8. bölüm / 42
Mevzu Kelepçe/Texting0.8
Bölümler 42Şu an: 0.8
- 1 0.1599 kelime
- 2 0.2349 kelime
- 3 0.31.765 kelime
- 4 0.41.331 kelime
- 5 0.51.642 kelime
- 6 0.6904 kelime
- 7 0.7965 kelime
- 8 0.81.738 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 0.91.372 kelime
- 10 1.01.503 kelime
- 11 1.11.370 kelime
- 12 1.2632 kelime
- 13 1.33.171 kelime
- 14 1.42.771 kelime
- 15 1.51.903 kelime
- 16 1.61.581 kelime
- 17 1.73.430 kelime
- 18 1.83.958 kelime
- 19 1.92.605 kelime
- 20 2.01.868 kelime
- 21 2.13.210 kelime
- 22 2.22.383 kelime
- 23 2.31.972 kelime
- 24 2.41.718 kelime
- 25 2.52.398 kelime
- 26 2.63.425 kelime
- 27 2.72.975 kelime
- 28 2 84.580 kelime
- 29 2.93.256 kelime
- 30 3.02.963 kelime
- 31 3 14.846 kelime
- 32 3.25.507 kelime
- 33 Siz de gelir misiniz?🌊34 kelime
- 34 3.34.242 kelime
- 35 3.44.038 kelime
- 36 Alıntı259 kelime
- 37 3.54.630 kelime
- 38 Alıntıı🌠348 kelime
- 39 3.64.385 kelime
- 40 3.74.320 kelime
- 41 Alıntı240 kelime
- 42 3.87.268 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhablar çiçeklerim💛
Yıldızları parlatmayı ve bol bol yorum yapmayı unutmayın✨️
Diğer uygulamalardan da bana ulaşabilirsiniz 💖
Wattpad:_okyanus_s
Kitappad: okyanuss_s
Instagram: okyanuss_s
Youtube: okyanus_s
TikTok: okyanuskalemi
Ve sonunda asıl mesajı gördüğümde, tüm bedenim kasılmıştı.
"Siktir."
Ben bitmiştim.
WhatsApp:
Eren: Siktir
Eren: Siktir
Eren: Siktiiir!
Batu: ERENNN!
Batu: Seni yeryüzünden silmek için zaten kendimi zor zapt ediyorum
Eren: Şanslısın. Artık yokuz
Eren: AN İTİBARİYLE BOKU YEDİK
Hakan: Burada uyumaya çalışıyorum ama
İpek: Doğru dürüst anlat şunu
Öykü: Sevgilimmama böyle olmaz ki
Öykü: Doktor ne söyledi
Öykü: Derin derin nefesler alıyoruz
İpek: Evet Öykücüm
İpek: Sonrada o nefesi geri vermiyoruz
Öykü: Hayır ya. Doktor öyle şey söylemedi
Batu: Karımla uğraşmayı kes!
Eren: Sen hayırdır?
İpek: Allah'ım sen bu emelisalih kuluna sabır ver. Ben artık bu kadar cahille aynı havayı solamıyorum
Eren: Neden bana şimdi kızdın kine?
İpek:

İpek: İkiniz de boş konuşmayı kesin, konuyu anlatın
Poyraz: Bülent Beyin elinde Asrın'ın telefonu arabaya geri koyduğu videolar var
İpek: NEE?
Poyraz: Hazal Hanım'ın avukatının Asrın olduğunu bilmediği için büroya ulaşmış.
Poyraz: Haliyle de bizi tehdit etti.
Poyraz: Yalnız Asrına değil hepimize, kamu kurumunda nitelikli hırsızlık suçundan dava açılabilir.
Hakan: Allah'ım ben bunları yaşayacak ne yaptım?
Hakan: İnsan bir gün için kaç defa karakola girip çıkar.
İpek: Saçmalık.
İpek: Asrın telefonla ilgili mahkemeye bir kanıt bile sunmayacak.
