Mevzu Kelepçe/Texting kitap kapağı

19. bölüm / 42

1.9

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 1.9

Nasılsınız çiçeklerim?

Uzun süredir yine yoktum, farkındayım. Gözümle ilgili bazı sorunlarla uğraşırken buraya pek uğrayamadım. Bu sabah yakaladığım ilk boşlukta bölümü düzenleyebildim. Sizden tek ricam, yorumlarınızı ve desteğinizi esirgememeniz 🤍

Diğer uygulamalardan da bana ulaşabilirsiniz 💖

Wattpad:_okyanus_s
Kitappad: okyanuss_s
Instagram: okyanuss_s
Youtube: okyanus_s
TikTok: okyanuskalemi

Suat ne kadar ikna olmasa da şimdilik beni rahat bırakmaya karar vermiş gibiydi. Onun gibi diğerleri de aynı şaşkınlığı ve gerginliği paylaşıyordu. Bunu fırsat bilerek hızla Poyraz’ın yanına gittiğimde kız birkaç adım geri çekildi.

Az önce benden korkması yetmezmiş gibi, bedeni de tamamen kasılmıştı. Bir şeyler oluyordu. Hem de duyduğumda hiç memnun olmayacağım şeyler.

“Odama geçelim,” diye Poyraz’a seslendiğimde başını salladı ama ardından kararsızca duraksadı. Yanındaki kıza döndü, ellerini omuzlarına koyarak onun kendisine bakmasını sağladı.

“Bizi odada bekleyebilir misin? Hemen döneceğim.” Sesini alçak tutsa da söylediklerini duyabilmiştim. Gözleri, alışık olmadığım bir şefkatle öfke arasında gidip geliyordu. Onu asıl kontrolsüz gösteren de buydu ne yapması gerektiğini kendisi bile bilmiyordu.

Kız yalnızca başını sallamakla yetindi. Poyraz zoraki bir gülümsemeyle bana kısa bir bakış attı. Kızı odama götürmek için izin istediğini hemen anlamıştım. Kapıyı açmam, onun için yeterli bir cevaptı.

Kimseden tek bir ses çıkmazken birlikte mutfağa geçtik. Hâlâ şaşkındım ama en baskın duygu meraktı. Poyraz sustukça, başlarına ne geldiğine dair zihnim yüzlerce senaryo üretmeye başladı. Dayanamayıp konuştuğumda Poyraz, mutfak adasına dayadığı yumruklarını yavaşça gevşetti.

“Umarım ikinizin durumunun ne kadar yanlış anlaşılabileceğinin farkındasındır.” Sözlerim dudaklarında alaycı bir gülümseme oluşturdu ama gözlerini hâlâ ellerinden ayırmıyordu. Yumruklarına attığı o düşmanca bakış hoşuma gitmedi.

“Kocan yanlış anlar diye mi korktun?” Sesindeki kınama bedenimi öfkeyle doldurdu. Bazı şeyleri, hangi şartta olursa olsun, görmezden gelemezdim.

“Poyraz. Bana kalbini kırdırma.” Uyarımı ciddiye aldığından emin olmak için yanına gidip durdum.

“Şimdi ne söyleyeceksen çabuk söyle. Yoksa kadına şiddet ve darptan seni içeri atsalar bile sesimi çıkarmam.” Bunu söylememle gözleri hızla bana döndü. Gerçekten kendini kaybetmiş gibi güldüğünde istemsizce bir adım geri attım.

“Asrın… Asrın…” diye adımı defalarca uzattı.

“Eğer senin salonundaki o şerefsiz gibiler görevlerini doğru dürüst yapsaydı, şu an odanda yıllarca ezilmiş, şiddet görmüş bir kadın olmazdı.” Sesindeki saf nefret, dengemi kaybetmeme ramak bırakmıştı.

