4.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Aurora Oylesineyazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4.Bölüm

Üzerimdeki hafif ağırlıkla birlikte istemsizce esnedim. Sanki bedenimin her zerresi, uzun zamandır ilk kez gerçekten dinlenmenin verdiği o tatlı gevşekliğe teslim olmuştu.

Gözlerimi açmaya bile üşenerek uyuduğum yerde hafifçe yana döndüm ve ciğerlerimde biriken havayı ağır ağır dışarı bıraktım.

Bir anlığına hiçbir şey düşünmedim.

Ne nerede olduğumu merak ettim, ne de nasıl buraya geldiğimi.

Sadece yattığım yerin verdiği o tarifsiz rahatlığın içinde kaldım.

Acaba rüyada mıydım?

Çünkü yatağın yumuşaklığı gerçek olamayacak kadar güzeldi. Sanki kuş tüylerinden yapılmış, bedenimin şeklini alıp beni içine çeken bir yatağın üzerinde yatıyordum.

Her hareketimde biraz daha içine gömülüyor, biraz daha gevşiyordum. Bayağı rahattı.

Hem de bayağı bayağı...

Öyle ki, insanın kalkıp gitmeye kıyamayacağı türden bir rahatlıktı bu.

Bence rüya bu kadar gerçekçi olamazdı. Gerçekti...

Gerçek?

Yatak?

NE YATAĞI?!

Gözlerimi ışık hızında açtım. Dehşetle etrafıma baktım. İlk olarak bir odada olduğumu, ve odanın boydan boya bir duvar kısmını kaplayan cam pencereyi ve balkonu gördüm.

NE ODASI?!

BENİM ŞUAN OTOBÜSTE OLMAM GEREKİYORDU!

Bakışlarımı yattığım yere çevirdim, beyaz bir yatakta yatıyordum. Üzerimdeki kıyafetler hâlâ duruyordu.

Neredeydim ben?

Hemen toparlanarak yataktan fırladım. Odaya göz gezdirdim çantam ve telefonumu bulmak için ama ne telefonum vardı etrafta ne de çantam...

Dudaklarım aralandı, ama kelimeler boğazımdan akmadı.

Anında gözlerim doldu. Kim getirmişti beni buraya? Bana dokunmuşlar mıydı? Böbreğimi falan çalmışlarmıydı?

Deri ceketim üstümde yoktu. Hızla ellerimi crobumun eteklerine gidip hafifçe yukarı çektim. Ve göbeğime baktım.

Görünürde kesik ya da dikiş izi bulunmuyordu. O zaman ne yapmışlardı bana?!

Dizlerimdeki güç bir anda çekilmiş gibi yatağın kenarına tutundum. "Ne olmuş bana?"

Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki kendim bile zor duydum.

Odayı tekrar taradım. Belki gözümden kaçan bir şey vardı. Belki çantam kapının yanındaydı. Belki telefonum komodinin üzerindeydi. Belki...
Hiçbiri yoktu. "Telefonum..."

Kendi kendime söylenerek odanın diğer tarafına doğru birkaç adım attım. Kalbim göğsümün içinde öyle hızlı çarpıyordu ki, sanki birazdan kaburgalarımı kırıp dışarı çıkacaktı.

Kapıya baktım. Kapı kapalıydı. Bir süre olduğum yerde öylece kaldım. Açsam mı? Ya dışarıda biri varsa?
Ya beni buraya getiren kişi kapının hemen diğer tarafındaysa?

Ya...

"Tamam, tamam. Sakin ol."

Derin bir nefes almaya çalıştım. Olmadı. Ciğerlerime dolan hava bile yetmiyormuş gibi hissediyordum.
Kollarımı kendime sardım.

Üzerimde kıyafetlerim vardı. Bu, en azından bildiğim bir şeydi. Ama bilmediğim şeyler o kadar fazlaydı ki, buna tutunmak bile saçma geliyordu.

