2.0

Yazar: Okyanus 🪼

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 2.0

Yeni bölüm geldi, kar tanelerii ❄️

Satır aralarına yorumlarınızı bırakmayı unutmayın.

Diğer uygulamalardan da bana ulaşabilirsiniz 💖

Wattpad:_okyanus_s
Kitappad: okyanuss_s
Instagram: okyanuss_s
Youtube: okyanus_s
TikTok: okyanuskalemi

"Seni yeniden görmek ne hoş, komiser. Ayağın alıştı galiba." İğneleyici ses tonumun aksine yüzümde tek bir duygu yoktu. Arkamdaki kızla onun arasına dikilmiş dururken, bunun farkında olduğunu da biliyordum.

"İşlerini yapmalarına izin ver." Net sesini görmezden gelerek arkasına kısa bir bakış attım. Net ve buyurgan sesini görmezden gelip arkasına kısa bir bakış attım. Öfke damarlarımda dolaşıyordu ama yapacağım en ufak bir hatanın Nazlı'yı incitmesini istemiyordum. Bu yüzden sabırlı olmaya çalışarak yüz ifademi yumuşattım.

"Önce seninle yalnız konuşalım." Bu bir rica değildi. Sahte nezaket sınırını çoktan aşmıştık. Benim gibi savcıya kısa bir bakış atıp birazdan döneceğine dair bir şeyler mırıldandı. Geleceğini bilerek mutfağa yöneldim. Geçmesi için kapının yanında duruyordum.

Ağır adımlarla içeri girerken kapıyı istemsizce sert kapatmıştım. Arkama döndüğümde, karşımda dimdik duran adamı tanımakta zorlandım. Daha birkaç saniye önce var olan o sıcaklığın bu kadar çabuk yok oluşunu aklım almıyordu. Ama artık bunları düşünmenin de bir anlamı yoktu. Bende öyle yaptım. Düşünmeyi bırakıp

"Ne yapmaya çalışıyorsun? Konu senin kutsal iş prensiplerin değil. İçeride her yönden şiddete uğramış bir kadın var. Kalıplara sığdırdığın kurallarla onun hayatını mahvedemezsin."

Sesimi kısık tutmaya çalışmıştım ama ne kadar başarılı olduğumdan emin değildim. Son sözlerimle birlikte Suat'ın gözlerinde bana inanmaz bir ifade belirdi, sanki suçlu, durumu zorlaştıran benmişim gibi bakıyordu. Şu an birbirimizi hiç ama hiç anlamıyorduk.

"Asıl onu korumaya çalışıyorum," dedi. "Yeterince tehlikenin içinde değilmişsin gibi bir de belalı bir şerefsizle mi uğraşacaksın?"

O da sesini alçaltmıştı ama tonundaki kararlılık ve inat beni sarstı. Şu an asıl konuya duygusal bakan oydu.

"Sence konu burada ben miyim?" Daha sözlerimi bitirmemiştim bile.

"Evet," dedi hiç düşünmeden.

"Tam olarak sensin."

Sesi bir anda yükselince aramızda kısa ama yoğun bir sessizlik oluştu. Öyle ki ikimiz de birbirimize öylece bakarken, aramızdaki gergin elektrik akımını hissettiğimize emindim. Göz temasını ilk kesen ben oldum. Olumsuz anlamda başımı sallarken, o daha yumuşak bir tonla beni ikna etmeye çalışıyordu.

"Ne kadar kabul etmek istemesen de bütün belaları kendine çekiyorsun. Karakurt davası hâlâ sonuçlanmamışken sen hâlâ bela peşindesin. Furkan'la girdiğim oyunları söylemiyorum bile... Asrın-"

Yüzüme doğru eğildi. Bakmamı istiyordu.

"Beni geriyorsun," dedi kısık bir sesle.

"Dikkatimi dağıtıyorsun. Ve şu an buna vaktim yok." Hem söylediklerini tam kavrayamamış hem de fena hâlde alınmıştım.

"Vaktin yok demek?" dedim. "Dikkatini dağıtıyormuşum?" Onu taklit edercesine sinirle güldüm.

"Tam olarak nasıl dikkatini dağıtıyorum? Evinde kalarak mı? Yoksa saksıların yerini değiştirerek mi? Gerçi o olamaz. Çünkü üç gündür eve hırsız gibi geceleri geldiğin için muhtemelen fark etmemişsindir."

Bunları söylemeyi kesinlikle planlamamıştım. Fazla zayıftı, fazla duygusaldı. En kötüsü de onu düşündüğümü ve alınganlığımı ele veriyordu.

Pişmanlık içimi kaplasa da kelimeler çoktan dudaklarımdan dökülmüştü. Hem biz nasıl bu noktaya gelmiştik ki? Konu biz bile değildik. Bu saçmalığa son vermek adına saçlarımı geriye atıp gözlerimi kaçırdığım anda dudakları aralandı.

