Bölümler 18Şu an: 6.Bölüm
- 1 Giriş53 kelime
- 2 1.Bölüm505 kelime
- 3 2.Bölüm2.023 kelime
- 4 3.Bölüm1.135 kelime
- 5 4.Bölüm2.247 kelime
- 6 5.Bölüm2.669 kelime
- 7 6.Bölüm2.492 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7.Bölüm2.671 kelime
- 9 8.Bölüm1.815 kelime
- 10 9.Bölüm2.146 kelime
- 11 10.Bölüm2.738 kelime
- 12 11.Bölüm2.652 kelime
- 13 12.Bölüm2.856 kelime
- 14 13.Bölüm2.909 kelime
- 15 ÖNEMLİ81 kelime
- 16 14.Bölüm2.570 kelime
- 17 15.Bölüm3.994 kelime
- 18 16.Bölüm2.948 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Birinin başımın önünde beni çağırması ile uyandım.
Ve evet, yine, yeni, yeniden bayılmıştım. Açlıktan bayıldığımı düşünüyordum, çünkü neredeyse üç gündür doğru dürüst yemek yiyememiştim.
"Buse Hanım, günaydın."
Baktığım beyaz tavandan bakışlarımı ayırıp yanımdaki kadına baktım.
Hizmetli olmalıydı, siyah beyaz bir hizmetli elbisesi giymiş, kumral saçlarını ensesinde sıkı sıkı topuz yapmıştı. Tahminim orta yaşlardaydı. Yüzünde ise muzip bir gülümseme vardı.
"Kuzey Bey sizi uyandırmamı istedi. Yemek yemeniz lazım."
Dediği her şeyi boş verip bir soru yönelttim. "Saat kaç?" sesim kısık çıkmıştı.
"11.27 Buse Hanım. Dün gece siz bayıldıktan sonra Kuzey Bey sizi odasına getirdi. Doktoru çağırdı ama korkudan bir baygınlık olduğu için endişeli olmamanızı belirtti. Ama yemek yemeniz lazım."
Bakışlarımı tekrar tavana çevirdim. Dudaklarım benden istemsizce büzüldü. "O pisliğe söyle gece uykusunda bıçaklayacağım onu."
Göz ucu ile kadına baktığımda gözleri kocaman açılmıştı.
Bu hali komiğime gittiği için hafifçe güldüm. Ama hâlâ ciddiydim.
"Kuzey Bey sizi bekliyor, Buse Hanım."diyerek diretti.
Ofladım. "İyi beklesin." Bakışlarımı kadına çevirdim. "Sağol, gidebilirsin."
Kadın tekrar gülümsedi. Sonra tam gidecekken durdurdum. "Adın neydi?"
Bana döndü ve gülümsemesini silmedi. "Özlem, Buse Hanım."
Başımı salladım. "1 ay izinlisin, Özlem abla. Ayrıca Buse Hanım demene gerek yok."
Afalladı ve şaşkınca bana baktı. "1 ay izinli mi? Ama Buse Hanım, Kuzey Bey belirliyor izinlerimi. Genellikle ona-"
Olduğum yatakta doğruldum. "Kuzey kim ya? Hem çocukların var mı senin?"
Başını salladı. "Evet, beş yaşında küçük bir kızım var."
Anında eriyip gittim, çocuklar hassas noktamdı. Her anlamda.
"Yaaa, o zaman 2 ay izinlisin, ayrıca maaşına iki kat zam! Bir de kızının ismi ne? Onu buraya getirir misin?"dedim saçma çocuksu bir heyecanla.
Gülümsedi samimice. "Gökçe kızımın ismi. Eğer çok istiyorsanız getiririm tabii."
Heyecanla başımı salladım. "Hı hı, getir. Çok severim ben çocukları."
Güldü. "Getiririm o zaman. Siz aşağı gelin, Kuzey Bey daha fazla beklemesin."dedi ve kapıya doğru ilerledi.
Bana son kez bakarak odadan çıktı.
Ofladım. Omuzlarım çöktü. "Allah senin belanı versin, tamam mı? Geber! Öl!"
Oflaya puflaya banyoya doğru ilerledim. Tahminimce misafir odasıydı burası. Gri ve krem rengi tonları bulunuyordu. Bu zenginler gerçekten salaktı.
