3. bölüm / 6
SOYKAN |Takıntılım2.Bölüm
Bölümler 6Şu an: 2.Bölüm
- 1 Giriş53 kelime
- 2 1.Bölüm505 kelime
- 3 2.Bölüm2.023 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3.Bölüm1.135 kelime
- 5 4.Bölüm2.247 kelime
- 6 5.Bölüm2.669 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sertçe yutkundum. Kuzey Soykan mı?
KUZEY SOYKAN MI?!
Başımı iki yana salladım. "Yok, yok. O değildir ya."
İmkanı yoktu, koskoca Kuzey Soykan'ın bana böyle mesajlar atacak hali yoktu. İmkansızdı bu!
Çünkü o ciddi manada bir mafyaydı. Televizyonlarda haberlere fakan çıkardı ama yeraltı dünyasında da anılıyordu.
Onlar adam öldürüyordu!
"Hayır ya, şakadır şaka."dedim ağlak bir sesle.
Şaka olamazdı, ya da şakaydı. Bilmiyordum.
Telefona tekrar bildirim gelince bakışlarımı oraya çevirdim.
Bilinmeyen Numara: Daha fazla inanman için ne yapmam gerekiyor?
Siz: Şaka yapmayı keser misiniz lütfen!
Siz: Kuzey Soykan neden bana yazsın be?!
Siz: Oradan bakınca mala mı benziyorum?
Bilinmeyen Numara: Peki.
Bilinmeyen Numara: Bence şaka yapan biri senin şuan civcivli pijama takımı ile bana yazdığını bilmiyordur.
Bilinmeyen Numara: Ya da ailenden hiç bahsetmemene rağmen annen ve baban ile iyi anlaşmadığını.
Bilinmeyen Numara: Veya tıp öğrencisi, ünüversite 2. Sınıf olduğunu da bilmiyordur.
Bilinmeyen Numara: Bilmem anlatabildim mi.
Gördüğüm mesajlarla ağzım ciddi ciddi 'o' harfini alacak şekilde açık kaldı.
Telefonu elimden düşürmemek için iki elimle birden tuttum. Bir dakika. Civcivli pijama takımımı nereden biliyordu?
Annemle babamla aramın iyi olmadığını nereden biliyordu?
Bir de tıp öğrencisi olduğumu...
Telefonun ekranına boş boş bakarken beynimin içinde tek bir düşünce dönüp duruyordu. Bu adam gerçekten Kuzey Soykan'dı.
Hızla ellerim klavyeye gitti. Pijama takımımı biliyordu, evime kamera falan mı taktı?!
Siz: Evime kamera mı taktınız siz?!
Siz: Bunu yapmaya hakkınız yok, sizi şikayet edeceğim!
Bilinmeyen Numara: Kamera falan yok.
Bilinmeyen Numara: Polise gitmeye kalkışma, canını yakmak istemem.
Siz: Beni bu şekil rahatsız edemezsiniz!
Bilinmeyen Numara: Rahatsız ettiğimi sanmıyorum.
Siz: Ruh hastası mısınız siz?!
Siz: Daha fazla uğraşacak durumda değilim.
Sohbetten çıktı ve hemen yatak odasına ilerledim. Üzerimi değiştirip onu polise ihbar edecektim, beni böyle bir duruma maruz bırakmaya hakkı yoktu!
Giysi dolabımı açıp rastgele siyah bir bagy pantolon üstüme ise beyaz bir crop, deri siyah bir ceket giydim.
Ayakkabı olarak rastgele bir spor geçirdikten sonra çantamı ve telefonumu alıp dışarı çıktım.
Kapıyı kilitledim, anahtarı cebime attığım gibi duyduğum ses ürpermeme neden oldu.
"Buse Hanım, lütfen evinize girin."bir erkek sesiydi.
Dehşetle bakışlarımı arkama doğru çevirdiğimde gördüğüm siyah takım elbiseli, sert çehreli adamlar nedeniyle sertçe yutkundum.
Beş kişi vardı burada.
İstemsizce bir adım geriledim ama sırtım sert ve bir o kadar güven vermeyen kapıya çarptı.
"Siz kimsiniz?"dedim. Ama adım gibi emindim onun adamları olduğuna.
"Kuzey Soykan'ın adamlarıyız, Buse Hanım. Lütfen zorluk çıkarmadan evinize girin."
