MECBURİ AŞK kitap kapağı

16. bölüm / 21

MECBURİ AŞK

15

Vaveyla Yazarı: Hazal Yaman

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 15

CEREN

Banyoda saatlerce ağladım. Sonunda kendimi toparlayıp aynanın karşısına geçtim. Kafamdan havluyu çıkartıp kısa saçlarıma baktım ve odaya geri döndüm. Kadir ben içeri girer girmez ayağa kalktı. Dolaba yönelip dışarıda giymek için kıyafet seçmeye başladım.
"Ceren, özür dilerim."
"Kadir, özür dilemen saçlarımı geri getirmeyecek."
"Hayvan gibi yatıp sakızı tüm saçına yapıştıracağını bilemezdim."
Sinirle dönüp ona baktım.
"Özrün kabahatinden büyük!"
dedim. Bana doğru adımladı ve tam karşımda durdu.
"Saçların kısayken de güzel. Güzel olmadığın bir an var mı?"
Gözlerimi devirdim.
"Boşuna uğraşma, seni affetmem."
Ondan acı bir intikam alacaktım; bu sınır tanımayan savaşı o başlatmıştı. Kadir’i teğet geçip banyoya girdim ve giyindim. Ona "gelecek misin" diye bile sormadan tek başıma kahvaltıya indim.
Benim saçım uzardı ama ya Kadir'in onuru, gururu? Bunlar yerine zor gelirdi.
Telefonumu elime alıp babamı aradım. Ağlamak istiyordum ve şu an babamın sesine ihtiyacım vardı.
Düt... Düt...
"Güzel kızım?"
"Babacığım..."
"Bir sorun yok değil mi kızım? Güzel kızımı özledim ama balayındasınız diye aramadım."
Tam o sırada Kadir gelip karşıma oturdu. Onu görünce gözyaşlarımı tutamadım.
"Saçlarımı kestim baba..."
"Neden kızım? Ağlama, yine uzar."
"Kadir ağzında sakızla uyudu ve saçıma yapışmış."
Diye bir yalan uydurdum, gerçeği söyleyemezdim
"Bak ya! Kızımı ağlatmış. Ben ona fırça çekeceğim, sen ağlama güzelim."
Babama veda edip telefonu kapattım.
Birkaç dakika sonra Kadir’in telefonu çaldı. Ekrana baktığında yüzündeki ifade bir anda değişti. Telefonu açıp
"Alo baba"
dedi kulağında telefon, renkten renge girerken,
"Babacığım, bilerek yapmadım... Bir kaza oldu,"
diyordu.
Gözlerimden akan yaşları silip kahvaltımı yaptım. Şimdilik normal davranacaktım, koz toplamam gerekiyordu ama var ya, içimden çok pis küfür ediyordum Kadir’e.
Bir süre sessizce önüme bakıp kahvaltıma devam ettim. Kadir de telefonu çoktan kapatmış sessizce oturuyordu, belli ki babamın söylediklerini düşünüyordu.
Bu sadece başlangıçtı; onu yıldıracak ve zor duruma sokacak her fırsatı değerlendirecektim.
Ben düşüncelere dalmışken Kadir derin bir nefes aldı. Birkaç saniye sessizce oturduktan sonra bana döndü.
"Balayını erkenden sonlandırmak için bir bahane lazım."
Tüm öfkemi ve diğer şeyleri bir yana bırakıp sözleşmeye uygun davrandım ve Bir bahane düşünmeye başladık; aniden aklıma gelen fikirle hemen atıldım
"Kadir, bacağın kırılsın."
"Yok artık! Saçını kaybettin diye bacağımı mı kıracaksın?"
"Hayır ya, yalandan. Alçıya alalım."
"Mantıklı ama ben bir CEO'yum, çalışanlarımın bana ihtiyacı var."
"Ya bir sus! Her şeyi biz yapıyoruz zaten. Sen de muhtemelen odanda video oyunu oynuyorsundur."
Kadir gözlerini devirdi.
"Saçıma bunu yaptığın için pişman mısın?"
dedim.
Başını sallayarak onayladı.
"O zaman bu oyunu kabul et."
Kadir sıkıntıyla nefes aldı.
"Peki, bu alçı oyununu oynarsak beni affedecek misin?"
"Evet"
"Bukadar kolay afetmezsin sen"
"Zaten saçımı kestirecektim, okadar da kafama takmadım"
Dedim sahte bir olgunlukla, elbette onun gibi bir canavarı öyle hemen afetmiyecektim. Kadir beni şüpheli bir şekilde inceledikten sonra,
"Tamam,"
dedi.
Onu affedeceğime inanmış gibi görünüyordu. Elbette kolay affetmeyecektim ama bu sefer büyük intikam alacaktım, bu yüzden biraz sinsi olmak zorundaydım.
Bir süre daha masada oturup planımızı konuştuk. Sonunda bunun balayını erkenden bitirmek için en mantıklı bahane olduğuna karar verince hesabı ödeyip restorandan çıktık.
Oradan çıkıp otele döndük, bavulları topladık.
Kadir odanın ortasında topal numarası yapıp antrenman yaptı; bazen çok komikti. Ona onunla dalga geçen bir şarkı açtım.

