25. bölüm / 42
Mevzu Kelepçe/Texting2.5
Bölümler 42Şu an: 2.5
- 1 0.1599 kelime
- 2 0.2349 kelime
- 3 0.31.765 kelime
- 4 0.41.331 kelime
- 5 0.51.642 kelime
- 6 0.6904 kelime
- 7 0.7965 kelime
- 8 0.81.738 kelime
- 9 0.91.372 kelime
- 10 1.01.503 kelime
- 11 1.11.370 kelime
- 12 1.2632 kelime
- 13 1.33.171 kelime
- 14 1.42.771 kelime
- 15 1.51.903 kelime
- 16 1.61.581 kelime
- 17 1.73.430 kelime
- 18 1.83.958 kelime
- 19 1.92.605 kelime
- 20 2.01.868 kelime
- 21 2.13.210 kelime
- 22 2.22.383 kelime
- 23 2.31.972 kelime
- 24 2.41.718 kelime
- 25 2.52.398 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 2.63.425 kelime
- 27 2.72.975 kelime
- 28 2 84.580 kelime
- 29 2.93.256 kelime
- 30 3.02.963 kelime
- 31 3 14.846 kelime
- 32 3.25.507 kelime
- 33 Siz de gelir misiniz?🌊34 kelime
- 34 3.34.242 kelime
- 35 3.44.038 kelime
- 36 Alıntı259 kelime
- 37 3.54.630 kelime
- 38 Alıntıı🌠348 kelime
- 39 3.64.385 kelime
- 40 3.74.320 kelime
- 41 Alıntı240 kelime
- 42 3.87.268 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hoş geldinn güzellik 🤍
Keyifli okumalarr🧸
Oylamayı ve satır aralarına yorum bırakmayı unutmayınn✨️
İsmini duymasıyla daldığı düşüncelerden kopmuş gibiydi. Yüzündeki ifade bir anlığına dondu.
Sanki bir şeylerin geleceğini sezmişti ama ne olduğunu bilmiyordu. Gözlerini bir saniye bile kaçırmadı.
“Konuşmamız iyi olur.”
Sesi her zamanki kadar sakindi ama gözlerindeki dikkat yeniydi. Anlaşılan, ikimiz de büyük bir adım olmasa bile o küçük adımı atmaya kararlıydık.
“Ben—”
Daha kelimelerimi tamamlayamadan, telefonuma ardı ardına gelen mesaj sesleriyle tüm dikkatim dağıldı. Garip olan, aynı anda Suat’a da birkaç bildirim gelmiş, ardından telefon çalmıştı.
Gördüğü isimle az önce gevşeyen bedeni dikleşti. Yüz hatları kasılırken gözleri beni buldu.
“Telefonla konuştuktan sonra çıksak olur mu? Hem rahat rahat konuşuruz”
Kelimeleri söylerken sesi fazla gergindi. Bunun gelen telefonla ilgi olduğuna neredeyse emindim. Başımı sallayarak onu onaylarken ben de gelen bildirimlere tıklamıştım.
whatsapp:
İpek: ASRINN
İpek: ASRINCIMM
İpek: CANIM ARKADAŞIMM
İpek: Neredesinnn? Sennn?
İpek: Acilll bak şu telefona
Siz: Sana da günaydın İpek
Yazıyor…
Çevrimiçi
Yazıyor…
İpek: Gün bana hiç aydınlık gelmedi
Siz: Ciddi bir şey olmadı, değil mi?
İpek: Yok canım, ciddi hiçbir şey yok
Siz: İPEKK
İpek: Ama kızmayacağına söz ver
Siz: Ona söz veremem
İpek: O zaman söylemem ben de
İpek: Ay ama söylemem gerekiyor
İpek: Hadi, kızmayacağına söz ver
Siz: Şu an huzur dolu bir evin içinde kahvemi yudumluyorum
Siz: Söyleyeceğin hiçbir şey beni sinirlendiremez
Siz: Hadi, söyle artık
İpek: Oh ohh
İpek: Çok güzel
İpek:
Siz: Bu ne?