Destek almak için sırtımı duvara yasladım. Kızı ilk gördüğüm an zihnimde beliren senaryonun doğru olduğunu içten içe bilsem de bu kez başka bir açıklaması olmasını ummuştum. Sessizliğimi fırsat bilen Poyraz bana biraz daha yaklaştı.

“Kafayı yiyorum, Asrın.” Kelimeleri nasıl seçeceğini bilemez hâlde afallamıştı. Ellerini saçlarına götürdüğünde onu sessizce dinlemeye devam ettim.

“Gözümün önünde…” deyip gözlerini sıkıca kapattı.

“Bir saniye bile geç gitseydim, hiç acımadan o kızı itecekti. Daha gencecik… Bir anne baba çocuğuna nasıl kıyar? Nasıl göz yumar? Söylesene Asrın, nasıl olur da senin kocan diye evine aldığın şerefsizler buna susar?”

İçindeki nefreti kusarken bile onu bölmedim. Her şeyi doğru düzgün anlatabilmesi için sakinleşmesi gerekiyordu. Bu yüzden bir süre odada sağa sola yürüyüşünü izledim.

İçindeki enerjiyi tam olarak atamasa da birkaç dakika sonra sandalyeye oturup başını ellerinin arasına aldı. Fazla hassas biri olduğunu biliyordum. Ne kadar inkâr etse de bu tür olaylardan ve davalardan bize göre daha derinden etkilenirdi.

Sakinleştiğini umarak yanına oturdum. Omuzları düşmüştü.

“Özür dilerim.” Fısıltıya yakın sesiyle konuştu. Teselli etmek için omzuna dokundum.

“Şimdi iyi misin?”

“Bilmiyorum.” Derin bir iç çekti, ardından ellerini yeniden dağınık saçlarının arasına soktu.

“Ailesi mi kızı bu hâle getirmiş?” Artık bunu sormam gerekiyordu.

“Morlukları mı? Onları kocası yapmış. Ama ailesinin bu zulme göz yumması yeterince korkunç değil mi?” Sesindeki öfkeyi artık kontrol edebiliyordu. Kız çok genç görünüyordu. Evliyse bile bunun iyi bir hikâyesi olmayacağı belliydi.

Poyraz yüzünü eliyle sıvazladı, sonra bedenini bana doğru çevirdi. Anlatacakları için kendinde güç arıyor gibiydi.

“Eski evime yeni kiracılar gelmişti. Tesadüfen sana cumartesiye kadar bitireceğimi söylediğim dosyalarını orada unuttuğumu hatırladım. Zaten yarın duruşman olduğu için kimseye haber vermeden gittim. İlk tanıştığımda adam bana normal gelmişti. Ne bileyim…” Bunu düşündüğü için bile kendine kızıyordu.

“Kapıya varmadan sesleri duymaya başladım. Kızın çığlığı bütün koridoru doldurmuştu.” Sesindeki hayal kırıklığı her kelimeye sinmişti.

“Koridorda tek bir adam bile yoktu. Yardıma gelen kimse…” İnsanlığa olan tüm umudunu yitirmiş gibiydi.

“Allah’tan kapının anahtarını henüz değiştirmemişlerdi. İçeri girdiğimde, kendine adam diyen o şerefsiz, kızı yaşındaki karısını pencereden atmaya çalışıyordu.”

Kısa bir sessizlik çöktü. Gözümün önünde canlanan görüntüleri zihnimden silmeye çalıştım.

Bu canilik daha ne kadar sürecekti?

“Onu sen mi oradan çıkardın?”

