SOYKAN |Takıntılım kitap kapağı

13. bölüm / 18

12.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 12.Bölüm

Satır arası yorum yapar mısınızz

İyi okumalaarr

🍷

Derin nefes verdim. Bu benzinlikte daha fazla oyalanamazdım. Çantadaki kıyafetleri çıkardım. Mavi bol bir kot pantolon, bordo bir kazak ve bordo bir şapka almıştım.

Kıyafetleri alıp kabine benzeyen yere girdim. Hızlıca üzerimdekileri çıkarıp yerine yenileri giydim. Saçlarımı ise açık bıraktım.

Kabinden çıkıp eski kıyafetleri çantaya koydum. Çantayı yanıma almayacaktım, dikkat çekebilirdim.

Çantayı açıp elime silahı aldım. Ama bir kaç saniye duraksadım.

Silah, bordo.

Üstüm, bordo.

Şapka, bordo.

En sevdiğim renk de bordo...

Elimdeki silaha bakarken bir kaç saniye boyunca boş boş göz kırpıştırdım.

"Galiba bordoyu seviyorum." dedim hafifçe gülerek.

Evet, bir mafyadan kaçmışlığım yetmemiş gibi bordo kombin yapmama gülüyordum.

Ama bir dakika...?

BU SİLAH NEDEN BORDO RENKTİ?

Gözlerim anında kocaman açıldı. Umutusuz ve şaşkınlık dolu bakışlarımı silaha çevirdim. "Tesadüf... Kesinlikle tesadüf... Yani her mafyanın bordo renk silahı olabilir, kesinlikle tesadüf..."

Başımı iki yana salladım. "Tesadüftür ya, abarttın sende, Buse Efil."

Başımı bu seferde kendi kendimi onaylayarak salladım. "Hı hı, kesinlikle abarttım."

Silahı incelemeye başladım. Tam da filmelerdeki gibiydi. Ama çok ağırdı. Ciddi manada çok ağırdı. Ama alışırdım diye umuyordum, çünkü tek seçeneğim alışmaktı.

Silahı iyice incelerken gözüme çokta minik olmayan harfler ve rakamlar ilişti.

Kaşlarımı çatarak gözlerimi daha kıstım. Silahı biraz daha yakınlaştırarak rakamları ve sayıları okumaya çalıştım.

Gördüklerimle ağdım bir karış açık kaldı. Çünkü silahta;

Buse Efil Soykan

12.05.20

Bir elimle ağzımı kapattım şaşkınlıkla. Bu adam... Cidden normal değildi. Piskopattı, ruh hastasıydı, manyaktı!

Silahı en sevdiğim renk olan bordo yapıp, üstüne üstlük adımı yazmıştı.

Birde kendi soy adım değil, Soykan yazıyordu!

"Piskopat... Yemin ederim ki piskopat! Irz düşmanı, şerefsiz! Haysiyetsiz köpek! Bana özel silah yapmak ne demek?!"

Rakamlar ise salladığım şifrenin aynısıydı. Ve evet, bu bir tarihti. Ama bu tarihte ne olmuştu?!

Silahı elimde tutarken parmaklarımın titrediğini fark ettim. Az önce bordoyu sevdiğim için kendi kendime gülerken, şimdi elimde tuttuğum şeyin üzerinde kendi adımı görmek bütün neşemi tek hamlede silip süpürmüştü.

"Buse Efil Soykan..."

Kendi ismimi bir kez daha mırıldandım.
Sonundaki soyada özellikle takıldım.

Soykan.

Dişlerimi sıktım. "Ben daha kendi soyadımı değiştirmedim, sen kafanda evlendirdin beni!"

Sinirden elimdeki silahı biraz daha sıkı kavrayacak oldum, sonra kendime gelip hemen gevşettim. Allah korusun, bir de bununla başıma iş açacaktım.

Bakışlarım yeniden üzerindeki yazıya kaydı.

Buse Efil Soykan.

Kuzey bunu ne zaman yaptırmıştı? Neden yaptırmıştı?
Ve asıl soru... Neden 12.05.20?

Beynimde bütün ihtimalleri tek tek çevirmeye başladım. Benim doğum tarihim değildi. Onun doğum tarihi değildi. En azından benim bildiğim kadarıyla değildi. Bir yıldönümü müydü? Bir tanışma tarihi mi?
Bir olay mı?