Sinirle soludum. Korkmuyordum, korkmayacaktım.
Çenemi dik tuttum, bir adım attım onlara doğru, zaten böyle aciz davranırsam kaybederdim. Kazanmak güç isterdi, acizlik değil.
Ve ben neyi kazanacağımı bile bilmiyordum, ne saçmalıyordum ben? Peşimde eli kolu geniş biri vardı!
"O patronunuza söyleyin, uzak dursun benden! Sizde defolun gidin evimin önünden!"
Sesimi oldukça fazla çıkarmamaya çalışıyordum, sitede yaşıyordum ben. Herkes etrafa dökülebilirdi anında.
"Üzgünüz, Hanımefendi. Emir bu, buradan ayrılamayız. Lütfen evinize girin."
Patlamak üzereydim, ne demek emirdi?!
"Size beni rahat bırakın dedim!"diye yükselmeyi bende beklemiyordum.
Konuşan adam ise büyük bir sakinlikle başını iki yana salladı olumsuzlukla. "Emir bu, evinize girin, Buse Hanım."
Sinirden gözüm seğirdi. Hızla ileri atıldım ve adamı yakasını sertçe kavrayıp, tüm gücümle geri ittim. Ama bırakmadım. "SİKERİM EMRİNİ, DAĞILIN EVİMİN ÖNÜNDEN!"
Adam ise sakinliğini koruyordu, ama yüzünde ilk defa telaş vardı. "Lütfen bana dokunmayın, Hanımefendi. Aksi takdirde patron beni kurşuna dizebilir."
Diğer adamlar ise aynı sakinlikle bizi izliyordu. Ama gözlerinde benimle konuşan adama dair bir acı gördüm, neyin acısıydı, neyin kurşunuydu?!
Ona dokundum diye kurşuna mı dizilecekti, ne saçma işti bu?!
"Ne anlatıyon lan sen?! Ne kurşunu? Rahat bırakın beni!"
Bu sefer başka bir adam konuştu. "Buse Hanım, eğer ondan ellerinizi çekmezseniz, Kuzey Bey onu öldürebilir, lütfen mesafenizi koruyun."
Ellerimi sertçe yakalarından çektim ve en ters bakışımı ona çevirdim. "Niye, korona virüs mü lan bu adam?!"
Adam ellerini önünde birleştirdi. "Estağfurullah, Buse Hanım. Lütfen evinize girin. Kuzey Bey kızmasın."
Gözlerimi kocaman açtım. "Bana ne lan Kuzey Beyinizden. Çekilin önümden. Gideceğim, hiç kimseyi alakadar etmiyor ne yaptığım!"
Adam umutsuzca başını iki yana salladı. "Karakola gitmeniz hiç bir şeyi değiştirmez, evinize geçin."
Ellerimi siyah saçlarıma daldırdım, sinirle savurdum. "Siz bela mısınız! Sikimde değilsiniz hiç biriniz! Çekilin önümden!"
Derken telfonum çaldı. Bakışlarımı ondan koparıp cebimdeki telefona uzandım ve ekrana baktım.
O arıyordu. Kuzey Soykan.
Gözlerim büyüdü, sessizce yutkundum. Hâlâ bilinmeyen numara diye kayıtlıydı. BU ADAM BENDEN NE İSTİYORDU?!
Karşıdaki adam bana bakmayarak konuştu. "Buse Hanım, lütfen aramayı cevaplayın."
Sinirle dişlerimi sıktım. Aramamı açmamı mı istiyorlardı, zevkle açardım. Sinirle soludum. Çenem deli gibi titriyordu, aslında tüm vücudum zangır zangır titriyordu. Sinirlendiğim zamanlar titremelerime engel olamıyordum. Kalbim deli gibi atıyor, bazen konuşmayı bile unutuyordum.
Telefonu cevaplayıp kulağıma götürdüm.
"Ne istiyorsun benden Allah'ın cezası?!"
Karşıdan tüm tüylerimi ürpertecek, yutkunmama neden olacak bir gülüş sesi geldi. Vücut titremem artarken o konuştu.
"Lütfen bir karşı cinse küçük bir temas ederken bile iki kere düşün. Masum birinin ölmesini istemezsin, öyle değil mi?"
Gözüm seğirdi. Sesi sertti. Aynı haberlerdeki gibi, sert ve toktu. Bir o kadar da netti.
