1.4

Vaveyla Yazarı: Okyanus 🪼

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 1.4

Beğenmeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayın güzellerim🌊

Diğer uygulamalardan da bana ulaşabilirsiniz 💖

Wattpad:_okyanus_s
Kitappad: okyanuss_s
Instagram: okyanuss_s
Youtube: okyanus_s
TikTok: okyanuskalemi

Komiserle içeriye girerken yalnız Eren'i dışarıda bırakmıştık. İpek ve Hakan'la bir planın içinde olmak ne kadar akıllıca bilmiyorum. Ama bir plan kurmuştuk, artık geri dönemezdim. Komiser kulaklıkları hepimize dağıtırken güvenlik gereği takmamızı söylemişti. Böylece içeride ya da dışarıda bir sorun yaşarsak birbirimize anında haber verebilecektik.

Etrafta koşuşturan çocuklar, gülüşen, eğlenen insanların içinde göze dikkat çekmeden ilerlemek zor olmamıştı. Göze çarpmadan kaybolmak için ideal bir ortam. Asıl sorun içeriye girmekti.

"Kapıda silahlı adamlar var."

"Kaç tane?" Dikkat çekmemek için yürümeye devam ediyorduk. Arkadan İpek ile Hakan'ın didişen sesleri gelince başımı çevirip uyarıcı bir bakış attım. Sırf İpek'le Eren kavga etmesin diye Eren'i dışarıda bırakmıştık; fakat gördüğüm kadarıyla hiçbir şey değişmemişti.

"Üç kişi kapı önünde, dört kişi sağ kanatta, yedi kişi de diğer tarafta. Her balkonda iki nişancı var. Toplam yirmi üç." Suat bunu söylediğinde ona şaşkınlıkla bakakaldım. Bu kadar hızlı tarama yapabilmesini beklemiyordum.

"İçeride daha fazlası olabilir." Dediğinde bakışlarıma karşılık vermişti.

"Benimle içeri girmezsin. Burada kalıyorsunuz. Furkan'ın nikah memuru ve imamı getirdiğinden sonra içeriye girdiklerinden emin ol. Ben içeridekileri halledeceğim." Dediğinde olumsuz anlamda başımı salladım.

"Vaktimiz bu kadar azken ikisini de halledemezsin."

"Bir şey de olur de avukat." Sesindeki hafif siniri sezmiştim.

"Ama plan kurma konusunda hiç iyi değilsin." İnanmazcasına bana bakmaya devam etti.

"Furkan kapıda. İmamla memur da yanında." Eren'in kulaklıktan gelen sesini aramızdaki konuyu bölmüştü.

"Tamam, gönder içeri." Komiser komutunu vermesiyle kolundan tutarak tam da girişe doğru onu çekiştirmeye başladım.

"Ne yapıyorsun?"

"Diğer çiftler gibi biz de girebiliriz. Hem ikimiz birlikte daha çabuk işleri hallederiz." Sözlerimi bitirince gelmeleri için İpek'e işaret yaptım. Diğer çiftlerin arkasına takılırsak dikkat çekmeden içeriye girebilirdik.

"Hepimizi bu gece öldürmeye niyetlisin." Yeniden olumsuz anlamda başını sallarken içeriye girmek için uydurduğum yalanları dinledi. Kapıda bekleyen güvenliye evlenecek çiftlerden olduğumuzu söylerken hiçbir sorun yaşamamıştık.

Zaten bizden önce de iki çift daha girdiği için dikkatleri üzerimize çok çekmeden önümüzdeki çifti takip ettik. Komiser sanki kaçacakmışım gibi kolumu sıkıca kavramıştı.

"Korkma, kaçmam." Diye takıldığımda etrafta dolanan kıstığı bakışları bana döndü. Uzun boyundan dolayı başını hafifçe eğdi.

"Kaçacağından değil," dedi başını eğerek, "yakınımda dur."Onun ardından yürürken kalabalığın arasına karışıp merdivenlere yöneldik.

Furkan'ın mesajıyla hızla telefonu elime aldım.

Furkan: Abla imamı nereye göndereyim?
Siz: İlk katta, sol koridordaki ahşap kapıların önüne

"Şimdi ayrılıyoruz." Dedi Suat arkasına uzanırken.