Batu: Gerçekten siktir
Eren: Bu telefonu çaldığımız gerçeğini değiştirmiyor
Öykü: Ya biz çalmadık ki, sadece birkaç saatliğine ödünç aldın.
İpek: Tamam Öykücüm. Mahkemede hakime bunu söylersin.
Poyraz: Asrına ulaşamıyorum.
İpek: Benim de telefonlarımı açmıyor
Hakan: İnanır mısınız, beni de az önce meşgule attı.
Eren: Genelde senin aramalarını hiç açmadığı için normal aslında.
Poyraz: @ipek @eren Siz ikiniz az birlikte takılın, iyice zorba oldunuz
İpek: O şahısla benim adımı aynı cümlelerde anma lütfen
Eren: Eninde sonunda isminin ismimin yanında olmasına alışacaksın
İpek bu mesaja 🖕🏻 ifadesini bıraktı.
Poyraz: @asrın Bak şu mesajlara, seniz bunlarla ben kafayı yerim.
Telefonu kapattığımda bedenimi saran paniği görmezden gelemedim. Bu imkânsızdı: benim hata yapma olasılığım neredeyse imkânsızdı. Ama şu an okuduğum mesajlar barizce büyük bir aptallık yaptığımı haykırıyordu.
Karakolda Bülent Beyin arabasının etrafında kamera olmadığından emin olmuştum. Buna rağmen telefonu geri koymak için karakola yeniden girmek fazla şüphe çekerdi; bu yüzden araba en iyi seçenekti.
Böylelikle Bülent Bey telefonunu arabada unuttuğunu sanacaktı. Garaj yolundaysa tek bir kamera bile yoktu. Buna emindim. Kaç defa etrafı didik didik aramıştım. Dün gece de Bülent Beyin arabası tam benim arabamın durduğu yerdeydi.
Hızla arabadan çıkıp etrafımı yokladım. Genellikle olduğu gibi etrafta yalnız bir kaç araba vardı. Ve komiserin arabası. Yeniden dikkat çekmeden etrafı yoklayarak nerede hata yaptığımı anlamaya çalıştım.
Bülent Bey her sabah arabasını bu yan yola dikkatlice sürerdi. Yolun başında ne kamera ne de devriye aracı olurdu. Hatta karakolun bahçesindeki güvenlik kameralarının görüş açısı buraya uzanmıyordu. Direklerin açısı bu kör noktayı boş bıraktığını fark ettiğimde öylece birkaç dakika etrafı gözlemlemiştim.
Nedense bunun bilerek yapılan bir şey olduğunu şimdi fark ediyordum. Adam resmen kameralardan köşe bucak kaçıyordu. Dava için otel kameralarına ulaşmam bile resmen bir işkence olmuştu. Zaten gizlilik nedeniyle öyle kolayca kamera görüntülerine ulaşamazdım. Ama mahkeme izniyle bile bir şeyler bulamayınca, bu işte bir iş olduğunu anlamak zor değildi.
O kadar dikkatli şekilde her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı ki, resmen sicilinin temiz olmasına şaşmamak gerekiyordu. Yavaşça yolun kenarına yanaştım. Garaj kapısına uzanan bu yan yol, sanki özellikle unutulmuş gibiydi. Yerdeki çatlak asfalt ve solmuş çizgilerden, uzun süredir kimsenin buradan geçmediği belliydi.
Belki de her sabah güvenli garajı değil de burayı seçmesinin bir sebebi vardı. Peki kamera kayıtları? Acaba Bülent Beyin arabanın içinde görmedim, bir kamera daha olabilir miydi? Dikiz aynasının altında, ön camda, plaka üstüne ya da arka cama monte edilen bir kamera olmadığından emin olmuştum.
İşimin alt üst olması düşüncesi öfkemi artırması yetmiyormuş gibi Hazal Hanım'dan gelen aramayla gözlerimi sıkıca kapattım. Bu defa işleri fena batırmıştım.