"Adamlarını kapımın önünden çek, Soykan! Ayrıca beni rahat bırak!"
"Üzgünüm,"dedi. "Yaramaz birisin. O kadar kendini yorma dememe rağmen karakol diye tutturdun. Hani karakola gidip ne yapacaksın ki? Polisçilik falan mı oynayacaksın?"
Göğsüm deli gibi inip kalkıyor, nefes dahi aldığımı hissetmiyordum. Mart ayının başlarındaydık ama ilkbahar daha gelmiş değildi. Etrafta çoğu zaman rüzgarlar veya yağmurlar vardı. Buna rağmen cayır cayır yandığımı hissediyordum. Sanki ateşim vardı, ya da alevlerin ortasındaydım.
"Sen..."dedim titrek bir sesle. "Sen manyaksın! Ruh hastasısın, Allah'ın cezası! Rahat bırak beni! Çek adamlarını buradan."
"Güzel sesini bende duymayı seviyorum, ama dileğim çok bağırmaman. Başım ağrımaya başladı."
"KIRILSIN O KAFAN!"diye yükseldim telefona doğru. "Kafa mı var sende?! Olsaydı bir kadını bu denli rahatsız etmezdin! Göreceksin, şikayet edeceğim seni!"
Milli piç gülüşü tekrar kulaklarımda yankılandı, kulak zarlarımı delip geçti. Tüm vücudum ürperdi.
"Peki, çok meraklıysan şikayet edebilirsin. Ama oraya gittiğinde yorulursan adımı ver, bir su falan verirler sana. Yorulmanı istemem."
"Allah belanı versin!"
"Bende seni çok seviyorum."
Hızla telefonu yüzüne kapattım. Bu telefon ona girsin, hemde çaprazlamasına!
Koyu kahvelerimi karşımdaki beş tane adam görünümlü gorillere çevirdim. "Çekilin önümden!"
Onlar hemen başlarını yere eğerek çekilmişlerdi. Zaten buraya geldiğim andan beri hepsi de olduğunca gözlerini bana çevirmiyordu. BURADA HERKES HASTASIYDI!
Hızlı adımlarla merdivenlere yöneldim. Asansör bile çekecek durumda değildim. Adam piskopattı! Neden hep böyleleri beni buluyordu, anlamıyordum.
Merdivenleri, düşerim düşmem demeden atlaya zıplaya inerken düşüncelerim karakola gidip, onu ihbar edip, kurtulmaktı.
Apartmandan çıktım ve derin bir nefes verdim. Koşar adımlarla siteden çıktım. Daha evdeyken taksiyi aramıştım. Etrafa dehşetle bakınmaya başladım. Yolun karşı tarafında boş, bekleyen bir taksi vardı. Etrafa dahi bakmadan hemen yola atladım, koşarak taksiye ilerledim.
Taksinin kapısını açtım, hızla kendimi içeri attım. Nefes bile almadan taksiciye;
"Karakola sür! Son hızla, önemli."
Taksici başını sallayarak gaza bastı ve ilerlemeye başladık. Adam ortayaşlarda biriydi. Üzerinde beyaz salaş bir tişört ve kot vardı. En azından taksici normal görünüyordu. Onlardan birine benzemiyordu.
Stresle arkama yaslandım. Tırnaklarımı koluma sertçe geçirdim, ah edemediğim zaman içimdekileri böyle dökerdim. Belki de ben buydum.
Ah etmeyen, kimseye güvenmeyen, acılarını, öfkeyle yutan, göz yaşlarını tırnaklarımı koluma batırıp, kan dökerek akıtırdım. Ben böyle ağlardım. Bu nedenle genellikle kollarım ya hep sargılı ya da çizik dolu olurdu.
Bakışlarımı pencereye çevirdim. Adam süratle karakola sürüyordu. Derin derin nefes alıp vererek kendimi dizginleştirmeye çalıştım. Ama zordu, peşimde bir katil vardı! Nasıl sakin olabilirdim.
Hatta kendi anne ve babasını bile öldürdüğünü söyleyen fısıltılar vardı, ama o hiç konuşmuyordu bu konu hakkında.
Adam öyle bir manyaktı ki, kendi anne ve babasını öldürmüştü, kim bilir bana neler yapabilirdi!
