32. bölüm / 23
Oyun Başlangıcı~♧Bölüm22♧~
Bölümler 23Şu an: ~♧Bölüm22♧~
- 1 Geçmişin Acıları306 kelime
- 2 ~♧Bölüm 1 ♧~1.032 kelime
- 3 ~♧Bölüm 2 ♧~622 kelime
- 4 ~♧Bölüm 3 ♧~660 kelime
- 5 ~♧Bölüm 4 ♧~599 kelime
- 6 ~♧Bölüm 5 ♧~503 kelime
- 7 ~♧Bölüm 6 ♧~730 kelime
- 8 ~♧Bölüm 7♧~509 kelime
- 9 ~♧Bölüm 8♧~575 kelime
- 10 ~♧Bölüm 9♧~652 kelime
- 11 ~♧Bölüm 10♧~683 kelime
- 12 ~♧Bölüm 11 ♧~727 kelime
- 13 ~♧Bölüm 12 ♧~1.013 kelime
- 14 ~♧Bölüm 13♧~468 kelime
- 15 ~♧Bölüm 14 ♧~688 kelime
- 16 ~♧Bölüm 15 ♧~408 kelime
- 17 ~♧Bölüm 16♧~3.223 kelime
- 18 ~♧Bölüm 17 ♧~2.082 kelime
- 19 ~♧Bölüm 18 ♧~1.295 kelime
- 20 ~♧Bölüm 19 ♧~1.087 kelime
- 21 ~♧Bölüm 20♧~824 kelime
- 22 ~♧Bölüm22♧~1.276 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 ~♧FİNAL ♧~1.632 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çelik kapının kapanmasıyla birlikte oyun alanını derin bir sessizlik kapladı.Az önce arkadaşlarımın ayak sesleriyle dolan salon, şimdi bomboştu. Kırmızı ve mavi neon ışıkları hâlâtavana vuruyor, çalışmaya devam eden birkaç oyun makinesinden cılız elektronik sesler yükseliyordu.
İçeriye çöken sessizlik öylesine ağırdı ki, nefes alışım bile bana fazla gürültülü geliyordu.Olduğum yerde kıpırdamadan duruyordum.
Kapının ardından son kez Emir'in bana bakışı gözlerimin önünden gitmiyordu.
"Ne olursa olsun... kendini unutma."
Sözleri hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.Yavaşça başımı kaldırdım.Yavuz benden birkaç metre ötede durmuştu. Sırtı bana dönüktü. Omuzları dimdikti ama nedense ilk kezgüçlü görünmüyordu. Sanki yıllardır tek başına taşıdığı görünmez bir yük, omuzlarını yavaş yavaş aşağıçekiyordu.
Uzun süre ikimiz de konuşmadık.Aramızdaki sessizlik rahatsız edici değildi.Can yakıcıydı.Çünkü o sessizliğin içindeçocukluğumuz vardı.Yarım kalmış vedalar vardı.
Sorulamamış sorular...
Ve yıllarca yanlış bildiğim gerçekler vardı.İçimde biriken öfke sonunda suskunluğumu yırttı."Ne zamandır?"
Sesim beklediğimden daha sakindi.
Yavuz cevap vermedi.Bakışlarını karşı duvardan ayırmadı.Bir adım attım.Ayakkabımın zeminde çıkardığı ses koca salonda yankılandı.
"Ne zamandır buradasın?"
Bu kez başını çok hafif eğdi.
"Aylardır."
Aylardır...
O tek kelime içime saplandı.
Gözlerimi ondan ayırmadan acı acı gülümsedim."Aylardır..."
Sanki kendi kendime konuşuyordum."Demek bütün bu zaman boyunca buradaydın."
Yutkundum."Ve bana tek bir kez bile ulaşmadın."
Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.Sonunda Yavuz yavaşça bana döndü.Yüzüne baktığım an içimdeki bütün öfke yeniden ayağa kalktı.
Çünkü gözlerinde pişmanlık vardı.Ve ben, yıllardır onun pişman olmasını değil, yanımda olmasını beklemiştim.
"Bana bak."
Sesim istemsizce yükseldi."Bana bak ve gözlerimin içine söyle."
Bir adım daha attım.