İpek: Bacak
Siz: İpek, onu ben de görebiliyorum
Siz: Bu kimin kırık bacağı?
İpek: Şey
Siz: Ay bak, tansiyonum çıkıyor
İpek: Tamam tamam
İpek: Sinirlenme hemen
Siz: KİMİN?
İpek: Eren
Siz: Ne?
Siz: Şaka de
Siz: LÜTFEN ŞAKA DE
Siz: Durumu nasıl?
İpek: O bok sineğine bir şey olmaz, merak etme sen
İpek: Asıl bu gariban arkadaşın için endişelen
İpek: Allah’ım, genç yaşımda mahpuslara da mı düşecektim
İpek:
Siz: Bir dakika
Siz: Yoksa sen mi?
İpek: Evet, ben
İpek: Ama isteyerek değil
İpek: Yani biraz isteyerek
Siz: Allah sizin cezanızı vermesin be
Siz: Adamın ayağını nasıl kırdın?
Siz: Kavga etseniz bile bu fizik kurallarına aykırı
Siz: Adam senin iki katın
İpek: Aslında konu başka
İpek: Şimdi dün yeni yıl için parti düzenledik ya
Siz: Ee?
İpek: Çok içmişiz
Siz: EEEEE??
İpek: İşte sonrasında yatmışız
Siz: Benimle kafa mı buluyorsun sen?
İpek: Asrın, yattık diyorum (11.02)
Siz: OHAA (11.06)
Siz: Eren’le dün birlikte mi oldunuz?
İpek: Maalesef öyle bir hata yapmış bulunmaktayım
İpek: Ama asıl sorunumuz bu değil
İpek: Eren, dün birlikte olduğumuzu biliyor ama detayları hatırlamıyor
Siz: Detaylar derken?
İpek: Ya, konuşturma beni işte
İpek: Normal olarak bacağını nasıl kırdığımı da bilmiyor
Siz: Korkuyor sormaya ama nasıl kırdın?
İpek:
İpek: Biz bu işin içinden nasıl çıkacağız?
Siz: Naneleri yerken bana mı sordun?
Siz: Çocuk sana kaç yıldır âşık
Siz: Belki iyi bir başlangıç olur sizin için
Siz: Belki evrenin mesajı bu
İpek: Sıçarım evrenin mesajlarına
İpek: Eren’in annesi, oğlunun ayağını kırmam ve ona tecavüz etmem iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş diyorum
İpek: Ne kadar da güzel başlangıç
Siz: Gerçekten artık size diyecek laf bulamıyorum
Siz: Vallahi bak
Siz: Büroyu da kapatıyorum
Siz: Sizi de engelliyorum
Siz: Artık koca parası yemeye karar verdim
İpek: ASRIN
Yazıyor…
İpek kişisini engellediniz.
Okuduğum mesajlarla üstümden araba geçmiş gibi hissediyordum. Tam telefonu kapatacaktım ki, Hakan’ın ardı ardına attığı mesajlar yüzünden bildirimlere yeniden tıkladım.
Hakan: ASRINNN
Hakan:
Hakan: Komiser çok kızmaz, değil mi?
Siz: HAKAAAN
Siz: Bu kadarı da olmaz ama
Hakan: Hemen söndürdüm
Hakan: Biraz sobada hasar var
Hakan: Biraz tavanda
Hakan: Biraz bitkilerde
Hakan: Biraz da perdeler yanmış gibi
Hakan: Ama merak etme, ben ve Mozzi çok iyiyiz
Siz: Komiser seni öldürse bile kılımı kıpırdatmam
Siz: Salak herif
Siz: Kredi mi çekiyorsun
Siz: Organlarını mı satıyorsun, beni ilgilendirmez
Siz: Adamın MUTFAĞINI BİZ GELENE KADAR YENİDEN YAPTIRIYORSUN
Siz: Yoksa yemin ederim seni yedinci kattan aşağı atarım
Hakan: Ama kırılıyorum bak
Hakan: Dünya malı benden kıymetli mi
Siz: EVET
Hakan kişisini engellediniz.
