Bölümler 18Şu an: 9.Bölüm
- 1 Giriş53 kelime
- 2 1.Bölüm505 kelime
- 3 2.Bölüm2.023 kelime
- 4 3.Bölüm1.135 kelime
- 5 4.Bölüm2.247 kelime
- 6 5.Bölüm2.669 kelime
- 7 6.Bölüm2.492 kelime
- 8 7.Bölüm2.671 kelime
- 9 8.Bölüm1.815 kelime
- 10 9.Bölüm2.146 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10.Bölüm2.738 kelime
- 12 11.Bölüm2.652 kelime
- 13 12.Bölüm2.856 kelime
- 14 13.Bölüm2.909 kelime
- 15 ÖNEMLİ81 kelime
- 16 14.Bölüm2.570 kelime
- 17 15.Bölüm3.994 kelime
- 18 16.Bölüm2.948 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-YAZARDAN-
Adımlarını sert ve net bir şekilde atıyordu, Kuzey.
Nereye mi gidiyordu?
Buse'ye çekici diyen sikkolara çekicinin ne olduğunu göstermeye.
Yanında yürüyen Kaan, neden kumarhaneye doğru gittiklerini sorguluyordu.
"Lan oğlum dursana! Sabahtır yürüyoruz, ne yapacağız?!"
Kuzey göz ucuyla baktı, Kaan'a ama umursamadı. "Serkan Elit buradaymış değil mi?"
Başını sallayarak onayladı onu Kaan. "Evet de, ne alaka şimdi?"
Kuzey cevap bile vermedi. Uzun koridorun sonundaki asansöre varınca düğmeye basıp kapıların açılmasını bekledi.
"Cevap versene!"
Asansör kapısı açılınca Kuzey içeri girdi aynı anda ise Kaan. Kuzey, asansörün en alt kata götüren düğmeye bastı ve Kaan'a cevap verdi.
"Kumarhanedeki herkesi çıkar, bir kişi bile kalmasın. Elit hariç."
"Onun ne gibi bi ayrıcalığı var?"
Sinirle dişlerini sıktı. "İki yıl önce sana dövdürttüğüm Serkan'ı hatırlıyor musun?"
Başını usul usul salladı, Kaan. "Bok sarısı Serkan."
"Ta kendisi."diyerek onayladı Kuzey.
Aydınlanmış gibi Kuzey'e baktı. "Yengenin exi."
Kaşlarını çatarak Kaan'a baktı, Kuzey. "Neyi?"
"Exi." dedi Kaan.
"O ne lan?" dedi Kuzey ters ters.
"Abi dünyada ilk günün mü senin cidden?" dedi, Kaan aşağılayıcı bir tavırla. "Eski sevgili demek. Tabii ben çok modern bir beyefendi olduğum için bilirim, sana mağaranda iyi mutluluklar."
Ters ters baktı Kuzey. "Siktir git, beyefendiymiş, pezevenk herif."
Kaan 'Ayol ne oluyor be?' diye bir tavırla baktı. "Pardon da ne varmış benim beyefendiliğimde? Mağara adamıığğğ!"
"Kaan! Siktirtme belanı!"
"Tamam Kuzey, sensin."dedi Kaan alayla.
Kuzey ağzında bir küfür mırıldanarak Kaan'ı takmamaya çalıştı. Oysaki şuan için daha önemli işleri vardı. Mesela Elit'i gebertmek gibi.
Asansör kapıları açılınca direkt olarak kumarhanenin içine doğru geçiş yaptılar. Etraftaki insanlar Kuzey'e doğru bakışlarını çevirince herkes olduğu yerde ayağa kalktı, saygıyla başlarını eğip, 'Hoş geldiniz' demeye başladılar.
Kuzey hiç birine gözünü değdirmeden Serkan Elit'in olduğu masaya doğru ilerledi. Dört kişi ile kumar oynuyorlardı. Diğer insanlar Kuzey'in kendi nasalarına doğru geldiğini görünce yutkundu, ayağa kaktı ve de saygıyla selam verdiler.
Aralarından biri olduğu sandalyeden uzaklaşıp Kuzey'in oturması için sandalyeyi çekti.
O burada Kuzey değildi.
Soykan'dı.
Soykan.
Soykan onun için çekilen sandalyeye oturmadı, aksine Elit'in sandalyesinin tam karşısındaki sandalyeye oturdu ve gözlerini ona dikerek; "Herkes dışarı."
Masadakiler yutkunarak anında dışarı çıkarken, Kaan bağırarak; "Herkes dışarı!"diye uyardı.