Onun yaptığını biliyordum, sadece aradaki bu sessizliği doldurma ihtiyacı hissetmiştim. Yalnızca başını salladığında daha fazla konuşmayacağını sanmıştım. Öyle de olmuştu. Sadece kızın kocasıyla yaşadıkları kavgayı ve o şerefsizin Poyrazdan şikâyetçi olacağına dair saçma sapan şeyler söylediğini, sinirini zorla bastırarak anlatmıştı. Poyraz da kızla ne yapacağını bilemediği için önce benim yanıma getirmesi gerektiğini düşünmüştü. Şimdiyse herkesin önünde kızı buraya getirdiği için kendine biraz da kızıyordu. Olaylara o kadar öfkelenmişti ki bu akşam yemek olduğunu bile unutmuştu. Şimdi biraz sakinleşince yaptıklarının daha kontrollü olması gerektiğini düşünerek kendini azarlıyordu.

“Pekâlâ. Artık sağa sola volta atmayı keser misin? Aynı zamanda kendine kızmayı da bırak. Panik ve öfke içindeydin. Ne yapman gerektiğini bilememen normal.”

Söylediklerimin onu sakinleştireceğini ummuştum.

“Şimdi ne yapacağız?”

Poyraz daha sözünü bitiremeden komiserin kapıda belirmesi bir olmuştu. Sorgulayıcı bakışları ikimizin üzerinde gezinirken bir açıklama beklediği her hâlinden belliydi. Poyraz onu görmezden gelirken ben de sessiz kalınca konuştu.

“Yapılacak şey belli. Önce darp raporu alınacak ve şikâyette bulunacaksınız. Sonra da en güvenli sığınma evlerinden birine yerleştirilecek.”

Bize hemen planını sunarken konuşmamızı duyduğunu anlamıştık. Zaten Poyraz öfkesini kontrol edemediği için herkesin duyduğundan emindim. Bu söyledikleri ikimizi de hafiften öfkelendirmişti. Poyraz’ın ne söyleyeceğini tahmin ettiğimden daha fazla tatsızlık çıkmaması için araya ben girdim.

“Şikâyetçi olacak ama hiçbir yere gitmeyecek.”

Netliğimin ikisini de şaşırttığını biliyordum. Ama kararımı çoktan vermiştim. Bu konuyu yalnızca Poyraz’a bırakmam mümkün değildi. Bu tür davalarla o kadar çok karşılaşmıştım ki komiserin söylediklerinin ya da izleyeceği yolun bir sonu olmayacağını biliyordum.

“Konunun ciddiyetinin farkında mısın?”

Suat’ın inanamaz bir tonla çıkan sesi, az önce aramızda eriyen tüm buzları sanki yeniden oluşturuyordu. Artık karşımda günlerdir beni gülümseten o komiser yoktu. Tüm ciddiyetini ve soğukkanlı maskesini takınmış, duygularını bir kenara iterek konuya çözülmesi gereken bir iş gibi bakıyordu.

Poyraz böyle durumlarda duygularını kontrol edemezken Suat, çelikten bir zihne sahipmiş gibi meseleye mantıkla yaklaşıyordu. Ne var ki ikisinin de ne istediği zerre umurumda değildi.

Konu içerideki bir insandı. Kadın olmasıysa bunu benim için daha da acil kılıyordu. İçerideki kadının, ne kanunun ne de adaletin vereceği karara kadar sürecek o zorlu zamana dayanabileceğini sanmıyordum.

“Karşında bir avukat var,” dedim sinirle.

“İşiyle duygularını karıştıran bir avukat.” Sesindeki inanmaz ton beni afallattı. Kelimeler yalan söyleyebilirdi ama bakışlarındaki güvensizliği gerçekten beklemiyordum.

İkimizin de sesinin yükseldiğinin farkında bile değildim. Herkesin açık kapıda dikilip bizi izlediğini ancak o an fark ettim.

“Beni küçümsemen bittiyse şimdi bizi rahat bırak. Halletmem gereken işlerim var ve daha duygularımı işimden ayırmayı öğrenmeliyim.” İğneleyici sesimle ona dik dik bakarken gözleri öfke ve adını koyamadığım bir hisle sıkışıp kalmıştı.