Yoksa... Benimle ilgili bir şey mi? "Hayır."

Başımı hızla iki yana salladım. "Hayır Buse. Şimdi oturup Kuzey Soykan'ın hayatını çözmeye çalışma. Adamdan kaçıyorsun sen."

Silahı çantanın içine geri koydum. Sonra birkaç saniye çantaya baktım. Onu burada bırakmam gerekiyordu.
Ama nereye bırakacaktım? Benzinliğin ortasına mı?
Birinin bulup polise götürmesi mi?

Daha da kötüsü, Kuzey'in adamlarından birinin bulması mı? Çantayı omzuma taktım. "Tamam. Önce buradan çık."

Kabinden çıkıp kadınlar tuvaletinin aynasına baktım.
Karşımda tanımakta zorlandığım biri vardı.
Saçlarım dağınıktı. Gözlerimin altında uykusuzluktan hafif gölgeler oluşmuştu. Üzerimde bordo kazak, mavi bol kot ve bordo şapka vardı.

Kuzey'in evinden çıkan kız gitmişti sanki.
Yerine, nereye gideceğini bile bilmeden kaçan biri gelmişti.

Ama en azından kaçıyordum.

Elimi yüzüme götürüp derin bir nefes aldım. "Şimdi ağlamak yok." Kendime aynadan bakarak bunu söyledim. "Şimdi korkmak da yok."

Bir saniye durdum. "Tamam, korkabilirsin. Ama sessiz kork."

Kendi kendime söylediğim şeye sinirli bir şekilde güldüm. "Harika tavsiye Buse. Gerçekten harikasın."

Çantayı omzumdan çıkardım. Onu yanımda taşırsam dikkat çekebilirdim. Üstelik içinde değiştirdiğim kıyafetler ve başka eşyalar vardı. Bir an düşündüm, sonra çantayı tuvaletteki kabinlerden birinin en dip köşesine, kimsenin kolay kolay bakmayacağı bir yere bıraktım.

Bordo silahı ise çantadan çıkarıp belime taktım. Görünmemesi için kazağım ile de üstünü kapattım.

Bana burada bordo silah yoldaşlık edecekti, başka çarem yoktu.

Şehir dışına çıkacaktım. Ama bunlardan önce de tabii ki önemli işlerim vardı. Onları halletmeliydim. Param hiç yoktu. Ama ünüversitedeki arkadaşlarım o kadar da gaddar değillerdi bana karşı. Hallederdim.

Yani, umarım...

◇

Aradan 2-3 saat geçmişti. Buse sorunsuzca o benzinlikten ayrılmış, Kuzey'i ise serbest bırakmışlardı.

Karakolun bahçesinde o ve Kaan onlar için getirtilen arabaya bindi. Şoför arabayı eve doğru sürmeye başlarken Kuzey ve Kaan ikilisi arkaya oturdu.

Kuzey, normalde şoför sevmezdi. Arabayı kendi sürmek ister, kimseye güvenemezdi. Ama şuan yorgundu, soluklanması lazımdı, nefes alması gerekliydi.

Ama nefesi yanında değildi.

Evdeydi.

Belki de o böyle umuyordu.

Onun için soluklanmak, yatağa yatıp dinlenmek değildi. Buse'ye sıkı sıkı sarılıp, kokusunu içine çekmekti.

Ama yapamıyordu. Sevdiği kadın bir nefes kadar uzağındayken, gidip sarılamıyordu, kokusunu içine çekemiyordu, dudaklarında soluklanamıyordu, nefes alamıyordu.

Acaba dedi kendi kendine. Buse'yi kaçırmasaydım nasıl olurduk? Diye düşündü.

Olamazdık. Dedi bu sefer. Bir katil, normalmiş gibi bir kadına açılamazdı.

Çoğu kişi ondan nefret ediyordu, Buse mi sevecekti?

Bu düşünceyi aklından sildi. Olmamazlıklar hakkında düşünmeyi tercih edip, kafasını yormayı sevmezdi. Şuan neyse o olurdu, zaman geriye alınmıyordu.

Şimdi gidip çıksa karşına, sıkı sıkı sarılıp nefes alsa, öpse... Olmaz mıydı?

