9. bölüm · Müvekkilimin kucağında
♤Şah ve Mat♤
Hava karardığında İstanbul’un üzerine simsiyah, ağır bir perde indi. Yağmur yerini keskin bir rüzgara bırakmıştı. Güvenli evden çıkmadan önce ayna karşısında durup kendime baktım. Üzerimde Karan’ın getirdiği siyah, vücudu saran şık bir takım elbise vardı. Cübbem yoktu ama bu gece hayatımın en büyük savunmasını yapacaktım; üstelik mahkeme salonunda değil, şehrin terk edilmiş devasa bir konteyner limanında.
Karan arkamdan yaklaşıp ellerini omuzlarıma koydu. Aynadaki yansımamızda yan yana duran iki kurgu karakteri gibiydik; biri karanlığın hakimi, diğeri o karanlığı aklıyla aydınlatan bir kadın. Eğilip boynuma, tam şahdamarımın üzerine tutkulu, derin bir öpücük bıraktı. Dokunuşu, bedenimde yine o tanıdık yangını tutuşturdu.
"Korkuyor musun?" diye fısıldadı kulağıma.
"Senin yanındayken korku sadece bir teferruat," dedim arkama dönüp elini tutarak. "Planımız kusursuz olmak zorunda Karan. Reşat'ın adliyedeki uzantılarını, usulsüzlüklerini ve bu gece yapacağı sevkiyatın belgelerini doğrudan organize suçlar savcısına ilettim. Dijital imzalı dosyalar sistemde. Reşat bu gece buraya bir galibiyet için gelecek ama karşısında polisleri ve bizi bulacak."
Karan hafifçe gülümsedi. Bakışlarında bana karşı duyduğu o derin hayranlık ve dizginleyemediği arzu apaçık ortadaydı. "Sen sadece bir avukat değilsin Avukat... Sen benim bu hayatta karşılaştığım en tehlikeli ve en güzel şeysin."
Aracımız limana vardığında zırhlı SUV’lerin kapıları aynı anda açıldı. Karan’ın adamları etrafa dağılırken, Karan elimi bir an bile bırakmadı. Parmakları parmaklarıma kenetlenmişti. Yüksek konteynerlerin arasında ilerleyip paslı metal bir hangara girdik.
Reşat, etrafında silahlı onlarca adamıyla masanın başında bekliyordu. Yüzündeki o kendinden emin, kibirli ifade bizi gördüğünde daha da büyüdü.
"Karan..." dedi Reşat, sesi hangarda yankılanarak. "Ve onun sevimli küçük avukatı. Demek buraya kadar gelme cesaretini gösterdiniz. Ama üzgünüm Karan, bu gece senin sonun. Kızın adliyedeki tüm geçmişini, seninle olan bağını medyaya ve savcılığa servis ettim bile. Yarın sabah ikiniz de parmaklıklar ardında ya da bir çukurda olacaksınız."
Karan tek bir adım öne çıktı. Beni arkasına alırken vücudundaki tüm kasların kasıldığını hissedebiliyordum. "Sen hep çok konuştun Reşat," dedi, sesi bir bıçak kadar soğuk ve keskindi. "Ama gözden kaçırdığın küçük bir detay var."
Reşat kaşlarını çattı. "Neymiş o?"
Tam o sırada hangarın devasa demir kapıları gürültüyle sarsıldı ve dışarıdan siren sesleri, kornalar ve helikopter pervanelerinin gürültüsü alanı kapladı. Hangardaki ışıklar bir anda kesildi, ardından polis arama ışıkları pencerelerden içeri süzüldü.
"Gözden kaçırdığın detay benim," diyerek Karan’ın yanından öne çıktım. Sesimdeki özgüven Reşat’ın yüzündeki rengi bir anda attırdı. "Servis ettiğinizi sandığınız o belgeler, sizin kendi suç ağınızı ortaya çıkaran yemlerdi Reşat Bey. Şu an dışarıda Organize Suçlarla Mücadele ekipleri var. Bastığınız o sahte evraklar, yasa dışı sevkiyat planları ve adliyede rüşvet verdiğiniz her memurun ismi şu saniye Başsavcılık makamının önünde. Oyunu sen başlattın ama kuralları biz koyduk."
Reşat çılgına döndü. "Vurun şunları!" diye kükredi.
Ancak silahlar çekildiği an Karan’ın adamları ve içeri giren özel harekat polisleri ortamı bir anda cehenneme çevirdi. Karan beni belimden yakalayıp devasa bir beton kolonun arkasına çekti. Kurşunlar havada uçuşurken Karan gövdesini bana siper etti. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, dışarıdaki çatışmaya rağmen aramızdaki o elektirikli temas odadaki tek gerçek şey gibiydi.
"Harikaydın," diye fısıldadı Karan, nefes nefese. Dudakları tutkuyla dudaklarıma kapandı. Kurşun seslerinin, sirenlerin ve bağrışmaların ortasında, ölümle burun burunayken yaşadığımız o öpücük, hayatımda hissettiğim en yoğun, en acımasız arzuydu.
Çatışma dakikalar içinde sona erdi. Reşat ve adamları kelepçelenip götürülürken, Karan ile ben hangardan dışarı, gece yağmurunun altına çıktık. Reşat kelepçeli halde yanımızdan geçerken bize nefretle bakıyordu.
Her şey bitmişti. Reşat’ın krallığı çökmüş, Karan’ın üzerindeki o büyük tehdit kalkmıştı. Ama en önemlisi, biz bu fırtınadan galip çıkmıştık.
Karan, omuzlarıma kendi ağır kabanını bıraktı. Yağmur damlaları yüzümüze vururken beni kendine çekti.
"Şimdi," dedi gözlerimin içine bakarak, "mermerler geride kaldı, tehlike bitti. Ama sen ve ben... Bizim hikayemiz daha yeni başlıyor Avukat."
Yağmurun altında, siren ışıklarının kırmızısı ve mavisi yüzümüze vururken birbirimize sarıldık. Bir sonraki adımımız, artık kaçışın değil, tamamen birbirimize ait olacağımız o son turun başlangıcıydı.