İki adımda gelip önümde durduğunda ben de duruşumu dikleştirip çenemi kaldırdım. Az önce gülümseyen o haylaz dudakları düz bir çizgi hâline gelmiş, çenesi söyleyeceği sözlerin gerginliğiyle kasılmıştı.

“Akşama kadar kadını karakola getir. Bu meseleyle bizzat kendim ilgileneceğim.”

Gözlerindeki netliği görmem için eğildiğinde yüzümü sabit tuttum.

“Anlaşıldı mı, Asrın?”

Cevap vermediğim her saniye havadaki gerginlik artsa da bakışlarımızı keserek geri adım attı. Tamam. Bu tiyatronun bitme vakti gelmişti. Derin bir nefes alıp sesimdeki gerginliği bastırmaya çalıştım.

“Yemek bitti. Herkes evine.”

Uyarımın yeterli olduğunu sansam da annemin bakışlarından konuşmaya hazırlandığını anladım.

“Şimdi değil, anne.”

Herkesin yanından geçip kendi odamın kapısında durarak Poyraz’ın gelmesini bekledim. Anladığım kadarıyla kız, Poyraz dışında hepimizden çekiniyordu. İçeri yalnız girmem iyi bir fikir değildi. Arkadaşım da bunu anlamış olacak ki gelip kapıyı tıklattı.

“Benim,” dediğinde kızın sesini duydum. Yavaşça kapıyı araladı. Kız, Poyraz’ı görünce titreyen gözleriyle biraz rahatladı, beni gördüğündeyse o kör korku geri geldi.

“Asrın,” diyerek beni tanıttığında tepkisini ölçüyordu.

“Kendisi ülkenin en iyi boşanma avukatlarından biri. Aynı zamanda benim arkadaşım.”

Sesindeki az önceki kontrolsüzlükten eser yoktu. Nedense bu durum kızın pek hoşuna gitmiş gibi görünmüyordu.

“Merak etme, burada güvendesin. Az önceki gürültü için kusura bakma.”

Konuşulan her şeyi duyduğunu biliyordum. Poyraz birkaç yatıştırıcı cümle daha kurduktan sonra kız ilk kez konuştu. Sorularımı uzun süre yanıtsız bırakmasının ardından söylediği kelimeler neredeyse kanımı dondurdu.

“Boşanamam.”

Gözlerini yere dikerken cılız sesinden yalnızca bu çıkmıştı. İhtiyatla elimi kızın elinin üzerine koyup dolu dolu gözlerinin beni bulmasını sağladım.

“Korktuğunu biliyorum. Ama bizim yanımızdayken sana dokunamaz bile. Bu süreçte seni yalnız bırakmayacağız. Sadece bir adım atman yeterli.”

Gözlerinden yaşlar süzüldüğünde bir şeylerin ters gittiğini anladım. Poyraz’ın karşı duvara yaslanan bedeni kasıldığında benim gördüğümü onun da gördüğüne emindim.

Elini yavaşça karnına götürdüğünde küçük parmakları titriyordu. Gözlerimi sıkıca kapatırken Poyraz hava almak için camın önüne geçti.

Hamileydi.

Daha küçük görünüyordu. Arkadaşımın anlattığına göre, kocası olan şerefsizin kırkın üzerinde yaşı vardı. Midem kasılsa da Suat’ın söyledikleri gibi duygularımı yok saymadım.

“Kaç yaşındasın?”

Cevabından korksam da, beklediğimden iki yaş daha büyük çıkmıştı.

“On dokuz.”

“Kaç yıldır evlisin?”

Eğer resmî nikâhları varsa, muhtemelen on sekizine bastığı gibi evlenmiş olmalıydılar. Ama duyacaklarımın bundan çok farklı olacağını artık biliyordum. Kısa bir sessizlik, düşündüğümden daha uzun sürdü.

“Dört yıl.”

Bunu söylerken titreyen sesiyle istemsizce ayağa kalkmıştım. Bir süre daha, zor da olsa sorduğum sorulara cevap vermişti. Verdiği her cevapta öfkemi dizginlemekte daha da zorlanıyordum.

