrenmek istiyordum. Sıkılıyor muydu bilmiyorum ama bana hiç belli etmiyordu.
"Antrenman vardı güzelim biliyorsun. Bu arada seninle konuşurken Chloe sahaya girmiş, bizimkilerde biraz oynamışlar. Hoca en son bir çoğunuzdan iyi vuruyor diye takımı azarlamış." Dedikleri ile kahkaha atarken o da bana katıldı. "Bir de Chloe'nin üzerinde siyah elbisesi ve ayağında ayakkabılar varken tüm prensesliği ile topa nasıl vurduğunu merak ediyorum. Takım fotoğrafçısı çekmiş atmasını bekliyorum." Gözümde canlanan görüntü ile daha çok gülerken biraz daha konuşup eve yaklaştığımızı fark edince kapatmıştım. Chloe bazen o kadar prenses davranıyordu ki köpek olduğunu unutuyordum.
Öndeki ikilinin ben konuşurken ara ara birbirini dürterek dedikodumu yaptığını duyabiliyordum. "Yakışıklı futbolcun mu?" Mila'nın Miraç'a taktiği lakabı Pedro'dan duyunca yayılması ile yüzümü buruşturdum. "Ondan başkasına böyle gülmüyor ki. İki gündür hiç böyle gördün mü?" Mila'nın muzhip sesi ile benimle uğraşacaklarını anlayıp kaderime razı bir şekilde dinledim.
"Görmedim. Futbolcu değiliz diye mi böyle sence Mila?"
"Cık, Miraç değiliz diye böyle Pedro."
"Tüh, belki futbol işini hallederdik ama Miraç olmamız imkansız."
"O zaman onu böyle suratsız kabul edeceğiz. Değiştiğini düşünüyordum ancak az önce gördüklerimden sonra bugünkü hali bile soğuk geldi."
Araba durduğunda ikisinin de koluna vurup onlar gülerken arabadan indim. "Çok kötüsünüz."
***
Aynada kendime bakarken etrafımdakilerin de beğeni dolu bakışlarını görebiliyordum. Üzerimdeki beyaz elbiseyi beyaz pırlantalı mücevherler tamamlıyordu. Hızlıca fotoğrafımı çekip Miraç'a verdiğim sözü tuttum. Cevap vermesini beklemeden çekim alanına geçtiğimde fotoğrafçının pozları anlatışını dinledim.
Çekimde yalnız değildim. Partnerim, ünlü bir erkek model olan Daniel ile daha önce bir kaç defilede yan yana geldiğimiz için tanışıyorduk. İlk fotoğraf markanın ikonik pozu olan Daniel'ın kafasına ellerimi sarmamdı. Ellerimdeki yüzükler ve bilekliklerin göz önünde oduğu bu pozu yaparken o sandalyede otururken ben de onun karşısında masada oturuyordum. Sadece onun kafası ve benim ellerim görünürken Daniel ile rahatça laflıyorduk.
Yanında geldiğini gördüğüm ve bana kötü bakışlar atan kadını kafamla işaret ettim. "Sevgilin mi?" Minik bakış atıp bana döndüğünde mutlu ama biraz yakınan bir ifadesi vardı. Başını onaylarcasına sallarken konuştu. "Kıskanıyor. Onu sevdiğimi biliyor ama yine de yan yana olduğum her güzel kadına öldürecekmiş gibi bakıyor. Kusura bakma lütfen." Gelen direktifle poz değiştirdik.
"Yakında alışır merak etme." Şimdiyse Daniel bana arkadan sarılıyor ve onun elinde tuttuğu bileklik ve yüzükler benim üzerimdeki aynı tasarıma sahip kolye ve küpe ile eşleşiyordu. Elimi belime sardığı koluna koyarak kafamı yana doğru çevirdiğimde burun burunaydık.