Sinirle telefonu yeniden kapatma çabam başarısız olmuştu.
Öykü: Boşanıyorum ben
Öykü: Daha fazla bu evliliği sürdüremem
Öykü: Ses kaydı
Ağlayarak attığı ses kaydını açtığımda, hiçbir şey anlayamamıştım.
Siz: Tamam, önce bir sakinleş
Siz: Hadi açık havaya çık, biraz nefes al
Öykü: Yapamam
Öykü: Batu var balkonda
Siz: Tamam, çıkmasını söyle
Öykü: Çıkamaz ki
Siz: Öykü bak balım, benim beyin nöronlarım şu an son yaşam mücadelesini veriyor
Siz: O yüzden adam akıllı açıkla
Öykü: Balkona kilitledim ben onu
Öykü:
Siz: Kocanı neden balkona kilitliyorsun?
Siz: Öykü aç şunu
Siz: Adam soğuktan donar
Öykü: Oh olsun ona
Öykü: Beni aldatmış kocaya ihtiyacım yok
Siz: Ne?
Siz: Batu mu?
Siz: Senin kocan seni aldattı?
Siz: Hayatta inanmam
Öykü: Aldattı işte
Siz: Bir yanlış anlaşılma olmuştur
Öykü: Hayır, gözlerimle gördüm
Öykü: Hem de benim yatak odamda
Siz: Sen ciddi misin?
Siz: Ne zaman oldu bu?
Siz: Kanıt falan alabildin mi?
Öykü: Bu sabah oldu galiba
Siz: Galiba mı?
Öykü: Rüyada saate bakmayı unutmuşum
Öykü: Mahkemede bu bize sorun yaratmaz değil mi? (11.25)
Yazıyor…
Siz: Batu seni rüyanda aldattı ve sen bunun için kocanı boşuyorsun?(11.30)
Siz: Siz harbi sıyırmışsınız
Siz: Aç şu balkon kapısını, adam soğuktan donup ölecek
Siz: Bir de cenaze masrafı çıkarmayın başıma
Öykü: Ama Asrın
Öykü kişisini engellediniz.
Okuduğum mesajlarla yine üstümden araba geçmiş gibi hissediyordum. Telefonu tamamen kapattım ve derin derin nefes aldım.
Arkadaş seçimlerimi gerçekten gözden geçirmem gerekiyordu. Hem en fazla ne olabilirdi ki? Sonuçta yetişkin insanlar değil miydik? Kendi sorunlarını kendileri çözebilirlerdi.
Buna hiç inanmasam da, başıma giren ağrılar yüzünden tüm keyfim kaçmıştı. Hem isteseler bile bana ulaşamazlardı. Suat’la İzmir’e geldiğime neredeyse sevinir olmuştum.
Suat’ın telefon görüşmesi anlaşılan hâlâ bitmemişti, bu yüzden hazırlanmak için odaya gitmeye karar verdim.
Küçük bavulumu açıp rahat ama şık bir şeyler giydikten sonra makyajımı yapmış, açık saçlarımı hafifçe şekillendirmiştim. Rujumu sürerken aniden kapı tıklatıldı.
“Gir.”
Kapı açılırken aynadan gördüğüm yansımayla tebessüm etmemek imkânsızdı. Bu defa yüzü gibi saçları da zar tozlarıyla kaplıydı.
Ufacık bedeni kapının arkasında kalırken, meraklı bakışlarıyla yalnızca kafasını görebiliyordum. Rujumu hızla kenara bırakıp yanına doğru adımladım.
“Amcanı mı arıyorsun?” dedim, önünde diz çökerken. Tüm bedenini içeri alıp küçük parmaklarını arkasında birleştirdi.