Kendi dünyasında evet, fakat Buse'nin dünyasında asla olmazdı. Gerçekten bunu yapmaya götü yemiyordu.

Koskoca katil bir mafya olan, Kuzey Soykan, sevdiği kadını öpmekten korkuyordu.

Ciddi manada gece gelip onu uykusunda bıçaklayabilirdi. Buse asiydi, sert ve tersti.

Ama sevdiklerine öyle değildi.

Küçük bir çocuk gibi hafif şımarıklaşır, tatlı tatlı etrafa bakar, çok konuşur, hep gülerdi.

Düşündü, Kuzey.

Buse de onu sevmiş, o işteyken cilveli videolar göndermişti aklını başından almak için. Beklerdi, şeytan tüyü vardı, yaptıktan sonra ise Kuzey'in bir santimetre yanından geçmesine izin vermezdi.

Ama şuan pek öyle bir durumda değillerdi. Buse'yi dünyadaki her şeyden seviyordu ama güvenemiyordu.

Nedeni ise çok barizdi. Buse her an her şey yapabilirdi, onu evde tek bırakmak bile aklına her düşünceyi getirirken pekte sakin değildi.

Kesinlikle bir şey yapmıştı.

Ama dün gece konuşurken ağlıyordu, sesinden hissetmişti.

Kuzey zeki bir adamdı. Buse'nin neden ağlayışını ses tonundan bile fark eder, her bir göz yaşına dünyaları yakardı.

Emindi Buse'nin onu kandırmak için ağladığına. Ağladığı için içi içini yiyordu ama nedenini de biliyordu. Sonuçta o yaşlar dökülmemiş niydi, yeterdi bu işte Kuzey'i yıkmaya.

Cebinden telefonunu çıkarıp Özlem'i aradı hemen. Buse'nin telefonu ondaydı. Veremezdi, her şeyi yapabilirdi.

Yaklaşık iki saniye sonra açtı Özlem telefonunu.

"Buyrun Kuzey Bey."

Kuzey direkt lafa daldı. "Buse, nasıl? Uyandı mı?"

"Hayır, Kuzey Bey. Daha uyanmadı."

Sıkıntılı bir nefes verdi, Kuzey. Saat 9 olmuştu. Buse her daim erken kalkardı. Şüphelenmişti.

"Odasına git ve kontrol et. Ardından beni ara."

"Peki Kuzey Bey," dedi Özlem.

Telefon kapanınca tekrar cebine koydu. İçindeki şüphe git gide artıyordu. Ofladı. Ters bir bakışla şoföre baktı.

"Hızı sür, bu gidişle kaplumbağa olsa bizi geçer!"

Şoför korkarak irkildi. "Emredersiniz Kuzey Bey."

O arabanın hızını arttırırken Kaan konuştu.

"Galiba yengeyi özledin, pek emin değilim ama sanırım." Dedi gülerek.

Yandan ters bir bakış attı Kuzey. "Bunu bana her gün farklı bir kadınla takılan pezevenk mi söylüyor? Siktir git işine, Kaan. Uğraşma benimle."

Kaan kınayıcı bir bakış attı. "Kadınların hakkı üzerimde kalmasın diye, ondan. Ayrıca önüme gelen her kadını kaçırmıyorum ben, pezevenklik daha iyi bence."

Dişlerini sıktı Kuzey. Son cümleye cevap vermeye tenezzül bile etmedi. "Kadınların hakkı nasıl kalıyor sende? Ne boş yapıyorsun, Kaan?"

Cilveyle gülümsedi Kaan. "Bak şimdi benim gibi çekici, ateşli, karizmatik, yüğreği kıvrak bir beyefendi görünce kızlar gözlerini benden alamıyor. E haliyle hakları beni beğendikleri için üzerimde kalıyor, ondan, pek takma sen kafana."

Yüzünü buruşturdu, Kuzey. "İğrençsin."

"Nerem iğrenç amına koyim? Kadın sevmek kötü mü? Nimet hepsi nimeett!"

"Sıkıntılı mısın Kaan?"

"Sağım ben saaağğ, yürüyebiliyoruumm!"

Minik bir şaşkınlıkla baktı Kuzey. "Ne diyorsun oğlum sen?"

