8. bölüm · MECBURİ AŞK

7

Hazal Yaman

Kadir gömleği giydikten sonra hep birlikte oturma odasına geçtik. Annem mutfaktan çıkıp bize köpüklü kahveler ikram etti. Biz kahvelerimizi huzurla yudumlarken, babam koltuğunun altında eski ahşap tavlayla içeri girdi. Kadir’e meydan okuyan bir bakış atıp,
"Alayım mı façanı?"
dedi.
Kadir neşeyle güldü. Ayağa kalkıp pencerenin yanındaki tekli koltuklardan birine kuruldu. Babamla karşılıklı zarları sallayıp oynamaya başladılar. Ben kahvemi yudumlarken zihnim tamamen reklam projesine kilitlenmişti. Televizyonlara çıkacaktım; içimde hem deli bir heyecan hem de tarif edemediğim bir korku vardı. Kadir ise inanılmaz rahattı. Avcunun içinde zarları şıngırdatırken aniden bana doğru uzandı. Yumruk yaptığı elini yüzüme yaklaştırdı.
"Öp ki şans gelsin müstakbel karıcığım,"
dedi.
Gözlerinin içine baktım. Heyecanla ve muzipçe elini öpmemi bekliyordu. Annemle babamın gözü üzerimizde olduğu için rolümü bozmadım ve uzattığı yumruğuna küçük bir buse kondurdum. Kadir aldığı enerjiyle âdeta havaya zıplayarak koltuğuna geri oturdu; tam bir çocuktu! Zarları tahtanın üzerine fırlattı. Şansına düşen düşeşle gözleri parladı ve babamın birkaç taşını kırıp oyun dışına aldı.
"Ben kazandım!"
diye bağırdı çocuksu bir zaferle.
Onun bu saf neşesine kendimi tutamayıp güldüm. Babamın yenilgiyle yüzü düşmüştü ama misafir hatırına bir şey demedi. Kadir ortamı yumuşatmak için reklam projesinden babamla anneme bahsetti. Annem televizyona çıkacağımı duyunca benden daha çok heyecanlandı.
"Ünlü annesi olacağım desenize!"
diyerek kasıldı. Utanmasa salonda kalkıp göbek atacaktı.
"Eee, ne zaman başlıyor bu çekimler?"
diye soran annemin kolunu çaktırmadan dürttüm ama beni ciddiye bile almadı.
Kadir araya girdi:
"Efendim, düğünden sonra evimizi o mobilyalarla döşeyeceğiz. Reklamı da direkt yeni evimizde, kendi yuvamızda çekeceğiz."
"Ama oğlum ya balayı ne olacak?"
Bu detayı ikimiz de tamamen unutmuştuk! Anında göz göze geldik. Kadir panik dalgasını gizlemek için anneme yapmacık bir gülüş sundu:
"Düğün ve balayından sonra olacak çekimler anneciğim, merak etmeyin."
Annem ikna olmuş bir şekilde kafasını salladı.
Kadir kahvesinden son yudumu da alıp ayağa kalktı. Onunla beraber hepimiz ayaklandık.
"Ben müsaadenizle gideyim artık,"
dedi. Dönüp babamla samimiyetle tokalaşıp sarıldılar. Annemin elini öptükten sonra bana döndü. Ben de rol gereği,
"Ben seni dışarı kadar geçireyim canım,"
dedim yapmacık bir sevecenlikle.
Beraber dış kapının önüne çıktık. Kadir’in koluna girip sesimi kıstım:
"Balayı meselesini ne yapacağız?"
"Merak etme, gider iki gün kalır döneriz."
"İki günlük balayı mı olur Allah aşkına? Şüphelenirler."
"Bir bahane uydururuz canım, rahat ol,"
dedi. Ardından kolundaki elime bakıp sırıttı.
"Ama istersen gerçek bir balayı da yapabiliriz?"
Sözleriyle hızla elimi kolundan çekip omzuna sert bir darbe indirdim. Kadir canı acımış gibi omzunu ovalayarak,
"Hayvan mısın Ceren ya?"
dedi büyük bir ciddiyetle. Cevap vermeden arkamı dönüp eve girdim ve kapıyı kapattım.
Odama gidip kafamı dağıtmak için bir film izledim, ardından biraz kitap okudum. Yarın büyük çeyiz ve gelinlik alışverişi olduğu için erkenden uyumam gerekiyordu. Kendimi uykunun şefkatli kollarına bıraktım.
Zırrr... Zır...
Tiz zil sesiyle uykulu gözlerimi araladım. Alarmı hızla susturup yatağın diğer tarafına döndüm. Tam tekrar dalacaktım ki koridordan annemin boğuk sesi geldi:
"Ceren, kalk kızım!"
Umursamadan yastığa daha çok gömüldüm. Derken büyük bir gürültü koptu; annem resmen odamın kapısını tekmeleyerek açmıştı!
"Kalk çabuk!"
diyerek güneşlikleri hışımla iki yana açtı.
"Ayy çok heyecanlıyım! Bizi en marka, en lüks yerlere götürür bunlar şimdi."
Annem odanın içinde bir o yana bir bu yana gidip kendi kendine konuşuyordu ki sonunda beklenen hamle geldi. Kafama yediğim terlikle yerimden sıçradım.
"Sana kalk demedim mi ben!"
diye kükredi.
"Anne ya, biraz daha uyusaydım..."
diyerek sızlanıp doğruldum.
Annem hemen gardırobumdan hem günlük hem de son derece şık duran güzel bir elbise çıkartıp yatağa fırlattı:
"Bunu giyiyorsun."

