27. bölüm / 23
Oyun Başlangıcı~♧Bölüm 17 ♧~
Bölümler 23Şu an: ~♧Bölüm 17 ♧~
- 1 Geçmişin Acıları306 kelime
- 2 ~♧Bölüm 1 ♧~1.032 kelime
- 3 ~♧Bölüm 2 ♧~622 kelime
- 4 ~♧Bölüm 3 ♧~660 kelime
- 5 ~♧Bölüm 4 ♧~599 kelime
- 6 ~♧Bölüm 5 ♧~503 kelime
- 7 ~♧Bölüm 6 ♧~730 kelime
- 8 ~♧Bölüm 7♧~509 kelime
- 9 ~♧Bölüm 8♧~575 kelime
- 10 ~♧Bölüm 9♧~652 kelime
- 11 ~♧Bölüm 10♧~683 kelime
- 12 ~♧Bölüm 11 ♧~727 kelime
- 13 ~♧Bölüm 12 ♧~1.013 kelime
- 14 ~♧Bölüm 13♧~468 kelime
- 15 ~♧Bölüm 14 ♧~688 kelime
- 16 ~♧Bölüm 15 ♧~408 kelime
- 17 ~♧Bölüm 16♧~3.223 kelime
- 18 ~♧Bölüm 17 ♧~2.082 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 ~♧Bölüm 18 ♧~1.295 kelime
- 20 ~♧Bölüm 19 ♧~1.087 kelime
- 21 ~♧Bölüm 20♧~824 kelime
- 22 ~♧Bölüm22♧~1.276 kelime
- 23 ~♧FİNAL ♧~1.632 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karanlık ilk birkaç saniye boş değildi.Bir şey yere çarptı. Metal bir ses. Ardından bir nefes kesik, kontrolsüz.
Sonra o ses geldi.
Birinin acıyı yutmaya çalışırken çıkardığı, boğazında düğümlenmiş bir ses.
“Ah!”Burak.
Adını söylemedim.Ama içim söyledi."Kim o?” diye fısıldadı Ceren. Sesi titremiyordu ama fazla inceydi.
Ayakkabıların zeminde sürtünmesini duydum. Birileri hareket etmişti. Birileri yer değiştirmişti. Karanlıkta herkes masum görünür ama kimse masum değildir.
“Yerinizden kıpırdamayın,” dedi Maskeli Adam sesi Bu kez daha yakındı. Daha canlı. Sanki karanlığın içindeydi.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümün içinden çıkacak sandım.
Sonra o ses tekrar geldi.Bu kez daha net.
“Beni… biri vurdu.”
Burak’ın sesiydi. Nefes alırken zorlanıyordu. Kelimelerin arasına hava sıkışıyordu.
"Elini bastır,” dedim istemsizce.Ceren’in nefesi kesildi. Emir küfretti. Bir şey devrildi.
“Bu oyunun kuralı bu değildi!” diye bağırdı birisi.
Maskeli Adam hafifçe güldü.
“Kural mı?” dedi. “Kurallar, ihlal edilmek için vardır.”Tam o anda ışıklar bir saniyeliğine titredi.O tek saniyede onu gördüm.
Elimi önümde uzatarak ilerledim. Hiçbir şey görmüyordum.
“Konuş benimle,” dedim. “Neresi?”
Bir anlık bir sessizlik.Sonra parmaklarım kumaşa çarptı.Daha aşağı indirdim.Elim sıcak bir ıslaklığa bulandı.
Refleksle çekilmedim.
Bastırdım.
Burak dişlerini sıktı.
“Orası…” dedi fısıltıyla.
Arkamızda birileri panikle konuşuyordu. Emir küfretti. Ceren’in nefesi hızlandı.
Bu gerçek olamaz!” diye bağırdı biri.
Maskeli Adam hafifçe güldü.
“Gerçeklik,” dedi sakin bir tonla, “her zaman ışığa ihtiyaç duymaz.”
Tam o anda ışıklar titredi.
Bir saniye.
İki saniye.