Ne kadar profesyonelce davransam da Miraç'tan başkası ile bu kadar yakın olmak rahatsız etmişti. Hemen bitmesi için sabırsızlanıyordum. Buradan çıkınca bir kaç saat sonra uçağım vardı. Bir an önce evime ulaşmak istiyordum.
Üzerimdeki takılar hızlıca değiştirildiğinde şimdi üzerimde sadece elbisenin dekoltesinden belli olan bir vücut aksesuarı vardı. Zincirler ile bir kaç yerinden tutturulmuş pırlantadan kelebek figürü tam göğüs kafesimde duruyor, ben nefes aldıkça kanatları hareketlenerek açılıp kapanıyor gibi görünüyordu.
Daniel ile ayrı ayrı solo pozlar verdikten sonra üzerimdeki elbiseyi çıkarıp yerine beyaz bir mayo giydim. Mayonun üzerine ise tamamen pırlantalardan oluşan ağ şeklinde olan elbise giydirildi. Biraz ağır olsa da güzelliğine hayran kalmıştım.
Çekim alanına siyah saten çarşafı olan yatak yerleştirilmişti. Bana yardım eden görevliler ile düzgünce yatağa yattığımda hareketsizce onların pozisyonumu düzeltmesini bekledim. Benim pozumu ayarladıklarında bir kişi gelip etrafıma çeşit çeşit mücevherleri yaymaya başladı. Başka biri de mücevherlerin aralarına küçük pırlantalar serpiştiriyordu.
Çekim bittiğinde rahat bir nefes aldım. Soyunma odasına geçerken kenarda dikilen Daniel'e selam verdiğimde sevgilisinin ters bakışları tekrardan beni bulmuştu. Daniel onu bırakıp yanıma adımladığında durup bekledim. "Lina gidiyor musun? Çekimden sonra ekiple bir şeyler içelim dedik. Kalmayacak mısın?" Ona cevap vermeden önce saate bakmak istediğimde cebimden telefonumu almak için yeltendiğimde üzerimdekiler aklıma gelince vazgeçtim. "Olabilir aslında. Saate bakmam lazım. Telefonun yanında mi?" Benim bu halime güldüğünde ona eşlik ettim.
Kafasını onaylarcasına salladıktan sonra pantolonunun cebinden telefonunu çıkarıp bana doğru çevirdi. Ben kafamdan hesap yaparken konuştu. "Çekim çok iyiydi bu arada. Harikaydın Lina. Türkiye'ye taşındığını duydum. Burada kalsan çok daha iyi olurdu kariyerin için." Başka biri bunu söylese ne haddine diye düşünürdüm ancak Daniel bana karşı hep nazik ve arkadaşça yaklaşmıştı.
"Teşekkür ederim. Sen de çok iyiydin. Mila benim için buradaki işleri hallediyor. Gidip geliyorum. Orada daha mutluyum Daniel. Ailem orada, evim, köpek bile aldım biliyor musun?" Ona gülümsediğimde bana karşılık verdi. Dostane bir tavırla kolumu okşadığında "Tabi aşkın da orada değil mi? Haberler çabuk yayılıyor." dediğinde sevgilisinin yanımıza gelmek üzere hareketlendiğini gördüm.
Türkiye'deki neredeyse kimse ilişkimizin durumunu net bir şekilde bilmezken Paris'teki herkese söylemiş gibiydim.
Ona sır verir gibi eğilip fısıldadım. "Öyle ama bunu henüz kimse bilmiyor." İşaret parmağımı dudağımın üzerine koyduktan sonra ona sır olduğunu belli eden bir işaret yaptım. Tam sevgilisi elinde gömlek ile geldiğinde "Kamera arkası. Poz verin." diyen sesi duyduğumuzda kız olduğu yerde kalmıştı.
Daniel ile yan yana durduğumuzda kolunu belime sardı. Ona doğru yaklaştığımda kameraya gülümseyerek poz verdik. Daniel'ın yapmayacağını anlayınca belime sardığı kolunu arkadan sıktım. "Sevgilini de çağır, yoksa buradan sağ çıkamayacağım." Gülümsememi bozmadan konuştuğumda Daniel kahkaha atarken bize öldürecek gibi bakan kıza seslendi.