"Neden gittin?",
"Neden döndüğünde beni aramadın?",
"Neden yıllarca sustun?"Her soruyla birlikte sesim biraz daha titriyordu.
"Ben sana ne yaptım?"Boğazım düğümlendi.
"Ben seni sevmekten başka ne yaptım, Yavuz?"
Söylediğim son cümleyle birlikte salona yeniden sessizlik çöktü.Sanki o cümleyi yalnızca o değil, duvarlar bile duymuştu.Yavuz gözlerini kapattı.
Parmaklarını yumruk yaptığını fark ettim.Nefes alışı hızlanmıştı.
İlk kez onun da bu konuşmadan kaçamadığını görebiliyordum.
"Gitmek..."dedi güçlükle.
"Benim seçtiğim bir şey değildi."
Kaşlarımı çattım.
"O zaman neydi?"Yavuz derin bir nefes aldı.
"Babam."Tek kelime...
Ama o kelimenin ağırlığı bütün salonu doldurmaya yetmişti.
"Babam beni o gece zorla götürdü."
Dünyam bir anlığına durdu.Ne dediğini anlamaya çalışıyordum.
"Ona yalvardım."Sesi gittikçe kısılıyordu.
"Seni son bir kez görebilmek için..."Bakışlarını yere indirdi."İzin vermedi."
Kalbim sıkıştı.İçimdeki öfke yerini yavaş yavaş şaşkınlığa bırakıyordu.
"Ama..."dedim güçlükle.
"Bana bir mektup bıraktın."
Yavuz'un başı bir anda kalktı.
İlk kez gözlerinde şaşkınlık gördüm.
"...Mektup mu?"
"Evet."Sesim kırılıyordu.
"Senin yazdığını söylediler."
Yutkundum."O mektupta..."
Dudaklarım titredi.
"...benden nefret ettiğini yazıyordu."
Sanki zaman yeniden durmuştu.Yavuz'un yüzündeki bütün ifade silindi.
Gözbebekleri büyüdü.
"Nefret..."Kelimeyi tekrar ederken sesi neredeyse duyulmuyordu.
"Benden..."Başını iki yana salladı.
"Hayır."Bu kez bana doğru ilk adımını attı."Hayır, Sıla."Bir adım daha...
"Ben sana öyle bir mektup hiç yazmadım."
Nefesim kesildi."Yazdım..."dedi.
"Bir mektup gerçekten yazdım."
Ceketinin iç cebine usulca uzandı.
Eli titriyordu.Yıllardır sakladığı bir emanete dokunur gibiydi.Cebinden eski, kenarları yıpranmış, defalarca katlanıp açıldığı belli olan küçük bir zarf çıkardı.
Parmaklarının arasında birkaç saniye tuttu.Gözlerini zarfın üzerinden ayırmadan konuştu.
"Bunu sana verecektim."
Sesi çatladı."Ama hiçbir zaman veremedim."
Yavaşça başını kaldırdı.Gözlerinin içine baktım.
"O mektupta senden nefret ettiğimi değil..."
Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi.
"...seni bırakmak istemediğimi yazıyordu."
Kalbim göğsümün içinde öylesine sert çarptı ki canım acıdı.
Yavuz konuşmaya devam etti."Sana, babamın beni götürdüğünü yazmıştım."
"Ne olursa olsun seni unutmayacağımı..."
"Bir gün mutlaka geri döneceğimi..."
"Ve seni ne kadar sevdiğimi..."
Elindeki zarfı bana doğru uzattı.
"Demek..."Sesim fısıltıya dönmüştü.
"Yıllarca..."
Zarfı titreyen ellerimle aldım.
"...nefret ettiğim kişi..."
Gözyaşlarım kâğıdın üzerine damladı.
"Aslında hiç gitmek istememiş."
O an...İçimde yıllardır taş gibi duran bütün öfke çatlamaya başladı.Ama yerini alan şey huzur değildi.Daha büyük bir acıydı.Çünkü bazen...Gerçeği öğrenmek, yalanla yaşamaktan çok daha fazla can yakıyordu.