Ve yavaşça geri geldi.Gözlerim alışırken ilk gördüğüm şey kendi elimdi.
Kan içindeydi.
Burak dizlerinin üzerine çökmüştü. Sol göğsünün biraz altında, tişörtü parçalanmıştı. Kan, kumaşı koyu bir lekeye dönüştürmüş, parmaklarımın arasından hâlâ sızıyordu.
Yüzü solgundu. Ama gözleri açıktı.
“Ben… ben iyi değilim,” dedi.
O an odadaki herkes geri çekildi.
Hiç kimse gerçekten yaklaşmadı.
Çünkü artık karanlık yoktu.
Ve suç, görünür hâle gelmişti.
Maskeli Adam konuştu:
“Mermi ölümcül değil.”
Oda bir anlığına dondu.
"Ama içindeki madde,” diye devam etti,
“kalbe ulaştığında sonuç değişir.”
Ceren bir adım öne çıktı. “Ne demek istiyorsun?”
Maskeli Adam’ın sesi bu kez daha soğuktu.
"Bir sonraki turda panzehiri bulmanız gerekecek.”
Duvarın üzerindeki ekran yandı.
01:19:59
Geri sayım başladı.
Burak’ın eli bileğimden kaydı.
Kimse ilk birkaç saniye konuşmadı.
Sonra Ceren hareket etti.
"Tamam,” dedi sert bir nefes alarak. “Tamam panik yapmayacağız. Önce kanamayı durdurmamız gerekiyor.”
“Kanama tek problem değil,” dedi Emir. Sesi gergindi ama kontrol etmeye çalışıyordu. “Az önce madde dedi. İçinde bir şey var.”
Selim bir adım yaklaştı. Yüzü solgundu ama gözleri etrafı tarıyordu. “Bu bir oyun. O bize panzehiri de burada bir yere saklamıştır. Başka bir anlamı olamaz.”
"Ya yoksa?” dedi Ceren. “Ya sadece birbirimize düşmemizi istiyorsa?”
Burak’ın nefesi ağırlaştı. Elimi hâlâ bastırıyordum. Kan sızmaya devam ediyordu ama daha yavaş.
“Uyuşuyor” dedi. “Sol tarafım…”
Emir dizlerinin üzerine çöktü. “Gözlerime bak. Bayılma, tamam mı? Sakın bayılma.”
Ceren bir anda başını kaldırdı.
“Bir dakika,” dedi. “Silah kimdeydi?”
O soru odayı kesti.Gerçekten kesti.
Herkes istemsizce birbirine baktı.
Selim sertçe yutkundu. “Karanlıktı. Kimse görmedi.”
Birimiz gördü,” dedi Emir. “Birimiz tetiği çekti.”
Sessizlik.
Naz duvara yaslanmıştı. . Ama tek kelime etmedi. Gözleri yerdeydi.
Cenk ise birkaç adım ötede duruyordu. Elleri iki yanında, omuzları hafif gergin. Yüzünde okunabilir bir ifade yoktu.
“Cenk,” dedi Selim bir anda. “Sen en son Burak’a yakındın.”
O an kalbim bir anlığına durdu.Cenk başını kaldırdı. Bakışları sakindi.
“Ben kimseye yaklaşmadım,” dedi düz bir tonla. “Hepimiz yer değiştirdik.”
Sesi normaldi. Fazla normal.
Ceren kaşlarını çattı. “Karanlıkta biri bana çarptı. Uzun boyluydu.”
O cümle havada asılı kaldı.
Cenk uzun boyluydu.
Ama Selim de öyleydi.
Emir sertçe nefes verdi. “Şimdi birbirimizi suçlayacak zaman değil! Panzehiri bulmamız gerekiyor.”
“Belki de panzehir yoktur,” dedi Selim. “Belki de bu bir eleme turudur.”
“Sus,” dedim sertçe. Sesimin bu kadar keskin çıkacağını beklemiyordum.
Herkes bana baktı.
"Burak hâlâ nefes alıyor,” dedim. “Ve biz burada teori üretirken zaman gidiyor.”
