SOYKAN |Takıntılım kitap kapağı

9. bölüm / 18

8.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 8.Bölüm

Kaldığım odadaki yatakta yan yatmış bir şekilde uzanmış sosyal medya dilindeki gibi overthink yapıyordum adeta.

Düşünüyordum buradan nasıl kaçabilirim diye. Ama aklımda hiç bir şey yoktu.

Kocaman uzun duvarlardan atlayamazdım tabii. Tünel kazıp , yerin altından duvarın diğer tarafına da geçemezdim. Peki ne yapmam gerekiyordu? Nasıl bu adamdan kurtulabilirdim?

Neredeyse onunla 3 saat önce telefonda konuşmuş, telefonu yüzüne kapattım diye tekrar aramış ve telefonu verdiği için Özlem'i azarlayıp, onları tehdit ettiğim için de bana kızmıştı.

Evet, doğru!

Beni kaçıran adamdan kurtulmaya çalıştığım için azar yiyordum. Harika!

Mantık hatası vardı kesinlikle benim hayatımda. Ya da mantık hatası değilde ben toptan üretim hatasıydım, en makul seçenek buydu.

İnsan böyle bir durumda ne yapardı?

Çığlık mı atardı? Ağlar mıydı? Kapıyı yumruklayıp yardım mı isterdi?

Ben hiçbirini yapamıyordum.

Çünkü burada yardım isteyebileceğim kimse yoktu.
Daha doğrusu vardı belki. Ama kimin Kuzey'in adamı, kimin gerçekten yardım etmek isteyeceğini bilmiyordum.

Bu evde gördüğüm herkes bana aynı şeyi hatırlatıyordu.

Buradan çıkmamam gerekiyordu. Ve ben bunu kabullenmek istemiyordum. Asıl korkunç olan da buydu.

Korkuyordum.

Hem de düşündüğümden daha fazla. Ama korktuğumu kendime bile itiraf etmek istemiyordum.

Çünkü kabul edersem sanki yenilmişim gibi hissedecektim.

Ağlamak istiyordum, onun benim canımı yaktığı gibi bende canını yakmak istiyordum ama yapamıyordum.

Ağlamak istiyorum ama sanki göz yaşlarım beni terk edip bırakmıştı, içimden ağlıyordum. Bir yanda korkuyorken, diğer yandan canım acıyordu.

Resmen özgürlüğümü elimden çekip almış, bir kafese hapsetmişti.

Altın bir kafese.

Hayır,

Dikenli, altın bir kafese.

Ve ben bu kafeste nefes aldığımı hissetmiyor, dikenlerin bana batacağı düşüncesiyle yanıp tutuşuyordum.

Batıyordu, evet. Acıtıyordu, ama kıvranmaktan başka bir şey elimden gelmiyordu. Ona karşı çıkamıyordum, gücüm buna yetmiyordu. Ve bu benim aşırı zoruma gidiyordu.

Söylediğim kelimelerle alaysı bir şekilde gülmesi, beni ciddiye almaması, alışmamı düşünmesi o kadar zoruma gidiyordu ki; yerlerde yarıla yarıla ağlamak istiyordum.

Neden kimse bana Kuzey Soykan diye yardım etmek istemiyordu ki? Evet, bende biliyorum adam bok gibi zengin ve namı değer mafyamsı gibi bir şey.

Kim bana yardım edebilirdi ki göt korkusundan?

Bence normal biri olsa bile etmezlerdi, şimdi ki Türkiye halkına bakarsak bu çok olanaklı bir düşünceydi.

Derin bir nefes verdim. Her tarafım uyuşmuştu resmen yatmaktan. Ama kalkıp odadan çıkıp diğerlerinin yüzünü görmek istemiyordum.

Özlem neredeyse 10 dakika önce gelip Kuzey ve Kaan'ın geldiğini öğrenmiştim ama zerre umurumda değildi. Aşağı inip o pisliğin yüzünü göreceğime burada her tarafım uyuşana kadar durmayı tercih ederdim.

Onca yıldır tıp okumak için çalışan ben, bir evden kaçma yolunu bulamıyordum, harika!

Ne alaka peki? Bende alaka bulamadım ama olsun.

Kapı birden çalınca yattığım yerden irkildim.

Boğazımdaki yumruyu yutmaya çalıştım ama olmadı, boğazım düğümlenmişti sanki.

Bakışlarımı usul usul arkama çevirince kapıyı açık, Kuzey'i ise odanın bir iki adım içinde olduğunu fark ettim.

Madem kapıyı çalıyorsun gel dememi beklesene, aptal.

"Sabahtır kapıyı çalıyorum, neden cevap vermiyorsun?"

Bakışlarımı ondan çektim ve başımı tekrar yastığa koyup boydan boya camdan dışarıyı izlemeyemdevam ettim.