Sonra aklıma başka bir ihtimal geldi. Belki beni otobüsten biri indirmişti. Belki bayılmıştım. Belki...

Hayır.

Başımı hızla iki yana salladım. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Son hatırladığım şey otobüstü.
Camdan dışarı bakıyordum. Sonra...

Sonra ne olmuştu?

Kaşlarımı çatıp hafızamı zorladım. Boşluk. Kocaman, kapkaranlık bir boşluk.

Daha fazla böyle duramazdım. Adımlarımı hızla kapıya ilerlettim. Kapı kolunu kavrayıp kapıyı açtım. Başımı hafifçe dışarı çıkarıp etrafa baktım. Büyük bir koridor vardı. Olduğum odanın 20- 25 adım ilerisinde bir merdiven vardı aşağı doğru inen.

Yutkundum. Bakışlarımı koridorda iyice gezdirdim, kimsecikler yoktu. Kapıyı tam açarak dışarı çıktım.

Sessiz adımlarla merdivenlere ilerledim ve aynı sessizlikle merdivenlerden inmeye başladım.

Merdivenlerin son basamağına geldiğimde birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Karşımda geniş, gösterişli bir salon uzanıyordu.
Fakat bu kez yalnız değildi. Salonda dört, belki beş adam vardı. Hepsi farklı yerlere dağılmıştı.

Kimi koltuklarda oturuyor, kimi ayakta duruyordu. Alçak sesle konuşuyorlar, arada bir birkaç kelimeyi seçebiliyordum ama söylediklerinin tamamını anlayamıyordum.

Olduğum yerde gerildim. Burada ne işi vardı bu kadar adamın? Başımı hafifçe eğip onları izlemeye başladım.
Derken gözlerim birine takıldı.

O.

Kuzey.

Kuzey Soykan.

KUZEY SOYKAN MI?!

BENİM ONUN EVİNDE NE İŞİM VARDI?!

Salak Buse, kaçırdı seni. Mesajlarda bile kavuşmamıza az kaldı diyordu. Sen bu akılla nasıl tıp öğrencisi oldun?

Diyerek iç sesim beni aydınlattı ve zorbaladı.

Bu adam manyak mıydı?! Neden beni kaçırmıştı?!

Göğsüm inip kalkıyordu, bedenim şimdiden titremeye başlamıştı. Sinir her zerreme yayılıyor, endişe ve korku ile karışıyordu.

İstemsizce bir adım geriledim. Derken siyah takım elbiseli bir adamın gözleri bana döndü.

"Buse Hanım?"diyince bütün adamlar ve o da dahil bakışları bana döndü.

Beni görünce hafifçe gülümsedi ve oturduğu yerden ayağa kalktı. "Günaydın, iyi uyudun mu?"

Bir saniye boyunca yüzüne baktım.

İyi mi uyumuştum?

Gerçekten bunu mu soruyordu?

Beni nereden geldiğimi bile bilmediğim bir yerde, eşyalarım olmadan uyandırmışlardı ve karşıma geçip sanki kendi evimde misafirlikteymişim gibi bir de soru soruyordu.

Çenem titredi.

Ama korkudan mı, öfkeden mi olduğunu ben de bilmiyordum.

"Beni kaçırdın..."dedim inanamayarak.

O ise dümdüz ifade ile bana baktı. Başımı iki yana salladım istemsizce. Bunu yapmış olamazdı, olmamalıydı. NEDEN KAÇIRMIŞTI BENİ?!

Tam bana doğru bir adım attı, bir adım daha atarken ben hızla geriledim.

"Yaklaşma bana!"

Durdu yerinde. Nefes verdi. "Sakin ol."

Alayla ellerimi saçlarıma geçirdim. "Sakin mi ol?!"

Başımı iki yana salladım. "Ne demek 'sakin ol'!"

Sesim salonun içinde yankılandı. Bir anda herkes susmuştu.