Tamam paran var anladık. Ama üç katlı ev ne? Aşiret mi yaşıyor bu evde? Tek başına ne bok yiyeceksin bu kocaman evde?
Hem temizliği çok uzun sürer buranın. Harbi geri zekalıydı bu adam.
Banyoya gidip işlerimi hallettim. Aynanın önüne gelip saçlarımı ellerimle taramaya çalışıp düzelttim. Ensemde dağınık bir topuz yaptım siyah saçlarımı.
Yüzüme krem ve pansuman falan yapılmıştı. Avcuma da. Elimi sarmış, yüzüme krem sürmüşlerdi.
Dilerim ki Özlem bunları yapmış olsun. Eğer o yapmışsa olay çıkarırdım.
Hırkam komodinin üzerindeydi. Evin içi sıcaktı ama bir sürü adam varken crop giymeyi düşünmüyordum. Hırkamı alıp üzerime geçirdim fermuarını çektim.
İşim bitince odadan çıkıp merdivenlerden indim. Salona geldiğimde Özlem'i tekrar gördüm.
Gülümsedi her zaman ki gibi bana. "Beni takip edin Buse Hanım." dedi ve önden yürümeye başladı.
Ciddi ifademi kuşandım, derin bir nefes verdim. Minik bir öksürükle boğazımı temizledim ve Özlem'in peşinden gitmeye başladım.
Beni bir odaya getirdi. Büyük bir masa vardı, yemek masası. Masanın en başında Kuzey, yanında ise adının Kaan olduğunu öğrendiğim adam vardı. Tabii yanlış hatırlamıyorsam.
Yutkundum. Tırnaklarımı ilkel bir dürtü ile avuçlarıma batırdım.
İkisininde bakışları bana döndü. İkisine de nefretle baktım. Özlem arkamda kaldı. Ben ise onlara en uzak sandalyeyi çektim ve oturdum.
Kuzey birkaç saniye boyunca beni sessizce izledi. Ardından sandalyesine biraz daha yaslanıp sakin bir sesle konuştu.
"Buraya gel."
Kaşlarımı çatıp yüzüne baktım. "Ne?"
"Yanıma gel, Buse."
"Hayır."
Kaan başını öne eğip gülmeye başladı. Kuzey ona kısa bir bakış attı. Kaan hâlâ gülüyordu. Ben ise kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Ben burada gayet iyiyim."
Kuzey'in bakışları üzerimde sabit kaldı. "Yanıma gel."
"Gelmek istemiyorum."
Kaan yine güldü. Kuzey hiçbir şey söylemeden beni izlemeye devam etti.
İçimden derin bir nefes verdim. Adam resmen susarak bile sinirlerimi bozuyordu. Bir süre daha oturduğum yerde kaldım. Sonra gözlerimi devirdim. "Allah'ım sabır..."
Sandalyeyi geriye çektim ve ayağa kalktım. Kaan'ın gülümsemesi daha da büyüdü.
Ben de söylene söylene Kuzey'in yanına doğru yürüdüm. Yanındaki sandalyeye gelip oturdum.
Kuzey ise hiçbir şey söylemeden önüme baktı.
Kaşlarımı çattım. "Oldu mu?"
Başını hafifçe bana çevirdi. "Oldu."
"İyi." Önümdeki tabağa baktım.
Kaan bana doğru eğilip heyecanla. "Nasılsın yenge?"
En ters bakışlarımı ona çevirdim. "İki karaktersizle aynı masadaymışım gibi hissediyorum. Sen nasılsın?"
Kaan'ın mimikleri hafif bocaldı sonra acı dolu bir ifade ile baktı. "Laf çarpmasan olmaz mı be yengem."
Sinirle soludum. "Eğer bana yenge demeye devam edersen, çarpacağım tek şey laf olmaz."
Hafif geriledi. "Tamam yenge, ne kızıyorsun ya?"
"Kes çeneni!"
Olduğu yere sinip tabağından ağzına bir şeyler attı.
Boğazında kalır inşallah.
Kuzey'e döndüm ters ters. "Ne zamana kadar burada kalacağım?"
Cevap vermedi. Sessiz sessiz yemeğini yemeye devam etti. "Hey, sana diyorum! Cevap ver bana."
Bakışlarını bana çevirdi. Tam ağzını açıp bir şey diyecekken, Kaan'ın hayvan gibi öksürmesi bir oldu.