Cevap vermeye tenezzül bile etmedim. Ama duymamıştım. Ne zamandan beri çalıyordu? Duymamıştım bile.

"Cevap vermeyecek misin?"diyen sesi ile sıkıntılı nefes verdim.

"Duymamışım,"diye kestirip attım.

Adım seslerini işittim. Daha sonra onu tam karşımda buldum. Boyu uzun diye yere doğru çöktü ve yatakta uzanan ben ile aynı hizaya geldi.

Kuzey birkaç saniye sustu. Bakışlarını üzerimde hissetsem de ona dönmedim.

"İyi misin?"

İçimden acı bir gülüş yükseldi. İyi miydim?

Beni zorla buraya getiren adam, şimdi karşıma geçip iyi olup olmadığımı soruyordu.

"Hayır." Tek kelime söyledim. Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.

"Ne oldu?"

Başımı yavaşça ona çevirdim. "Gerçekten soruyor musun?"

Kaşları hafifçe çatıldı. "Evet."

Gözlerinin içine baktım. "Sen."

Sadece bunu söyleyebildim. Çünkü sinirden konuşmayı unutmuştum neredeyse. Bir de dalga mı geçiyordu benimle?

"Ben ne yaptım?"

Dudaklarımı birbirine bastırdım. İşte buna sinirleniyordum.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu. Sanki ben onun evinde kendi isteğimle bulunuyormuşum gibi. Sanki günlerdir hayatımın kontrolünü elimden alan kişi o değilmiş gibi.

"Hiçbir şey."dedim. Daha fazla onunla iletişim haline geçmek istemiyorum, yüzüne bakmak istemiyorum.

Bakışlarımı yeniden camdan dışarı çevirdim.

"Sen hiçbir şey yapmadın."
Sesimdeki alay, ikimizin de anlayabileceği kadar açıktı.
"Ben kendi kendime buraya geldim zaten."

Kuzey'in çenesi gerildi. "Buse."

"Ne?" dedim sinirle. Bakışlarımı ona çevirdim. "Dalga mı geçiyorsun sen benimle? Beni zorla buraya getirip, üstüne üstlük tehdit ettikten sonra nasıl 'İyi misin' diye soruyorsun?"

Derin nefes verdi. Öylece gözlerime baktı.

Ama büyülenmiş gibi bakıyordu. Neden böyle bakıyordu hep? Ben onun sevgisine inanmıştım, ama güvenmek istemiyordum.

"Neden öyle bakıyorsun?"dedim yutkunarak.

"Nasıl bakıyormuşum?"dedi anlamamazlıktan gelerek.

Bakışlarımı kaçırdım. "Öyle işte,"

"Nasıl öyle?"

Dişlerimi sıktım, dalga geçiyordu benimle!

"Büyülenmiş gibi."dedim mırıldanarak. "Neden öyle bakıyorsun?" Tepkisine bakmak için bakışlarımı koyu yeşillerine çevirdim.

Başını hafif sağa eğdi, gülümsedi. "Çok sevmekten."

Bakışlarım titredi.

Gerçekten mi?

Ne diyecektim? Kızacak mıydım tekrar? İlk defa biri bu denli seviyordu beni. Ama zerre tepki veremiyordum.

Yutkundum derince. "Bir kafese koyarak mı seviyorsun beni?"

"Seni kafese falan koymuyorum Buse."

"Ya da anne ve babayla tehdit ederek mi? Peki telefonumu alarak mı? Korkutarak mı? Nasılmış senin sevgin?"

Bakışları titredi. Canını yakacak bir şey mi demiştim? Dememiştim ki.

Nefes verdim. "Anne ve babanı hiç sevdin mi, Kuzey?"

Kaşlarını çattı. "Tabii ki sevdim Buse."

Kararlılıkla gözlerine baktım. "Onları neden öldürdün o zaman?"

Olduğu yerde donakaldı. Bekliyor muydu ki? Bence beklemeliydi.

"Anne ve babanı sevmene rağmen onları öldüren sensin. Beni de seviyorsun değil mi? Bundan bir şey anlamalı mıyım?"

Dudakları aralandı. "Ben-" diyecekken sözünü kestim.

"Senin sevgin ölüm, Kuzey. Senin sevgin ölüm..."

Adem elmasının kavislenmesinden anladım yutkunduğunu. Bakışları ifadesizdi ama ben koyu yeşillerin içinde bir şeylerin kırıldığını anlayabiliyordum. Görebiliyordum.

Sanki içimde bir şey sızladı. Anlam veremedim. Ama Kuzey'i gösteren pusula çarmlı kolyenin tam üstünde olduğu kalbim sızladı. Neden sızladı?

"Seni herkesten korurum, Buse. Kendimden bile. Ama sevgimden... Koruyamam."