Az önce kendi aralarında konuşan adamların tamamı bana bakıyordu. Sanki karşılarında sinir krizi geçirmek üzere olan bir insan değil de çözülmesi gereken bir problem varmışım gibi
"Ben nerede olduğumu bilmiyorum!" diye bağırdım.

"Çantam yok, telefonum yok, ceketim yok! En son otobüsteydim, şimdi gözümü senin evinde açıyorum!"

Kuzey'in yüzünde hâlâ o sinir bozucu sakinlik vardı.
Bu sakinlik beni daha da çıldırtıyordu.

"Ve bana sakin olmamı söylüyorsun!"

Gözlerim doldu ama bu kez ağlamamak için dişlerimi sıktım. Hayır. Onların karşısında ağlamayacaktım.
Korkuyordum. Hem de ödüm kopuyordu. Ama bunu onlara göstermeyecektim.

Bakışlarımı hemen etrafa çevirdim. Benim solumda kalan kapıyı görünce koşar adım oraya ilerledim. Direkt kapıyı açtım. Tam kendimi dışarı attım derken bahçeyi görünce gözlerim kocaman açıldı.

Kocaman, ama gerçek anlamda kocaman bir bahçeydi. Ve bahçenin her tarafında takım elbiseli adam, hatta bazı kadınlar vardı. Hepsi ciddi ciddi etrara bakarken ellerinde her ihtimale karşı sıkı sıkı tuttukları silahları vardı.

Ellerimi dudaklarıma götürerek çığlık attım. Çığlık atmamla herkesin gözü bana dönmüş, yüzlerindeki ifade bozulmadan bana bakıyorlardı.

Tam o anda saçlarımın hemen tepesinde bir nefes hissettim. Refleksle iki adım ilerlemek yerine gerileyince sırtım sert bir göğse çarptı.

İrkilerek hemen bir kaç adım ilerledim ve ona döndüm. Kuzey'e.

Yüzündeki milli ifadesizlikle izliyordu beni.

"Nereye getirdin sen beni! Neden buradayım ben?!"

Gülümsedi. Başını hafifçe sağa eğip ifadesizliğini bızarak sıcak bir bakışla bakmaya başladı.

"Sana olan sevdamı gözardı etmen gerçekten çok kırıcı."

Derince yutkundum.

Kuzey Soykan bana mı sevdalanmıştı?

Benim rüyaların saçmalık seviyesi!

"Ne... Ne saçmalıyorsun sen be? Dünyada milyonlarca kız varken geldin beni mi buldun cidden?!"

Bakışlarını kesmedi, ama cevapta vermedi. Sadece tebessümü daha da büyüdü.

"Yalan..."dedim başımı iki yana sallayarak. "Yalan söylüyorsun. Kesin bana bir şey yapacaksın! Sen beni neden sevesin?! Yalan söylüyorsun!"

Bakışları dudaklarıma indi. Biraz orada oyalandı. Gözüme bakmak yerinde gözleri bu sefer boynumdaki Kuzey'i işaret eden pusula çarmlı kolye'ye ilişti.

Bir kaç saniye bakışları kolyede takılı kaldı. Kolyeye bakarak konuştu. "Yalan mı?"dedi. Bakışları gözlerime ilişti. Koyu yeşil gözleri direkt olarak kahvelerime bakıyordu.

Her anlamda.

"Ben yalan söylemem, Buse. Ayrıca bu dünyada zarar vereceğim son kişi bile değilsin, bunu aklından çıkar."

Dudaklarım aralandı ama kelimeler çıkmadı.

Bu adam harbiden seviyormuydu beni şimdi?!

"Hayır!"dedim sertçe. "Yalan söylüyorsun, kandırıyorsun sen beni! Senin gibi birine inanacak kadar aptal değilim ben!"

Dudaklarını büktü. "Sen bilirsin, ama burada kaldığın süre zarfı boyunca sana olan sevdamı anlarsın diye düşünüyorum."