On beş yaşından beri o adamın esareti altında yaşarken hiç kimse mi görmemişti onu? Tek bir kişi bile bu zulme ses çıkarmamış mıydı? Bu akıl almaz olaya bazı insanların sessiz kaldığını bilmek daha da kötüydü.

Aralarındaki resmî nikâh üç ay önce kıyılmıştı. O da, kocası olacak itin kızın hamile olduğunu öğrenmesinden sonra. Daha önceki iki bebeğini düşükle kaybettiğini öğrendiğimde uzun bir süre konuşamamıştık.

Poyraz, sırtını duvara yaslayıp sessizce kızı dinlerken, arkasında sakladığı ellerini ancak şimdi görebiliyordum. Onun da beklediğimin aksine kendini fazlasıyla tuttuğunun farkındaydım. Bunun asıl sebebi, ikimizin de kızı daha fazla korkutmaktan kaçınmamızdı.

Adının Nazlı olduğunu öğrenmiştim. İnsan, birinin ismini öğrendiğinde ona biraz daha yaklaşır, arada sahici bir bağ kurulduğunu sanır. Oysa Nazlı’nın ismi, onu gözümde daha da kırılgan kılmıştı. Çünkü bu hikâyede nazlı olmasına izin verilmemişti. Ne çocukken, ne gelin olurken, ne de anne olacağını öğrendiğinde.

Oda da ağır bir sessizlik vardı.

Nazlı, dizlerini karnına çekmiş, yatağın ucuna sessizce oturuyordu. Gözlerini bir an olsun kaldırmamıştı, sanki bakarsa geri çağrılacakmış gibi davranıyordu.

“Şikâyetçi olamam,” dedi bu kez daha net bir sesle.

Sesi hâlâ kısıktı ama kararlıydı.

“Boşanamam da.”

Bu cümleleri ilk kez duymuyordum. Kocalarından korkan, tehdit edilen onlarca kadından duyduğum kelimeler şimdi daha da ağır geliyordu.

“Peki,” dedim.

Bu tek kelime, Poyraz’ın bakışlarını bana çevirmesine yetti. Şaşkındı. Belki de öfkeliydi. Çünkü benden itiraz bekliyordu. Baskı, ikna, hukuki bir tirat… Oysa bunların hiçbirinin şu an fayda etmeyeceğini çok iyi biliyordum.

Sözlerimle Nazlı ilk kez başını kaldırdı. Şaşkın olduğu her hâlinden belliydi. Gözlerinde açık bir korku vardı. Zorlanmaktan değil, sonuçlardan korkuyordu.

“Bugün sadece güvende olmanı istiyorum. Gerisi sonra,” dedim sakince.

“En azından bugün değil.”

Bu cevabı verirken avukat olarak değil, bir kadın olarak konuşuyordum. Çünkü çok iyi biliyordum ki korku içindeyken verilen her “doğru karar”, sonradan bir pişmanlığa dönüşebilirdi.

“Ama geri de dönemem,” diye eklediğinde gözlerini yeniden yere indirdi.

Sanki biri kapıdan içeri girip onu sürükleyecekmiş gibiydi.

“O… beni bulur. Ama dönersem…”

Cümlesi boğazında kaldı. Devamını getirmesine gerek yoktu.

Poyraz, duvara yaslandığı yerden doğruldu. Sesini alçaltarak konuşmaya başladı.

“Beni dinle. Burada kalabilirsin. Ne kadar istersen. Kimse seni zorla hiçbir yere götürmez.”

İçeri girmeden önce burada kalmasının en doğru karar olduğunu düşünmüştük. Başta Poyraz, hatta Nazlı’nın kendi evinde kalmasını istemişti ama Poyraz’ın evi hukuken riskliydi. Adam onu bulursa ilk bakacağı yerlerden biri orası olurdu. Üstelik Poyraz bir erkekti. Nazlı’nın travması henüz çok tazeyken bu da bir sınır meselesiydi.