Çenem titredi hafifçe. "İstemiyorum, Kuzey."

Çaresizce baktı gözlerime. Ve bu da canımı acıttı. İstemiyordum ki. Çok mu imkânsızdı.

"Özür dilerim." diye mırıldandı. "Çok özür dilerim."

Ve evet, herkese sert, acımasız, buzdağı olan adam, beni sevdiği için benden özür diliyordu.

Bakışlarımı kaçırdım. "Uykum var,"

Başını salladı hafifçe. Ayağa kalktı ve bir şey demeden kapıya doğru uzaklaştı.

"Kuzey," diyerek durdurdum onu.

Hızla yattığım yerde doğruldum ve ona döndüm. Usulca bana dönmüş, tek kaşı 'Ne oldu' diye havalanmıştı.

"Okuyorum, ben." dedim. "Tıp okuyorum ben, Kuzey."

Başını salladı. "Evet, okuyorsun."

Yutkundum. "Tıp kazanmak için nelerden vazgeçtiğimi bilemezsin."

Yine başını salladı. "Biliyorum,"

"Okulumdan almayacaksın değil mi?"

"Asla."

İstemsizce gülümsedim. "Okuyacağım dimi?"

"Evet, programını hazırlarım. Ona göre hoca getirtirim san-" diyecekken sözünü kestim.

"Ne diyorsun ya?" dedim inanamayarak. "Hoca falan istemiyorum ben. Okuluma gideceğim."

Derin nefes verdi. Öylece yüzüme baktı.

"Sevginden koruyamıyorsan bana zarar verme, Kuzey. O okula gideceğim ve sende karışmayacaksın bana. Bu okul için yıllarımı harcadım ben. Onca emeğimi senin isteklerine yedirmem ben."

Devam ettim. "O okula göndermezsen eğer, gece gelip bıçaklarım seni."

Gülümsedi. "Korkmam mı lazım?"

Başımı salladım. "Yaparım, Kuzey, beni tanıyorsan bunu yapacağımı da biliyorsundur."

"Biliyorum,"

Sinirle nefes verdim. "Laf yerine icraate geçmemi istemiyorsan, sinirlerimi bozma, Soykan! Gebertirim seni! O okula gideceğim ve sende bana karışmayacaksın!"

Beni baştan aşağı etkilenmiş bir şekilde süzdü. Bakışları rekrar kahvelerime yetişince usulca dişlerini geçirdi dudaklarına.

"Sinirlenince çok çekici olduğunu söylemiş miydim?"

Kaşlarım havaya kalktı. Gerçekten bunu mu söylemişti?

Az önce hayatımın en büyük hayalini, yıllardır uğruna gecelerimi gündüzlerimi verdiğim okulumu konuşuyorduk. Ben burada neredeyse delirecek durumdaydım, bu adamın umurunda olan şeye bak.

"Sen ciddi misin?"

Dudaklarının kenarındaki o belli belirsiz gülümseme kaybolmadı. "Gayet."

"Ben sana okulumu anlatıyorum, sen bana ne diyorsun?"

"Dinliyorum."

"Hayır, dinlemiyorsun. Sen bildiğin dalga geçiyorsun benimle."

Başını iki yana salladı. "Dalga geçmiyorum."

"Az önce çekici olduğumu söyledin."

"Çünkü öylesin."

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Allah'ım...

Bana sabır değil, doğrudan akıl ver. Çünkü bu adamla aynı odada beş dakika daha kalırsam kendi aklımdan şüphe edecektim.

"Bunu söyleyen ilk kişi değilsin, ayrıca çekici olduğumu da biliyorum, benimle dalga geçmeyi bır-"

"İlk kişi değilim derken?"dedi ters ters. "Başka kim söyledi."

Boş boş baktım suratına. Koyu yeşilleri kararmıştı adeta.

"Ne diyorsun be?"

Ters bakışları sertleşti. "Siktiğimin erkekleri sana çekici mi dediler?"

Boş boş bakmayı sürdürdüm. Evet, diyenler olmuştu da o buna mı takışmıştı?

"Buna mı takıldın sen cidden?"

"Aynen!" dedi sertçe. "Buna takıldım. Hangi sikko dedi sana? Söyle? Kim dedi?"

Kaşlarımı çattım. "Bağırma bana be!"

Gözlerini kapattı, derin nefes verip tekrar açtı. "Güzelim, hangi pezevenk sana çekici dedi? Öğrenebilir miyim lütfen?"

"Hayır, öğrenemezsin."

Patlama noktasına gelmesine ramak kaldı. Sinirle soludu. "Türkiye'de ki tüm erkekleri öldürmemi istemiyorsan söylersin, Buse!"

Umursamazca omuz silktim. "Öldür, bana ne? Çok mu umurumda."