Oflayarak göz devirdi Kaan. "Seninle de hiç sohbet edilmiyor ha, kendime acilen başka birini bulmam lazım."

Sert bir bakış attı Kuzey. "Siktit git, bak gidebiliyorsan."

Güldü Kaan. "Bana hayran olduğunu biliyordum."

"Kes çeneni!"

Kaan anında olduğu yere sindi ve bir şeyler homurdanarak bakışlarını arabanın camından dışarıya çevirdi.

Tam o saniyelerde Özlem aradı.

Kuzey aramayı yanıtlayarak telefonu kulağına götürdü. "Söyle, Özlem."

Özlem ilk defa bu denli korkmuş ve endişeliydi. "Kuzey Bey, Buse Hanım yok! Odasına baktım her yere baktım, lavabolara, giyinme odalarına bile baktım ama yok!"

Kuzey anında olduğu yerde dikleşirken kaşları ilk defa bu denli çatıktı. "Ne demek yok?! Ne anlatıyorsun sen Özlem?!"

"Yemin ederim ki bir bilgim yok Kuzey Bey. Ama evin her tarafına baktık neredeyse. Diğer adamlar hâlâ etrafı arıyorlar ama hiç bir iz yok."

Kuzey'in çenesi kasıldı. Koyu yeşil gözleri kararmaya başlarken içinseki şüphenin onu yanıltmadığından emindi. "Geliyorum," diyerek telefonu kapattı.

Yanındaki Kaan şaşkınlıkla Kuzey'e baktı. "Ne oldu?"

Kuzey'in gözü seğirirken kasıldığı çenesinden ve kızarmaya başlamış gözleri ile ona zarar veren öflesini fokur fokur fokurduyordu.

Buse kaçnıştı. Buse Kuzey'den kaçmıştı.

Dişlerini sıktıkça sıktı. Hatta ses bile çıkardı. Kaan daha bir tedirginleşti Kuzey'in bu haline.

Bir şeyler olduğuna emindi ama ne olmuştu?

"Kuzey," diye mırıldandı Kaan.

"Kaçmış..."

◇

Tenime değen su ile daha fazla ovaladım vücudumu.

Nerede miydim?

Tabii ki de arkadaşımın lazer salonunda!

Kaçmadan önce bakımımı yapmalıydım, bu en önemli bir ihtiyacımdı. Lazer işlemleri bitince arkadaşımın salonundaki minik banyoda duş alıyordum.

Neredeyse bir buçuk haftadır Kuzey yüzünden krem bile süremiyordum yüzüme. Allah'tan kaçtım da özüme dönmüştüm sonunda.

Duş aldıktan sonra arkadaşlarımın benim için verdiği siyah kot ve mart ayında olduğumuz için beyaz bir kazak giymiştim. Ve tabii ki bordo silahımı da belime takmıştım.

Nedense çok fazla sevmiştim bu silahı. Evet, piskopatça olabilirdi ama fazlasıyla hoşuma gitmişti. Gece yarısı Kuzey'i bu silahla basmak çok iyi bir fikirdi ama kaçıyorum...

Aşağı kata indim. Arkadaşım oradaydı beni görünce gülümsedi.

"Oh be, mis gibi oldun!"

Kocaman güldüm. "Eee, saç bakımı yok mu?"

Güldü o da. "Tabii ki var, buyursunlar lütfen."

Yüzümdeki kocaman gülümseme ile koltuğa oturdum.

Arkadaşım, liseden beri arkadaşımdı. Asel'di ismi. En güvendiğim oydu. Başka kimseye güvenemezdim, bir tek o anlardı beni.

Ama Kuzey'i anlatmalı mıydım, hiç bilmiyordum.

O elinde bir kaç saç bakım aleti ile gelince gözlerimi kapattım ve kendimi anın akışına bıraktım.

Asel saçlarımı tararken aynadaki yansımama baktım.
Uzun zamandır ilk defa kendimi biraz olsun normal hissediyordum.

Üzerimde bana ait olmayan ama arkadaşımın verdiği siyah kot, beyaz kazak, başımda düzgünce toplanmış saçlarım... Bir de belimdeki bordo silah.

Tamam, sonuncusu normal değildi.

Hem de hiç değildi.

Ama artık normal kavramını hayatımdan çıkarmıştım zaten. Asel saçlarımın uçlarına bakım yağından sürerken aynadan bana baktı.