Nazlı’nın bakışları bir anlığına yumuşadı. Ama hemen ardından yeniden karardı. Eski güvensizlik geri döndüğünde, hâlâ bana yanındaki adam kadar güvenmediğini anlamıştım.

Psikolojik olarak iyi bir durumda değildi. O esarette ne kadar karanlık günler yaşadığını bilmiyorduk. Ona ışık olup karanlıktan çekip alan Poyraz olmuştu. Bu yüzden ona duyduğu sınırsız güveni anlayabiliyordum.

Burada kalmaya da pek sıcak bakmadığını anladığımda, son çare olarak sığınma evlerini önermiştim. Kâğıt üzerinde güvenliydi. Ama Nazlı için yabancı, soğuk ve cezalandırıcı bir yer olacaktı. Ne yazık ki bu fikri de reddettiğinde, yavaş yavaş niyetini anlamıştım.

Korkak bir sesle ailesinin yanına dönmek istediğini söylediğinde öfkemi zor bastırmıştım.

“Asla olmaz. Ailenin seni kandırmasına, duygularını kullanmasına izin verme.”

Şu an duygusal bakımdan çok savunmasızdı ve anladığım kadarıyla ablasının onu güvende tutacağına inanıyordu. Bense bundan pek emin değildim. Yarın Hazal Hanım’ın duruşmasından sonra bu konuyu detaylıca araştıracaktım. Ama o zamana kadar güvende olacağından emin olmam gerekiyordu.

Poyraz’la birbirimize bakarken ne yapacağımızı bilemiyorduk. Onu burada kalmaya nasıl ikna edecektik?

Sonunda sessizliği bozan Poyraz oldu.

“Eğer istersen bir süreliğine benim evimde kalabilirsin.” Sözlerinin kızı ürkütmemesi için daha dikkatli bir tonla devam etmişti.

“Geçici olarak. Birkaç gün. Kendini toparlayana kadar.” Kelimeleri toparlamakta zorlanırken hızla bana baktı.

Bu, onun da meselenin ağırlığını anladığını bildiğimi gösteriyordu. Sessizlik, odadaki kasvetli atmosferi bir anda artırsa da Nazlı’nın fark edilmeyecek kadar başını yavaşça sallamasıyla son buldu. Ondan aldığımız bu ilk olumlu yanıtla derin bir nefes almıştık.

Nazlı’ya daha rahat ve temiz kıyafetler verdikten sonra, ne kadar ısrar etsek de hiçbir şey yememişti. Yarın ilk iş doktora gitmemiz gerekiyordu. Belki şikâyetçi olmak istemiyordu ama güvenliğini sağlayabilirdim. Şikâyetçi olmadan da Nazlı için koruma kararı çıkartabilirdim.

Şu an kendisinin hiçbir yasal işlem içinde olmak istememesini anlıyordum. Korkuyordu ve onun güvenini kazanana kadar buna saygı duyacaktım. Onun için hukuk çerçevesinde, hatta gerekirse hukuk dışında bile birçok şeyi yapabilirdim. Ama o kendini hazır hissetmeden yaptığım her şey, boşa kürek çekmekten farksız olurdu.

Sonunda onları yolcu etmek için kapıda dikildiğimizde Poyraz, Nazlı’nın paltosunu aldı. Kızla aramızdaki soğukluğu yok etmek ister gibi ellerimi yavaşça omuzlarına koydum.

“Sen yanlış bir şey yapmadın. Yanlış olan, buna göz yumanlardı,” dediğimde gözleri, buna inanmak ister gibi bana bakıyordu.

“Şikâyetçi olmamak senin hakkın. Boşanmamak da. Ama bu… sonsuza kadar böyle kalacak demek değil.”