Yanımıza geldiğinde Daniel'ın kolunun altına girip kameraya zoraki bir gülümseme sundu. Fotoğrafçı gittikten sonra selam versemde yanıt olarak ufak bir kafa sallaması alınca boşuna çabaladığımı düşünüp boş verdim. Elindeki gömleği sevgilisine uzatıp giymesini izlerken ben de ertafta Mila'yı arıyordum.
Görevliler gelip üzerimdeki pırlanta ağı aldıklarında sadece beyaz mayo ile kalmıştım.
"Sen üşümüyor musun?" Alışkın olduğum için çok önemsemesem bile kızın söyleyiş tarzı ile rahatsız olmadan edemedim. Sevgilisinin önünde bu halde durmam onu çok rahatsız etmişe benziyordu. Bana söylediği ilk kelimelerin bunlar olması kaşlarımı çatmama neden olurken Daniel'ın sevgilisine attığı kötü bakışı da yakalamıştım.
Ben cevap veremeden omuzlarımda bir ağırlık hissettim ve hemen ardından Pedro'nun sesini duydum. "Onun kadar ateşli birinin kolay üşümesi imkansız ama biz yine de önlemimizi alalım." Ona gülümsediğimde Daniel ile ikisini tanıştırdım. Onlar tokalaşıp küçük bir sohbete başladığında yanlarından hemen geleceğimi söyleyerek ayrıldım.
Pedro'nun bu hallerini garipsesem de sonradan alışmıştım. Bana yalandan yürümeyi seviyordu.
Soyunma odasına girdiğimde Mila hala ortalıkta görünmüyordu. Hızlıca üzerimi değiştirip çıktığımda hala aynı yerde konuştuklarını gördüm. Mila da yanlarındaydı ve dördü keyifli bir sohbet içerisinde gibiydi. Pardon üçü. Bana soğuk nevale derken bu kızı tanımamış olmalılardı.
Yanlarına ulaştığımda yanımızdan geçen set ekibi ile vedalaştık. "Evet ne yapıyoruz?" Konuşmam ile hepsi bana dönerken Pedro "Uçağın gece birde değil mi?" dediğinde çantamdan telefonumu çıkarırken onu başımı sallayarak onayladım.
Bildirimlerlerde Miraç'ın attığı fotoğrafı gördüm. Benim fotoğrafıma yorum yapmadığını farkettiğimde bir şey yazmayıp onun fotoğrafını inceledim. Üzerinde takımına ait bir forma kucağında ise kulağında kulaklık olan Chloe vardı. 'Biz maça hazırız.' Mesajı atalı yaklaşık bir saat olduğu için onu aramaktan vazgeçip iyi eğlenceler diledim. Anında cevap vermesine şaşırsam da koluma giren Mila ile sonunda karar verdiklerini anlayıp ona uyarken mesajını okudum. Mila'nın "Önce yemeğe sonra ekip ile içmeye gidiyoruz." sözlerine başımı sallayarak yanıt verdim. Arabaya doğru sürüklediğimde binip telefonuma döndüm.
Miraç: Çekimin bitti mi?
Lina: Evet şimdi çıktık. Bir şeyler yemeğe gidiyoruz. Siz nerdesiniz? Maç başladı mı?
Miraç: Afiyet olsun. Stada geldik, birazdan başlayacak.
*Fotoğraf*
Attığı fotoğrafı açtığımda kadrajda Giray, Kıvanç, Chloe ve o vardı. Diğerlerinin de forma giydiklerini görünce bir ara ikisinin de fanatik olduğunu söylediklerini hatırladım.
Miraç: Sadece sen yoksun şuan. Forman bile hazır.
Lina: Nasıl yani? Bana forma mı aldın?
Miraç: Tabii ki aldım. En son forma giymediğinde neler oldu hatırla.