Dakikalar sonra karakolun önüne geldik. Bakışlarımı taksiciye çevirdim. "Ücret ne kadar?"
Adam bana bakmıyordu, bakışları dışarıdaydı.
"20 lira versen yeterdir ablacım."diyince gözlerim kocsman açıldı.
"Beyefendi ücreti söyler misiniz? İşim var gitmem lazım."
O ise tereddüt bile etmedi. "Dedim ya abla, 20 lira versen yeterdir."
Sinirle soludum. "20 TL'ye bir bisküvi gelmiyor, manyak herif! Deli falan mısın sen?! Ücreti söyle siktir olup gideyim artık!"
"Ablacım, babam vefat etti. Onun hayrına hiç bir müşteriden para almıyorum. Siz tek değil."
Sinirle ellerimi saçlarımda daldırdım. "Mallık bende, almıyorsa almıyor, para cebimde kalacak ama ben malım!"diye homurdandım kendi kendime.
Cüzdanımdan 20 lira çıkarıp ona verdim. Kapıyı hızla açıp arabadan indim. Yine koşar adımlarla karakol binasının içine girdim. Gördüğüm ilk polise ilerledim ve telaşla soludum.
"Ben bir ihbarda bulunacaktım."dedim tedirginlikle.
Kadın bir polis vardı. Söyle der gibi başını salladı.
"Kuzey Soykan. Kuzey Soykan'ı ihbar edecektim. Adam bana rahatsız içerikli mesajlar atıyor. Hatta kanıtlarım var, lütfen yardımcı ol-"diyecektim ki diyemedim.
"Üzgünüm, yardımcı olamam."
Bu dediğiyle afalladım. "Ne demek olamam ya? Ben mağdurum burada. Yanlış yeremi sordum yoksa? Nereye sormam lazım, nereye ihbar ediyoruz?"
Kadın yine umutsuzca başını iki yana salladı. "Burada hiç birimiz yardımcı olamayız, lütfen daha fazla rahatsızlık vermeyin."
"Ne diyorsunuz ya siz? Ne biçim polissiniz siz?! Bana yardım etmeniz gerekiyor. Adam ruh hastası! Beni takip ediyor, kim bilir belki evime kamera bile takmıştır!"
Kadın ise yine başını iki yana salladı. "Yardımcı olamıyoruz."dedi ve beni öyle bırakıp yanımdan ayrıldı.
Bir kaç saniye arkasından baktım. Dudaklarım büzüldü istemsizce.
Hayır, Buse. Hayır, pes etme. Sen kaybedemezsin.
Derin bir nefes vererek sakin kalmaya çalıştım. Bu sefer yanımdan erkek bir polis geçti hızla onu durdurdum.
"Pardon pardon." Adam durdu ve bana baktı.
"Ben Kuzey Soyka-"
"Yardımcı olamıyoruz."dedi ve beni bırakıp gitti.
Arkasından baktım. "Daha sözümü bile bütiremedim ama..."
Kuzey Soykan diyince yüzlerindeki renk çekiliyordu, onlara hak veriyordum. Çünkü bende aynı durumu yaşıyordum!
Sinirle nefesimi verdim. Tamam. Demek böyleydi.
Kuzey Soykan'ın adını duyunca yüzlerindeki rengin çekilmesinden artık emindim. Ama yine de pes etmeyecektim.
Karakolun içine daha fazla dayanamayacağımı anlayıp dışarı çıktım. Bahçeye geldiğimde derin bir nefes aldım ve telefonumu çıkardım.
112'yi aradım.
Telefon birkaç saniye çaldıktan sonra karşıdan bir kadın sesi geldi. "112 Acil Çağrı Merkezi, buyurun."
"Nihayet!" Sesim telaştan titriyordu.
"Ben yardım istiyorum. Bir adam tarafından takip ediliyorum, sürekli bana mesaj atıyor ve hakkımda özel bilgiler biliyor. Az önce de evimin önüne adamlarını gönderdi. Şu an karakolun önündeyim ama buradaki polisler de bana yardımcı olmuyor."
Karşıdaki kadın birkaç saniye sustu. "Hanımefendi, öncelikle sakin olun. Şahıs kim?"
Derin bir nefes aldım. "Kuzey Soykan."
Karşı tarafta bir sessizlik daha oluştu. Öyle uzun bir sessizlikti ki telefonun çekmediğini sandım.
"Hanımefendi?"