Tepkisini ölçmek için pürdikkat gözlerine odaklandım. Yani şimdi biraz daha sinirleri ile oynarsam yapacağına emindim. Yapardı, bekliyordum ondan.

"Buse!"

"Ne var?!" dedim ters ters.

"Sabrımı sınama! Kim sana çekici dedi? Onu söyle!"

Dudaklarımı büzdüm. "Ne yani? Sabrını sınarsam diye sevmez misin beni?"

Eliyle yüzünü sıvazladı sinirden. Gülesim geldi bu haline ama tuttum.

"Şunu yapmaktan vazgeç."dedi ters ters. Ve ekledi, "Kim sana çekici dedi?!"

Gerçekten mi? Ciddi manada takmıştı bana çekici diyenlere. Söylersem ne yapardı ki? Öldürme ihtimali yüksekti.

"Niye ne yapacaksın?"

"Uyaracağım, onları." diyerek çok saçma bir yalan ortaya attı. "Kimse sana çekici diyemez."

Dudaklarımı büzdüm yalandan üzülmüş edasıyla.

"Kim dedi?!"

"Koyu yeşil, çekik gözlü biri. Uzun boyu var, beyaz tenli bir de. Ayrıca hep sinirli. Ama biraz da salak."

Afalladı bir an. Gözlerini kapatıp derin derin nefes almaya çalıştı.

"10'a kadar say, öyle geçiyormuş." dedim.

"Kabir azabımsın, Buse. Her anlamda."

Ters ters baktım. "Çekmek istemiyorsan çık git o zaman, bak kapı orada."

"Çikolata getirmiştim sana ama duyduğuma göre canın çekmiyormuş. Ben de gideyim, iyi uykular sana."

"Ne?!" diyerek böğürdüm adeta. "Hani çikolata? Nerede?"

Dudağının bir kenarı kıvrılır gibi oldu ama tuttu.
"Sana çekici diyen erkekleri söylersen çikolatanı veririm."

Anında sattım eski sevgililerimi. Aslında üç sevgilim tek olmuştu. Biri para avcısı olduğu için benimle çıkmıştı diğeri ise beni aldatmıştı. Diğeri ise terk etti beni. Çokta umurumdaydı sanki, gebersinler hepsi.

"Mert Polat, Serkan Elit, Tarık Döngel, eski sevgililerim bir de geçen sene okuldayken hep bir erkek yanıma otururdu yanlış hatırlamıyorsam adı Alican'dı. Yavşıyordu adeta bana. Ama takmıyordum. Neyse çikolata? Çikolatalarım nerede?"

Heyecanla yüzüne bakınca gözlerinin bu denli karardığını ilk defa gördüm. İstemsizce yutkundum. Bakışı, sert bakışında sertiydi.

"Kuzey?" dedim şüpheyle.

"Komodinin üzerindeki kutuda,"dedi dişlerinin arasından. "Okuluna gideceksin, ayrıca akşam yemeğini de ye."

Hırsla arkasını döndü ve ilerlemeye başladı. "Nereye?!"

Kapı kolunu kavradı ve bana bakmadan konuştu. "İşim var," sesindeki tını, avını görmüş aslan gibiydi.

Kapıyı açıp hızla odadan çıkarken bir kaç dakika arkasından boş boş baktım.

"Ne oldu ki şimdi?"

Her neyse, kendi kendime omuz silkip komodine ilerledim. Orada gerçekten de bir kutu vardı. Ama ne ara koymuştu bu kutuyu? Sihir güçleri falan mı vardı?

Bence vardı. Hatta sihirli annemdeki taciydi. Ne alaka? Buse?

İnan bende hiç bilmiyorum.

Kutuya uzanıp aldım ve yatakta oturur hale gelerek kucağıma bıraktım kutuyu. Kapağını açınca gözlerim adeta yuvarlağından fırlayacakmış gibi oldu.

Burada sevdiğim tüm çikolatalardan en az on tane vardı. Hemde en pahalı çikolatalardan. Neredeyse gözlerimden kalp çıkacaktı.

Görmemişler gibi davranma, Buse.

Görmedim çünkü iç ses!

Hemen elime bir tanesini alıp paketini açarak ağzıma attım.

Anında eriyip gittim. Bu adamın parası ile harbi harbi evlenebilirdim. Bok gibi para vardı.

Ben sırf bir maskara almak için borçlara girerken o on tane hemde en pahalısından alıp kullanmam için makyaj masasına koymuştu.

Gelince parasıyla evlenme mevzusunu kesinlikle konuşmalıydım.

《~~~~~~》

Selamlaaarr

Bölüm nasıldıııı

Yeni bölüm için 2 takip 15 oy ve 10 yorum gelmezse yeni bölümde gelmezz

Seviliyorsunuzz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

873okunma 43beğeni 20yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…