Bölümler 20Şu an: ♤ilk temas♤
- 1 ♤ilk temas♤560 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 ♤mermerin bittigi yer♤389 kelime
- 3 ♤Siyah SUV ve İlk Şart♤437 kelime
- 4 ♤Masadaki Kurtlar♤399 kelime
- 5 ♤Kurşunun Gölgesinde♤325 kelime
- 6 ♤Gece Yarısı Sınırları♤374 kelime
- 7 ♡Kural Tanımayan Gece♤278 kelime
- 8 ♤Fırtına Öncesi Sessizlik♤564 kelime
- 9 ♤Şah ve Mat♤613 kelime
- 10 ♤Kanun Kadınının İtaati♤431 kelime
- 11 ♤Mührün Ötesi♤492 kelime
- 12 ♤Şehrin Üzerindeki Gölgeler♤644 kelime
- 13 ♤Mermer Koridorların İntikamı♤368 kelime
- 14 ♤İki Düzenin Kesişimi♤416 kelime
- 15 ♤Sahne Arkasındaki Satranç♤308 kelime
- 16 ♤Çifte Darbe♤338 kelime
- 17 ♤Gölge Savaşları♤300 kelime
- 18 ♤Karanlığın Kalbinde♤292 kelime
- 19 ♤Yeni Çağ♤143 kelime
- 20 ♤Mühürlenen Şehir♤361 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hakim tokmağını sertçe ahşap zemine vurduğunda çıkan o küt ses, salonun yüksek tavanında yankılanıp kulaklarımda çınladı. "Gereği düşünüldü..." diye başlayan o klasik cümlenin ardından gelen kararla birlikte derin bir nefes verdim. Bir davayı daha kazanmıştım. Sıradan, sıkıcı, günlerce evrak kalabalığı arasında boğulduğum bir tazminat davasıydı belki ama benim için mesele davanın büyüklüğü değil, hakkın yerini bulmasıydı. Omuzlarımdaki siyah, yakası kırmızı şeritli cübbeyi düzeltip dosyamı masanın üzerinde toplarken yüzümde mesleki bir tatminin gururlu tebessümü vardı.
Tam o sırada, salonun en arka sırasından yükselen hafif ama belirgin bir metal tıkırtısı tüm dikkatimi dağıttı.
Kapağı açılıp kapanan pahalı bir çakmak sesiydi bu. Normalde adliye koridorlarında dahi sigara içilmesine izin verilmezken, bir duruşma salonunda bu derece rahat, hatta meydan okuyan bir tavır sergilemek akıl karı değildi. Başımı dosyalarımdan kaldırıp salonun loş arka tarafına doğru kaldırdım. Güneş ışığının pek ulaşmadığı o köşede, yüksek arkalıklı ahşap sırada tek başına oturan adamla göz göze geldim.
Üzerinde dikimi kusursuz, koyu füme bir takım elbise vardı. Ne hakimden çekiniyor gibi bir hali vardı ne de salonu boşaltmaya hazırlanan mübaşirden. Oturuşundaki o ürkütücü rahatlık, etrafındaki her şeye ve herkese üstten bakan o ağır özgüven, daha ilk bakışta kanımı dondurmaya yetti. Bakışları duruşma boyunca savunduğum kanun maddelerinde değil, doğrudan benim üzerimdeydi. Bir insanı inceler gibi değil, ona sahip olmak ya da onu tartmak ister gibi bakıyordu; kurşun kadar ağır, gece kadar karanlık.
Topladığım dosyaları göğsüme bastırıp bakışlarımı hızlıca ondan kaçırdım. İçimdeki profesyonel avukat "Uzak dur," diye bağırıyordu ama adımlarım adliyenin o soğuk mermer koridoruna çıktığında, kaderin ağlarını çoktan örmüş olduğunu hissettim.
Cübbemi çıkarıp koluma katladığım an, koridorun tenhalığında ardımdan gelen düzenli, ağır ayakkabı seslerini duydum. Ses tam arkamda durduğunda, pahalı bir odunsu parfüm kokusuyla karışık hafif bir tütün kokusu etrafımı sardı.
"Adalet kılıcını bu kadar hırsla sallayan birini uzun zamandır izlememiştim, Avukat," dedi. Sesi, uzun yıllar karanlıkta bilenmiş bir bıçak kadar pürüzsüz ve derindi.
Olduğum yerde dönüp ona baktım. Aramızda sadece birkaç adımlık mesafe vardı ama o mesafe bana uçurumun kenarında duruyormuşum gibi hissettirdi.
"Duruşma salonunda sigara çakmağıyla oynamanız kadar cesurca bir hırs değildi herhalde," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Ayrıca burası adliye. Tebriklerinizi dışarıda kabul etmiyorum."
Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı ama bu gülümseme yüzüne bir sıcaklık katmadı, aksine tehlikesini daha da belirginleştirdi. Bize doğru yaklaşan iki mübaşirin, adamın yüzünü görmesiyle birlikte adımlarını nasıl bocalattığını ve bakışlarını kaçırarak hızla yanımızdan uzaklaştığını fark ettiğimde içimdeki alarm zilleri daha yüksek çalmaya başladı. Bu adam adliyedeki görevlilerin bile adını anmaktan çekindiği türden biriydi.
"Bunca zekayı ve yeteneği, sistemi ayakta tutmaya çalışan küçük davalarda harcamanız yazık," dedi bana doğru bir adım atarak. "Gündüzleri bu mermer sütunların arasında kanunları savunarak vicdanınızı rahatlatıyorsunuz, anlıyorum. Ama geceleri kanunların geçmediği bir dünya var."
Ceketinin iç cebine uzandığında refleks olarak bir adım geri çekildim. Bu hareketim karşısında gözlerindeki o tehlikeli parıltı daha da koyulaştı. Cebinden çıkardığı siyah, kabartmalı mat bir kartviziti uzattı. Kartın üzerinde ne bir unvan ne de bir adres vardı; sadece bir isim ve bir telefon numarası.
"Gündüzleri masumları savunmaya devam edin, ona karışmam," diye fısıldadı bana doğru eğilerek. Nefesi yanağımı teğet geçtiğinde tüylerim diken diken oldu. "Ama geceleri benim kurallarımı yazacaksınız. Mermerlerin bittiği yerde benim dünyam başlar, Avukat. Ve siz, artık o dünyanın bir parçasısınız."
Kartı elime tutuşturup arkasını döndü ve koridorun karanlık ucuna doğru yavaş, kendinden emin adımlarla yürümeye başladı. Elde ettiğim galibiyetin sevinci bir anda buharlaşıp gitmişti. Elimizdeki kartvizite ve adamın arkasından bakarken, hayatımın bir daha asla eskisi gibi tam anlamıyla 'meşru' olamayacağını anlamıştım
Bölüm etkileşimi