İkimizde bakışlarımızı ona çevirirken beyaz yüzü kızarmaya başlamış, deli gibi öksüryordu.
"N'oldu lan?" dedi Kuzey.
Kaan eli ile yanımda ki su dolu sürahiyi gösterince Kuzey sürahiyi vermek için benden tarafa eğildi ama ben hızla sürahiyi kapıp o almasın diye arkama sakladım.
Kuzey şaşkınca bana baktı. "Sürahiyi ver, adam ölecek şimdi."
Omuz silktim. Kaan ise hayvan gibi öksürüyor, kendi keninde uygulamalar denemeye çalışıyordu. "Vermem!"
Kuzey sürahiyi almak için biraz daha bana yaklaştı ama ben sandalye ile geri çekildim.
"Deli misin kızım sen? Versene sürahiyi."
Başımı olumsuz anlamda salladım. "Divalar sürahi vermez."
Kaan ise eline domates, salatalık ne varsa bana doğru fırlatıp suyu vermem için diretti.
"Hayvan! Nimet o nimet! Ne fırlatıyorsun! Gözün kör olur inşallah!"
Kaan bu sefer Kuzey'in omzuna yumruklar atmaya başlayınca Kuzey istemsizce güldü. Ardından bana baktı. "Sürahiyi verir misin Buse?" dedi dişlerinin arasından.
Tam o sırada Kaan'ın attığı bir domates bacağıma çarptı. Kuzey ise bunu görünce sertçe Kaan'ın ensesine vurdu.
"Ağır ol şerefsiz!"
Kaan ise morarmış yüzü ile beni gösterince Kuzey bana döndü. "Buse şu sürahiyi verir misin güzelim."dedi nazik bir tavırla.
Başımı salladım. "Peki."
Kuzey sürahiyi almak için elini uzattı ama ben başka bir şey yaptım.
Kaan'a doğru biraz yaklaştım. Tam karşımda oturuyordu zaten. Pek uzağımda değildi.
Sürahideki bütün suyu yüzüne çarptım.
Bir anlığına hepimiz sustuk.
Kaan'ın yüzünden süzülen sular çenesine kadar inerken gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Ardından başını hafifçe öne eğip öksürmeye devam etti.
Bir eliyle göğsünü tutup birkaç kez daha öksürdü.
Ben ise sürahiyi masaya bıraktım.
"Al."
Kaan yüzündeki suyu eliyle sildi. Bana baktı. Bu kez yüzündeki o eğlenceli ifade yoktu. Belli belirsiz bir şaşkınlık, hatta hafif bir tedirginlik vardı.
"Teşekkür ederim."
Samimiyetsizce gülümsedim. "Rica ederim."
Kaan bir an bana baktıktan sonra bakışlarını kaçırdı. Mendille yüzünü silmeye devam etti.
Kuzey ise tek kelime etmeden ikimizi izliyordu.
Sonunda bakışlarını bana çevirdi. Dudakları kıvrılır gibi oldu ama ifadesini toparladı.
Bende yerime oturdum. Kaan direkt olarak dikkatli dikkatli yemek yerken bana hafif tedirginlikle kaçamak bakışlar atıyordu. Her tarafı sırılsıklam olmuştu. Ama umursamadan yemek yiyordu.
"Kuzey, Ethan Jones hâlâ tırları sınırdan geçirmemiz için ısrar ediyor. Sülük gibi yapıştı amına koyduğumun piçi."
Kuzey, göz ucu ile bana baktı ardından en sert bakışı ile Kaan'a baktı. "Küfür etme."
Kaan hafif bocaladı. "Konu o mu lan? Ethan Jones diyorum, tır diyorum."
Bakışlarımı heyecanla Kuzey ve Kaan'a çevirdim. "Ethan Jones mi?! O benim çocukluk aşkım!"
Kuzey tam bir şey diyecekken dediklerim ile bakışları ağır ağır bana döndü. Kaan ise şaşkınlık ve tedirginlikle Kuzey'e baktı.
"Ne?" dedi Kuzey.
"Ethan Jones'i demiyor musun işte? Bende onu diyorum. Hani sarışın mavi gözlüydü. Offf! Adam çok yakışıklı! Galiba hâlâ aşkım olabilir!"
Kuzey'in gözü seğirir gibi oldu, hatta çenesi kasıldı. Ağır ağır önüne döndü tekrar. Sonra Kaan'a baktı.