Şarkının ritmine uyup topallayarak ritim tutunca kendimi tutamayıp güldüm.
Bu haliyle çok komikti...
Kadir gözlerini devirse de benim eğlendiğimi görünce daha fazla itiraz etmedi. Birkaç dakika sonra bavulları da toparladık.
Tüm bu olaylardan sonra sonunda eşyaları arabaya yükledik ve yolculuk başladı.
Yol boyunca arada benzinlikte duruyorduk, yemek yemek için de bir ara durduk. Yolculuk düşündüğümden daha sakin geçiyordu. Kadir zaman zaman planımızı düşünüyor, ben de fırsat buldukça onunla dalga geçiyordum.
Hava kararınca yolun bitmesine az kalmıştı. Şehre ulaşmamıza çok az kaldığını düşünüyorduk.
Ormanlık yola girdiğimizde etrafımızdaki ağaçlar iyice sıklaştı, hava da iyice kararmıştı. Bir süre daha ilerledikten sonra artık yolun sonuna yaklaştığımızı düşünüyordum.
Ama ne yazık ki bir anda araba durdu.
"Neden durdun?"
"Araba gitmiyor."
Kadir epeyce uğraştı ama olmadı. Kontağı birkaç kez çevirdi, ardından kaputu açıp motora baktı. Fakat sonuç değişmedi.
Hızla ceplerimize sarıldık.
"Telefonunu çıkar Kadir, çekici çağıralım,"
dedim.
Kadir telefonun ekranına bakıp homurdandı:
"Şarjı bitmiş, kapandı. Seninkine bak."
Hızla çantamı didikleyip kendi telefonumu açmaya çalıştım ama ekranda sadece boş batarya işareti belirdi.
"Benimki de bitmiş! Şaka gibi, ikimizin de şarjı yok!"
Arabaya baktım ve onu bir türlü tamir edemeyen kadire döndüm
"Beceriksizsin Kadir."
"Çok biliyorsanız kendiniz yapın Ceren Hanım."
Ağzımı yamultup Kadir’in taklidini yaptım.
Sinirle beni kovalayınca kaçtım. O kadar hızlıydı ki beni hemen yakaladı ve kollarına hapsetti. Gözlerine korkuyla baktım;
"bana ne yapacaksın?"
Dedim nefes nefese
Cevap vermeden beni havaya kaldırdı ve götürüp arabanın üstüne koydu. Kendi de yanıma tırmandı.
Şaşkınlıkla ona bakıyordum.
"Yıldızları izleyeceğiz ve sen de dırdır etmeyip bana eşlik edeceksin."
"Sensin dırdırcı!"
"Bak çok konuşma, ağzını bantlarım."
Gözlerim kocaman açıldı. Zaten saçımdan dolayı sinirliydim; omzuna bir tane vurdum.
Kadir arabaya tutunamayıp yere düştü!
Şaşkınlıkla ellerim ağzıma gitti.
"Ayy! Pardon, bilerek oldu!"
dedim.
Bilerek olmamıştı ama gıcık etmek benim işimdi.
Kolunu ovarak yerden kalktı, öfkeli bir şekilde bana baktı ve o da beni itti!
Arabadan yere yuvarlanıp düştüm.
Hırsla kalkıp ona saldırdım ve birbirimizin saçını başını dağıttıktan sonra yorgun bir şekilde yola uzandık.
Bir süre ikimiz de nefes nefese öylece kaldık. Az önceki kavganın öfkesi yavaş yavaş üzerimizden çekilirken yalnızca gecenin sessizliği kaldı.
Gökyüzünden bir yıldız kayarken elimi kaldırdım ve dönüp yanımda uzanan Kadir’e baktım.
"Yıldız kaydı..."
Onun zaten bana bakıyor olduğunu fark etmek içimde tuhaf bir his uyandırmıştı; elim havada kalakaldı.
Öylece bakışırken kulağımıza kurt sesleri ilişti ve ikimizin de gözleri kocaman olurken hızla doğrulduk.
Tekrar birbirimize baktık.
"Hayır, olamaz!"
İkimiz de koşarak arabaya bindik ve korkuyla sarıldık.
"Kurtlar bizi yiyecek!"
dedim titreyen bir sesle.
Kadir arabanın kapısını iyice kilitledi. İkimiz de korkudan koltuğa sinmiştik.
Dışarıdan gelen her çıtırtıda birbirimize bakıyor, sonra yeniden camlardan dışarıyı kontrol ediyorduk. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu.
Geç saatlere kadar uyumadan sessizce bekledik. Fakat güneşin doğmasına yakın ikimizin de gözleri ağırlaşmaya başladı.
Sonunda dayanamayıp gözlerimizi yumduk.

