0.4

Yazar: Okyanus 🪼

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 0.4

Merhablarr guzellerim✨️

Yıldızları parlatmayı ve bol bol yorum yapmayı unutmayın🐚

Diğer uygulamalardan da bana ulaşabilirsiniz 💖

Wattpad:_okyanus_s
Kitappad: okyanuss_s
Instagram: okyanuss_s
Youtube: okyanus_s
TikTok: okyanuskalemi

Öyle aval aval yüzüne bakarken ilk birkaç saniye ne söylediğini algılayamamıştım. Salağa mı yatsam acaba? Ya tüm planımı alt üst ederse? Kehribar gözlerini kısmış, ciddi duruşuna tezat yaratan hafif alay sezdiğim bakışlarıyla beni izliyordu. Kendimi toplamak adına birkaç defa öksürdüm.

"Biriyle karıştırdınız herhalde." Ne saçmalıyordum ben? Biraz sonra adam donuma kadar her şeyi öğrenecekti zaten.

"Hiç sanmıyorum." Derken sesi oldukça soğukkanlı ve kontrollüydü. Aniden bileğimi tutarken taktığı kelepçelere baka kalmıştım.

"Bu ne için?" Büyüyen gözlerimle ona baktım.

"Sizi sevdiğiniz kelepçelerinize kavuşturuyorum." Ciddi sesinin aksi olan gözleri bana meydan okumaktan keyif alıyor gibiyi. Resmen benimle eğleniyordu it herif. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışırken o kolumdan tutmuş beni karakola doğru götürüyordu.

"Devletin avukatını küçük görüp alay etmek hiç size yakışmıyor." Yandan ona bakış atmıştım. Üniformada olduğuna göre gerçekten bugün nöbeti olmalıydı. Allah belanı versin Furkan. Hepsi onun yüzünden başıma geliyordu.

"Devletin memurunu oyunlarınıza alet etmek de size hiç yakışmıyor avukat hanım." Omzunun üzerinden bana bakarken gözlerinde açık tehdit sezmiştim. Yoksa yaptığımız bu tiyatronun farkına vardı mı?

Bedenimi saran panik dalgaları bizimkileri görmemle son buldu. Evelallah bu işin altından çıkardık. Poyraz'ı gördüğümde acaba rolüme devam etmeli miyim diye ikilemde kalsam da diğerlerini şüphelendirmemek için devam etmeye karar verdim. Ama Suat ikimizi de diğer koridora sürüklediğinde onlar arkamızda kalmıştı.

"Nereye gidiyoruz?" Dedim arkama bakmaya çalışarak. Beni cevaplamazken ifade odasına girmem için kapıyı açtı. Kendisi mi alacaktı ifademi?

O rahatça geçip otururken ben hâlâ ayakta dikiliyordum. "Oturun." Önündeki bilgisayara bakarken onu ikiletmeden oturdum.

"Kimlik." Dediğinde paltomun cebindeki kimliğe uzansam da başarısız olmuştum. İfademizi alacaklarından neredeyse emin olduğum için yanımda götürsem de kelepçeleneceğimi hesaba katmamıştım.

Bilgisayardan gözlerini ayırdığında tek kaşını kaldırmış, sorgular gibi bana bakıyordu."Şunlarla nasıl vermemi bekliyorsun?" Diyerek ellerimi ona doğru uzattım.

"Buradaki mağdur benken sanki azılı bir suçluymuşum gibi kelepçeyle ifade almak ne kadar da doğru?" Diye kendimi acındırmaya çalıştığımda ayaklanmıştı. Kehribarı gözlerini üzerimden ayırmadan önümde durdu. Sonunda şu kelepçelerden kurtuluyordum.

"Nerede?" Elini masaya koyup yüzüme doğru eğildi. Yakından baktığımda gözlerinin alt tonunun hafif yeşile çaldığını fark etmiştim. Fazla dikkat dağıtıcı gözlere sahipti.

"Kimliğiniz nerede?" Dediğinde farkında olmadan daldığım gözlerinden bakışlarımı ayırmıştım.
"Sol cebimde." Dememle biraz daha bana doğru eğilerek paltomun cebine uzandı. Ani yakınlığı beni afallatırken bu defa da o kokusu aklımı karıştırmıştı. Burnumu dolduran o hoş kokunun ne olduğunu düşünsem de çıkaramamıştım. Fazla tanıdıktı.

Yeniden geçip oturduğunda ben hareketini izlemiştim. İfadesiz suratıyla karşımda bir heykel gibi dururken yalnızca klavyeye basan parmakları bazen hareket ediyordu.
Bense her hareketini pür dikkat izliyordum.