“Yoo,” diye harfleri uzatırken dudaklarını büzdü.
“Amcam telefonla konuşuyormuş. O yüzden benimle oynayamazmış. Ama senin oynamak isteyeceğini söyledi.”
Tatlı tatlı konuşmasıyla beklenti dolu gözlerle bana bakıyordu.
“Oynar mıyız?”
Az önceki düşünceli hâlim bir anda yok olmuştu. Bana gösterdiği yakınlık yüzünden hem heyecanlanmış hem de paniklemiştim.
Çocuklarla ilgili hiçbir şey bilmediğimi söylerken abartmıyordum. Bildiğim tek çocukluk, kendi çocukluğum ve ablamınkiydi.
“Tabii oynarım.” Ayağa kalkarken elimi ona doğru uzattım. Hiç tereddüt etmeden yalnızca serçe parmağımdan tutup peşime takıldı.
“Ne oynamak istersin?”
“Bilmem ki. Ama bebeklerle oynamaktan sıkıldım.”
Sıkılmış bir ifadeyle elimi bırakıp yatağa tırmanmaya başladı. Düşmemesi için belinden tutup onu oturttuğumda ayaklarını heyecanla sallayarak beni bekliyordu.
Tamam. Bebeklerle oynamak istemiyorsa başka bir şey düşünmeliydim. Çocuklar ne oynamayı severdi ki?
Soruyu kendime sorarken çocukluğumu hatırladım. Aklıma yalnızca annemin bize zorla öğrettiği satranç ve Go oyunları gelmişti. Hayatımdaki yetişkinlerin bizimle oynadığı şeyler hep bunlardı. Başta nefret ettiğim bu oyunları zamanla sevmiştim. Belki o da severdi.
Aklıma gerçekten başka hiçbir şey gelmediği için, odaya ilk girdiğimde Suat’ın kitaplarının olduğu rafta gördüğüm satranç tahtasını aldım.
“Satranç oynamayı bilir misin?”
Onun gibi yatağa oturup bağdaş kurdum. Bunu beklemiyormuş gibi şaşkınca bana bakıyordu. Ben taşları dizerken başını olumsuz anlamda salladı. Seçimimin ne kadar yanlış olduğunu fark etmemek için aptal olmam gerekliydi.
Neredeyse kırk dakikaya yakın zaman geçirmiştik. Üstelik ilk baştaki paniğim tamamen gereksizdi. Fazla zekiydi. Hiç itiraz etmeden öğrettiğim her taşı, her hamleyi zihnine kazımıştı. Bu kez taşları onun dizmesine izin verirken kapı açıldı.
Suat’ın gergin bedeni bizi görmesiyle bir anlığına gevşemişti. Ama ardından şaşkın bakışları ikimizin üzerinde gezindi ve satranç tahtasında durdu.
“Amcacım, amcacım” diye Mavi seslenirken yataktan inmeye çalışmıştı. Suat onu engelleyip kucağına alarak yatağa oturduğunda, Mavi’nin az önce dizdiği taşlar dağıldı.
“Oyunumu bozdun,” diye mızmızlanıp kucağından kaçmaya çalışınca gülümsemiştim.
“Oyununuzu böldüm öyle mi?” Bir yandan saçlarını karıştırıyor, bir yandan kızı gıdıklıyordu. Oda kahkahalarla dolmuştu. Üstelik Mavi’nin üzerindeki zar tozlarının siyah gömleğine bulaşmasını zerre umursamıyordu. Bunun ilk kez yaşanmadığı belliydi.
“Demek Asrın ablan sana satranç öğretti. Tam da işkolik karımdan beklenecek hareket,” dedi bana bakarak.
Çenemi dikleştirip gözlerimi kıstım. “Sen az önce benim fevkalade satranç bilgilerimi küçümsedin mi?”