"Şeflera bitkileri soğuğu sevmez."

Gözlerim anında onu buldu. Elbette fark etmişti. Onun gözünden bir şey kaçabileceğini düşünmek bile aptallıktı. Çiçekleri biraz temiz hava alsınlar diye balkona çıkarmıştım. Görünüşe bakılırsa botanik bilgimi güncellemem gerekecekti.

"Olabilir. Evde olsaydın bunu sana sorardım." Gerçekten bunu konuştuğumuza inanamıyordum.

"Belki bu akşam anlatırım." Dedi yumuşakça. Sanki bir şeyleri telafi etmeye çalışıyordu ama ben o soğuk tavrımı sürdürdüm.

"Ne yazık ki geri dönmeyeceğim. Artık Hakan'a anlatırsın." Bunu söylememle bedeni gözle görülür şekilde gerildi.

"Asrın."

Adımı hem uyarı hem de yakarış tonuyla söyleyebilmesi beni her zaman şaşıyordu. Fazlasıyla dikkat dağıtıcıydı.

"Ne Asrın? En azından bu konuda bana güvenmeliydin." Sesimin bu kadar kırgın ve alıngan çıkmasını beklemiyordum.

"Söyledim, teh-"

"Korkuyor," dedim çaresizce. Onu ikna edebilecek kelimeleri arıyordum.

"Daha çok küçük. On dokuz yaşında ama gerçekten çok küçük, Suat. Yapma."

Sona doğru sesimin titremesini bastıramadım. Tam itiraz edecekti ki son umudumla devam ettim.

"Şu an tek ihtiyacı olan biraz zaman. Daha başına gelenleri bile doğru düzgün algılayamıyor. Senin onu sokacağın prosedürler kendini kapatmasına neden olacak. Onu tüm bunlardan koruyabilirim."

Umut ve beklentiyle baktığımda, kehribar gözleri sanki teslim olmuş gibi bana baktı.

"Peki ya sen?"

"Benim korunmaya ihtiyacım yok."

Net sesim karşısında başını olumsuzca salladı. Ellerini saçlarına daldırıp geriye itti. Derin bir nefes aldı, düşünüyordu. Uzun gelen sessizliğin ardından başını yana eğip beni süzdü.

"Nerede kalacak?"

"Bana henüz tam güvenmiyor. Onu ilk kurtaran Poyraz olduğu için şu an güvendiği tek kişi o. Onunla kalmasının daha iyi olacağını düşündük." Bu hoşuna gitmese de itiraz etmedi.

"Ne zaman şikâyette bulunacak? Yani boşanmayı düşünüyor mu?" Soruları peş peşe sorarken zihni hızla çalışıyordu.

"Korkuyor. Darp raporunu yarın alırız ama önce psikologla görüşmesi gerekiyor." Başını ağır ağır sallarken eliyle yüzünü sıvazladı.

"Poyraz'ın yanına karakoldan birkaç kişi veririm. Eğer şu an hazır değilse, onun rızası olmadan da bir koruma kararı çıkartırız. En azından o şerefsiz kocasının gözü biraz korkar."

Ciddi sesi sona doğru karanlık bir tona bürünmüştü. Zaten ben de yarın koruma ya da uzaklaştırma kararı için işlemleri başlatacaktım.

"O zaman savcıya ihtiyacımız yok."

Onun gibi gelip yanındaki mutfak adasına yaslandım. Loş ışığın yüzünde oluşturduğu hoş yansımayı izliyordum. Onunla ilgili her şey bu kadar çelişkili olmak zorunda mıydı?

Gözleri usulca beni bulduğunda, bakışlarındaki ifadeden hiç hoşuma gitmeyecek şeyler söyleyeceğini anlamıştım.

"Aslında Mehmet Bey buradayken senin farklı iş tekniklerini dinlemek ister." Sesindeki alayla koluna vurdum.

"Düşünsene, bir de yanlışlıkla ajan olduğunu falan ağzımdan kaçırıyorum o sırada."

Kesinlikle taş altında kalırdım ama tehdit altında asla. Dudakları "öyle mi?" der gibi kıvrıldıktan sonra doğruldu.

"O zaman bu mevzuyu da çiçekler gibi evde tartışırız." Meydan okuyan bakışları yeniden eski parlaklığına kavuşmuştu.

Kesinlikle eve dönmüyordum.

"Gelmiyorum." Cevabım kısa ve netti. Ama cevaplarımdan memnun olmayacağını ikimiz de biliyorduk.

"Akşam evde ol, Asrın."

Dedikten sonra ifadesini zerre bozmadan geriye çekildi. Sinirle alay arasında bir gülümsemeyi bastıramadım.