"Sen o si-" diyecekti ki durdu, kelimelerini yuttu. Sinirli bir nefes verdi. "Toplantı hazırla, tır meselelerini konuşalım. O tırları götüne sokayım."dedi sonlara doğru mırıldanarak. Ama ben duymuştum.
Ters ters Kuzey'e baktım. O da ters bakışlarını bana çevirdi. Ama az önceki terslik yoktu. Ne zaman bana baksa ifadesiz bakışı bile yumuşuyor, daha sıcak bakıyordu bana.
Çokta umurumda.
"Yemeğini ye."dedi yumuşak bir sesle.
Acıkmıştım, yoksa bu yemeği onların burnundan getirmesini çok iyi bilirdim. Ama masadan kalkmadan önce bir bıçak araklamalıydım. Belki Kuzey'i tekrar tehdit etmeye çalışıp kaçabilirdim, ya da çıkabilirdim.
Tabağıma bir kaç parça domates, peynir, salatalık falan koymaya başladım.
Yaklaşık bir iki dakika boyunca kimse sesini çıkarmadan yemek yiyordu.
Ağzıma bir domates alıp çiğnemeye başladım. Tam o sırada gözüme bir krep çarptı. Bakışlarım Kuzey'e döndü. Arada bana kaçak kaçak bakıp önüne bakıyordu ama ben fark ediyordum.
Şuan ise huzurlu huzurlu yemeğini yiyordu.
Geber.
Tabağımın yanındaki yemek bıçağını aldım ve sopa tutar gibi avuçlarımın içinde tuttum. Sivri tarafı aşağı doğru geldi.
Bıçağı hafifçe havaya kaldırıp Kuzey'e baka baka sertçe krebe sapladım. Çok gürültülü olmayan bir tabak sesi gelince Kaan irkilerek bana baktı, Kuzey ise ifadesizce bakışlarını bana çevirdi. İfadesiz mi? Hadi ama. Sen neden bana bakınca hep yumuşak bakıyorsun ki! Kör olsun o yeşil gözlerin!
Tek kaşı usulca havaya kalktı. Ben ise bıçağıma gelen krebi aldım ve Kuzey'in tabağına bıraktım.
"Al, yarasın. Bıçağı tabağa sapladım diye şanslısın, henüz fikrimi değiştirmedim."
Kuzey bocalamış bir ifade ile bakarken ben geri çekildim ve bıçakla krebi gösterdim. "Ye."
Tereddütle bir bana bir de krebe bakmaya başladı. "Bunun içine bir şey mi koydun?"
Samimiyetsizce gülümsedim. "Aynen, zehir koydum. Ne o? Benim elimden zehir bile yemez misin?"
O ise tereddütle krebe bakmaya devam etti.
Sinirle soludum. "Yesene, ne biçim sevdalısın sen bana? Verdiğim krebi bile yemiyorsun! Bana yalan söylediğini biliyordum."
Bakışlarını bana çevirdi. "Her şeyi reddedebilirsin ama sana olan sevgimi inkâr edemezsin, Buse." dedi hafif sert bir sesle.
Bıçakla krebi gösterdim. "Ye o zaman."
"Krep sevmem."
"Masaya neden getirttin o zaman? Salak mısın?"
"Sen seversin."
Anlık bir bocaladım. "Ne?"
Nefes verdi. "Sen seversin diye getirttim, Buse."
Yutkundum. "Sen benim krep sevdiğimi nereden biliyorsun?"
Dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve tabağındaki krebi sakinlikle alıp benim tabağıma bıraktı.
Ardından hiç bir şey olmamış gibi tabağına dönüp yemğini yemeye başladı.
Çenem kasıldı.
Masanın altından tüm gücümle ayağına bastım. Anlık afalladı ve bakışlarını bana çevirdi.
Ters ters ona baktım.
Hafifçe sırıttı ve bana doğru eğilip sadece benim duyabileceğim bir ses tonu ile konuştu.
"Benim bildiğim kadarıyla bu eylemleri nikah masasında yapıyorlar. Çok meraklıysan en hızlısından kıyarız bir yıldırım nikahı."
Nefretle ona baktım. "Siktir git."
Hafifçe güldü. "Şşş, çok ayıp."
Elimde ki bıçağı boğazına yasladım ve hafifçe onu geri ittirdim. "Bu bıçağı sana bir saplarım, görürsün sen ayıbı. Uzaklaş benden."