Sözlerim Mavi’ye komik gelmiş olacak ki Suat’ın kucağından inip hızla bana doğru emekledi.
“Haşa, ne haddime. Eminim dört buçuk yaşındaki her çocuğun hayali satranç oynamaktır,” dediğinde başını yatak başlığına yaslamıştı.
“Duydun mu Mavi’cim? Amcan senin satranç oynayamayacağını ima etti,” sesimi bilerek üzgün çıkarmıştım. Çocuk buna gerçekten inanmış gibi kaşlarını hızla çattı. Manipülasyon konusunda üzerime tanımazdım.
“Yuh!”
Suat daha şaşkınlığını atamadan, Mavi elindeki satranç taşlarını amcasına doğru fırlatmıştı. Bunu hiç beklemiyorduk. Suat üstüne düşen taşlara bakıp kahkaha atarken Mavi aynı benim gibi çenesini havaya kaldırmış amcasına bakıyordu.
“Sadece bir saat içinde yeğenimi kendine benzettiğine inanamıyorum,” İnanamaz bir ifadeyle ikimize bakarken Mavi’yi iyice kucağıma çekmiştim.
“Sanki şiddet yanlısıymışım gibi konuşma. Alınıyorum bak. Hem çocuk taşların farklı biçimlerde de kullanılabileceğini öğrenmiş oldu. Ona kızamazsın.”
Bizi izlerken başını sallayıp taşları toplamaya başlamıştı.
“Bu öğretici bilgiler için teşekkür ederiz.”
Az önceki kahkahalar silinip giderken ortama tuhaf bir sessizlik çökmüştü. Suat’ın bedeni yine aynı gerginlikle kasılmış, bakışları düşünceli bir hâl almıştı.
“Mavim, teyzene öğrendiğin oyunu göstersene,” dedi kızın avuç içlerini öperek.
Mavi, büyük satranç tahtasını kucaklayıp hiç itiraz etmeden Filiz’in yanına koşmasını izledim. Kapı kapandığında Suat’taki çelişkiyi buradan bile hissediyordum.
Duruşunu dikleştirince ben de ayağa kalkıp karşısında durdum. Konuşmak istediği belliydi. Mavi’yi bu yüzden göndermişti. Ama konuşmak istediklerinin az önceki konuyla ilgili olmadığını hemen anladım. Söyleyeceklerinden hiç memnun olmayacağımı ise şimdiden hissediyordum
“Konuşmamız gerekiyor,” Her şey o telefon görüşmesine kadar normaldi.
“Anladım ama kötü bir şey yok, değil mi? Yeni bir soba yangını falan kaldırmam,” Son kelimeleri kendi kendime mırıldansam da, duymuş olmalıydı.
“Soba mı?” Kaşları havaya kalkarken hızla yapmacım şekilde gülümsedim.
“Ne sobası? Soba falan yok. Çıkar onu aklından.”
Saçmalıklarımdan bir şey anlamamıştı ve bu, şu an için iyi bir şeydi.
“Tamam. Soba yok,” dedi anlamsız kelimeleri tekrar ederken.
“Zaten konu soba olmayacak kadar ciddi.”
Düşünceli bir şekilde yüzünü sıvazlarken Hakan’ın attığı fotoğraf aklıma geldi. Acaba Hakan’ın mutfağını yaktığını bilseydi hâlâ böyle konuşur muydu?
“İmam kaçmış.”
Kelimeler kulağa ne kadar ironik gelse de üzerimizde bıraktığı etki hiç de öyle değildi. Hayır, bu defa bahsettiği imamın kim olduğunu çok iyi biliyordum.
“Karakurt cezaevinden kaçtı mı?” Sesim neredeyse bağırır gibi olsa da sonuna doğru alçaltmıştım.
Siktir.
Bir bu eksikti.
Bu sabah daha ne kadar felaket haber duyacaktım?