Başını salladı ama inanmadığını görüyordum. Gelecek, ona inanması zor bir hayal gibi geliyordu.

“Şimdi sadece zamana ihtiyacım var,” diye fısıldadı. Buna itiraz etmem mümkün değildi.

“Poyraz’ın evinde kalacaksın,” dedim dikkatle.

“Ama şartlarım var.”

Nazlı usulca bana baktı.

“Birincisi, kimseye adres verilmeyecek. Bir süre telefon yok. İkincisi, ben her gün seni göreceğim. Konuşmak istemesen bile.” Gözleri dolmuştu.

“Söz veriyorum,” dedi. Bir an duraksadım.

“Poyraz.”

Ne demek istediğimi anlamış gibiydi. Birinin sorumluluğunu üstleniyordu. Umarım bunun ne anlama geldiğinin farkındaydı. Birine sığınak olmak, insanın omzuna sandığından çok daha ağır bir yük bırakırdı.

“Tamam,” dedi sadece.

Bu karar doğru muydu, bilmiyordum. Ama Nazlı’yı sığınma evine zorlasaydım, ertesi sabah onu kocasının kapısında bulabilirdim. Bazen hukuk, insanı korumazdı. En azından Nazlı’nın durumunda.

“Hazırsan gidelim,” dedi yumuşak bir sesle. Nazlı başını salladı ama yerinden kıpırdamadı.

Tam o anda kapının aniden çalınmasıyla üçümüzün de dikkati oraya döndü. Tok, kararlı ve acele etmeyen bir vuruştu.

Kapıya doğru yürürken içime tuhaf bir ağırlık çökmüştü. Nazlı’yla ilgilenirken saatler geçmişti ve komiserden gelen aramaları ve mesajları her defasında görmezden gelmiştim.

Ya söylediklerinde gerçekten kararlıysa? Şu an onun duruma karışması, saatlerdir inşa etmeye çalıştığım güven duvarını bir anda yerle bir edebilirdi. Üstelik Nazlı’ya onu zorlamayacağıma söz vermişken Suat gelirse, bunu ona anlatmam imkânsızdı.

Derin bir nefes alıp kapıyı açtığımda, önce Suat’ı, hemen yanında ise yüzü bana yabancı olmayan ama gözleri çok daha soğuk bir adamı gördüm. Savcıydı. Yanlarında genç bir kadın polis duruyordu.

Bakışları doğrudan içeriye, daha doğrusu Nazlı’nın olduğu yöne kaydı.

“İyi akşamlar,” dedi Suat. Bu kez sesi tanıdık derecede resmiydi.

“Savcı Bey durumu yerinde görmek istedi.”

Kısa bir sessizlik oldu. Öfke ve hayal kırıklığıyla ona bakarken, bu durumda bana nasıl güvenmediğini anlayamıyordum. Kehribar gözlerinde eski sıcaklığı arasam da yoktu.

Artık geride kalan her şeyi unutmuş gibiydi. Beni anlayacağını sandığım tüm umutlarımı hiçe saymıştı. Kararını vermiş ve karşımda durmayı seçmişti.

Kapı kolunu sıkıca kavradım, gözlerinin içine bakabilmek için çenemi kaldırdım. Eğer benimle savaşmak istiyorsa, hiçbir şeyin beni durduramayacağını bilmeliydi.

O duygusuz ve kararlıydı.

Ben ise öfkeli ve inatçıydım.

Tıpkı karşılaştığımız ilk günkü gibi.

İkimiz de karşı karşıya dururken, sanki yeniden en başa dönmüş gibiydik.

Belki de kendimizi kandırıyorduk.

Onunla hiçbir zaman gerçekten yol alamamıştık.

Sizce kim haklı?

Bizimkiler arasında ipler yine gerildi.

Konu biraz hassas olduğu için bu bölümde komedi kısmını biraz arka planda bırakmak istedim.

Beğenmeden mi gidiyorsun?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

548okunma 40beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…