Sakinleşmek adına derin nefes alarak hızla aramayı cevapladım.
"Efendim Hazal Hanım?" Sakin sesimin aksine telefonun diğer ucunda sinir krizi geçiren kadının sesiyle yüzümü buruşturmadan edemedim. Kocasına ölüm tehditleri savuruyordu. Bu günkü olan toplantımızı iptal etmek istediğini duyduğumdaysa artık sabrım taşmıştı.
"Lütfen sakinleşin. Her şey kontrolüm altında. Bugün Bülent Bey ve avukatıyla olan görüşmemizi kesinlikle iptal edemeyiz. Onları o masaya oturmaya zor ikna ettiğimizi biliyorsunuz." Kadını ikna etme çabalarımı boşa saymayacağını umut ettim.
"Şahidini de getireceğini söyledi." Hazal Hanım'ın telefonun diğer ucundan gelen dramatik sesiyle sinirle arabaya geri döndüm. Birde başımıza şahit çıkmıştı.
"Bırakalım da gelsin. Görüntüleri kullanmak istemedikleri ortada. Niyetlerini öğrendikten sonra yeni bir plan yapmamız gerekecek." Emniyet kemerimi takarken bir yandan da Hazal Hanım'ı sakinleştirmeye çalışıyordum.
Boşadığım ilk para avcısı koca değildi. Niyetlerini, neler istediklerini çok iyi biliyordum. Şu an kendi kariyerim için endişelenmem gerektiğini bilsem de, tüm soğukkanlılığımı kullanarak bu işe odaklanmam gerekiyordu. Kendimce küçük takıntılarım vardı. Mesela yaptığım işlerin kusursuz olması gibi. Ve ortaya çıkan pürüzleri ahlak ve adalet tanımadan yok etmek gibi.
"Emin misin Asrıncım? Bizim çocuklara söyleyip işleri kökten hallettirebilirim. Sonuçta çok da geç değil. Deniz olmasa da orman manzaralı mezar bulabilirim. Sonuçta bir ölünün son arzusunu hiçe sayacak kadar da vicdansız değilim." Kocasını öldürmek için hevesli çıkan sesiyle gözlerimi devirdim.
İşimin en zor taraflarından birinin de müvekkillerimin asla normal insanlar olmamasıydı. Zaten normal müvekkiller olsalardı bizim büroya gelmeye ihtiyaç duymazlardı. Bizim özelliğimiz de buydu. Kimsenin bulaşmak istemediği, kafadan çatlak kişileri Hakan'ın tabiriyle desek halka kazandırıyordum. Tabi bunu kim yerse.
"Lütfen Hazal Hanım, telefonda ve toplum içinde öyle şeyler ima etmeyin. Boşanma sürecinde söylediğiniz her kelimenin kim tarafından aleyhinize kullanılacağını bilmezsiniz." Dememle onaylamazcasına sesler çıkarmıştı. Ah şu kadınlar...
"Tabii, boşandıktan sonra istediğinizi yapabilirsiniz." Devam etmemle telefon arkasından sevinçle birbirine çarpan el sesleri duymuştum. Bir az daha sabırlı Asrın. Paraları düşün. İtalya'da yapacağın geziyi düşün. Bunun için her şeye değer. Hazal Hanım'la vedalaştıktan sonra görüşeceğimiz kafeye doğru gitmek için arabayı çalıştırdım.
"Her şey İtalya için."
30 dakikalık yolculuğun ardından mekâna varmıştım. Arabadaki önemli dosyaları aldığımdan emin olduktan sonra kafeye adımladım. Özellikle buluşma için buraya seçmemin sebebi her zaman sakin ve güvenliğinden emin olmamdı.