Ekran:01:17:08
Ceren hızlıca etrafa bakmaya başladı. “Oyun odasıysa ipucu vardır. Kamera vardır. Kod vardır. Bir şey olmalı.”
Emir ayağa kalktı. “Tamam. İkiye ayrılalım. Ama kimse yalnız dolaşmasın.”
“Güzel fikir,” dedi Selim. “Ama katil de bizimle gezecek.”
Ekrandaki süre azalırken odadaki hava değişti.
Artık sadece Burak’ın hayatı için değil, birbirimiz için de korkuyorduk.
“İkiye ayrılmayacağız,” dedi Ceren ani bir kararla. “Kimse kimseyi gözden kaybetmeyecek.”
Sesi güçlü çıkmıştı ama gözleri Selim’de bir saniyeden fazla kaldı.
Selim fark etti.
"Ne?” dedi sertçe. “Bana mı bakıyorsun?”
“Hayır,” dedi Ceren hemen. Fazla hemen. “Sadece düşünüyorum.”
“Ne düşünüyorsun?” diye üsteledi Selim.
Ceren dudaklarını birbirine bastırdı. Söylemek istemiyordu. Ama içinde bir şey itiyordu.
"En son tartıştığın kişi Burak’tı,” dedi sonunda.
O cümle havayı keskinleştirdi.
Selim’in yüzü gerildi. “Bu ne demek şimdi?”
“Hiçbir şey demek,” dedi Ceren. “Sadece en son ona keşke burada olmasaydın diyen sendin.”
Selim bir adım attı. “Sinirle söylenmiş bir cümle yüzünden beni mi suçluyorsun?”
“Suçlamıyorum!” dedi Ceren, ama sesi yükselmişti. “Sadece mantıklı düşünmeye çalışıyorum.”
Emir araya girdi. “Bu saçmalık. Hepimiz sinirliydik.”
“Evet ama hepimiz onu kırmadık,” dedi Ceren.
O an Selim’in gözlerinde bir şey parladı. Öfke mi, incinmişlik mi, anlayamadım.
"Beni ne sanıyorsun?” dedi alçak bir sesle. “Bir anlık öfkeyle tetiği çekecek biri mi?”
Ceren cevap vermedi.
Vermek istemedi.
Ama susması, cevaptan daha ağırdı.
Ben istemsizce Cenk’e baktım.O hâlâ konuşmamıştı.
Duvara yaslanmış, her şeyi izliyordu. Yüzünde ne savunma vardı ne panik. Sadece hesaplayan bir sessizlik.
“Cenk,” dedim istemsizce. “Sen hiçbir şey söylemeyecek misin?”
Bakışlarını bana çevirdi.
“Ne söylememi istiyorsun?” dedi sakin bir tonla. “Karanlıktı. Hepimiz yer değiştirdik. Kim kime çarptı, kim neredeydi bilmiyoruz.”
“Çok sakinsin,” dedi Selim bir anda.
Bu kez şüphe yön değiştirdi.
Cenk’in çenesi hafifçe gerildi. “Panik mi yapayım? Bağırayım mı? Bu mu daha inandırıcı olur?”
Selim bir adım daha yaklaştı. “Burak yere düştüğünde en yakınında sendin.”
“Bunu gördün mü?” dedi Cenk.
Selim sustu.
Çünkü kimse görmemişti.
Ceren araya girdi. “Yeter! Bu şekilde hiçbir yere varamayacağız.”
Ama gözleri yine Selim’e kaydı.İstemeden.
Ve Selim bunu gördü.
“Demek gerçekten beni düşünüyorsun,” dedi kırık bir gülümsemeyle Sesi artık savunmada değildi. Yaralıydı.
Ceren bir adım ona doğru attı. “Ben seni düşünmek istemiyorum!”
“Ne demek bu şimdi?” Selim’in kaşları çatıldı.
“Çünkü en son seni bu kadar öfkeli gördüğümde” Ceren’in sesi titredi ama geri çekilmedi, “insanların gözünün içine bakmadan konuşuyordun.”
Selim bir an dondu.
“Ben her zaman gözünün içine baktım.”