Gülerek bana göz kırptı ve masadan ayaklandı. "İki saattir tıkınıyorsun, doymadın mı?"dedi sert sert Kaan'a doğru.
Kaan ona alttan alttan bakıp boş boş göz kırpıştırdı. Ağzındakini sakince yutup ayaklandı.
"Üzerimi değiştirip geliyorum, gidersen belanı si-"
"Kes." diyerek Kaan'ın sözünü kesti, Kuzey.
Kaan göz ucuyla bana baktı. "Kusura bakma yenge, ağzımdan çıkıyor valla."
Kaşlarımı çattım. "Sensin yenge!"
"Bende seni çok seviyorum canım yengem!"
Elime çatalı alıp tam ona fırlatacaktım ki anında kaçıp odada bizi yalnız bırakması bir oldu.
"Pislik yengeymiş! Senin babandır yenge!"
"Sakin ol."dedi Kuzey.
Sinirle ayağa kalktım. "Sakin mi ol? Tanımadığım insanlar bana neden yenge diyor?! Ner'den yengeleri oluyormuşum?!"
"Sence Buse?"
Nefes verdim. "Bana bak, Soykan. Ben burada sırf beni tehdit ettiğin için kalıyorum tamam mı?! O kafandan seni seveceğim düşüncelerini sil!"
Pürdikkat ve ifadesizlikle bana bakıyordu. Ve bu daha fazla sinirlenmeme neden oluyordu.
"Bu kadar insanı öldürmüş birini sevmem ben! Elleri kanlı birisin sen! Kendi anne ve babanı bile öldürmedin mi? Kim bilir bana neler yaparsın?!"
Yutkundu. Bakışları sertleşti.
"Sana zarar vereceğim düşüncesini aklından çıkar, Buse. Tek bir saç telin için dünyayı yakarım ben, sana nasıl zarar verebilirim? Nasıl kıyabilirim?"
Ellerimi saçlarıma geçirdim. "Dünyayı yakarmış!" dedim. "Olaya bak! Sen bana, beni burada tuttuğun için zarar veriyorsun anladın mı?"
Hafif sarsıldı ama içine attı. "Seni asla sevmeyeceğim, anladın mı?! Senden nefret ediyorum, iğreniyorum! Ölürsen mutlu olurum! Seni asla sevmem ben!"
İfadesizce bana bakıyordu, çıtı bile çıkmıyordu. Ben ona bağırıyordum. Peki o neden bana bağırmıyordu?! Böyle bir kavga olmazdı!
"Konuşsana! Neden bağırmıyorsun bana? Sen acımasız değil misin? Neden bana bağırmıyorsun? Neden sustumuyorsun?!"
"Bağırma, boğazın ağrıyacak."
Sinirden güldüm. Karşısına geçip işaret parmağım ile onu gösterdim.
Boyu bayağı bir uzundu. 1.70 boyumla bile yanında minik hissediyordum. Başımı geri atıp yüzüne bakmaya çalıştım. Bu zenginler neden hep uzun oluyordu?!
Bakışlarım bir süre çenesindeki gamzede oyalandı. Derin bir çukırdu. Beyaz teni ve keskin yüz hatları ile bayağı bayağı uyumlu duruyordu. Hafif çekik gözleri üstten ütten gözlerime bakıyordu. Beyaz tenine koyu yeşil gözler çok yakışıyordu.
Her ne kadar da nefret etsemde kabul edilmek zorunda kalındığı bir yakışıklılığı, karizması vardı. Geniş omuzları ve giydiği siyah gömleğin altından bile belşi olan kol kasları bizde buradayız diye çığlıklar atıyordu adeta.
Hafif dağınık bıraktığı siyah saçı, siyah gömlek ve siyah kumaş pantolonuna, gümüş kemerine bayağı güzel gidiyordu. Karizması eritiyordu insanı. Belirgin adem elması ve boyun damarları ona sert bir hava katıyordu.
Herkese veya kameralara gösterdiği sert, ifadesiz bakışlarını benden sakınıyordu. Küfretsem bile 'Canın sağ olsun' der gibi yumuşak bakıyordu. Ve bu benim zoruma gidiyordu!
"Sana ne benim boğazımdan! Bana yumuşak rolleri oynama!"