Düttttttt! Düttttttttt!

Korna sesiyle küfrettim.
"Hay ben o kornaya da, o kornayı çalana da..."
Gözlerimi aralarken Kadir hızla bacağımı itti.
Meğer uyurken ayağımı kornanın üstüne uzatmışım.
Beni iten Kadir’in omzuna sinirle bir tane vurdum. O da yeni uyanmış olmalıydı.
Gözlerimi ovuşturup Kadir’e baktım; gözlerinde çapak vardı. Yüzümü buruşturdum ve hemen aynaya baktım, neyse ki bende yoktu.
Arabadan indim, Kadir de indi.
Yoldan birkaç araba gidip geliyordu ama hepsi tırdı genellikle. Bir süre yol kenarında bekledik. Her geçen tır bizi biraz daha umutsuzluğa sürüklüyordu.
Normal bir araba geçene kadar bekledik.
Derken uzaktan eski bir kamyonet göründü. Yaklaştıkça kasasının koyunlarla dolu olduğunu fark ettim.
Hiç düşünmeden el kaldırdım.
Kamyonet önümüzde dururken Kadir arkamdan söylendi:
"Ceren, görmüyor musun ön koltuklar dolu, adam bizi nereye alacak?"
Ona cevap vermeden gözlerimi devirdim.
Kamyonetteki adam camdan kafasını uzattı:
"Hayırdır gençler?"
"Ya abi, bizim araba bozuldu. Şehir merkezine gitmeliyiz, telefonlarımızın da şarjı bitti,"
dedim öne atılarak.
"Ben şimdi köye gideceğim ama şehir bize yakın. Benim doktor bir oğlum var, o sizi akşam şehre götürür. O vakte kadar misafirim olun."
Dedi adam, Kadir reddetmek için ağzını açmıştı ki atıldım:
"Olur abi, sağ ol!"
"Hadi geçin arka tarafa."
Kadir koyunlara bakıp yüzünü ekşitti:
"Koyunların arasına mı gireceğiz?"
dedi adama. Adam da,
"Heee,"
dedi, işine gelirse der gibi bir sesle. Kadir’i çekiştirip oraya doğru çektim, beraber kamyonetin arkasına bindik. Koyunlardan biri hemen Kadir’in kulağını yalamaya başlayınca Kadir ürkerek geri çekildi.
"Iyhhh!"
Resmen kusacak gibi duruyordu. Onun bu halini keyifle izledim ve samanların üstüne uzandım. Beraber köye varınca indik. Adam sağlık ocağını işaret etti:
"Oğlum burada doktor. Siz geçin, beni bekleyin. Hayvanları bırakıp sizi alacağım."
Adam uzaklaşırken söylediklerinin yalnızca bir kısmını dinliyordum. Çünkü gözüm çoktan sağlık ocağına takılmıştı.
Bir anda heyecanla yerimde zıpladım.