"Üçünüz etrafa dikkat çekmeden bakın. Nikâh kıyacak imamı bulduğunuz an haber verin. Gerisini ben hallederim." Keskin ve buyurgan sesi kesinlikle itiraza yer bırakmazken gözlerini üçümüzün üzerinde gezdirdi.

"Altını çiziyorum, dikkat çekmeden yapıyorsunuz." Sanki çocukmuşuz gibi anladığımızdan emin olmak için bir daha tekrarladı.

"Bu kadarcık mı? Sen o işi halloldu bil." İpek'in küçümseyici sesiyle komiser çoktan pişman olmuş gibi görünüyordu.

"Ay heyecanlandım, aynı aksiyon filmlerindeki gibi." Hakan'ın aptal gülüşüyle komiser ümitsizce bana baktı. Doğru kişiye baktığı pek söylenemezdi. Maalesef yanlış yerde yanlış kişiden medet umuyordu.

"Sanki yürüyen kaosmuşuz gibi konuşma. Merak etme, bir yılan kadar sessiz olacağız." Ona güvence veren sesimle sabır diler gibi nefes çekti.

"Umarım başınızı belaya sokmazsınız." Bunu dilemekten başka bir şey yapmayacağını anlamış gibiydi.

"Hadi siz ikinci kata bakın. Nikâh aşağı katta kıyılacağı için orası daha güvenli bölge ve-" sonunda arkasında tuttuğu şeyi çıkardığında diğerleri çoktan bizden uzaklaşarak etrafa bakınmaya başlamıştı. Avucunu açarak koyduğu silahla şaşkın bakışlarımı ona diktik.

"Hayatın tehlikede olmadığı sürece kullanma. Daha önce ateş ettin mi?" diye sorduğunda başımı olumsuz anlamda iki yana salladım.

"Ben de öyle tahmin etmiştim. Glock 26 senin için uygun. Silah ateşe hazır. Yalnızca tetiğe basman yeterli. Hayati tehlikesi olmayan bölgeleri nişan al." Anladığımdan emin olmak için gözlerini ilgiyle bana dikti.

"Yapabilir misin?"

Doğrusu kimseyi yaralama düşüncesini bile sevmesem de zorunda kaldığım sürece çoğu şeyi yapacağımı biliyordum.

"Yaparım." Hızla aldığım silahı paltomun cebine sıkıştırdıktan sonra ikinci kata çıkan İpek ve Hakan'a yetişmek için arkama döndüm. Yeniden koluma dolanan parmakları gitmemi engellemişti. Hâlâ gözlerindeki ikilemi kolayca görebiliyordum.

"Dikkatli ol avukat." Biraz daha konuşmaya devam edersek her an vazgeçecek gibi görünüyordu.

"Sen de." Hızla onu cevaplarken geri çekilip çocukların arkasına takılmıştım. Bu iş bugün artık hallolmalıydı.

Tahmini 25 dakikaydı ki üçümüz etrafı olabildiğince sessizce araştırmaya çalışıyorduk. Komiser dakika başı bizi kulaklıktan kontrol etmeyi ihmal etmiyordu. Suat'la anlaştığımız gibi gerçek memurun ve imamın olduğu odaları aramaya başlamıştık.

Anlaştığımız gibi gerçek memuru ve imamı bulacağımız odalara bakıyorduk; fakat karşılaştığımız birkaç kişi dışında şüpheli kimseye rastlamamıştık. Nikâhın başlayacağı saat yaklaştıkça zaman daralıyordu.

Tam o anda kulaklıktan duyduğum çığlıkla aynı zamanda koridorun sonundaki gürültüyle tüm bedenim kasılmıştı. Bu Hakan'ın sesiydi.

"Ay imam efendi, vallahi bilerek yapmadım." Kulaklıktaki sesi hafif kırılan Hakan'ın paniği kulaklıktan bile hissediliyordu.

"Ne oldu?"
"Ne oldu?" Komiserle aynı anda sorduğumuz soruyu kimse cevaplamamıştı.

"Aptal herif, imamı neden bayıltıyorsun?"