Yavuz'un uzattığı zarfı ellerimin arasına aldığım an, parmaklarım istemsizce titremeye başladı. Kâğıt,yılların izini taşıyordu. Kenarları yıpranmış, kat yerleri defalarca açılıp kapanmaktan beyazlamıştı. Bu,birinin yıllarca yanında taşıdığı bir emanetti. Bir yük... Belki de hiç teslim edemediği bir veda.
Zarfı açmaya çalışırken nefesimin düzensizleştiğini hissettim. Parmak uçlarım kâğıda değdiği anda
Yavuz'un sesi sessizliği usulca böldü.
"Okuma."
Elim havada kaldı.
Başımı yavaşça kaldırıp ona baktım.
Yüzünde alıştığım o sert ifade yoktu. İlk defa bu kadar yorgun görünüyordu. Gözlerinin altında yılların
bıraktığı izler vardı. Sanki bir gecede değil, yıllarca uykusuz kalmış gibiydi.
"Niye?" diye fısıldadım.
Yavuz gözlerini zarfın üzerinde gezdirdi. Dudaklarını araladı ama konuşması birkaç saniye sürdü. Sankisöyleyeceği her kelime boğazını kesiyordu.
"Çünkü..." dedi kısık bir sesle. "O mektubu sekiz yaşındaki ben yazdı."
Salon yeniden sessizliğe gömüldü.Sekiz yaş...
O yaşta en büyük derdimiz okul çıkışında hangi oyunu oynayacağımızdı.O ise o yaşta veda mektubu yazmıştı.
Boğazım düğümlendi.
"Şimdi okuyacağın her satır..." diye devam etti. "Sana o günü yeniden yaşatacak."
Kaşlarımı çattım."Ben o günü zaten hiç unutmadım."Ve uzun bir sessizlik oldu.Yavuz'un sesi uzun süren sessizliğin içinden usulca yükseldi.
"Burası olmaz."
Başımı kaldırıp ona baktım. Kaşlarım istemsizce çatılmıştı. "Ne olmaz?" diye sordum. Sesim hâlâ az önceöğrendiğim gerçekle titriyordu.
Yavuz bulunduğumuz salona baktı. Gözleri yavaşça etrafı dolaştı. Loş ışıkların altında duran oyunmakineleri, devrilmiş sandalyeler ve yıllardır içine hapsolduğu bu büyük bina... Sanki buranın her köşesi
ona geçmişini hatırlatıyordu."Her şeyi anlatamam burada."
Kısa bir sessizlik oldu."Bu duvarların arasında..." dedi derin bir nefes alarak. "Onun sesi var."
Kime "o" dediğini sormama gerek yoktu.
Artık biliyordum.Babası...
Yavuz birkaç saniye daha sustu. Sanki söyleyeceği cümleyi yıllardır içinde taşıyordu.
"Gel benimle."
Bakışlarımı ondan ayırmadım."Nereye?"
Dudaklarında belli belirsiz, hüzünlü bir tebessüm oluştu."Geçmişimizin başladığı yere."
Kalbim, o cümleyi duyar duymaz istemsizcehızlandı.Çocukluğumuz...Birlikte bisiklet sürdüğümüz yollar...Göl kenarında taş sektirdiğimiz akşamlar...
Bir ağacın gövdesine çakıyla kazıdığımız iki küçük isim...Yıllardır zihnimin en derinine gömdüğüm bütün anılar, tek bir cümleyle yeniden canlanmıştı.
Yutkundum."Oraya neden?"
Yavuz gözlerini ilk kez benden kaçırdı.
"Çünkü sekiz yaşındaki Yavuz da..." dedi kısık bir sesle, "...6 yaşındaki Sıla da hâlâ orada kaldı."
Boğazım düğümlendi.Söyleyecek hiçbir şey bulamadım.Sadece başımı yavaşça salladım.
Yavuz derin bir nefes verdi."Arabayı hazırlayayım."
Birkaç adım attı, sonra durup yeniden bana döndü."Gitmeyeceğinden emin miyim?"
Bu soruyu sorarken sesi güçlü çıkmaya çalışıyordu ama gözleri onu ele veriyordu. O gözlerde korkuvardı. Yıllar sonra beni yeniden bulmuş bir insanın, beni ikinci kez kaybetme korkusu...İçimdeki bütün kırgınlıklara rağmen o korkuyu görmezden gelemedim.