Kumarhanedeki insanlar bir bir dışarı çıkmaya başlayınca Elit ise çıkmak için hazırlanıyorken Soykan, "Sen kal,"diyerek onu uyardı.
Elit, yutkunarak hafif titredi. "N-neden?" dedi korka korka.
Soykan, rahatça arkasına yaslandı. Kumarhamede o, Elit, Kaan ve diğer korumalar dışında kimse kalmamıştı, kalmakta istemezdi zaten. Soykan'dan korkarlardı. Onunla uğraşmak, kendi sonunu kendi elleriyle yazmak demekti.
"Otur."dedi Soykan ilkel bir sesle.
Elit, olduğu yerde sandalyeye otururken tedirgin bakışlar atıyordu etrafa.
"Borcumu ödedim," dedi hızla. "2 milyon borcum vardı bugün hepsini kendin getirdim, ödedim. Kendi hakkımla çalışıp getirdim, yemin ederim ki bir şey yapmadım."
Soykan, ellerini masada birleştirdi. "Nerede paralar?"
Elit, hemen yere eğilip masanın altına koyduğu iki para dolu çantayı masanın üstüne bırakarak fermuarı açtı ve eline bir deste para alıp Soykan'a gösterdi.
"Buyur, abi. Saydım para tam, eksiksiz. İsterseniz sizde sayın. Lütfen gideyim."
Soykan, başı ile masadaki iki para dolu çantayı gösterdi ve adamlardan biri masanın yanına gelip iki çantayı da alıp uzaklaştı.
Elit, gülümsemeye çalştı. "Gidebilir miyim, Abi?"
Kuzey dilini damağına vurarak, 'cık'ladı. Ardından masadaki kartları toplayıp, bir güzel karıştırmaya başladı.
Elit, onu şaşkınlık ve korkuyla izlerken, Soykan konuştu. "Kaç yaşındasın, Serkan Elit?"
"26 abi,"
Soykan etkilenmiş gibi dudak büktü. Elindeki kartları karıştırmayı bitirince kart destesini masaya koydu ve hafifçe Elit'e doğru ittirdi.
"Kır," dedi büyük bir soğukkanlılıkla.
Elit, hafifçe yutkundu. Soykan ile kumar mı oynayacaklardı? Bu tamamen saçmalıktı!
"A-abi,"
"Kır," diye tekrarladı Soykan.
Elit, kartlara elini uzattı ve kartların yarısını alıp, biraz daha öteye bıraktı.
Soykan hafifçe başını salladı ve Elit'in kırdığı kart destesine uzanıp dört tane kendi önüne dört tane ise Elit'in önüne koydu. Ardından yedi tane ise ortaya attı.
"Kazanırsan?"dedi.
"Abi," Elit korkudan terler akıtmaya bile başlamıştı.
"Kazanırsan bana verdiğin paranın beş katı ile sana geri iade ederim," dedi Soykan.
Elit'in gözleri kocaman açılırken Soykan kartlarını eline alıp göz gezdirdi.
"Siz kazanırsanız?" dedi Elit.
"Bir şey istemem,"
Elit şaşkınlıktan dilini yutacakken Soykan kısa bir bakış attı ona. "İlk sen mi başlarsın ben mi başlayayım?"
"Ciddi misiniz, abi?"
Başını kendinden emin bir şekilde salladı. "Gayet,"
"Ama..."
"Başlıyorum."
Elindeki kartlardan 6 kalbi aldı ve ortadaki kartlardan 5 olan sineğe doğru fırlatarak her iki kartı da alıp kendi yanına koydu. "Sinek,"dedi.
Elit önündeki kartları alarak göz gezdirdi. On biri tamamlayan sayı yoktu, şakağından süzülen bir damla ter içindeki korkunun dışarı yansımış haliydi.
"Hiç sevgilin oldu mu, Elit? Rahat ol, merakımdan soruyorum."dedi.
Elit ona tereddütle bakarken başını hızla iki yana salladı. "Olmadı," dedi ve dört kalbi attı ama bir şey kazanamadı.
Soykan umutsuzca başını iki yana salladı. "Yalan hiç sevmem, Serkan Elit, biliyorsun."
Yutkundu ve korkudan açıkladı. "Oldu, abi."
"Kaç tane?"
"Bilmiyorum, abi."
Soykan ona göz ucuyla ters bir bakış attı. "Pezevenk misin, Elit?"
"Estağfurullah, abi."