“Hayır!” Ceren bağırdı. “O gün bakmadın! Burak’la tartıştığınızda bakmadın! Keşke burada olmasaydın dediğinde bakmadın!”
O cümle odayı yeniden ikiye böldü.
Selim’in çenesi kasıldı. “Sinirliydim.”
“Sinirli olmak birini vurmayı açıklamaz!” dedi Ceren.
“Ben vurmadım!” Selim’in sesi ilk kez yükseldi. “Ama sen beni zaten suçlu ilan etmişsin.”
“Çünkü...” Ceren durdu.
Çünkü seni kırdım.
Çünkü sen de beni kırdın.
Çünkü hâlâ umursuyorum.
Ama bunları söylemedi.
“Çünkü mantıklı olanı düşünüyorum,” dedi daha soğuk bir sesle.
Selim acı bir şekilde güldü. “Mantıklı mı? Yoksa kolay olan mı?”
Emir araya girdi. “Yeter! Burak burada ölüyor!”
Burak yine inledi. Bu kez daha zayıf.
Ekran:01:03:12
Selim gözlerini Ceren’den ayırmadı. “Bana güvenmiyorsan aynı odada durmanın anlamı yok.”
Ceren de geri çekilmedi. “Belki de yoktur.”
O an Maskeli Adam’ın sesi tekrar yükseldi.
"Çatlak büyüyor,” dedi sakince. “Doğru yoldasınız.”
Hepimiz yukarı baktık.
“Panzehir tek bir yerde değil,” diye devam etti. “Parçalara ayrılmış durumda.”
Oda sessizleşti.
“Ve,” dedi Maskeli Adam,"aynı yerde arayanlar… kaybeder.”Bu bir emirdi.Ayrılmamız gerekiyordu.
Selim sert bir nefes aldı. “Güzel. Ben batı tarafına bakıyorum.”
Ceren hemen cevap verdi. “Ben doğuya.”
Bir anlığına göz göze geldiler.
İkisi de geri adım atmadı.
Ama ikisi de kırılmıştı.
Emir, “Ben Selim’le geliyorum,” dedi hızlıca.
Ceren başını kaldırdı. “Ben yalnız giderim.”
“Hayır,” dedim hemen. “Kimse yalnız gitmiyor.”
O sırada Cenk ilk kez hareket etti. Duvarın yanından ayrıldı.
“Naz benimle gelsin,” dedi sakin bir tonla.
Naz başını kaldırdı. Gözleri kısa bir an Cenk’le buluştu.
Hiçbir şey söylemedi. Ama kabul etti.
Ve o an içimde garip bir huzursuzluk yükseldi.
Selim ve Emir bir yöne,
Ceren başka bir yöne,
Cenk ve Naz başka bir yöne dağıldı.
Oda ilk kez gerçekten boşaldı.
Ve ben şunu fark ettim:
Maskeli Adam sadece zamanı azaltmıyordu.
Bizi bölüyordu.
________________________
Ayak sesleri birer birer uzaklaştı.
Önce Selim ve Emir’in hızlı, gergin adımları.
Sonra Ceren’in kararlı yürüyüşü.
En son Cenk ve Naz.
Kapıların açılıp kapanma sesi odada yankılandı.
Ve sonra…
Sessizlik.
Sadece ekranın geri sayımı.
00:58:41
Burak’ın nefesi düzensizdi. Göğsü her kalktığında yüzü biraz daha soluyordu.
“Elimi çekme,” dedi zayıf bir sesle.
"Çekmiyorum,” dedim. “Buradayım.”
O an anladım.
Herkes panzehiri arıyordu.Ama ben zamanı tutuyordum.
Hoparlör cızırtıyla açıldı.
“Sıla.”
İsmimi söyleme şekli farklıydı.
Diğerlerine konuşurken kullandığı o soğuk ton yoktu.
Bu daha… odaklıydı."Ne istiyorsun?” dedim.
“İstemek,” dedi sakin bir şekilde, “insanlara özgü bir zayıflık.”
“Onu kurtaracak panzehir nerede?” diye sordum doğrudan.
