21. bölüm / 21
MECBURİ AŞK20
Bölümler 21Şu an: 20
- 1 Giriş650 kelime
- 2 1950 kelime
- 3 2933 kelime
- 4 3678 kelime
- 5 4831 kelime
- 6 5871 kelime
- 7 6967 kelime
- 8 7774 kelime
- 9 8981 kelime
- 10 91.014 kelime
- 11 10829 kelime
- 12 111.096 kelime
- 13 12715 kelime
- 14 131.003 kelime
- 15 14836 kelime
- 16 151.502 kelime
- 17 16674 kelime
- 18 171.069 kelime
- 19 181.070 kelime
- 20 191.047 kelime
- 21 201.093 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
CEREN
Eve varır varmaz kendimi odama attım ve hıçkırıklara boğularak biraz ağladım. İçimdeki o ağır taş göğsümü sıkıştırırken, birkaç dakika sonra odamın kapısı yavaşça çaldı.
"Gel,"
dedim sesimi toparlamaya çalışarak.
Babam kapıyı hafifçe aralayıp başını içeriye doğru uzattı.
"Gelebilir miyim güzel kızım?"
"Gel baba..."
Yatağa yanıma uzandı, güçlü kollarıyla beni sarıp sarmaladı.
"Güzel kızım benim, canım kızım..."
dedi saçlarımı okşayarak. Birkaç dakika sonra odanın kapısı yeniden tıkırdadı ve annem içeri süzüldü.
"Demek bensiz baba-kız gecesi yapıyorsunuz ha?"
diyerek o da yatağın diğer tarafına uzandı.
O upuzun geceyi annem ve babama sımsıkı sarılarak, içimdeki tüm kırgınlığı döküp bolca ağlayarak geçirdim. Onlar da sabaha kadar gözlerini kırpmamış, sadece varlıklarıyla bile bana dünyanın en büyük desteğini vermişlerdi. Güneş doğup odamı yavaş yavaş aydınlatırken, sonunda bitkin düşerek uykuya yenik düşmüştüm.
Gözlerimi araladığımda annemle babam çoktan yataktan kalkmıştı. Doğrulup banyoya girdim, sıcak bir duş alıp kendime geldikten sonra çalışma masama oturdum. Titreyen parmaklarımla istifa mektubumu kaleme aldım. Baş asistan seçilmek bu meslekteki en büyük hedefimdi; ama şimdi, tam da hayallerime kavuşmuşken kendi ellerimle istifa mektubumu teslim edecektim. Mektubu özenle katlayıp çantama yerleştirdim, üzerimi giyinip evden çıktım. Bir taksi çevirip bindim. Yol boyunca dün gece yüzümde patlayan o tokat anını düşünüp durdum. İçim acıyordu.
Taksi şirketin önünde durunca indim ve karşımdaki o devasa binaya baktım. Rahat ve kararlı adımlarla içeri girecekken kapıdaki güvenlik görevlisi önüme geçip beni durdurdu.
"Efendim, maalesef içeri girmeniz yasak."
"Ne?"
dedim şaşkınlıkla.
Görevli, duvardaki panoda asılı duran resmimi işaret etti. Baktığımda şok oldum; panoda benim fotoğrafım vardı ve altında kocaman harflerle "Şirkete girmesi yasaktır" yazıyordu. Sinirle dişlerimi sıktım, tam arkamı dönüp gidecekken sert bir gövdeye çarpıp dengemi kaybederek yere düştüm. Başımı kaldırdığımda bana uzanan o tanıdık elle, Kadir’le göz göze geldim. Onun uzattığı eli sertçe itip desteğini reddederek kendi başıma kalktım, üzerimi düzelttim.
Kadir güvenliğe ters bir bakış atıp bana döndü:
"Babamın kusuruna bakma Ceren, içeri girebilirsin. Sen hâlâ benim baş asistanımsın."