Hazal Hanım'ın tüm yüzünü kapatan kocaman siyah dantelli ve fiyonklu şapkayla onu hemen tanımıştım. Leopar desenli kıyafetlerine bakılırsa kesinlikle bu buluşmanın sonunun hastanede biteceği belliydi. Hazal Hanım'ın önünde oturan Bülent Beyin avukatıyla birçok davada karşı karşıya gelmiştik. Kendisi rakip büronun en sevimsiz avukatlarındandı. Bülent Beyinse sırtı bana dönüktü.
Yavaş adımlarla onlara yaklaşırken beni ilk fark eden Hazal Hanım olmuştu. Kırmızı ruj sürdüğü dudakları, beni görmesiyle kendini beğenmiş bir tebessümle kıvrıldı. Bana olan güvenin tam olduğunu biliyordum. Sonuçta 9 tane kocasını boşamıştım. Diğer iki kocalarının kaderleri hâlâ meçhuldü.
Sonunda masaya vardığımda Hazal Hanım hızla bana sarılarak kulağıma doğru çaktırmadan bir şeyler fısıldamaya başladı.
"Sen merak etme kuşum. Ben mezarı konuştum." Benden ayrıldıktan sonra çaktırmadan göz kırpmasıyla uyarırcasına öksürdüm.
"Hazal Hanım!?"
"Tamam kuşum, bir şey demedim ki. Hani b planımız olsun diye." Hayretler içinde ona bakarken artık ne diyeceğimi bilemiyordum.
"Sonunda hırsız avukat da teşrif buyurduğuna göre siz çoktan konforlu bir cezaevi bakmışsınızdır." Bülent Beyin sesiyle zihnimi Hazal Hanım'ın saçmalıklarından ayırabilmiştim.
"O dilin fazla mı uzadı senin? Yanındaki avukattan mı alıyorsun bu akılları?" Hazal Hanım yırtıcı pençelerini her an çıkarmaya hazırmış gibi masada Bülent Beye doğru eğilmişti. Adamsa kadından ürkerek geri çekildi. Bu kadın bir durak noktası yok muydu? Sakince masaya oturmadan önce Bülent Beyin avukatıyla da selamlaşmıştım.
"Benim için endişeleneceğiniz kadar keşke kendi sağlığınız için de endişelenseydiniz. Renginiz mi soldu sizin?" Bülent Bey sözlerime bozulsa da bir şey diyememişti. Söylediği ilk kelimede Hazal Hanımın üzerine atlayacağından belki de emin olmuştu.
Sonunda araya çöken sessizliği dolduran garson olmuştu. Hepimiz siparişimizi verdikten sonra duruşumu dikleştirip karşımda ki adamlara odaklandım.
"O zaman şartları konuşmaya başlayabiliriz." Sözlerimle Bülent Bey küstahça bir tebessümle beni süzdü.
"Şahidim gelmeden tek bir kelime bile etmem." Demesiyle adamı boğmamak için ellerimi sıktım. Hazal Hanım bu adama nasıl katlanıyordu?
"Görüşmemiz 12.00'deydi. Anlaşılan çok güvendiğiniz şahidiniz bu meseleyi çok da önemsiyor." Sesimin düz çıkmasına dikkat etmiştim.
"Kuşum, bunu evdeki hamam böceği bile ciddiye almayıp yanından geçiyor, şahidi mi ciddiye alacak? Hiç güleceğim yoktu." Hazal Hanım kendine has kötü kadın kahkahasını atarken kafedeki birkaç baş bize doğru dönmüştü. Bülent Bey öfkeyle nefesler alırken hızla kendi avukatına doğru döndü.
"Bu hadsiz kadının bana ettiği hakaretleri duyuyor musun İsmet? Bunun için de ayrıca tazminat davası açmanı istiyorum." Kendini kaybetmiş şekilde konuşurken Hazal Hanım'ın attığı küçümseyici bakışlarla iyice öfkeden kızarmıştı.
"Ne kadar da boş konuşuyor görüyorsun Asrıncım." Hazal Hanım'ın kırmızı dudaklarını onaylamazcasına oynatırken avukat sabırsızca Bülent Beye doğru eğilerek kısık sesle konuşmuştu.