Soykan nefes vererek bir kart daha attı ama başka bşr kart kazanamadı. "En sevdiğin hangisiydi? Rahat ol oğlum, seninle bir derdim yok,"
Elit derin bir nefes verirken bir kart atıp, Soykan'ın az önce attığı kartı alarak yana koydu, "Sinek,"dedi.
Soykan ise sadece başını sallamakla yetindi.
"Seher diye sarışın bir kız vardı, abi. Onu çok sevmiştim."
Soykan'ın çenesi çok hafif kasılır gibi oldu ama tuttu kendini. İçinden küfürler yağdırırken bu adamı nasıl dövmeli diye binlerce kez düşündü.
"İyiymiş, anlatsana biraz sen sevgililerini, merakımdan soruyorum, canım çok sıkılıyor bu aralar."
Elit gururla gülümsedi. "Sohbetim bayağı bayağı sarar abi, beni seçmekle doğru karar verdin." dedi ve rahatça sandalyesine yaslandı.
"Yasemin vardı bir tane, babası anası varlıklı biriydi. Ondan ünüversitede bir birliktelik yaşamıştık. Ama nedenimi anlayınca tekmeyi koydu bana, neyseki bu güzel yakışıklılığa kimse daynamadığı için iki gün sonra başka bir tane yaptım kendime,"dedi gururlu gururlu.
Soykan içinden okkalı bir küfür sallarken kartını atıp başka bir kart yedikten sonra devam et der gibi bir baş işareti yaptı.
"Sonra Tülin vardı, o da çok koşmuştu peşimden. Ama tipsizin tekiydi, canım sıkıldığı için yaklaşık bir hafta boyunca birliktelik yaşadık onunla, ardından onu bırakınca yalvardı bana adeta 'seviyorum' diye. Çok komikti o halleri var ya an-" diyecekti ki sözünü sertçe kesti Soykan.
"Kadınlar hakkında bahsederken üslubuna dikkat et, Elit, o tipini sikmesinler."
Elit sessizce yutkunurken bir kart daha attı.
"Devam et,"dedi Soykan.
"Buse vardı bir tane,"dedi bu sefer. "Ama o harbi harbi güzeldi."
Soykan'ın gözü seğirirken yeni kartlar alıp dağıttı ve elindeki karttan bir tane atıp sinek kazandı.
"Devam et,"
Elit hırsla anlattı, az önceki korkusundan eser kalmamıştı adeta.
"Çok koşturttu beni peşinden. Aslında ilk başlarda inek diye pek düşünmüyordum ama arkadaşlarla bir iddiaya girdik, banada o çıktı. Şimdi tipi olmasa yüzüne bile bakmazdım ama Allah'ı vardı şimdi. Ben uzunca peşinden koştum," dedi ve kart atıp derin bir nefes vererek devam etti.
"O neden benimle olmayı kabul etti biliyor musun, abi?"
"Neden?"
Dalga geçer gibi gevşekçe güldü. "Derste saçını ördüm diye, neymiş efendim annem bile saçımı hiç örmemişmiş, sen her gün saçımı örer misin? Falan filan safın tekiydi."
Soykan'ın sinirden boynundaki damarlar kendini belli ederken sakin kalmak için çok zor duruyordu. Sıkıntlı bir nefes verdi, şimdi karşında oturan pezevenkin kafasını boynundan koparsa ne olurdu ki? Hiç bir şey.
"Eeee?" dedi ilkel bir vahşilikle.
Elit daha fazla güldü.
"Anası babasından sevgi görmedi diye hemen koştu kollarıma, ama biraz sıkıcıydı."
"Sebep?"
"Hep ilişkide icraate geçmek isterdim, öpüşmek bile istemezdi. Onu öpemiyorsam neden sevgiliyim?! Bir kaç kez zorladım. Hatta bir ara sarhoşluğundan yararlanıp öptümde, devamını getirecektik ama pek izin vermedi. Yani benim gibi bir adamın altında olmaktan neden vazgeçti anlamış değil-"
Demesine kalmadan Soykan'ın anında oturduğu sandalyeden kalkıp Elit'in kafasınında tutup masaya sertçe yapıştırması ve başının yarılmasına sebep olması bir oldu.
Elit güçlü bir çığlık atarken Soykan'ın gözleri kararmıştı adeta.
Kaan ise diğer masada oturmuş, elinde nerede bulduğunu bilemediği çekirdek ile Soykan'ı eğlenerek izliyordu.
İlk başta anlamamıştı ama Elit'i gördüğünde kıskançlık damarlarının tuttuğunun farkına varmıştı. Çünkü o Buse'yi aldattığı dönemde bizzat kendisi dövmüştü.