Kim olduğumu bilmesi ne iş çevirdiğimi de bildiği anlamına gelmezdi değil mi? Fazla dikkatini çekmeden buradan çıkmalı ve o telefona hızla ulaşmalıydım.
"Asrın Çelik Yıldırım." Dediğinde daldığım düşüncelerden hızla ayrılmıştım. Özellikle ismimi söylerken ki vurgusu gözümden kaçmamıştı.

"Rüşvet mi yoksa tehdit mi?" Söyledi. Önce ne söylemek istediğini anlamadığım için boş gözlerle yüzüne bakıyordum.

"Anlamadım?"

"Furkan'ın size çalışması için rüşvet mi verdiniz yoksa tehdit mi ettiniz? Belki de anlamanız için konuyu biraz daha açmalıyım."

"Ben medeni bir iş ilişkisi demeyi tercih ederim."

"Kanuna aykırı davranışlarınıza böyle mi kılıf uyduruyorsunuz?"

"Asılsız suçlamalarınızı kabul etmiyorum. Ve devletin avukatına attığınız iftira için korkarım sizi şikayet edeceğim." Dediğimde ifadesiz yüzü inanmazmış gibi bakmaya başladı.

Zeytinyağı gibi üste çıkmamı anlaşılan beklemiyordu. Ne o yeni gelen bir komiserin tüm işlerimi alt üst etmesine izin vereceğimi sanıyordu?

"Bakıyorum da bayağı organize çalışıyorsunuz." Dediğinde kehribarı gözleri şüpheyle kısılmıştı.

"Aldatan sevgili rolü. İyi taktikmiş." Resmen her kelimesiyle yüzümü sabit tutmak için insanüstü güç harcamıştım. Zeki herifti. Bunu tahmin etmeliydim. Tabii ki söylediklerini kabul etmeyecektim. Sonuçta Poyraz'ın benim sevgilim olmadığını ispatlayabilecek hiçbir şeye sahip değil.

"Bu uçuk fikre nereden geldiğinizi bilmiyorum ama Poyraz benim gerçekten sevgilim." Dedim dik dik ona bakarak.

"Yani eski sevgilim. Az önce sizinle beraber aldatıldığımı öğrendim." Oyunculuğumu devreye sokarak bulanıklaşan gözlerimi ona diktim. Birkaç saniye ciddiyetimi yoklasa da anlaşılan bana inanmamıştı

"Lütfen bunları çıkarır mısınız? Ben suçsuzum." Kelepçeli ellerimi ona doğru uzatsam da gözlerini bir saniye benden ayırmamıştı. Sanki karşısındaki her an kaçacak bir suçluymuşum gibi bana bakması hiç hoşuma gitmemişti. Ne sanıyordu o beni?

Karşısında koskoca bir hukuk bürosunun avukatı Asrın Çelik Yıldırım duruyor.

"Bir polis memurundan aylar, belki yıllarca kanun dışı bilgiler aldınız, yetmedi benden size yardım etmemi istediniz. Üstelik bana attığınız mesajlar hâlâ duruyor. Umarım o mesajlarla neler yapabileceğimi biliyorsunuzdur?" diyen tehditkâr sesiyle neredeyse kahkaha atacaktım.
E yapsaydın o zaman demem için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Anlaşılan biri sizi çok fena işletmiş komiserim. Peki o numarayı sorgulattınız mı? CDR'da o saat diliminde hangi baz istasyonu görünüyor? Ah siz söylemeden ben söyleyeyim: Yaptınız ve kayda değer hiçbir şey bulmadınız. Muhtemelen numara kayıtlı değil veya tek kullanımlık hat, değil mi? Siz şimdi mesajların hangi bölgeden, hangi saatte atıldığını öğrenmişsinizdir. Nişantaşı mıydı yoksa Taksim?"

"23:04, Taksim hücresi; IMEI farklı, hattın kayıtlı sahibi yok." Beklemediğim bir dürüstlüğünün ardından gözleri tehlikeli bir ifadeyle kısılmıştı.

"Maalesef komiserim, ben tam o saatte arkadaşlarımla beraber Cihangir civarındaydım. Kamera kayıtları, bankamatik fişleri, hatta telefonumun Wi-Fi kayıtları hepsi var, isterseniz tüm kanıtları dosyaya koyarım." Dedim yalancı bir üzüntüyle dudaklarımı büzerek.

Onunla dalga geçtiği açık olsa da hiç bozuntuya vermedi; öfkesini kontrol etmekte zorluk çekiyordu. Öyle kolay kolay ona pabuç bırakır mıyım ben?
"Bu sefer kolay kurtulmuş olmanız her zaman böyle olacağı anlamına gelmez." Dediğinde koltuğundan kalkıp tam önümde durdu.

