MECBURİ AŞK kitap kapağı

14. bölüm / 21

MECBURİ AŞK

13

Vaveyla Yazarı: Hazal Yaman

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 13

O gece Kadir koltukta iki büklüm kıvrılarak uyumak zorunda kaldı; ben ise kraliçeler gibi o devasa yatakta yayıla yayıla yatmanın tadını çıkardım. Gece kazasız belasız bitti ve yeni bir gün başladı ama uyanışım, uyuduğum an kadar rahat ve huzurlu olmadı maalesef. Bangır bangır çalan bir müzik kulaklarımı tırmalarken, gözlerimi bile açmadan yastığın altından mırıldandım:
"Eğer o yataktan kalkarsam, yemin ederim kafasını koparırım..."
Müziğin sesi inatla daha da yükselince öfkeyle gözlerimi açıp yatakta doğruldum.
"Ulan Kadir, yedin beni!"
diye kükredim.
Kadir odanın tam ortasında, elinde hayali bir mikrofonla çılgınlar gibi dans ediyordu. Sinirle eğilip yerdeki terliğimi aldım ve ona doğru fırlattım. Terlik havada kusursuz bir kavis çizerek tam kafasının arkasında patladı! Kadir acıyla inleyip arkasını dönerek bana bakarken, yüzümde tescilli bir gurur ifadesi vardı; ne de olsa annemden bir şeyler kapmıştım, boşa gitmemişti o antrenmanlar. Yataktan çıkıp öfkeyle Kadir’e doğru yürüdüm. Beni üstümdeki onun bol pijamalarıyla baştan aşağı süzünce hafifçe utansam da bozuntuya vermedim. Gidip tam karşısında durdum ve işaret parmağımla alnını sertçe ittirdim.
"Bunun içinde zerre beyin yok, değil mi?"
dedim dişlerimin arasından.
Kadir beni zerre umursamadı, inadına yüksek sesle şarkı söylemeye ve figürler sergileyerek dans etmeye devam etti. Bunu beni delirtmek için bilerek yapmıyorsa ben de hiçbir şey bilmiyordum. Hırsla bavulumdan günlük kıyafetlerimi kapıp banyoya geçtim. Hızlıca giyinip odaya geri döndüğümde Kadir hâlâ yarı çıplak, giyinme modundaydı. Hemen müzik çaların yanına gidip düğmesine sertçe bastım, hatta hızımı alamayıp alete bir tane vurdum. Kadir şaşkınlıkla bana dönünce,
"Hemen giyin!"
diye emrettim.
Yüzünü buruşturdu.
"Bugün canım hiç kahvaltı etmek istemiyor,"
diye mırıldandı keyifsizce.
Sinirden çıldırmak üzereydim. Karşımda koskoca holding veliahdı değil, laftan anlamayan bir çocuk vardı sanki. Mala anlatır gibi tane tane, bastırarak konuştum:
"Bak Kadir, biz dışarıdan bakılınca çiçeği burnunda yeni evli bir çiftiz. Benim otelde tek başıma kahvaltıya inmem sence de tuhaf kaçmaz mı?"
Kadir omuzlarını silkti ve gidip yatağın kenarına oturdu. Onun dilinden nasıl anlayacağımı artık çok iyi biliyordum. Bu yüzden pes etmiş gibi yapıp suyuna gitmeye karar verdim. Gözlerimi kısıp sordum:
"Karşılığında ne istiyorsun?"
Yüzünde anında haylaz, şeytani bir sırıtış belirdi:
"Yatağın diğer yarısını..."
Derin bir "off" çekip gözlerimi devirdim. Yarım ağızla,
"Tamam, ne halin varsa gör,"
dedim.
Ben "tamam" der demez Kadir büyük bir mutluluk ve zafer edasıyla yerinden fırladı. Banyoya girip üzerini değiştirdi. Aslında saniyeler içinde hazır olmuştu ama inadına ıslık çalarak aynanın karşısına geçti; saçlarıyla oynayıp süreyi uzattıkça uzattı. Odadan çıkana kadar onu arkasından bir kaşık suda boğma planları yapıyordum.
Sonunda alt kata, açık büfeye inebilmiştik. O kadar çok acıkmıştım ki büfede ne bulduysam tabağıma doldurdum. Kadir ise karşımda sadece sade bir filtre kahve içiyordu. Karşılıklı oturmuştuk ve ben açlıktan o kadar hızlı yiyordum ki, koca bir poğaça parçası aniden soluk boruma kaçıverdi! Bir anda nefesim kesildi, gözlerim yaş içinde kalarak öksüre öksüre Kadir’e baktım. İçimden bana tıbbi bir müdahale, bir Heimlich manevrası falan yapmasını bekliyordum. Fakat Kadir beni omuzlarımdan tuttuğu gibi ters çevirdi ve bütün gücüyle havaya doğru sallamaya başladı! Boğazıma takılan poğaça parçası o sarsıntıyla dışarı fırlarken, ben korkudan ziyade anın absürtlüğüyle kendimi büyük bir gülme krizinin içinde buldum.
"Ya sen ne yapıyorsun?"
dedim nefes nefese kahkaha atarak.