Kısa bir sessizlik.
“Doğru soruyu sormuyorsun.”Dişlerimi sıktım. “Zamanımız azalıyor.”
“Evet,” dedi. “Ve sen hâlâ buradasın.”
Bu cümle mideme oturdu.“Ne demek istiyorsun?”
“Diğerleri hayatta kalmak için dağıldı.
Sen ise onun yanında kaldın.”
Burak’ın parmakları zayıfça bileğime tutundu.
“Ben bencil değilim,” dedim.
“Belki de en bencilsin,” dedi Maskeli Adam yumuşak bir tonla.
“Onu kurtarmayı seçerek… kimi feda ettiğini bilmiyorsun.”
Kalbim bir anlığına durdu.
"Ne?”
“Panzehir tek kişilik olabilir,” dedi.
“Ya da iki.”
O an odadaki hava değişti.
“Yalan söylüyorsun,” dedim.
“Belki,” dedi.
“Belki de sadece seni test ediyorum.”
Burak gözlerini araladı. “Sıla…”
“Konuşma,” dedim ona.
Maskeli Adam son bir cümle bıraktı:
“Bazı seçimler… tetiği çekmekten daha ağırdır.”
EMİRDEN DEVAM...
Koridor beklediğimden daha uzundu.
Duvarlar griydi. Soğuk. Üzerlerinde numaralandırılmış kapılar vardı ama hiçbirinin üzerinde açıklama yoktu. Sadece rakam.
Selim önümde yürüyordu.Adımları hızlıydı ama dengeli değildi. Sinirliydi. Belli.
“Bir şey söylemeyecek misin?” dedim sonunda.
Durmadı."Neyi?” dedi sertçe.
“Ceren’e o şekilde çıkışmanı.”
Bu kez durdu. Omuzları gerildi ama arkasını dönmedi.
“Çünkü haksızdı.”
“Haksız mıydı?” dedim. “Yoksa canın yandığı için mi bağırdın?”
Yavaşça bana döndü.
"Ben vurmadım.”
“Bunu bana söyleme,” dedim. “Kendine söyle.”
Gözleri karardı. “Bana güvenmiyor musun sen de?”Soru direkt gelmişti.
"Bilmiyorum,” dedim dürüstçe.
Bu cevap onu daha çok yaraladı.
“Harika,” dedi alaycı bir gülüşle. “Demek sırayla herkes şüphelenecek.”
“En son Burak’la sen tartıştın,” dedim. “Bunu inkâr edemezsin.”
“Evet tartıştım!” diye patladı. Sesi koridorda yankılandı. “Çünkü sürekli üzerime geliyordu! Ama bu onu öldürmek istediğim anlamına gelmez.”
“İstemek başka, bir anlık öfke başka,” dedim.
Selim birkaç saniye sustu.
Sonra daha alçak bir sesle konuştu.
“Sen hiç birini kırdıktan sonra pişman oldun mu?”
Soru beklemediğim yerden geldi.
"Oldum,” dedim.
“Ben de oldum,” dedi. “Ama pişmanlıkla cinayet arasında bir fark var.”
“Kimse cinayet demedi.”
“Gözleriniz dedi,” diye karşılık verdi.
O an fark ettim.Selim savunmada değildi.
Yalnızdı.
Yürümeye devam etti. Ben de yanında ilerledim.
Bir kapının önünde durduk. Üzerinde 07 yazıyordu.
“Ya Cenk yaptıysa?” dedim bir anda.
Selim bana baktı.Neden o?” dedi .
“Çok sakindi.”
Selim kaşlarını çattı. “Sakin olmak suç mu?”
“Bilmiyorum,” dedim. “Ama sen öfkeli görünüyordun. O görünmüyordu.”
Selim kısa bir an düşündü.
"Ceren’in bana bakışı…” dedi yavaşça.
“Ne varmış?”dedim bilmemezlikten gelerek
“Beni çoktan suçlu ilan etmiş gibiydi.”
“Belki de kırgın.”
“Belki,” dedi. “Ama kırgınlık insanı kör yapar.”