"Ya ben bayıltmadım diyorum, kendisi korkup bayıldı." İpek ve Hakan'ın gerginliği yine zirvedeydi. Keşke ikisini aynı odaya sokmasaydım.

"İpek, hangi odadasınız?" diye sorsam da cevap yoktu.

"Bacaklarından tut. Hayır salak, adamın bacağını kıracaksın." İpek'in kızgın fısıltıları gelince koridorun sonundaki odaya koşmaya başladım.

Daha neler... Aralık kapıda gördüğüm manzarayla neredeyse küçük dilimi yutacaktım. İpek adamın kollarını, Hakan ise bacaklarını tutmuş, imamı bir yerlere sürüklemeye çalışıyordu.

"Delirdiniz mi siz?!" diyerek içeriye hızla dalıp, kapıyı arkamdan kilitledim.

"İmamı neden bayılttınız?!" Panikle sorduğum soruyu Suat'ın duyacağını hesaba katmamıştım.

"İmamı bayılttınız mı?"

Şu an komisere cevap verebilecek sakinlikte değildim. Zaten beni ilk fark eden İpek olmuş, panikle adamın kollarını bırakmıştı. Adam yere düşerken çıkardığı ses ve kafasını çarpışıyla neredeyse aklımı yitirecektim. Her şey tam anlamıyla çığırından çıkmıştı.

"O bayılttı."

İpek suçlu bir çocuk edasıyla Hakan'ı işaret etmişti. Hakan da sanki bunu bekliyormuş gibi adamın havada tuttuğu bacaklarını bıraktı ve telaşla kendini savunmaya girişti.

"Asrın, yemin ederim kendisi bayıldı. Ben suçsuzum." Hâlâ konuşmaya devam ederken elimi alnıma vurdum. Allah'ım ben bunlarla ne yapacaktım?

"Artık biriniz "orada ne halt karıştırdığınızı açıklayacak mı?" Suat'ın talepkar sesini hepimizin duyduğuna emindim. İpek tam ağzını açıp konuşacaktı ki susturmak için elimi kaldırdım.

Tamam, panik yapmanın anlamı yoktu. İmamı bulmuştuk, evet. Şimdilik etkisiz hâle getirmiş miydik? Evet. O hâlde sorun edecek bir şey yoktu. Bedenimi saran paniği görmezden gelerek konuştum.

"İmamı hallettik. Sende durumlar nasıl?" Soğukkanlı sesim karşısında bir süre sessiz kaldı.

"Asrın? 'İmamı hallettik' derken? Silahı mı kullandın?" Bu defa onun sesi karşısında ben şaşırmıştım.

"Daha neler? O kadar da cani değilim." Aramızdaki kısa sessizliği bozan bu defa Eren'in sesi olmuştu.

"İmamı da bayıltıp memuru da hallettiğinize göre artık çıksanız iyi olur," dedi. "Furkan imamı ve nikâh memurunu içeri soktu. Şu an muhtemelen birkaç nikâh kıyıldı bile. Orada daha fazla oyalanırsanız çıkış için zamanınız kalmaz." Bu gerçekten ciddiye almamız gereken bir uyarıydı.

"İmamın odadan çıkamayacağından emin ol Asrın. Birinci katta sizi bekliyorum." Sonunda bağlantı kesilince sadece birkaç saniyeliğine gözlerimi kapattım. Son bir adım kalmıştı. Açtığımda İpek ve Hakan sırayla bana, sonra baygın imama bakıyordu. Gördüğüm manzarayla üzümü istemsizce buruşturdum.

"Allah sizi kahretmesin ya. Bir işi de doğru dürüst becerin."

"Ama Asr-" tam bana itiraz etmeye başlıyorlardı ki elimi havaya kaldırdım.

"Sizinle buradan çıktıktan sonra konuşacağım ben. Şimdi tutun şunu, banyoya götürelim."

Hiç itiraz etmeden adamı banyoya taşımıştık. İpek'in ilk yardım çantasından bulduğu bantla hem kollarını hem de ağzını bağlamıştık. Kapıyı kilitledikten sonra artık rahat nefes alabilirdim. İçimdeki panik yavaşça gevşedi. Ama bu rahatlık yalnızca birkaç saniye sürdü.