Nefes verdi, ellerini cebine koydu. Başını hafif sağa doğru eğip bana farklı bir ifade ile baktı.
İçi gidiyormuş gibi.
"Rol falan yapmıyorum, Buse. Bunları demekten vazgeçer misin?"
Yanağımın içini ısırdım sinirden. Bu adam harbi harbi sabrımı sınıyordu. "Neden bana sinirlenmiyorsun? Sabahtan beri sövüyorum sana! Neden susturmuyorsun?!"
Gözlerini kısarak; "Susturmamı mı istiyorsun?"
"Aynen! Bana bunu yapma! Kendi kendime kavga etmek istemiyorum! Gücün yetiyorsa sustur!"
Bakışları kahve gözlerimden kopup yanlış değilsem dudaklarıma kaydı.
Dudaklarıma?!
"Gücüm yetiyor ama götüm yemiyor." diye mırıldandı kendi kendine.
Bakışları hâlâ dudaklarımdayken hızla yanımızdaki masadan yemek bıçağını aldım ve sivri ucunu kalbine yasladım.
"Gözlerine hakim ol Soykan!"
Hızla bir adım geriledi, ellerini teslim olurmuşçasına havaya kaldırdı. "Sakin ol şampiyon, bir şey yapmadık."
Ellerini indirdi. Ama ben bıçağı biraz daha tam kalbinin olduğu yere biraz daha yaslayıp bir adım ilerledim.
Benim bir adım ileri atmamla onunbir adım gerilemesi bir oldu. Umursamadım, ben ona doğru yürüdükçe, o da geriye doğru yürüyordu.
"Yolun sonunda cesedim çıkmaz değil mi?"
Biraz daha bastırdım. İsterse bıçağı alıp beni durdura bilirdi ama bilerek yapmıyordu.
"Neden olmasın?" hafifçe gülümsedim. "Benim ellerimde ölmek istemez misin?" dudak büzdüm, masum masum gözlerine baktım. "Hı? Sevdiğin kadının ellerinde ölmek zoruna mı gider?"
Tebessüm etti. "Benim atarlı güzelim, bu hayatta isteyeceğim en güzel isteklerden biridir kollarında can vermek. Dilerim ki gerçekleşir, hayatımın son saniyelerini en güzel manzarama bakarak geçirmeyi çok isterim."
Dudaklarım aralandı, ama kelimeler çıkmadı. Ben şaşkınca gözlerine bakarken o bir elini kaldırıp, gözüme gelen saçımı kulağımın arkasına itti.
Bunu yaparkende çok hafif elinin tersi ile yanağımı okşadı.
Bu adam beni bakışları ile manipüle ediyordu. Bu hiç adil değildi!
Elini geri çekip, biraz eğilerek dudaklarını kulak hizama getirdi.
Elini geri çekip, biraz eğilerek dudaklarını kulak hizama getirdi.
"Bir gün öleceksem, son nefesimi senin kollarında vermek isterim. Çünkü insan en sevdiğinin yanında ölürse, ölüm bile yarım kalır."
Nefesim boğazımda düğümlendi. Bu adamın sesi neden böyleydi?
Kalbim, az önce tehdit ettiğim adamın yanında değil de sanki kendi göğsümün içinde bir yere sığmıyordu.
Kuzey ise hiçbir şey söylemeden geri çekildi. Gözlerimin içine baktı.
"Ya... Yalan söylüyorsun." dedim zorla.
Keskin, ferah kokusu burnuma ilişince başımın döndüğünü hissettim.
"Sen benim en sevdiğimsin, Buse."dedi.
Elleri, kalbinin üzerine yasladığım bıçağa ilişti. Bıçağı tuttuğum elimin üzerine büyük elini koyarak hapsetti.
"Son nefesimde gözlerim kapanırken seni görüyorsam, inan bana Buse, ölüm bile bana ağır gelmez."
Göğsüm inip kalkıyordu. Neden tepki veremiyordum? Neden onu itemiyordum? Az önceki atarlı kıza ne oldu? Bu uysal kız kimdi?
O ise burnunu saçlarıma yaslayarak derin bir nefes çekti içinde.
"Çünkü benim için ölüm bile senden uzak kalmaktan daha korkunç değil."
《~~~~~~》
Selamlar
Bölüm nasıldıı
Oy verip yorum yapmayı unutmayınn
Takip edin lütfeennn
Bölüm etkileşimi