"Sen bir şey anlatmayacak mısın?"

Kaşlarım havaya kalktı. "Neyi?"

"Şunu." Elindeki tarağı saçlarımın arasından geçirirken yüzünü buruşturdu.

"Bir haftadan fazladır ortada yoksun. Telefonun yok. Okula gitmiyorsun. Üstüne çıkıp bir anda karşıma dikiliyorsun ve 'Saçımı yapar mısın?' diyorsun."

Bir an sustu. "Ben mal değilim, Buse."

İçimden derin bir nefes verdim. İşte bundan korkuyordum. Asel beni gerçekten tanıyordu.
Öyle iki cümleyle kandırabileceğim biri değildi.
Aynadaki gözlerine baktım.

"Biraz karışık işler oldu."

"Ne kadar karışık?"

"Çok."

"Ne kadar çok?"

"Fazla."

"Bu bir cevap değil."

"Farkındayım."

Asel gözlerini devirdi. "Özlemişim seni."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ben de seni."

"Yalancı."

"Niye?"

"Çünkü beni özleseydin arardın."

Bakışlarımı yere indirdim. Telefonum yoktu.
Aslında vardı. Ama Kuzey'deydi. Ve bunu Asel'e nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. "Telefonum..."

Cümlemi tamamlayamadan sustum. Asel aynadan bana baktı. "Telefonun ne?"

"Kayboldu."

Bir saniye boyunca yüzüme baktı. "Senin telefonun kayboldu."

"Evet."

"Ve sen bir haftadır yoktun."

"Evet."

"Ve şimdi geldin."

"Evet."

"Ve benden saç bakımı istiyorsun."

Başımı salladım. "Evet."

Asel elindeki tarağı masaya bıraktı. "Buse." dedi. Sesinde ilk defa beni bile tedirginliğe uğratacak bir ciddilik vardı. İstemsizce hafif yutkundum.

"Kayboldu mu? Neden yenisini almadın?"

Bakışlarım yerden kalkmadı. Alamadım. Diyemedim. Kuzey beni hapsetti, de diyemedim.

"Evinde de değildin, ben baktım. Yoktun Buse. Kaç kez aradım seni haberin var mı? Ama yok, Busesadece ortalardan kaybolsun!"

"Ben..." diye mırıldanabildim.

Önümde eğildi ve ellerimi tuttu. "Buse, ne oldu? Ne oldu da bana anlatmıyorsun? Hı?"

Bakışlarımı ona çevirdim. Huzurlu hayatını mahvetmek istemiyordum. Bu benim sorunumdu, Asel'i bu işlere katamazdım.

"Babam," dedim mırıldanarak. "Oraya, Rize'ye gitmiştim. İşte... Anlarsın artık."

Bakışları yumuşadı. Babamın beni sevmediğini biliyordu. Bir şey diyemezdi. Onu tanıyordum. Hiç bir şey demeden bana sarıldı. İki kez saçlarımdan öptü.

"Ben her daim yanındayım, tamam mı? Sakın bunu unutma. Boş ver sen o adamı. O üzülsün senin gibi bir kız kaybetti diye. O halina utansın."

Buruktu gülüşüm. Bugün üzülmeyecektim, Kuzey'den kurtulmuştum. Üzülmemem lazımdı.

"Tamam o zaman, hadi saçlara geç!"

Asel güldü ve radyonun yanına gidip şarkı açtı.

"Bilirsin ki ben İsmail YK kadınıyım," etrafına bakarak diğer iki çalışan kıza seslendi. "O zaman hadi kızlar!"

Güldüm istemsizce bu haline. Şarkının eğlenceli melodisi ortama girerken Asel ve kızlardan biri gülerek yanıma geldi.

Ama Asel aşırı cilveli biri olduğu için kıvırta kıvırta ve güle güle geldi.

Kumral saçlarını yukarıdan sıkı at kuyruğu modeli yapmış, ela gözlerini ortaya çıkaracak bir eyleynier çekmişti. Benden daha uzun olan boyu ve mükemmel fiziği ile vvaavudu.

Şarkının sözleri ortama giriş yaptı. İstemsizce güldüm

"80 80 160
Allah neler yaratmış,
Dünya sönmüş tersine,
Devir nasıl karışmış.