"Siz burada ne yapıyorsunuz?" Arkamızdan gelen kadın sesiyle artık işimizin bittiğini anlamak zor olmamıştı. Üçümüz de kapının önünde dikilirken panikle birbirimize baktık.

"Biz şey-"

"Ne?" Orta yaşlardaki kadın tepeden tırnağa bizi süzüyor, şüpheyle büyüyen gözleriyle izliyordu.

"Odayı arıyorduk." İpek'in panikle bir şeyler gevelemesiyle kadının yüzündeki şüphe yok olmuştu.

"Yeni gelenler çiftler siz misiniz?" Sorusuna tabii ki de hiç düşünmeden atlamıştım.

"Evet." Üçümüzün de aynı anda verdiği cevapla ifadesi daha da yumuşadı.

"Daha aşağıya inmediniz mi? İsmail Bey gitmeden önce herkesle tanışmak istediğini söyledi. İmam nikâhlarınızı kıydıktan sonra 3. Kata gelin." Uyarıcı sesiyle söylediklerini bitirdikten sonra tam gidecekti ki gözleri bana takıldı.

"Bu senin kocan mı?" Kadın kıstığı bakışlarıyla dip dibe durmuş Hakan ve İpek'e baktı. Hakan saçma bir şey söylemek üzereydi ki İpek son anda koluna girip onu susturdu.

"Evet, ta kendisi." Diyerek iyice koluna girmişti. Hakan, sanki ona yılan yapışmış gibi yüzünü buruşturarak uzaklaşmaya çalıştı.

"Peki seninki nerede?" Doğrudan bana sorduğu soruyla afallamıştım.

"Kim nerede?"

"Kocan? Yukarıda resmî nikâhlarınız kıyılmadı mı?" Artık bir şeylerden keskin şüphe duyduğunu yüzünden anlamak mümkündü.

"Tabii ki kıydılar." Cevabımdan tatmin olmamıştı. Yeter be kadın.

"Nerede kocan?" Sesi az öncekine kıyasla daha da sertleşmişti.

"Kocam nerede benim? Kocam şeyde..." panikten saçmalarken İpek'e attığım yardım uman bakışlarımdan bir şey çıkmamıştı. Kadın iyice bana yaklaşıp omzuma kadar gelen boyuyla bana aşağıdan yukarıya bakışlar attı.

"Nerede?"

"Kocam mı?"

"Yok imam."

"İmam mı? Ama imam benim kocam değil ki?"

"Ya sabır! İmam neden kocan olsun senin?"

"Ama siz söylediniz. Kocan dediniz, nerede dediniz, imam dediniz?" Saçmaladığımın gayet farkındaydım. Ağzım şu an benden bağımsız konuşuyordu. Panik resmen beynimi ele geçirmiş gibiydi. Tam yeni bir saçmalığa yeltenecek gibi olmuştum ki bir ses tüm koridoru yankılandı. Kadın bana bakarken kafası karışmış gibiydi.

"Hayatım?"

Hayatım mı?

Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Hepimiz dönüp ona bakarken komiser gayet doğal bir ifadeyle gelip yanıma geçti. Elini sırtıma koyduğunda istemsizce gözlerim ona kaymıştı. Dokunuşu sakinleştirici olsa da çenesindeki kas gergindi. Belli ki onu gerçekten sinirlendirmiş olmalıydık.

Yüzüme günahsız olduğuma dair bir gülümseme yerleştirsem de inanmamıştı. Daha buradaki adamı kandıramıyordum ben, koskoca yeraltı çetesinin liderini nasıl kandıracaktım?

"Kocam." Diyerek beklenmeyen bir sevinçle koluna girerken komiserin de bakışlarındaki afallamayı görmüştüm. Şaşkınlığı neredeyse kahkaha attıracak cinstendi.

"Neredeydin sen? Her yerde seni arıyorum. Hasretinden ölüyordum burada." Coşkuyla söylediklerim karşısında kadın başını salladı.

"Abartma." Komiser bıyık altından gülerek mırıldanmıştı. Şu an seninle hiç uğraşamayacaktım.

"Hadi hadi. İmam sizi bekliyor." Kadın bizi kışkışlar gibi merdivenlere yönlendirdi.