"Fırsat ayağımıza geldi Kadir! Bak burası sağlık ocağı, hemen burada bacağına o sahte alçıyı yaptırıyoruz."
Kadir şok olmuş bir şekilde bana baktı.
"Ne? Burada mı?"
"Hadi hadi," deyip içeriye doğru girdim.
"Ceren, başıma belasın, biliyorsun değil mi?" diye arkamdan seslendi.
Ayak seslerinin peşimden geldiğini duyunca gülümseyerek yürümeye devam ettim.
İçeride üzerinde 'Dr. Ünal Koç' yazan kapıya vurdum.
"Gel!"
Kadir’le içeri girdik.
Kadir konuşmaya başladı:
"Ünal Bey, bizi buraya babanız getirdi. Sizden ufak bir ricamız olacak..."
Kadir planımızı doktora anlattı ve birkaç yalan uydurdu, doktor durumu anlayınca kaşlarını çattı.
"Yalandan alçı mı? Hayatta yapmam, meslek etiğime aykırı."
Tam iş yattı derken Kadir ani bir hamleyle doktorun masasının önünde diz çöktü ve adamın bacağına resmen yapıştı!
Yüzünü acıklı bir hâle sokarak,
"Doktor bey, yalvarırım yapın! Eğer bu alçıyı yapmazsanız karım beni asla affetmeyecek, evliliğim bitecek, kayınpederim beni holdingin bahçesine gömecek!"
diye adeta ağlayarak doktorun bacağına yapışınca ben de doktor da şok olduk.
Kadir’in bu abartılı performansı affedilmeyi gerçekten de ne kadar çok istediğini gösteriyordu "Demek ki bu gerçek bir pişmanlıktı." Diye düşünmeden edemedim
Doktor, Kadir’in bu çaresiz hâline bakıp durumu az çok anlamış olacak ki derin bir nefes aldı.
"Tamam, tamam... Bırak bacağımı. Sadece bir haftalık geçici bir alçı yapacağım, şehre gidince hemen söktürürsünüz."
Diyerek teklifi kabul etti.
Kadir ayağa kalkıp bana doğru zafer kazanmış edasıyla göz kırptı. O sinir bozucu, ukala tavrıyla bana meydan okuyordu. Bacağına bakıp dudaklarımı büktüm; paçayı ucuz kurtardığını sanıyordu ama asıl büyük savaş şimdi başlıyordu.

📌Dünün telafisi, bugünün büyük sürprizi olsun! ❤️ Dün arayı açtık ama bugün kendimi affettirmek için kelimeleri döktürdüm ve size upuzun bir bölüm hazırladım. Umarım okurken en az benim kadar keyif alırsınız.

Hazal Yaman🧸🥰

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

180okunma 19beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.