Miraç: Üzerinde benim numaramı görmek için sabırsızlanıyorum.
Lina: Hey takımdan sadece seni tanıyor değilim. Belki Kerim'in formasını giymek istiyorum.
Miraç: Olmaz. Benden başkasının formasını giyeceğine hiç giyme de başıma yine gelmeyen kalmasın.
Miraç: Hem beni niye Kerim'e karşı dolduruyorsun. Ona kötü asla demiyorum ama senin sevgilin benim ya. Ben varken ne demek Kerim'in forması."
Farketmiş miydi bilmiyorum ama bana ilk defa sevgilisi olduğumu söylüyordu. Sırıtmama engel olamadığımda içinde bulunduğum araba durmuştu. "Sırıtma öyle de in hadi." Mila'nın sesi ile indiğimde onlara birazdan geleceğimi söyleyerek Miraç'ı aradım.
Açması biraz uzun sürdüğünde kalabalıktan uzaklaşmaya çalıştığını tahmin ettim. "Efendim güzelim?" Ayakkabımın ucu ile yeri eşelerken konuştum. "Bana ilk defa sevgilim dedin." Ergenliğime yeniden dönmüş gibi hissediyordum. Öyle bir heyecan öyle bir neşe vardı içimde.
"Dememeli miydim? Lina ben bu işlerden anlamıyorum gerçekten. Sevgili değil miyiz biz?" Telaşlı gelen sesi ile kıkırdarken restoran kapısında gördüğüm Daniel'a geleceğime dair bir işaret yaptım.
"Hmm bilmem, ben bir teklif hatırlamıyorum." Kim ne derse desin çıkma teklifini geri getirmeye kararlıydım. Şımarık çıkan sesim ile o da güldü.
"Teklif ederken gözlerine bakmak isterim. Zaten şuanki halimiz beni liseliye çevirdi. Bir de üzerine telefondan sevgilim olmanı isteyemem."
"O zaman bu akşam gelince bir görüşelim Miraç Bey."
"Havalimanında seni bekliyor olacağım güzelim."
Onunla vedalaşıp telefonu kapattığımda restorana girdim. Bizimkileri bulmak zor olmadığında yanlarına gidip bana ayrılan yere oturdum. Kadehlerini kaldıran arkadaşlarıma suyum ile eşlik ederken sohbetlerine katıldım.
Daniel'ın yüzü asık sevgilisi bile bize alışmış ve sohbete katılmaya başlamıştı. Bir şeye gülerken onunla göz göze geldiğimizde 'Özür dilerim' diye fısıldaması ile iyice gülümseyip 'Önemli değil' diye dudaklarımı oynattım.
Bazen kadınlar olarak birbirimize erkeklerden daha fazla zarar verebiliyorduk. Bu her zaman fiziksel bir zarar değildi. Bir şeylerin şüphesi bile insanın kalbine zarardı.
***
Bavulumu beklerken sabırsızdım. Bir an önce havalimanından çıkmak ve evime kavuşmak istiyordum. Sonunda bana sıra geldiğinde hızlıca bavulumu alıp oradan uzaklaştım. Miraç'ın attığı mesajdan karşılama kısmında beklediğini öğrenmiştim.
Nötr bir yüz ifadesi ile kapıdan çıkan herkesi izlerken benimle göz göze geldiğinde yüzüne yayılan gülümseme ile adımlarımı hızlandırdım.
Bavulumu bırakıp açtığı kollarına girdiğimde burnuma dolan kokusu ile derin derin nefes aldım. Yanıma aldığım tişörtünün kokusunun az olduğunu boynuna sokulunca anladım. Sanki yarımdım da şimdi tamamlanmış gibi hissediyordum.
"Seni çok özledim." Sanki üç gün değil de üç ömür geçmiş gibiydi. "Ben de seni çok özledim."
Herkese selam. Bölüm biraz geciktiği için üzgünüm. Görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Sevgili ve öpücüklerlee. 💋