"İmam üçüncü katta değil mi?" komiser şaşkın bakışlarıyla bana dönerken duyulmaması için hafifçe başını eğerek fısıldadı. Şimdi ben buna nasıl söyleyecektim evleneceğimizi?

"O imam değil. Furkan'ın gönderdiği imamın yanına gidiyoruz." Onun gibi kısık sesimle konuşurken önde giden kadını takip ediyorduk.

"Neler oluyor?" Sesi artık az önceki sakinliğinden arınmıştı. Kehribar gözleri bir şeylerin ters gittiğini hemen anlamıştı. komiser şaşkın bakışlarıyla bana döndü.

"Evleniyoruz."

Sanki havadan sudan bahseder gibi söylediğim kelimelerle adımları durmuştu. Komiser hâlâ olanlara anlam vermezken önümüzdeki kapılar açıldı. Kadın elime beyaz başörtüsü tutuştururken kapıda dikiliyorduk. Keşke böyle pat diye söylemeseydim. Adama felç mi geçirdi ne? Yüzünde tek bir mimik dahi olmazken yavaşça kolunu sıkıp şüphe çekmemek için gülümsemiştim.

"Sanki boşanıyoruz da çocuklarımızı sana göstermiyormuşum gibi bana bakma." Uyarımla kendine gelmek yerine öksürük krizine girmesiyle düşüp burada bayılacaktım.

"Çocuk mu?"

"Ya lafın gelişi. Furkan'ın gönderdiği imam içeride. Dikkat çekiyorsun." Dememle yüzünü sıvazlayıp gözlerini zor da olsa benden ayırdı.

"Şu nikâhı kıyıp çıkalım. Ekip buraya 30 dakika uzaklıkta." Kendini toplamak adına ciddi bir konu açması iyi olmuştu. Böylelikle bu olayın saçmalığının gayet farkında olabilirdik. Bu kadar süre işimizi görürdü. İkimiz de yan yana yürürken içeride bizim sahte imam, kapıda bekleyen adam ve şahit olduğunu düşündüğüm iki kişi dışında kimse yoktu.

İmamın bize gösterdiği yerde otururken dualar okunmaya başlamıştı. Hayret, Furkan ilk defa bir işi doğru dürüst becermişti. Ben bile imamın gerçekliğinden şüphe etmemiştim.

Sonunda konu mehire geldiğinde sahte imam konuştu. "Şimdi," dedi, "Mehir meselesini de konuşalım." Bunu demesiyle komiserle bakışlarımız kesişti.

50'lerinin sonlarında olan yaşlı adam gözlüğünü düzeltip yumuşak sesiyle konuşurken bana bakıyordu.

"Kızım söyle. Ne istersin?"

"Ben mi?" Bu iş ciddileşmiş miydi yoksa bana mı öyle geliyordu.

"Evet." Şaşkın bakışlarla komisere döndüğümde bakışlarından bir şey anlamak zordu.

"Hiçbir şey." Diye önüme döner dönmez imamın homurtuya benzeyen itirazı yükseldi.

"Öyle olmaz kızım, bir şey iste"

"Yok vallahi istemiyorum." Konunun uzayacağını çok iyi anladığından komiser hafifçe bana doğru eğildi.

"Bir şey iste," diye fısıldadı. Tamam. Madem kendisi istedi.

"Şimdi böyle aniden sorunca... Ben bir düşüneyim." Sahte bir nikâh bile olsa komisere küçük bir gıcıklık yapma fırsatını asla kaçırmazdım. İmam sabırla düşünmemi beklerken komiser sabırsızca dudaklarımdan çıkacak isteği bekliyordu.

"Buldum," dedim neşeyle.

"Ne istiyorsun kızım?"

"Kelepçe." İkisi de aynı anda bana dönünce odaya kısa bir sessizlik çöktü.

"Hem de altın olanından." diye düzelttiğimde komisere sırıtarak gözlerinin içine bakmaya devam ettim.

Gömleğinin yakasını çekiştirip, yutkunurken adam elmasının belirgin hareketini izlerken keyfim yerindeydi.

"İsteyecek başka bir şey bulmadın mı?" Fısıltılı sesiyle yüzüme üzgün bir ifade yerleştirdim.