"Evet?"dedim telaşla.
"Bu konuda..." Kadının sesi bir anda daha düşük çıkmıştı. "Yardımcı olamıyoruz."
Kaşlarım çatıldı. "Ne?"
"Maalesef yardımcı olamıyoruz."
"Nasıl yani?"
"Anlattığınız durumla ilgili işlem yapamayacağız."
"Niye yapamıyorsunuz?" Cevap vermedi. "Ben mağdurum burada!" Sesim yükseldi.
"Adam beni takip ediyor, hakkımda her şeyi biliyor, evimin önüne adamlarını dikiyor. Daha ne yapması gerekiyor?!"
"Hanımefendi, lütfen sakin olun."
"Nasıl sakin olayım?!" Telefonu kulağıma daha sıkı bastırdım. "Siz 112'siniz! Ben yardım istiyorum sizden!"
Karşıdaki kadın yine sustu. Sonra aynı cümleyi tekrarladı. "Üzgünüm, yardımcı olamıyoruz."
Gözlerim doldu. Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Gerçekten mi?"
"Üzgünüm."
"Yani..." Boğazımdaki düğümü yutkundum. "Kuzey Soykan'ın adını verdiğim için mi?" Cevap gelmedi.
Bu sessizlik, cevaptan daha ağırdı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Anladım."
Sesim bu kez çok daha düşük çıkmıştı. "Sağ olun."
Telefonu kapattım. Birkaç saniye boyunca ekrana boş boş baktım.
Sonra başımı kaldırıp karakol binasına çevirdim.
Burası da işe yaramamıştı. 112 de. Polisler de. Kimse.
Hiç kimse.
Sanki Kuzey Soykan'ın adı, benim için açılan bütün kapıları tek tek kapatıyordu.
Sinirle burnumdan nefes verdim. "Yok artık..." Başımı iki yana salladım. "Bu kadar da olmaz."
Tam o sırada telefonum yeniden titredi. Ekrana baktım.
Bilinmeyen Numara arıyordu.
Kuzey Soykan...
Sinirle telefonu açtım ve kulağıma götürdüm. Daha fazla titriyordum, kalbim duracakmışçasına atıyordu. Göğüs kafesimden çıkmak istiyordu sanki. Dayanamıyordu orada olup bunları yaşamaya.
"Sana demiştim."diyen sesi doldurdu kulaklarımı. "Boşuna yordun kendini, güzelim. Oldu mu şimdi böyle."
Sinirle dişlerimi sıktım. Dişlerim bile titriyordu, birbirine çarpıp ses çıkaracak raddeye geliyordu. Ve hayır, bunların sebebi korku değildi, sinirdi.
"Allah senin belanı versin! Ne istiyorsun lan sen benden, piç herif!"
O ise tenezzül bile etmedi. "Şşşş, sövmek hiç yakışmıyor, çok ayıp."
Saçlarımı çektim. "Piskopatsın sen! Ruh hastasısın! Rahat bırak beni, adi herif!"
Tekrar güldü piskopat manyak. "Hoşuma gidiyor iltifatların."
"Bana bunu yapmaya hakkın yok! Beni rahatsız edemezsin!"
"Ne yaptım ki ben sana?"dedi üzücü bir tavırla. "İftiralarının boyutu aşıyor, çok kırıyorsun beni."
"PİSKOPAT MANYAK! Geber! Öl de dünya senden kurtulsun! Puşt herif!"
"Çok bağırma, boğazın ağrır. Yağmurda yağarsa hasta olursun."dedi benim aksime.
İstem dışı bocaladım. Ama hemen toparladım. "Sana ne? Boğaz benim değil mi? Seni alakadar etmiyor!"
"Hasta olmanı istemem, kendine zarar vermeni de. O yüzden sakin ol ve kolunu çizmeyi bırak."
Bakışlarımı hızla koluma çevirdim. Tırmaladığımın farkında bile değildim.
Hemen elimi çektim ve etrafa baktım dehşetle. "Beni mi izliyorsun sen?!"
Burnundan gülüş sesi geldi. "Biraz daha bekle, kavuşacağım sana."diyip telefonu üzerime kapattı.
《~~~~~~~》
Selamlaaarrr
Bölüm nasıldıııı
Oy verip yorum yapııın lütfeeenn
Arkadaslar takip eder misiniz yaa