Afalladım. "Kalmak derken? Ben hiç bir yerde kalmayacağım tamam mı?! Hatta şimdi gideceğim ben, sende peşimden gelmeyeceksin, tamam mı?!"

Hızla arkamı dönüp koşa koşa gidecektim ki, Kuzey'in kolumdan tutup beni kendine çekmesi ve kapıyı kapatması bir oldu.

Hızla tuttuğu kolumu çekerek ondan sıyrıldım ve refleksle geriledim. "Dokunma bana!"

O ise bu dediğimi takmadı. "İçeri geç, konuşalım."

Hayretle ona baktım. "Konuşmak mı?!" Alayla güldüm. "Ne konuşması ya?! Bu yaptığın resmen kasten adam kaçırmak!" Gözlerini kırpmadan beni dinliyordu.

"Kapıyı aç! Elleri kanlı bir katilin evinde kalacağıma ölürüm daha iyi! O pis ellerini sürme bana!"

Nefes verdi, o benim aksime çok sakindi. "İçeri geç, konuşalım." Dedi tekrar.

Bu adam piskopattı!

"Konuşmak öyle mi?" Başımı ciddi ciddi salladım. Hızla önden az önce adamların olduğu salona koştum hızla. Adım sesleri arkamdan geldiğinin kanıtıydı.

"Konuşalım öyle mi?"

Sehpanın üzerinde duran bir bibloyu aldım ve önüme dönüp tüm gücümle ona doğru fırlattım. "KONUŞALIM TABİİ, AL SANA KONUŞMAK!"

Hızla sağa doğru gerileyip biblo darbesinden kurtuldu. Biblo yere düşüp paramparça olmuştu, yere düşünce ise kocaman bir kırılma sesi salmıştı.

Diğer adamlar ise hâlâ buradaydı. Sadece onlar arkamdaydı.

Tekrar sehpanın olduğu yere ilerledim, bir sürahi vardı ama içi boştu. Hızla onu da elime geçirdiğim gibi kafasına doğru fırlattım. Ama o usta bir atiklikle o darbeden de sıyrıldı.

"Rahat bırak beni, adi herif! Asla seninle burada kalmam!"

Sakinliğini hâlâ koruyordu. "Bir şeyleri kırmayı bırak, kendine zarar vereceksin şimdi."

"SANA NE!"diye bağırdım. "Gitmek istiyorum ben, anladın mı?! Beni burada bir esir misali tutamazsın! Seninle burada kalmam!"

Elime hızla su bardaklarından birini aldım. "Ben kimsenin oyuncağı değilim!"

Kuzey'in bakışları üzerimde sabitlendi.
"Öyle olduğunu düşünmüyorum."

"O zaman kapıyı aç!"

"Hayır." Cevabı o kadar sakin söyledi ki birkaç saniye ne diyeceğimi bilemedim.

"Allah senin belanı versin! Katil! Aç kapıyı, kalmayacağım ben burada!"

Bana doğru yürümeye başladı. "Zorundasın."dedi sadece.

Su bardağını bu sefer kafasına doğru fırlattım, ama yine kurtuldu. "YAKLAŞMA BANA PİSLİK HERİF! ZORUNDA FALAN DEĞİLİM ANLADIN MI?! AÇ KAPIYI!"

Bana doğru yürümeye devam etti. Korkuyla geriledim. Hızla arkamı döndüm ve bir şeyler fırlatmak için bakındım ama bulamadım. Sehpadaki diğer su bardaklarını karşıdaki dört adamdan biri olan akyaz bir adam almıştı. Sırıtarak bize bakıyordu ama su bardaklarını sıkı sıkı göğsünde tutuyordu.

"Allah senin de belanı versin!" Hızla minik sehpayı kavradım ve havaya kaldırıp Kuzey'e döndüm.

Beş adım önümdeydi. Elimdeki minik sehpayı görünce tek kaşı havaya kalkmıştı. "Onu mu fırlatacaksın?"