"Karına bir kelepçeyi çok mu görüyorsun kocacığım?"

"Altın bir kelepçe." diye beni düzeltti.

"İste dedin, ben de istedim. Ha ben vermem diyorsan-" tam imam hocaya dönüp yalancı üzüntümle istemediğimi söyleyecektim ki komiser konuştu.

"Mehri kabul ediyorum." Dedi, gözlerini benden ayırmadan.
Komiseri gıcık etmenin huzuruyla sahte nikâhı da tamamlamıştık. Sahte imamımız da önündeki deftere bir şeyler yazıp işini bitirdikten sonra önce odadaki şahitler, sonraysa biz çıkmıştık.

Arkamızdan kapanan kapılarla rahat bir nefes verdim. Bizim arkamızdan Hakan ve İpek girerken onlara da saçma salak şeyler söyleyip şüphe çekmemeleri için uyarmayı ihmal etmemiştim.

Şimdiyse geriye son bir adım kalıyordu. O da herkesin nikâhların sahte olduğunu öğrenmesi ve bağladığımız gerçek memurun bulunmasıydı. Böylelikle biz buradan çıktığımız anda kaos başlayacaktı.

Yavaşça komisere döndüğümde hâlâ yüzünde o okunması zor ifade takılıydı. O odaya girdiğimizden itibaren bir garipti.

"Hadi sen git. İpek ve Hakan'ı arkandan göndereceğim. Bundan sonrası bende." Tam itiraz etmek için ağzımı açıyordum ki yorgun bakışlarını kapadı.

"Beni yorma avukat. Yukarıdaki şerefsizle uğraşırken aklım bir de sende kalmasın." Yakışıklı yüzü bunun düşüncesiyle kasıldı. Aklının bende kalmasına sebep olacak bir şey olmamıştı. Bu gün fazla endişeliydi. Yaptığım ilk saçmalık değildi. En önemlisi de kendimi attığım ilk tehlikede bu değildi. Son da olmayacaktı.

"Zaten anlaşmanın şartlarını yeterince bozduk." dediğinde konuyu hızla kendi çıkarlarıma çevirmiştim.

"Kesinlikle. Bu da demek oluyor ki, benim için daha büyük bir iyilik yapmalısın."

"Nasıl bir iyilik?" Sol kaşını sorgularcasına kaldırmıştı. Ona yaklaşarak işaret parmağımla eğilmesini istediğimde beni ikiletmeden hafifçe eğildi.

"Bülent Bey'in sevgilisiyle olan samimi görüntülerini istiyorum." Sonuçta burada iş yapıyorduk. Bu kadar saçmalığa katlanmamın iyi bir mükafatı olmalıydı. Gözleri beni bulduğunda eğildiği için yüzlerimiz arasındaki mesafe iyice azalmıştı.

"Ne kadar özel?" diye sorduğunda yüzündeki o arsız, hafif eğlenceli gülüş belirdi. Vakti olur olmaz benimle oyunlar oynamayı seviyordu. Eğer bu sorusunun cevabını dile getiremeyecek kadar terbiyeli bir kız olduğumu düşünüyorsa fena yanılıyordu.

"Arabada, asansörde, ofis gibi yaratıcı yerlerde olsa sevinirim. Ha bir de fantezi-"

"Tamam." derken lafımı tamamlamama izin bile vermemişti. Yüzü söylediklerimle garip bir ifade alırken yaptığım her imada böyle utanıp sıkıldığını görmekten keyif almıyorum dersem yalan olurdu. Yavaşça doğrulduğunda yüzlerimiz arasındaki mesafeyi açtı.

"O zaman gidiyorum." Başını sallamakla yetindi. O ciddi yüzünde oluşturduğum her çatlak beni daha çok gülümsetiyordu.

Son Kelepçe Bükücü: fotoğraf*

Son Kelepçe Bükücü: fotoğraf*

Son Kelepçe Bükücü: fotoğraf*

Siz: Ya inanmıyorum.

Siz: Ben seni baya hafife almışım.

Siz: Asansörde olanı bile bulmuşsun.

Siz: Böyle maharetlerin vardı da neden söylemiyordun komiser?

Görüldü

Siz: Görüldü mü?