Kapıyı ittim. Kilitliydi
Ekrandaki süreyi telefonumdan kontrol eder gibi refleksle baktım ama burada saat yoktu. Sadece duvar ekranları vardı.
“Eğer panzehir parçalara ayrıldıysa,” dedim, “birimiz yanlış yere bakıyor olabilir.”
Selim bana yaklaştı."Ya da,” dedi alçak bir sesle, “birimiz doğru yere çoktan bakmıştır.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Birileri karanlıkta yer değiştirdi,” dedi. “Ben birine çarptım.”
Kalbim hızlandı. “Kime?”
“Bilmiyorum,” dedi. “Ama omzu sertti. Ve uzun boyluydu.”
Uzun boylu.Cenk de uzun.
Ben de uzun sayılırım.
Selim gözlerimi inceledi.
“Sen değildin,” dedi.
“Nereden biliyorsun?” dedim
“Çünkü sen sağ taraftaydın.”
“Nasıl emin olabiliyorsun?”
Bir saniyelik sessizlik."Çünkü karanlıkta bile bazı sesleri tanırım.”
“Sen gerçekten vurmadın, değil mi?” dedim.
Selim gözlerimin içine baktı.Uzun süre.
“Ben vurmadım,” dedi.
Hemen kapıya doiru yöneldim
Kapının kilitli olduğunu sanıyordum.
Fakat
Ama Selim kapı kolunu ikinci kez çevirdiğinde hafif bir “klik” sesi geldi.
Kapı aralandı.Birbirimize baktık.
“Bu biraz fazla kolay olmadı mı?” dedim.
“Burada hiçbir şey kolay değil,” dedi Selim.
İçeri girdik.
Oda küçüktü. Ortada metal bir masa, duvarda tek bir ekran. Ekran kapalıydı ama altındaki kırmızı ışık yanıp sönüyordu.
Masada cam bir tüp vardı.
Boş.
“Panzehir değil,” dedim.
Selim tüpü eline aldı. Işığa doğru kaldırdı.
“İçinde bir şey kalmış,” dedi.
Tüpün dibinde morumsu bir sıvı izi vardı. Sanki biri aceleyle dökmüş gibi.
Masaya eğildim.Camın altında bir kâğıt sıkışmıştı.
Selim masayı hafifçe çekti. Kâğıdı aldım.Üzerinde tek bir cümle vardı:
“Geç kaldınız.”Kalbim hızlandı.
“Bu bizim için yazılmış,” dedim.
Selim bir şey fark etmiş gibi yere çömeldi.
“Buraya bak.”
Masanın ayağında koyu bir leke vardı.
Kurumuş.Parmağımla hafifçe dokundum.
Toz gibi dağıldı.
“Kan mı?” dedim fısıldayarak.
Selim cevap vermedi.Sadece cebinden bir şey çıkardı.Küçük, siyah bir düğme.
“Bu ne?” dedim.
“Koridorda buldum,” dedi.Düğmeyi elime aldım.
Metal. Üzerinde küçük bir harf kazılıydı.
C
Bir an beynim durdu.
Cenk.ya da…Ceren.
Selim yüzüme baktı.
“Sen de aynı şeyi düşündün,” dedi.
“Bu bir tuzak olabilir,” dedim hemen. “Biri özellikle bırakmış olabilir.”
“Ya da gerçekten onundur.”
“Hangisinin?”
Selim cevap vermedi.Sadece masanın arkasındaki duvara baktı.Orada parmak izi gibi duran silik bir el izi vardı.
Ve o el izi…Sol ele aitti.
Ben sağ elimi kullanırım.
Cenk de sağlak.Ama Ceren…Solak.
Boğazım kurudu.
Selim fısıldadı:“Bu işler düşündüğümüzden daha karışık.”
Ve hoparlörden mekanik bir ses duyuldu:
“Biriniz doğruyu söylemedi.”
Selim bana baktı.Ben Selim’e.
Ve ilk kez…
Ona değil.
Kendime güvenemedim.
Bölüm etkileşimi