"Kes sesini, pis katil! Sakın bana yaklaşma! Uzak dur ben-"

Aniden önümde belirmiş ve sehpayı tek eli ile kavrayıp çekince istemsizce bende sehpa ile birlikte onun sert göğsüne çarpmıştım.

Sehpa ise onun kontrolü ile farklı bir kenara savrulmuştu. "İyi misin? Canın acıdı mı?"dedi.

Hızla geriledim, daha doğrusu gerileyemedim. Hemen arkamda koltuk vardı çünkü. Ondan uzak durmam lazımdı, o bir katildi! Bana her an her şeyi yapabilirdi. Ona asla güvenmiyordum.

Geri gidemediğim için kafamı sertçe göğsüne vurarak kafa atmaya çalıştım ama onu da yapamadım. Burnumu sertçe göğsüne vurduğum için bayağı bir acımıştı. Sessizce inledim. Ama yine gerilemeye çalıştım, olmadı.

"Beton musun hayvan! Burnum kırıldı!"

Ondan minik bir gülme sesi geldi.

Gözümün seğirdiğini hissettim. "Gülüyorsun öyle mi?"

Yumruğumu sertçe sıkıp, burnuna tüm gücümle yumruk attım. O beklemediği için bocalarken göğsünden sertçe ittim onu.

"GÜLSENE ŞİMDİ DE! ŞEREFSİZ PİÇ!"

Yüzünü bana döndüğünde bu yumruk sanki ona sinek ısırığı gelmiş gibi bir hal vardı yüzünde.

Hızla oradan kurtulup koltukların karşısında duran son model televizyona ilerledim. İki elimle tutup sertçe yere ittim. Televizyon büyük bir ses çıkarıp yere düşerek, paramparça olurken kimse pek takmadı.

Televizyon ünitesinin bir kenarında vazoya benzer bir şey vardı. Hızla onu da kavradım ve ona fırlattım.

"GEBER! ALLAH SENİN BELANI VERSİN! PEŞİMİ BIRAK ARTIK, HASTA MANYAK! PİSKOPAT!"

O vazodan da kurtuldu. "Bağırma, boğazın ağrıyacak."

"SANA NE! BOĞAZ BENİM DEĞİL Mİ? İSTER BAĞIRIRIM İSTER BAĞIRMAM! SANA NE?! RUH HASTASI KÖPEK!"

Fırlatmak için bir şeyler arayacaktım ki gözüm koltuğun kenarında kalmış bir silaha ilişti. Hızla koltuğa doğru ciddi manada atlayıp silahı kavradım.

"Buse, onu bırak! Oyuncak değil o!"deyişini umursamadım bile.

Silahın namlusunu ona doğrulttum. Sıkı sıkı kavradım silahı. "Sakın bana yaklaşma!"

Deri nefes verdi. Gözlerini kapatıp kendini dizginleştirmeye çalıştı. "O silahı bırak, kullanmayı bilmiyorsun."

"Tamam o zaman,"dedim sessizce. "Sen bana silah kullanmayı öğret, ben sana adam olmayı. Ödeşiriz."

Arkadaki dörtlüden, bardakları tutan adamdan bir 'oha' nidası döküldü. Ama takmadım.

Kuzeyin çenesi kasıldı, elleri çoktan yumruk olmuş, parmak eklemleri sıkıydı. Bana doğru bir adım attı, ama sakin görünüyordu hâlâ, ya da ben öyle sanıyordum. Adamın gözlerini okumak imkansızdı!

"O silahı bırak, zarar vereceksin kendine."

"Gitmek istiyorum! Kapıyı açıp beni bırakırsan bende silahı bırakırım!"

"Hiç bir yere gitmiyorsun!"diye patladı en sonunda. "Gitmeyi aklından çıkar ve o silahı bırak!"

Bana git gide yaklaşıyordu. "Yaklaşma! Ateşlerim yoksa sana!"