Yazıyor...

Son Kelepçe Bükücü: Fotoğrafları aldığına göre işimiz bitti avukat.

Siz: Ciddi misin sen?

Son Kelepçe Bükücü: Bence yardımın karşılığını gayet cömert bir şekilde verdim.

Son Kelepçe Bükücü: Üstelik görüntülerini de sildim.

Son Kelepçe Bükücü: Yani artık bu saçma oyunlarına katlanmam için bir neden yok.

Siz: Saçma oyun dediğin benim işim.

Siz: Bunu artık anlasan iyi olur.

Siz: Evet haklısın anlaşma bittiğine göre işimiz bitti.

Son Kelepçe Bükücü: İşının ne olduğu umurumda değil. Artık oyunlarından bıktım.

Siz: İyi. O zaman bir daha oyun alanımda olmadığından emin ol.

Son Kelepçe Bükücü: Kesinlikle emin olacağım.

Furkan "Büyüklük edip affedin" grubunu oluşturdu.

Son Kelepçe Bükücü kişisini gruba ekledi.

Furkan: İyi akşamlar abla.

Furkan: Size de iyi akşamlar komiserim.

Furkan: Benim size bir şey itiraf etmem gerekiyor.

Furkan: Yani şimdi yüz yüze söylerdim de sonumun ne olacağı meçhul olduğu için en güvenli seçenek bu gibi.

Siz: Yine ne haltlar karıştırıyorsun Furkan?

Siz: Neden sadece üçümüz bu gruptayız?

Furkan: Abla vallahi bu defa benim suçum yok.

Furkan: Olayın nasıl öyle geliştiğine dair en ufak fikrim de yok.

Siz: Zaten bir fikrin olsa şaşardım.

Furkan: Kırılıyorum ama.

Siz: Sabır.

Siz: İşim var Furkan. Ne söyleyeceksen çabuk söyle.

Furkan: Komiserim de gelsin, söyleyeceğim abla.

Siz: Ya oturup bir de komiserin keyfini mi bekleyeceğim?

Son Kelepçe Bükücü: Furkan, şu saçmalık için sağlam bir bahanen olsa iyi olur.

Furkan: Önce kızmayacağınıza söz verin.

Siz: Ya sen ne haltlar karıştırdın da böyle tırsıyorsun?

Son Kelepçe Bükücü: Furkan. Söyle.

Furkan: Önce söz verin.

Furkan: Can güvenliğimin garantisi olmadan tek kelime bile etmem.

Son Kelepçe Bükücü: Emir almadığım sürece adam öldürmem. O yüzden rahat ol.

Furkan: Sağ olun komiserim. Şu an içime su serptiniz.

Siz: Ben o kadar yüce gönüllü insan değilim.

Furkan: Allah'ım sen yardımcı ol.

Furkan: Şimdi şöyle ki sen bana üç gün önce sahte imam ve nikâh memuru bulmamı söylemiştin ya...

Siz: Evet, sen de bulmuştun.

Furkan: Bulmuştum aslında.

Son Kelepçe Bükücü: Aslında?

Furkan: Galiba bulamamışım.

Furkan: İmam kapıdan son anda kaçmış.

Siz: Nasıl kaçmış? Nereye kaçmış?

Furkan: Bilmiyorum abla.

Siz: Furkan iyice saçmalıyorsun.

Siz: İmam oradaydı. Hatta sahte nikâhları bile kıydı.

Siz: Değil mi komiser? Sende oradaydın

Son Kelepçe Bükücü: Evet.

Furkan: İşte o benim gönderdiğim imam değildi.

Furkan: Yani imam gerçekti.

Furkan: Kıydığı nikâhlar da gerçekti.

Furkan: Dolayısıyla sizin nikâhınız da gerçek olmuş oluyor.

Furkan: Oh be.

Furkan: Sonunda söyleyip kurtuldum.

Furkan: Çok kızmadınız değil mi?

Son bölümlerde olaylar biraz karıştığı için texting bölümlerimiz kısa kaldı.
İsterseniz önümüzdeki bölümlerde texting kısmını biraz daha uzun yazabilirim

Beğenmeden mi gidiyorsun???

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

614okunma 51beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18