"Eğer şahidiniz gelemeyecekse toplantıya başlayalım. Yoksa bir tatsızlık çıkacak." Sonunda mantıklı bir karar vermesini hayretle izlemiştim. Tam Bülent Bey dudaklarını aralayıp bir şeyler söyleyecekti ki bir ses hepimizi suskuna çevirmişti.
"Karakolda son anda halletmem gereken işler çıktı. Kusura bakmayın." Arkamda duyduğum adamın sesiyle tüm bedenim kasılmıştı.
Elimdeki kalemi sertçe masaya bırakmamla dikkatler yeniden bana döndü. Komiserin sandalyeyi geri çekip tam karşımda oturmasını kocaman açılmış gözlerle izledim. Gördüğüm manzarayla neredeyse dudaklarıma kadar gelen küfrü zorla geriye ittim.
Siktir. Bu adam benim sınavım mıydı? Yaşadığım şokun yüzümden belli olduğuna o kadar emindim ki. Komiser rahat duruşuyla sandalyesine yaslanırken kehribar gözleri düştüğüm bu durumdan keyif alır gibi beni izliyordu.
Üzerindeki kiyafetler aynı olmadığına göre, ben çıktıktan hemen sonra arkamdan gelmiş olmalıydı. Bunu ne zamandır planladığını merak ettim. Elinde görüntüler olduğu için mi beni "uyarma" ihtiyacı hissetmişti? Dudakları keyifli bir şekilde kıvrılırken gözlerimi bir düşmancasına ona dikmiştim.
"O zaman başlayabiliriz." Bunları bana bakarak söylemesi anlaşılın diğerlerinin de gözünden kaçmamıştı. Zaten oturduğundan itibaren birbirimize diktiğimiz bakışlardan bile bir şeylerin yolunda olmadığını anlamak zor değildi.
Sırf bunu bana ders vermek için yaptığına o kadar emindim ki. Aklınca beni korkutup o sevimli karakolundan uzak tutacağını sanıyordu. Ne yazık ki alışkanlıklarını öyle kolayca bırakabilen biri değildim. O zaman seve seve Asrın Çelik Yıldırım'la uğraşmak neymiş o komisere öğretecektim.
Daha birkaç saat önce garaj yolunda gördüğüm arabayı hatırlayınca her şey yerine oturmuştu. Onun arabası da oradaydı. Bülent Beyi günlerce izlemiştim. Ve bir kere bile olsa komiserin arabasını o yolda görmemiştim. Anlaşılan sırf telefonu aldığım gün bir şeylerden şüphelenmişti. Ve zeki piçin şüphelerini dikkatsizliğimle doğru çıkartmıştım.
"Komiserim, buraya kadar geleceğinizi söyleseydiniz beraber gelirdik. Arabanızı o ıssız garaj yolundan çıkartmakla hiç uğraşmasaydınız." Alaycı sesime karşılık ellerini masada birleştirerek duruşunu dikleştirdi. Yüzündeki hâlâ o kendini beğenmiş sırıtışı vardı.
"Oyun alanınıza girip sizi rahatsız etmek istemedim." Demesiyle öfkemi zorla bastırdım. Baya baya bu durumdan keyif alıyordu.
İşimi küçümsemesi ise hiç hoşuma gitmemişti. Onun gibi, ellerimi masada birleştirirken dik dik ona baktım. Ellerimiz arasında çok az bir mesafe vardı. Aynı zamanda masaya doğru eğildiğimde yüzlerimiz arasındaki mesafeyi de azalttım.
"Ne yazık ki çoktan oyun alanıma girdiniz. Artık oyun arkadaşımsınız."
Sözlerimiz bizden başka herkese anlamsız geldiğine emindim. Madem benim işime burnunu sokmaya bu kadar meraklıydı, o zaman seve seve onu oyunlarıma alet edecektim.
Oy vermeden mi gidiyorsun???

Bölüm etkileşimi