O ise durmadı, yaklaşmaya devam etti. "Ateşlesene."dedi sadece.

Elimde silahla bir iki adım geriledim. Silahın kabzasını daha sıkı kavradım. "Bana yaklaşma!"

"O elindekini bırak, kullanmayı bilmiyorsun."

"Neden öyle düşünüyorsun?"dedim. "Alt tarafı tetiği çekip ateş edeceğim, bunun neresini bilmem lazım? Ama hedefim tam alnının ortası olursa çok mutlu olurum. Bunun için bana biraz tüyo verir misin?"

Kuzey'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Az önceki o sakinlikten eser kalmamıştı.

"Şaka yapmıyorum, Buse."

"Ben de yapmıyorum!"

Silahı hâlâ ona doğrultuyordum ama ellerimin titremeye başladığını hissediyordum.

Kahretsin.

Bunu fark etmiş miydi? Elbette etmişti. Bir adım daha attı. "Yaklaşma!"

Durmadı. "Bir adım daha atarsan..."

"Ne yapacaksın?" Sesi bu kez daha sertti.

Yutkundum. "Çekil."

"Buse, o şeyi bırak."

"Önce kapıyı aç!"

"Hayır."

"Öyleyse yaklaşma!"

Arkamdan bardakları tutan adamın alçak sesle, "Abi..."
dediğini duydum.

Kuzey tek bir bakışla onu susturdu. Sonra gözlerini tekrar bana çevirdi. "Bak bana."

"Bakıyorum zaten!"

"Silaha değil."

Bir an duraksadım. İnatla gözlerimi onun gözlerine diktim. Kuzey'in sesi bu kez çok daha sakindi. "Şimdi onu yavaşça bırak."

Başımı iki yana salladım. "Hayır."

"Buse."

"Hayır dedim!"

Sesim çatladı. Korkuyordum. Hem de sandığımdan çok daha fazla. Ama silahı bırakmak, elimde kalan son cesareti de bırakmak gibi geliyordu.

"Bu kapıyı açıp gitmeden bırakmam! Aksi takdirde sıkarım sana!"

"Hiç bir yere gitmeyeceksin! O siktiğimin silahından çok mu korktuğumu sanıyorsun sen?"

"Haklısın, bir katile silah doğrultmam benim hatam, bana yaklaşma!"

İnatla bana doğru yürümeye başladı.

Gerileyemedim duvar vardı hemen arkamda.

"YAKLAŞMA BANA!"

O ise cevap vermeden üzerime gelmeye devam etti.

Tam elimdeki silahı almak için bana uzanacakken silahı ateşledim.

Çıkan o tiz ve gür ses kulaklarımın zarını neredeyse koparacak raddeye gelirken silahın elimden düşmesi, benimde çığlığı basmam bir oldu.

Çünkü Kuzeyin kolundan oluk oluk kan akmaya başlamıştı.

Sendeledi. Yüzünü buruşturdu. Bakışları kurşunun olduğu yaraya döndü. Aynı anda bende oluşturduğum yaraya baktım.

"Etkilendim,"dedi sanki kurşunu o yememiş gibi. "Ama daha fazla çalıştırmam lazım seni, sıyırmışsın."

Gördüğüm kanla ben olduğum yerde duruken başım bir an dönmeye başladı.

Ben az önce birine mi vurmuştum?

Gözlerim anında kapanırken bacaklarımdan, hatta tüm bedenimden gücümün on modundan of moduna atması gibi enerjimin gitmesiyle ayakta duramadım.

Yere düşmeyi bekledim. Ama düşmedim.

Biri kollarıyla hemen bedenimi kavramış, hiç zorlanmadan kucağına almıştı.

Sadece bu olanları hatılarken bilincim ellerimden kayıp gitti...

《~~~~~~》

Selamlaaarr

Bölüm nasıldııı

Oy verip yorum yapmayı unutmayııın