Yol üstünde gezeriz,
Altın yüzük isteriz
Sizin gibi kızları,
Avucumuzda besleriz

Usul usul yanaşır,
Akşımıza karışır,
Kaş göz edip durmayın
Gözlerimiz kamaşır."

Asel kocaman güldü ve eline fön makinesini alarak mikrafon yaptı.

"Seksen seksen yüzaltmış,
Allah neler yaratmış,
Dünya dönmüş tersine,
Devir nasıl karışmış!"

Güldüm ve istemsizce omuzlarım sallanmaya başladı. Ben koltukta oturup dans etmeye çalışırken Asel ise tepemde dans ediyordu.

Ve birlikte şarkıyı bağıra bağıra söylüyorduk.

"Seksen seksen yüzaltmış
Allah neler yaratmış
Dünya dönmüş tersine
Devir nasıl karışmış!"

◇

Oturduğu koltukta sinirden dişlerini sıka sıka, deliriyordu adeta.

Geleli yarım saat olmuştu. Hemen kamera kayıtlarına bakarak Buse'yi aramıştı. Ve görmüştü nasıl kaçtığını.

Gözleri kıp kırmızı olmuş, burnundan soluyordu adeta. Ne demek Buse kaçmıştı? Bu kadar koruma ne işe yarıyordu? Nasıl tutamamışlar, fark etmemişlerdi?

Buse'nin kaçtığı arabayı kullanan iki adam korkudan titreye titreye, usulca Kuzey'e yaklaştılar.

"B-bizi çağırmışsınız, Kuzey Bey."

Kuzey, hızlı bir atiklikle koltuktan kalktı ve anında konuşan adamın yakasından kavrayıp sert bir kafa attı.
Adam acı içinde inlerken burnundan oluk oluk kan akmaya başladı.

"Buse nerede?!" dedi dişlerinin arasından.

Adam yutkundu derince. Kekelemeye başladı. "Yemin ederim ki bilmiyorum. Arabanın bagajına bindiğinden dahi haberim yoktu. Yemin ed-"

Kuzey, adamın sözünü bitirmesine izin vermeden tek eli ile boğazına yapışıp, kafasını sertçe duvara vurdu. Adamın bu sefer başı yarıldı.

Diğer adamlar ve Kaan ise pürdikkat ve ifadesizlikle Kuzey'i izliyordu. Hepsi biliyordu Kuzey'in birazdan öfke krizi geçireceğini. Hepsi nefesini tutmuş, tek kelime etmeye tenezzül bile etmiyordu.

Çünkü Kuzey Soykan zaafından darbe yemişti.

"SİKTİRTME BAGAJINI, ARABASINI! SİZ Mİ YARDIM ETTİNİZ KAÇMASINA?!"

Adam anında başını iki yana salladı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. "Yemin ederim ki haberim bile yoktu, efendim. Kurbanınız olayım yapmayın, bilseydim kesinlikle size bildirirdim. Vallahi haberim yoktu."

Kuzey adamın boğazını daha fazla sıktı. Adamın yüzü mosmor olmaya başlamıştı. Öksürmeye başlamış, Kuzey'in ellerini itmeye korkuyordu.

"BİLECEKTİN! KARINCA MI LAN O KADIN? NASIL HABERİN OLMAZ? OLACAKTI HABERİN!"

Tekrar sertçe adamın kafasını duvara vurdu. Sonra geri çekip en sertinden bir yumruk attı çenesine. Adam yere düşüp, başını çarptı duvarın kenarına. Başından oluk oluk kanlar akarken bilincini oracıkta kaybetti.

Diğer adama döndü bu sefer, o ise korkudan tir tir titriyor, konuşamıyordu.

"Benim bir bilgim yoktu Kuzey-"

Adamın saçlarından tutup bu sefer de onun başını duvara çaktı. Baş parmaklarını adamın göz pınarlarının hizasına getirerek sertçe bastırmaya başladı.

"SENİN BU GÖZLERİNİN MERCEĞİNİN NUMARASINI SİKERİM OROSPU ÇOCUĞU! NEREDE LAN BUSE?!"

Adam bağırmaya başladı. Kuzey ise acımadan sertçe basıtıyor baş parmaklarını, göz pınarlarına. İçindeki acıma duygusu kaybolmuştu, yerine yine öfke krizi geçiren Kuzey gelmişti.