“Bu sabah en son Ankara’da görülmüş. Her yerde aranıyor. Ama asıl sorun kaçması değil, kalması Asrın.” Sesi oldukça sakin ve kontrollüydü ama gözlerindeki endişeyi gizleyemiyordu.
“Kalmaya karar verirse ayaklanma başlatır. Onu cehenneme gönderenlerin peşini de bırakmaz.”
Sözleriyle kazağımın yakasını çekiştirirken derin nefesler almaya çalışıyordum. Nasıl bir işe bulaşmıştım ben böyle?
“Ne yapacağız peki? Sonuçta herkesin içinde bizi öldürmez, değil mi?” Sesimin titremesine engel olamazken Suat’ın elleri omuzlarımı buldu.
“Asrın, tamam.”
Yatıştırıcı sesiyle, nefes almak için boğazımı sertçe sıkmamı durdurdu. Parmaklarımı ellerinin arasına alıp iyice yaklaştı.
“Ben her şeyi halledeceğim. Tamam mı?”
“Karşında bir suç çetesinin lideri var. Hangisini halledeceksin Suat? Çabalamak boşuna.” Umutsuzluğum sözlerime yansımıştı. Ama gerçek buydu. Adam adaletten kaçmıştı.
“Dosya artık karakol işi değil. Ulusal Güvenlik Merkezi devrede."
Ve bu, iyiye işaret değildi.
“Şu an UGKKM kapsamında, erişimi kısıtlı tanık statüsündesin. Tüm bu işler netleşene kadar onların sorumluğunda Ankara’da kalacaksın.” Her kelimesiyle kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu. Kulaklarım uğulduyor, sesler birbirine karışıyordu. Saçmalıktı bu.
(Yazar Notu: UGKKM-yüksek riskli dosya ve tanık koruma birimi.)
“Sıkılırsan ya da isterse dosya danışmanı olarak geçici görevlendirilmeni saglarım.”
Sözleriyle neredeyse sinirden kahkaha atacaktım.
“Konunun benim hayatım olduğunun farkında mısın?” Kolumdaki elini hışımla iterken öfkemi bastırmaya çalışıyordum. Benden habersiz, hayatım adına aldığı kararlara inanamıyordum.
“Peki sen benim, hayatın için çırpındığımın farkında mısın?”
İkimiz de bir anda çıkışmıştık. Yüzlerimiz arasındaki yakınlığı umursamadım bile. Bu çıkışım ona abartılı gelmişti ama ben de onun bu hâline öfkeliydim.
Yaşananlar için onu suçlamıyordum, beni defalarca uyarmıştı. Tehlikeye balıklama atlayan bendim. Ama mesele beni işimden ayırmaya cüret etmesiydi. Sanki dünyada herhangi bir güç beni bundan alıkoyabilirmiş gibi.
Öfkeyle solurken işaret parmağımı göğsüne bastırdım.
“Hiçbir yere gitmiyorum. Bunu anlasan iyi olur.”
Sertçe bastırıp yanından geçmeye çalıştım ama başarısız oldum. Kolumdan tutup beni yeniden kendine çektiğinde aramızdaki mesafe daha da azaldı.
Çenesi öfkeyle kasılmış, dudaklarını düz bir çizgi hâlinde birbirine bastırmıştı. Onu bu konuda bile çileden çıkarmama kendisi bile şaşırmış olmalıydı.
“Mantıklı düşün. Korunmaya ihtiyacın var.” Kelimeleri zar zor telaffuz ediyordu. Kendini tuttuğunun farkındaydım. Güzel. Çünkü ben de kendimi tutuyordum. Yoksa ona doğru fırlatarak tek bir eşyayı bile yerinde bırakmazdım.
“Zaten kaç gündür beni evine hapsetmedin mi? Bir de biriminin koruması altında mı özgürlüğümden vazgeçeceğim?” Alayla güldüğümde beni gerçekten anlamadığını fark ettim.
“Benden ne istediğinin bile farkında değilsin. Tüm hayatımı geride bırakıp öylece Ankara’ya gidip saklanamam.”