"Gelmiyorum." Her harfe özenle basarak söylediğimden emindim.

Bugün yeterince birlikte vakit geçirmiştik. Hatta birbirimizi öldürmemize ramak kalmıştı. O yüzden herkesin kendi evinde olması sağlığımız için en azından onun sağlığı için en iyisiydi.

"Evde ol."

Kolundaki saati göstererek işaret parmağını iki kez üzerine vurdu.

"İki saatin var."

Bakışlarındaki meydan okumaya bir an inanamadım. Arkasını döndüğü anda elime gelen Mozzi'nin tüylü oyuncağını refleksle ona doğru fırlattım.

Oyuncak hedefini bile bulmadan yere düştü. Suat'sa, az önce ona öfkeyle bakan ben değilmişim gibi, arkasını dönüp yerdeki oyuncağa sakin sakin baktı.

Ben ise yüzüme düşen saçları sinirle geriye ittim.

"Savunma konusunda berbatsın. Başında bu kadar tehlike varken hedef vurma konusunu çalışmalıyız."

Bunu ciddi ciddi düşünmesine mi güleyim, yoksa sinirleneyim mi bilemedim. Saniyeler içinde yeniden bana bir duygu patlaması yaşatmamış gibi, kehribar gözlerini kısarak beni süzdü.

"Bir de çok çabuk sinirleniyorsun," diye ekledi.

"Doğru düzgün yemek de yemiyorsun."

Sanki dünyadaki en önemli sorun buymuş gibi konuşuyordu. Söylediklerinin nereye varacağını bekledim çünkü daha son kozumu oynamamıştım. Evet, söylesin de başına neler getireceğimi görsün.

"Eve gelince doktorla konuşalım."

Cümlesini bitirmesine fırsat vermeden tüm gücümle arkamdaki kulaklığı ona doğru fırlatmıştım. Kahretsin ki kafasını yarmasını umduğum "silahımı" havada yakalayıp etkisiz hâle getirmişti.

"Defol evimden!"

Diye bağırdığımda dudaklarında zor tutulan bir gülümseme belirdi. Öfke ile şaşkınlık arasında kalmıştım.

Kapıdan çıkarken utanmazca yeniden saatini işaret etti. Ben gözlerimi devirirken, o tehditlerini savurmayı da ihmal etmedi.

"Evde ol, Asrın. Kaynanam evliliğimizin tüm detaylarını öğrenirse hiç mutlu olmaz, değil mi?"

Gözlerim bir anda büyüdü. Şeytana bak.

"Sen beni tehdit mi ediyorsun?"

Sesim, bu imkânsızmış gibi çıksa da bildiğin ediyordu işte. Hem de anneme söylemekle. Küçük çocuklar gibi. Üstelik hiç beklemediğim bir hamleyle. Sırf eve gelmem için beni annemle tehdit etmesi ne kadar komik olsa da, öfkeyle ona baktım.

"İşte üzüm üzüme baka baka kararırmış." Bilmiş sözleriyle gözlerimi devirdim.

"Seviye atlamışsın. Uyarılardan tehditlere."

Dedikten sonra yargılarcasına onu alkışlamayı da ihmal etmedim. Dudaklarında hala o küçük tebessümle yakasını düzeltti, sanki hiçbir şey olmamış gibi mutfaktan çıktı. Ben de arkasından gidiyordum.

Evet, içeriye bir girişimiz vardı, bir de çıkışımız. Herkesin bize attığı bakışlardan sonra, yaptığımız "tatlı ve sevgi dolu" aile sohbetini duyduklarını anlamıştım.

Nazlı Poyraz'ın arkasında durup hafif şaşkın gözlerle bizi izlerken, savcı bey duruma pek alışkın görünmüyordu. Asıl olaysa anne ve babamdı.

"Umarım kocanı her gün böyle şiddet uygulamıyorsundur, bebeğim?" Annemin tedirgin sesi şu anki ortam için hiç uygun değildi.

"Anne." Diye uyarımı bölen Suat'ın sesi oldu.

"İnci Hanımcığım, ben de tam savcı beye durumu anlatacaktım." Az önceki ciddiyetinin altındaki o şeytani ifadeyi gerçekten bir tek ben mi görüyordum?

Bunu bekleyen saf anneciğim fenalaşır gibi elini alnına götürürken, ben sabır diler gibi gözlerimi kapattım.

"Ay bu kız beni stresten öldürecek! Ya insan ulu orta yerde kocasını döver mi? Hiç mi bir şey öğretemedim ben sana? Polisler gittikten sonra istediğini yap ama böyle olmaz ki bebeğim."