Yüzündeki mükemmel sırıtışla çekirdek kabuklarını mahallede dedikodu yapan teyzelerin yere fırlatması gibi hemen yanındaki masaya atmak yerine yere atması ise dikkat çekiyordu.
Soykan, Elit'in ensesinden tutup tekrar sertçe masaya vurdu. Sonrası yine gür bir çığlık.
"Seni altıma alıp, inlettiğim zaman görürsün, tipine soktuğumun orospu çocuğu!"
"Abi!"
Soykan ensesinden tutup tekrar geri çekti ve yumruğunu kaldırıp çenesine geçirdi. Elit'in ağzından kanlar boşalırken o bu sefer başka bir yumruk attı.
"Bir daha o siktiğimin ağzına almayacaksın, Buse'yi! Pezevenk puşt!"
Elit deli gibi ağlayıp kendini acındırmaya çalıştı ama Soykan'ın gözü dönmüştü adeta.
Soykan bu sefer Elit'e kafa atınca, kollarının arasında bilincini kaybetti.
Soykan, Elit'i bir yumrukla bayıltıp diğer yumrukla ayıtırken diğer adamlarının Buse'nin saydığı isimleri hırpalaması ve Elit'in iyice dayak yemesi ile bu gece de olaylı bitti.
Kumarhaneyi polisler bastı...
♧
"Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan
Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan
Sönemezsin
İçimi yakan delip geçen
Ateş sensin
Onlar ne bilsin?
Sana çıksa keşke her yolum.
Hayalimsin
Evim ol
Kurtar beni
Sonum ol..."
Merdivenlerden aşağı inerek mırıldandığım şarkıyı bitirdim, nefesim kesilmişti, ama şimdi söylemeye üşendim.
Acıkmıştım, hemde bayağı bayağı. Öğlen sırf inat olsun diye yemek yememiş, öylesine yatmıştım yatakta. Ama şimdi bir şeyler atıştırmam lazımdı.
Mutfağa girince yeniden Özlem'i gördüm. Onun bana arkası dönüktü. Tam arkasından ilerleyip buz dolabına ilerliyordum ki boynunda gördüğüm morluk dikkatimi çekince duraksadım.
Hızla yaklaşıp boynuna yapışıp daha dikkatli bakmaya başladım. O ise beni görmediği için bu ani harekketten irkilirken 'Hii' diye bağırdı.
"Ne oldu senin boynuna?"
Özlem hızla geri çekildi ve dehşetle bana baktı. "Buse Hanım! Ne işiniz var sizin burada?!"
"Benim ne işim olduğunu boş ver, ne oldu senin boynuna? Neden morarmış?!"
Özlem derince yutkundu ve bakışlarını kaçırdı.
Bu hareketi görmem yetmişti. Bir şey vardı. Hem de bana söylemek istemediği bir şey. "Özlem."
Sesimi bu kez daha alçak çıkardım. "Ne oldu?"
"Bir şey olmadı Buse Hanım."
Kaşlarımı çattım. "Bir şey olmadıysa neden bana bakmıyorsun?"
Özlem cevap vermedi. Gözlerim yeniden boynundaki morluğa kaydı.
Yakından daha belirgindi. Morluğun çevresindeki renk değişimi yeni sayılırdı. Boynun yan tarafında, kıyafetinin yakasının hemen üzerinde kalıyordu.
İçim huzursuzlandı.
"Bu yeni."
Özlem başını kaldırdı. "Efendim?"
"Morluğun. Yeni."
Bir anlığına yüzündeki ifade değişti. İşte o küçücük değişim, söylemediği şeyin cevabı gibiydi. "Kim yaptı?"
"Kimse."
"Özlem."
"Gerçekten kimse yapmadı."
"Ben tıp öğrencisiyim. Bana 'bir yere çarptım' diye geçiştirebileceğin bir morluk değil bu."
Özlem dudaklarını birbirine bastırdı. Ben ise gözlerimi ondan ayırmadım. Tam o sırada telefonu çaldı ve hızla bakışlarını oraya çevirdi. "Kusura bakmayın Buse Hanım, bakmam lazım, önemli."diyerek beni orada bıraktı.
Derin bir nefes verdim. Bana söylememeyi tercih etmişti ama ben kesinlikle öğrenecektim. Onu öyle bırakamazdım. Ama şuan açtım, karnımı doyurmam lazımdı.