“Sadece birkaç aylığına.”
“Çalışıyorum.”
“Konu hayatın.”
“İşim zaten benim hayatım.”
Net sesimle ikimiz de sustuk. Birbirimizi bastırmaya, kendimizi anlatmaya çalışmak boşunaydı.
“Demek gelemiyorsun.” Kolumu bırakıp geri çekildiğinde yüzü ifadesizdi.
“Hayır.” Her harfin üzerine bastığımdan emin oldum.
“İyi.”
Birkaç saniyelik sessizlikte gözlerindeki kararlılık beni gerçekten sarstı.
“Kimliğin nerede?” Sesi o kadar soğuktu ki bir an duraksadım. Kimlik mi?
“Kimliğimi ne yapacaksın?”
“Kimlik.” Yeniden diretti.
“Paltomun cebinde.”
Bu konu ikinci kez aramızda geçiyordu ama artık ikimiz de birbirimizi daha iyi tanıyorduk. Ya da öyle sanıyorduk.
Hiç tereddüt etmeden yatağın üzerindeki paltoma uzanıp zahmetsizce kimliğimi aldı.
“Yoksa ilk yaptığın hatayı düzeltmeye mi karar verdin?” Öfkeli sesimi alay bastırmıştı.
“İlk hata?” Kaşlarını çatarak ne dediğimi anlamaya çalışıyordu.
“Beni nezarete atmamak ilk hatandı, komiser.”
Çenemi dikleştirip onun gibi duygusuz olmaya çalıştım. İma açıktı. O gün bizi nezarete atsaydı, aramızdaki bu şey asla bu noktaya gelmezdi.
“Haklısın. Ve şu an yine o hatayı yapıyorum.”
Sözlerimi anlamıştı. Ve bunu ima etmem bile canını sıkmış gibiydi.
Yanımdan geçip gitmeye çalıştığında bu kez ben önüne geçtim.
“Kimliğimle ne yapacağını söylemedin.”
Derin bir nefes vermişti. Kendi cebinden kimliğini çıkarıp ikimizin arasında tuttu.
“Madem UGKKM koruması altına girmiyorsun o zaman Saha Yetkilisi Pars Karakurt’un korumasında olursun.”
Kelimeler yüzüme çarparken afallamıştım.
“Yani karıcığım, evleniyoruz.”
Pars Karakurt.
Pars.
Gerçek ismi buydu.
Furkan’ın araştırmasının doğru olduğu ortaya çıkmıştı ama buna şaşırmayı şimdilik erteliyordum.
“Karakurt?” Kelimeyi doğru duyduğumdan emin olmak istercesine tekrarladım. Sesimdeki inanmazlığı gizleyemedim.
“Evet, Asrın Karakurt.”
Aramızdaki tek adımlık mesafeyi de kapatıp yüzüme doğru eğildi. Benim afallamış, dağılmış hâlime karşılık dimdik duruyordu.
Ama artık beni kandıramazdı. Beni oyunlar oynamakla suçlayan adamın, aslında en büyük oyuncu olduğunu bugün öğrenmiştim.
“Seni bir hainden en iyi, bir hainin oğlu korur.”
Sesindeki duygu kırıntısını ayırt edebiliyordum. Nefret, kızgınlık, öfke… Hiçbiri yoktu. Kendini tamamen kapatmıştı.
Pars Karakurt beni fena hâlde oyuna getirmişti.
Yaa bölüm sonları yazmaya bayılıyorummm
Hadi bakalım yine tarafınızı seçin🌊
Sizce kim haklı?
Asrın mı?
Bence bebeğim haklıı💅🏻
Suat mı?
Şimdi hakkını yemeyeyim.onun durumu da çok karışık. Yaşadıklarından sonra keretaya çok da yüklenemiyorum
İyi geceler çiçeklerimm💖
OY vermeden mi gidiyorsun?
Bölüm etkileşimi