Buse yoktu, nefes alamıyordu. Buse yoktu, ölüyordu.

Adam daha fazla bağırdı. "YARDIM MI ETTİNİZ LAN KAÇMASINA? DOĞRUYU SÖYLE! NEREDE BUSE? SİZ Mİ İZİN VERDİNİZ?!"

"Ha... Hayır!" acıdan büyük bir çığlık attı. Kuzey ise tek elini çekip, yumruk yaparak gözüne çaktı. Kaşı yarıldı. Sonra tekrar yumruğunu kaldırıp çenesine geçirdi.

Bu sefer de Kuzey sinirden bağırıp adamın saçlarında tutup defalarca adamın başını duvara vurdu. Adamın başı yarıldı, ve o da bilincini kaybederek yere yapıştı.

Kuzey ise hâlâ sinirini atmış değildi, koltuğun kenarında duran bir sandalyeyi alıp duvara vurdu. Sandalye orada paramparça oldu.

"Kuzey, dur!" dedi Kaan.

"SİKERİM SENİ KAAN! BUSE NEREDE?! BUSE YOK! NASIL DURABİLİRİM? BUSE YOK LAN BUSEE!"

Büyük boy, son model televizyonu aldı bu sefer. Onu da hızla yere fırlattı.

Koltuğun yanında bulunan sehpayı aldı ve farklı bir yere savurdu. Cam sehpa yerde paramparça oldu. Camlar her tarafa dağıldı.

Kaan Kuzey'i tutmaya çalıştı. "Lan dur!"

Kuzey, Kaan'ı sertçe itti. Kaan koltuğa savruldu. Kuzey birden kendini duvarı yumruklarken buldu. O kadar sert vuruyordu ki, elleri kanamaya başlamış, hatta duvar bile biraz çatlamıştı.

Kaan daha fazla dayanamadı ve sakinleştirici iğnesini alıp Kuzey'in koluna hızla enjekte etti.

Kuzey iğne nedeniyle bocalarken tehlikeli bir sakinlikle kıp kırmızı olan koyu yeşil gözlerini Kaan'a çevirdi.

Kaan derince yutkundu. Başka çaresi yoktu, yoksa bu adam harbi sınırları aşabilirdi. "Sakin ol-"

Demesine kalmadan Kuzey, Kaan'a sert bir yumruk çaktı. Bir iğne yetmezdi, hep üst üste iğneler yapmaya çalışırdı.

Kaan hızla geri çekilip diğer iğneleri Kuzey'e getirdi. "Çok fazla kullanma, öldüreceksin kendini. Ayrıca bu yumruğun hesa-"

"KES ÇENENİ!" diye Kuzey yükselirken Kaan olduğu yere sindi ve sesini etmedi.

Kuzey hızla geri çekildi ve koltuğa oturup bir iğne daha koluna enjekte etti.

Yetmediğini düşündü, sonra bir tane daha.

Tam bir tane daha yapacakken Kaan elinden aldı.

"Dur artık Kuzey! Öldürecek misin kendini lan? Siktirtme belanı, bir bekle! Bulacağız yengeyi!"

"Siksene belamı." Dedi Kuzey sert sert. İğne yavaştan etki etmeye başlıyordu, kasları gevşiyordu. "Sikmezsen ben sikerim."

Cık'ladı Kaan. "Yok, o kadarına da götüm yemiyor. Allah için bir dur. Sen o adamları dövene kadar ben o aracın gittiği yerlerin kamera kayıtlarına baktım, en son bir benzinlikte durmuş. Sik sik işler yapmak yerine bir dursaydın, hallolurdu."

Kuzey ise sadece ona baktı. Hızlı hızlı nefes alıyor, bazen aldığını bile hissetmiyordu.

Oksijen Kuzey'in nefesi değildi. Buse'nin kokusuydu hayattaki tek nefesi, sebebi...

《~~~~~》

Selamlaarr

Bölüm nasıldııı

10 oy ve 12 yorum gelirse yeni bölüm gelirr

Takip edin lütfen yeni bölüm diyorsunuz ama hiç destek yok böyle devam ederse olmaz yani.

🍁

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

675okunma 33beğeni 15yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…