"Gitmeyeceğim."
Yüzündeki gerginlik bir nebze olsun çözüldü.
Başını hafifçe salladı."İki dakika."
Arkasını dönüp koridorun sonundaki merdivenlere doğru yürümeye başladı.
Ayak sesleri yavaş yavaş uzaklaştı.Sonunda tamamen kayboldu.Koskoca binada yine tek başımaydım.Derin bir nefes alıp camlara doğru yürüdüm.
Gece, bütün şehri sessizliğin içine gömmüştü.İnce ince esen rüzgâr, binanın önündeki ağaçların dallarını hafifçe sallıyordu.
Tam o sırada...Siyah bir araba dikkatimi çekti.Binanın karşısındaki sokak lambasının altında durmuştu.
Motoru çalışıyordu.Farları kapalıydı.Sadece karanlığın içinde bekliyordu.Önce önemsemedim.
Belki yoldan geçen biriydi.Belki de tesadüf...Ama sonra...Şoför koltuğundaki adam başını yavaşça kaldırdı.Kalbim bir anda sıkıştı.Yüzünü tam seçemiyordum.Ama bakışlarını hissedebiliyordum.Bize bakıyordu.
Hayır...Bana bakıyordu.Bir anlığına göz göze geldik.Adamın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Ne el salladı.Ne arabadan indi.Sadece bekledi.İçimde tarif edemediğim kötü bir his dolaşmaya başladı.
Az önce Yavuz'un anlattıkları bir bir zihnimde yankılanıyordu.Babası...
İstemsizce nefesimi tuttum.
"Yoksa..."Kelime dudaklarımdan fısıltı hâlinde döküldü."Bizim peşimizde mi?"
Araba yerinden kıpırdamadı.Ama ben artık emindim.Bu bir tesadüf değildi.
O bizi izliyordu.Yavuz'a söylemek için arkamı dönecektim.Tam o anda durdum.Ya söylersem?Ya Yavuz öfkeyle dışarı çıkarsa?Ya her şey daha başlamadan biterse?
Hayır...Şimdilik bunu bilmesine gerek yoktu.Kendi kendime derin bir nefes aldım.
"Önce buradan çıkacağız."Merdivenlere doğru yürüdüm.Yavuz'un odasının kapısı aralıktı.Kapıyı hafifçe ittim.Oda boştu.Masanın üzerinde yarım bırakılmış kahve fincanı duruyordu.Duvara yaslanmış eski bir gitar...Rafın üzerinde çocukluk yıllarından kalma sararmış birkaç fotoğraf...Her köşede geçmişten küçük izlervardı.Tamçıkacakken...
Çekmecenin hafifçe aralık olduğunu fark ettim.Rüzgârın etkisiyle yavaşça açıldı.Gözüm istemsizce içine kaydı.
Ve nefesim kesildi.Siyah bir tabanca...
Sessizce orada duruyordu.Dakikalarca kıpırdayamadım.Sonra yavaşça cama döndüm.Siyah araba hâlâ aynı yerdeydi.Adam hâlâ bekliyordu.
İçimdeki ses bu kez çok net konuştu.
"Bir şey olacak."Elimi çekmeceye uzattım.
Silahı avuçlarımın arasına aldığımda metalin soğukluğu bütün bedenime yayıldı.Hayatımda ilk defa bir silaha dokunuyordum.
Parmaklarım titriyordu.Gözlerimi kapattım."Ne olur..."
Silahı dikkatlice çantamın en altına yerleştirdim.
"... Umarım ihtiyacımız olmaz."
Tam o anda koridordan yaklaşan ayak sesleri duyuldu.Çantamın fermuarını hızla kapattım.
Kapı aralandı.Yavuz içeri girdi.Yüzü her zamanki kadar sakindi.Hiçbir şey fark etmemişti."Hazır mısın?" diye sordu.
Çantamın askısını omzuma geçirirken, yüzüme belli belirsiz bir gülümseme yerleştirdim."Hazırım."
Ama içimden geçen tek cümle şuydu:
Bu gece... hiçbirimiz başladığımız kişi olarak dönmeyeceğiz.
Bölüm etkileşimi