Buzdolabına ilerleyip bakış attım yiyeceklere. Bakışlarım salatada asılı kaldı. Salatayı elime aldım ve dolabı kapattım. Elime çatal alıp salona doğru ilerledim.
Sıkıldığım için televizyondan rastgele bir haber kanalına bastım. Nedesizce haberleri izlemek hoşuma giderdi, ayrıca telefonum olmadığı için gündemi bu televizyondan öğrenmem lazımdı.
İlk başta farklı ülkelerdeki haberler çıktı.
Bir savaş haberi, ardından ekonomiden birkaç gelişme, sonra da hava durumu...
Çatalımı salataya daldırıp ağzıma götürdüm. Haber spikerinin sakin sesi salonun içinde yankılanırken, ben de bir yandan ekrana bakıyor, bir yandan da az önce gördüğüm morluğu düşünüyordum.
Özlem'in o bakışı aklımdan çıkmıyordu.
İnsanların sakladığı şeyleri anlamak konusunda hiçbir zaman kötü olmamıştım. Özellikle de birinin yüzüne bakarken neyi söylemediğini fark etmek konusunda.
Özlem korkmuştu.
Bundan emindim.
Ama kimden? Çatalı tabağın kenarına bıraktım.
"Bir şey olmadı."
Sesini taklit eder gibi içimden tekrarladım.
Tabii. Ben de buna inanmıştım zaten. Gözlerimi devirdim.
Tam yeniden salatama uzanacakken spikerin ses tonu değişti.
"Şimdi gündemimize yansıyan son dakika gelişmesiyle devam ediyoruz."
Elimdeki çatal havada kaldı. Ekranın altında kırmızı bir bant belirdi.
"Soykan şirketine ait kumarhaneye polis baskını."
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
Kumarhane mi?
Soykan mı?
Bir an sonra ekranda binanın dışından çekilmiş görüntüler belirdi. Polis araçları, girişte bekleyen görevliler, içeriden çıkarılan birkaç kişi...
Çatalı yavaşça tabağa bıraktım. İçimde anlam veremediğim bir huzursuzluk oluştu.
"Edinilen ilk bilgilere göre olay sırasında kumarhanede bulunan bazı kişilerin kimlik tespitleri yapılırken..."
Spiker konuşmaya devam ediyordu. Ben ise yalnızca ekrana bakıyordum. Nedense aklıma Kuzey geldi.
Belki de burada bulunan herkesin başına gelen her şeyin bir şekilde onunla bağlantılı olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Bu evde geçirdiğim günler bana bunu öğretmişti.
Bir şey oluyordu. Birileri susuyordu. Sonra Kuzey ortaya çıkıyordu.
Ve geriye yalnızca cevaplanmamış sorular kalıyordu.
Spiker birkaç saniye sonra devam etti.
"Kumarhanede bir kaç kişinin olduğu tespit edildi. Bunlardan biri Kuzey Soykan ve Kaan Keskin iken bir kişi de darp edilmiş bir halde bulundu."
Darp mı?!
Elimdeki salata tabağını sehpaya bırakıp kumanda ile televizyonun sesini daha fazla açtım.
Tam o sırada ekranda elinde kelepçe ve her iki koluna girmiş polislerle Kuzey çıktı.
Gözlerim dehşetle açılırken Kaan'ında aynı şekilde arkasından getirildi.
"İddialara göre Kuzey Soykan'ın darp girişiminde bulunduğu ve suikast düzenlendiği düşünülüyor,"
Bir kaç muhabir Kuzey'in yanına gidip sorular yağdırmaya başladı.
"Kuzey Bey, bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?"
"Kuzey Bey, şahsı siz mi darp ettiniz?"
"Suikast girişiminde bulunduğunuz doğru mu?"
"Kuzey Bey kumarhaneyi boşaltmanızın asıl nedeni bu mu?"
Ve daha nicesi...
Kuzey'in ise beyaz gömleğindeki kan lekeleri o şahsı darp ettiğinin en büyük kanıtıydı.
Buz dağı gibi önüne bakıp hiç sesini etmiyordu, Kaan da öyle.
Bu adam neden dövmüştü şimdi milleti?! Piskopattı!
Aynı saniyelerde kumarhanenin içinden sağlık ekiplerinin yardımı ile yarı bilinçli şekilde çıkan kişi adeta şok olmama neden oldu...
Serkan Elit.
Eski sevgilim...
《~~~~》
Selammaaarrr
Bölüm nasıldııı
Takip eder misiniiizz
Oy verip bol bol yorum yapmayı unutmayıınnn
Bölüm etkileşimi