Yüzündeki meydan okuyan ifadeye ben de aynı karşılığı vermiştim. O yakışıklı suratı şu an öfkesini çok iyi gizliyordu.

"Sonuçta herkes hata yapar. En iyi katiller bile arkalarında elbet izler bırakır. O zaman arkanda olmadığından emin ol avukat." Hafif bana doğru eğildiğinde açık açık beni tehdit ettiğini anlamıştım. Aslında bir komiseri kendime düşman etmek pek akılcı bir fikir değildi. Özellikle konu Suat Yücelse. Onun herkesten sakladığı o gizli taraflarının nasıl olduğunu hâlâ çözememiştim.

"Şu odada da kameralar yok mu? Böyle açık açık tehditler savuruyorsunuz."

"Bu bir uyarı." Dedi son derece ciddi sesiyle. Anlaşılan gerçekten bu tiyatro onu öfkelendirmiş olmalıydı.

"Umarım bu uyarımı da ciddiye alırsınız."

Yeniden eski rahat haline döndüğünde ben yavaşça endişelenmeye başlamıştım. Belki de telefon işini sonra da halledebilirdim. Hayır, yapmazdım. Bugün o iş bitmeliydi. Peki nasıl kurtulacaktım şu komiserden?

"Gerçekten şunları açmayacak mısınız?" Sakince ona bakarken kehribarı gözleri bileklerime kaydı; dudakları yavaşça yukarı kıvrılmıştı. Resmen yüzündeki piç gülüşüydü.

"Sevdiğinizi sanmıştım." Diyerek bana yaklaşıp bileklerimi serbest bıraktı.
"Oradan kelepçe fantezisi olan bir avukata mı benziyorum?" dediğimde adamın gözleri şokla kocaman açılmıştı. İma ettiğim şeyi gayet iyi anladığından emindim.

"Hiç ayarın yok mu senin avukat?" dediğinde sabır diler gibi bana baktıktan sonra yerine geçmişti. Koskoca komiserin, ettiğim basit bir imayla böyle utanıp sıkıldığını görmek kıkırdamama sebep olmuştu. Boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.

"Anladığım kadarıyla susma hakkınızı kullanmak istemiyorsunuz. Bu çeneyle o biraz zorda." Diyerek kendi kendine mırıldandığında ona göz devirmiştim. Eminim ki bu gün benimle konuşurken kelime limitini baya zorlamış olmalıydı. Ayağa kalktığında benim de çıkmam için kapıyı gösterdi.

"Ne yani ifademi almayacak mısınız?" dedim şaşkınca.

"Bugün yeterince vaktimi çaldınız. Şimdi yalancı sevgilinizi ve arkadaşlarınızı da alarak gidin buradan." Diyerek resmen beni kovmuştu.

Ama böyle olmaz ki. Ben o telefonu oradan almak zorundaydım. Sinirle ayağa kalktığımda hâlâ onu takip etmeye başladım. Bizim kadro hep birlikte Bülent Bey'in masasının etrafında toplanmıştı. Beni ilk fark eden Poyraz olmuştu. Role devam edip etmediğimize dair benden bir ipucu beklediğini yüzünden anlamıştım.

Tam umutsuzluğa kapılıp gitmek için onlara seslenecektim ki Bülent Bey'in masasındaki çekmeceyi açtığını görmemle gözlerim kocaman açılmıştı. Kayıt sistemindeki küçük kör nokta yalnızca o bölgeydi. Daha önce çevreye bakıp tespit ettiğim, masanın sağ köşesinin kameranın tam görüş açısının dışında kalıyordu. İşte aradığım fırsat ayağıma gelmişti.

O kilitli çekmece ne kadar açıksa bunu kullanmalıydım. Aksi takdirde bir daha onu açacak bir şansım olmayabilirdi. Beynim hızla planlar kurmaya başlarken gözlerim güvenlik kameralarında gezindi. Bülent Bey tam çekmeceyi kilitleyecekti ki gördüğü komiserle dikkatini ona verdi.

"İfadelerini aldıysan hepsini bırak." Diyen komiserle ben de hızla Poyraz'a döndüm. Ne yapmak istediğimi hemen anlamıştı.

"Peki komi-" Bülent Bey daha sözünü bitirmeden bağırmamla tüm gözler bize döndü.

"Hayır. Hiçbir yere gitmiyorum."
Galiba bu yeni bir rezillik çıkartamam demekti. Yüzmüş yüzmüş kuyruğuna kadar gelmiştik. O telefonu almadan hiçbir kuvvet beni bu karakoldan çıkarmazdı.

Yazım hataları varsa kusura bakmayın çiçeklerim. Kurgunun genel gidişiyle ilgili fikirlerinizi buraya bırakmayı unutmayın✨️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.012okunma 45beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…