"Emredersiniz komutanım!"
dememle annem ayağındaki diğer terliği de fırlattı ama bu sefer eğilerek kurtulmayı başarmıştım.
Ayağa kalkıp hızlıca bir duş aldım, dişlerimi fırçalayıp kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Yüzüme doğal bir makyaj kondurdum. Annem odaya geri döndüğünde ben tamamen hazırdım. Fakat annemi görünce gözlerim yerinden fırlayacaktı; koluna görgüsüzler gibi sıra sıra altın bileziklerini takmıştı.
"Anne lütfen, çıkar şunları,"
diye yalvardım.
Annem kolunu şıkırdatarak bileziklerini havada salladı:
"Bizi de boş sanmasınlar kızım, ağırlığımız olsun!"
Sinirlerim bozulmuştu ama onunla tartışmaya girmedim.
Dış kapının zili çalınca koşarak açtım. Genç üvey kaynanam Derya Hanım ve Kadir gelmişti. Neyse ki bu sefer o süs köpeklerini getirmemişlerdi; hayvanları severdim ama korkmak elimde olan bir durum değildi. Kadir yüzünde tatlı bir tebessümle bana elini uzattı, uzattığı eli güvenle tuttum.
Tam o sırada annem arkamdan koşarak antreye damladı, kolları hareket ettikçe altınlar şıkır şıkır ses çıkarıyordu.
"Hoş geldin oğluşum!"
deyip Kadir’i yanaklarından sulu sulu öptü. Ardından Derya Hanım’la göz göze geldiler. İkisi de birbirini tepeden tırnağa süzüp yüzlerine buram buram samimiyetsizlik kokan maskemsi tebessümler yerleştirdiler. Onların bu komik, sosyetik-mahalleli kapışmasına Kadir’le göz göze gelip çaktırmadan güldük.
Dönüp Kadir’e tekrar baktım, o da bana baktı ve derin bir nefes aldı. İçimden bir ses fısıldadı: Onun o insanı içine çeken mavi gözlerini seviyordum ama kendisini kesinlikle sevmiyordum. Ya da belki de... Büyük, mecburi olmayan gerçek bir aşk yaşamaktan deli gibi korkuyordum.