Gözlerimi devirip vakit kaybetmeden çantamı açtım. İstifa mektubunu çıkartıp elini havaya kaldırdım ve sertçe avucunun içine bıraktım. Kadir yavaş hareketlerle mektubu açıp okumaya başlarken, ben onu umursamadan yanından geçip gittim. Fakat daha birkaç adım atmıştım ki kolumdan sıkıca yakalayıp beni durdurdu.
"İstifa edemezsin Ceren."
Öylece donup kalırken yavaşça ona doğru döndüm. Omzunun üstünden bana mesafeli bir şekilde bakıyordu. Tamamen bana yöneldiğinde sordum:
"Nedenmiş o?"
"Çünkü mektupta hiçbir haklı sebep beyan etmemişsin,"
dedi, sesi aniden profesyonel bir soğukluğa bürünürken.
"Kişisel sorunların yüzünden bizim milyonluk projemiz çöp olamaz. Eğer bu şirketten tek taraflı ayrılırsan, sana milyonluk bir tazminat davası açarım."
Duyduğum şeyle şok içinde donakaldım, tek bir kelime bile edemedim. Kadir arkasını dönüp kendinden emin adımlarla şirkete girerken arkasından öylece baka kaldım. Kendimi toparlayıp silkelendim ve öfkeyle binadan içeri girdim. Kadir’in hemen peşinden gidiyordum; o önde topallayarak babasının odasına yönelince ben de arkasından yürüdüm. Kapı tam kapanacakken son anda elimle tutup sertçe açtım.
İçeri girdiğimde Kadir ve babası şaşkınlıkla bana baktı. Mahir Bey öfkeyle titreyen elindeki bastonunu yere vurup ayağa kalktı.
"Seni ne cüretle içeri alırlar!"
diye kükredi.
Kadir hemen öne atıldı:
"Ben içeri aldım baba."
Mahir Bey öfkeyle oğluna döndü: "Ailemize ne cüretle bunu yaparsın Kadir?"
"Baba, sen bu şirketin yönetimini tamamen bana bıraktın,"
dedi Kadir, sesini yükselterek.
"Ama hâlâ gelmeye devam ediyor ve benim işlerime karışıyorsun."
"Ceren’in burada çalışması işle değil, doğrudan aile sorunlarıyla ilgili!"
İkisinin arasındaki bu gerilime sinirle araya girdim:
"Merak etme Mahir Bey, ben buraya zaten istifa etmeye geldim ama oğlunuz izin vermiyor!"
Sözlerim üzerine Mahir Bey aniden elini kalbine götürdü, yüzü acıyla kasıldı. Kadir’le beraber büyük bir panikle hızla yanına koştuk. Masaya yaslanmış, nefes almaya çalışıyordu. Endişeyle kolundan tuttum: "İyi misiniz?"
Fakat elimi hisseder hissetmez kolunu hırsla geri çekti.
"Bana dokunma! Ben seni bu eve gelin seçtim ama sen yuvamızı arkadan yıkan bir yılan çıktın!"
O an ağzıma binlerce, milyonlarca kelime geldi ama hepsini yutmak zorunda kaldım. Çünkü eğer gerçeği tüm çıplaklığıyla, Derya ve Tekin’in o iğrenç hallerini buracıkta anlatırsam adamcağız o saniyede kalp krizi geçirip ölebilirdi. Ona asıl yılanın karın ve oğlun olduğunu söyleyememek, o gerçeği içime gömmek resmen yüreğime oturdu. Gözlerim doldu. Başımı kaldırıp yüzümü büyük bir dikkatle inceleyen Kadir’e son bir kez baktım ve arkamı dönüp hızla odadan çıktım. Arkamdan Kadir’in o otoriter sesi yükseldi:
"Yarın sabah tam vaktinde iş başı yapıyorsun Ceren!"
Öfkeyle yürürken, kapının hemen önünde Füsun’la çarpıştık. Füsun üstünü başını düzeltip panikle bana baktı:
"Ceren? İyi misin canım?"