"Resmen halı çırpar gibi beni havada çırptın!"
Kadir büyük bir soğukkanlılıkla gözlerini devirdi:
"Sonuçta kurtuldun mu, kurtuldun Ceren Hanım. Üzümünü ye, bağını sorma."
Gülmemi zorlukla bastırarak yemeğime geri döndüm ama bu sefer her lokmamı korkudan çok daha dikkatli çiğnedim. Kahvaltı bitince odamıza çıkıp üzerime şık bir haşema geçirdim. Kadir’le beraber otelin özel plajına, deniz kenarına indik. Boş bir şezlonga uzanıp çantamdan kitabımı çıkardım. Ama Kadir rahat durmuyordu; bir denize giriyor, bir ıslak ıslak yanıma gelip başımda dikiliyordu. O kadar çok git-gel yapıp tepemde gölge ediyordu ki bir türlü kitaba odaklanamadım. En sonunda sinirle kitabı kucağıma bırakıp tam üzerimde dikilmiş su içen Kadir’e baktım. Beni gıcık etmek için bunu bilerek, isteyerek yapıyordu.
Onun bu oyununa gelip tatilimi zehir etmeyecektim. Şezlongdan kalktım, yanından geçip kendimi serin sulara bıraktım ve biraz yüzdüm. Denizden geri döndüğümde sahildeki küçük çocukların Kadir’in etrafını sardığını gördüm. Çocuklar bizim holding veliahdını kuma gömmüşlerdi; sadece kafası dışarıda kalmıştı. Durumu görür görmez yüzüme sinsi bir tebessüm yerleşti. Hemen çocukların yanına gittim,
"Hadi bakalım çocuklar, harika bir iş çıkardınız! Şimdi hep beraber dondurma yemeye gidiyoruz, benden!"
diyerek küçük çeteyi topladım.
Kadir kumun altında, kafası çaresizce dışarıda öylece kalakaldı. Elimden geldiğince çocukları dondurmacıda oyalıyor, süreyi uzatıyordum. Uzaktan uzağa sahilde çaresizce çırpınan Kadir’e bakıp kıs kıs gülüyordum. Bir süre sonra içime hafif bir günah keçisi hissi, bir merhamet duygusu uğradı. Ne de olsa çok vicdanlı bir kadındım. Çantamdan güneş kremini alıp yavaş adımlarla yanına yaklaştım.
Güneşin altında kavrulan Kadir beni görür görmez,
"Ulan Ceren... Sen görürsün kızım, elime bir düş de sen!"
diye tehditler savurmaya başladı.
Onun bu çaresiz homurtularını zerre umursamadan eğildim ve kızaran yüzüne bolca güneş kremi sürdüm. Tam işim bitip elimi yüzünden çekecektim ki, Kadir ani bir hamleyle kafasını uzatıp parmaklarımı acımasızca ısırdı!
"Aaah! Canavar!"
diye bağırdım, can havliyle elimi geri çekerek.
"Çabuk çıkar beni buradan!"
diye kükredi kumların altından.
O sırada halimize acıyan otel sakinlerinden biri yanımıza yaklaşıp,
"Abla yeter bence, adam dersini aldı, çıkaralım,"
dedi. Dönüp adama ters bir bakış attım:
"Siz karışmayın beyefendi, hak etti o!"
Ardından Kadir’e döndüm:
"Sana acıyıp güneş kremi sürende hata zaten!"
diyerek arkamı döndüm ve oradan hızla uzaklaştım.
Sahildeki şık sahil restoranına geçip kendime harika bir balık ziyafeti söyledim. Ben deniz esintisi eşliğinde lezzetli balığımı afiyetle yerken, Kadir’in orada güneşin altında adeta piştiğini düşünmek içimi garip bir huzurla dolduruyordu. Tam yemeğimin en keyifli yerindeydim ki, masamın tam karşısındaki boş koltuğun sertçe geriye doğru çekildiğini duydum.
Kafamı tabağımdan kaldırıp baktığımda, karşımda görmeyi en son umut ettiğim kişiyi gördüm. Deniz kenarında yaşadığım o olay hafızamda canlanırken, korkuyla yutkundum.
"Ka... Kadir?"
diyebildim kısık bir sesle.
Beni buracıkta çiğ çiğ parçalayacakmış gibi, gözlerinden alevler saçarak bakıyordu. Cesaretimi son kırıntısına kadar toplayıp,
"Nasıl... Nasıl kurtuldun oradan?"
diye sordum kekeleyerek.
Hiçbir şey söylemedi. Sadece elini tehditkar bir sessizlikle havaya kaldırdı. Yanımıza yaklaşan garsona buz gibi bir ses tonuyla kendisi için yiyecek bir şeyler sipariş etti. Ona gözlerimi kısarak, ürkekçe bakmaya devam ettim. Hiç ses çıkarmıyordu ve bu sessizlik hayra alamet değildi; kesinlikle benimle ilgili çok hain, çok fena intikam planları dönüyordu o kumral kafasının içinde.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

214okunma 21beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.