Anneler kızlarına böyle nasihatler verir miydi? Emin değildim. Suat'ın keyfinden dört köşe olduğuna neredeyse emindim. Savcıysa ne için geldiğini unutmuş gibi şaşkındı. Annemi gören herkesin yüzündeki o ilk bakış hep aynı olurdu. Savcı da önce durumun ciddiyetini tartmış gibi görünse de, hem içeride duydukları hem de komiserin söyledikleri onu alarma geçirmişti.

"Aile içi şiddet mi görüyorsunuz?"

Bu sorunun muhatabı iki kişiydi, çünkü savcı tüm ciddiyetiyle babamla komisere bakıyordu. Annem son anda kırdığı potun farkına varsa da, babam bu defa keyifle konuya atlayacaktı ki, şükürler olsun Suat onu durdurdu.

"Şiddetli geçimsizlik diyelim biz ona. İsterseniz size özel olarak anlatayım." Diyerek savcının yanına gitti ve bir şeyler konuşarak adamı götürmeyi başardı.

Belki de bu karışıklık iyi olmuştu. En azından savcının ne için geldiğini unutturacak, dikkatini dağıtacak bir olaydı. Savcı gittikten sonra Poyraz'la Nazlı'nın durumu hakkında birkaç şey daha konuşup, Suat'ın koruma için birkaç kişi göndereceğini de haber vermiştim.

Suat'ın evinden getirdiğim eşyalar hâlâ aynı çantada, açılmamış duruyordu. Şimdi onları yeniden geri taşıma düşüncesiyle ofladım. Resmen iki ev arasında git gel yapmaktan bıkmıştım.

Hem neden hep onun evine giden ben oluyordum ki? Biraz da o gelsin... Bunu düşünmemle Suat'ın camlarım hakkında söylediği iğneleyici sözler zihnimde canlandı. Tabii, ben söylersem koşa koşa gelirdi zaten.

"Anne." Diye odadan seslenmeme karşılık hemen kapımda belirdi.

"Gitmem gerekiyor." Bir yandan bilgisayarımı ve tabletimi çantaya koyuyordum.

"Kocanın yanına mı?" İmalı sesiyle küçük bir çocuk gibi homurdandım.

"Anne. Formaliteden bir evlilik olduğunu söylemiştim." İç geçirip her şeyi aldığımı son kez kontrol ettim. Annem yavaş adımlarla yanıma geldiğinde bakışları aniden fazla endişeli ve korku doluydu.

"Umarım öyledir, fıstığım." Dediği kısık sesle duruşumu dikleştirdim. Bu ciddiyet beni germişti.

"Damat kriterlerine uymadığını biliyorum ama Suat düşündüğün kadar kötü biri değil."

Bir an kendimi onu savunurken bulmuştum. Annem kısa bir süre beni izledi, sonra dudakları yavaşça gülümser gibi oldu. Bakımlı elleri saçlarımı okşadığında, benim de alaycı tavrım kaybolmuştu.

"Aynı baban gibi."

Tek bir cümle, gözlerindeki yalvaran ifadeyi açıklamaya yetiyordu. Korkuyordu. Gerçekten onlar gibi olabileceğini düşünmesi karşısında ne hissetmem gerektiğini bilemiyordum.

"Bunun bir sonu olmaz, biliyorsun değil mi? Birbirinizi sonunda bulamayacak kadar çok kırarsınız. Çok üzülürsün."

Annemle bu kadar ciddi konuştuğumuz nadir anlardan biriydi. Ama unuttuğu bir şey vardı. Hem de en önemli şey.

"Ama ben senin gibi değilim, anne."

Basit bir cümleydi. Ama aramızdaki farkı anlatmaya yetiyordu.

Ne geçmişe ne de şimdiye kızgındım. Ama yaşananları silip atmış da değildim. Çantamı almak için arkamı döndüğümde, babamın tüm sohbetimizi duyduğunu fark ettim.

Gözlerindeki hayal kırıklığıyla anneme baksa da onları yalnız bırakmak en iyisiydi. Bu defa annem, tüm dramların uzağında, sözlerimin etkisiyle gözyaşlarına boğulurken babam hiç düşünmeden gidip ona sarıldı.

Kapıda bir süre onları öyle izledim. Babamın her şeyin yoluna gireceğine dair attığı o bakışlar sayesinde ancak gidebildim.

Belki de böylesi daha iyiydi.

Komiseri biraz daha süründürelim mi? 😌

Bu arada Poyraz cephesinde durumlar nasıl?

Bazılarınız severken bazılarınız çocuğuma hiç ısınamamıştı

Şimdi durum ne, taraflar değişti mi? Merak ediyorum 👀

Havalar iyice soğudu. Kendinize dikkat edin.Kalbiniz gibi elleriniz de sıcacık tutun✨️

Beğenmeden mi gidiyorsun?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

605okunma 49beğeni 12yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…