"Canım... Sen kapı mı dinliyorsun?"
dedim sinirle, gözlerimi kısarak.
"Hayır canım, ne münasebet! İçeriye girecektim, tam o sırada sen çıktın,"
dedi, gözlerini kaçırarak.
"Eminim öyledir,"
diyip omzuna sertçe çarparak yanından geçtim. Arkamdan sesini yükselttiğini duydum:
"Ceren, evlilik sana hiç yaramamış! Resmen kaba bir insan olmuşsun!"
Dönüp onunla laf dalaşına girmedim. Çok sinirlenmiştim ve içim paramparçaydı. Binadan çıkıp sakinleşmek için biraz yürüdüm, yol kenarındaki tenha bir parka geçip boş bir banka oturdum. Derin düşüncelere dalmış, öylece gökyüzünü seyrediyordum ki yanıma birinin oturduğunu hissettim. Kafamı çevirdiğimde gelenin Kadir olduğunu gördüm.
"Neden yanıma geldin?"
dedim mesafeli bir sesle.
"Özür dilemek için,"
dedi, bakışlarını üzerime dikerek.
Bir an umutlandım; bana inanmış mıydı yoksa? Kaşlarım havalanırken o derin mavi gözlerine baktım. Kadir devam etti:
"Sana dün gece o tokatı atmamalıydım, haksızlıktı."
Duyduğum şeyle gözlerim tekrar yaşlarla doldu.
"Seni asla affetmeyeceğim Kadir, lütfen git buradan."
"Ceren, ama sen de durumu çok abarttın,"
dedi, ses tonu yine şüpheye düşerken.
"Durup dururken üvey anneme ve kardeşime iftira attın."
Sözleriyle sinir bozucu, buruk bir kahkaha attım. Dişlerimi sıkarak konuştum:
"Ben kimseye iftira atmadım Kadir!"
Derin derin nefes alıp sakin kalmaya çalıştım. Kadir ise hiçbir şey demeden, sadece tepkilerimi ve yüzümdeki o çaresiz kırgınlığı izliyordu. Daha fazla dayanamayıp hızla ayağa kalktım, o da benimle beraber aynı hızla doğruldu.
"Yarın işe geleceğim,"
dedim gözlerinin içine bakarak.
"Ama seninle aramızdaki ilişki sadece profesyonel bir bağdan ibaret olacak. Sen benim için sadece bir patronsun artık. Ve en kısa zamanda boşanacağız."
Son sözlerimi söyleyip tam arkamı dönüp gidecekken, Kadir ani bir hamleyle kolumdan tuttu ve beni sertçe kendine doğru çekti. Bedenlerimiz büyük bir hızla birbirine çarpınca nefesim kesildi. Gözlerimi kısarak, aramızdaki o santimetrelik mesafeden gözlerine baktım.
"Boşanmayacağız Ceren,"
dedi, sesi kararlı ve meydan okuyan bir tondaydı.
"Ve sen, ailemden o attığın iftira için tek tek özür dileyeceksin."
Geri çekilip kolumu ellerinin arasından hırsla kurtardım. Yüzündeki o inatçı, bana zerre inanmayan ifadeye bakıp acı acı gülümsedim.
"Acaba gerçekler tamamen ortaya çıktığında... Benim yüzüme nasıl bakacaksın Kadir?"
Kadir sinirle güldü, tek kaşını kaldırarak o kibirli tavrıyla lafı yapıştırdı: "O zaman kanıtla Ceren Hanım!"
Onun yüzüne, gözlerindeki kör inada son kez nefretle baktım. Bana inanmadığı, beni tamamen yalancı sandığı her halinden o kadar belliydi ki... İçimi kaplayan devasa hayal kırıklığıyla arkamı döndüm, hızlı adımlarla oradan uzaklaşarak onu arkamda bıraktım. Kanıtlayacaktım. O pisliği ortaya çıkarıp holdingi de, o malikaneyi de onların başına yıkacaktım.
Bölüm etkileşimi
