7. bölüm · MECBURİ AŞK

6

Hazal Yaman

Kadir çayını içer içmez onu kovmaktan beter ettim:
"Zıkkımlandıysan defol git hadi."
"Ne kadar da kabasın,"
diye mırıldandı, fincanı tabağına bırakırken.
Ben ona okkalı bir göz devirirken annem tam o sırada mutfağa adım attı. Kadir’in ayaklandığını görünce,
"Oğlum, nereye gidiyorsun?"
diye sordu sevecen bir sesle.
Kadir yüzünü asıp çocuksu bir mağduriyetle,
"Kızınız beni kovdu anneciğim,"
deyince gözlerimi dehşetle açtım. Hemen yanına fırlayıp parmaklarımın ucuyla kolunu sıkıca çimcikledim. Kadir acıyla inleyip kolunu tutarken, tam o saniyede havada kavis çizen o meşhur terlik tam kafamın ortasında patladı! Acıyan başımı ovuşturarak sızlandım:
"Of anne ya! Bari Kadir’in yanında yapma şunu!"
Annem elini beline koyup sinirle gürledi:
"Terliğimi getir bana! Bir daha da damadıma kaba davrandığını görmeyeyim. Seni gidi cadı seni... Bulmuşsun gül gibi adamı, hâlâ hareketlere bak!"
Derin ve gergin bir soluk alıp sakinleşmeye çalıştım. Rolümüzü kurtarmak adına hemen Kadir’in koluna girip parmaklarımızı birbirine kenetledim. Yüzüme sahte bir neşe yerleştirerek anneme döndüm:
"Anneciğim, bizim aramızdaki her şey şakadan ibaret aslında. Ama senin terliklerin fazla gerçek. Benim biricik aşkım bana hiç küser mi? Ben onu hiç kovabilir miyim?"
Kadir şaşkınlıkla gözlerimin içine bakarken, ben ona alttan alttan öldürücü bakışlar fırlatıyordum. Dudaklarının kenarında muzip bir gülüş belirdi. Bir anda bana doğru eğilip yanağıma sıcacık bir buse kondurmasın mı! Yüzümdeki o sahte gülüş anında sönerken utançtan kıpkırmızı kesildim. Bakışlarım hızla anneme kaydı; ellerini göğsünde birleştirmiş, bize adeta aşkla bakıyordu. Hırsla Kadir’e dönüp,
"Bunun hesabını sana fena ödeteceğim,"
diye fısıldadım dişlerimin arasından.
Kadir elimi bırakıp parmaklarının ucuyla burnumu sıktı.
"Anne, senin bu kızın da hemen utanıyor, baksana domates gibi oldu,"
diyerek kıkıradı. Annem bu haline gülerken içimdeki öfke katlanıyordu ama renk vermedim.
Kadir kapıya doğru ilerlerken annem arkamdan seslenip onu geçirmemi istedi. Salona gidişini fırsat bilip hesap sormak için arkasından koştum. Fakat o kadar hızlıydım ki antrenin dar alanında kendimi frenleyemedim. Tam ayakkabılarını giymekte olan Kadir’e arkadan hızla çarpıp kendimi yerde buldum.
Dengesi sarsılsa da düşmeyen Kadir arkasını dönüp bana elini uzattı:
"Benim sakar karım..."
Yerdeki eline ters ters bakıp,
"Fiziksel temas yaptın, bu net bir sözleşme ihlali!"
dedim sinirle. Onun desteğini reddedip kendi başıma doğruldum.
Kadir havada kalan elini umursamazca sallayarak fısıldadı:
"Ama bu rol içindi."
Gözlerimi devirdim.
"Gereksiz yere kullandın."
Omuzlarını silkti, gözlerinin içi gülüyordu:
"Ama annem aramızdaki kavganın şaka olduğuna tamamen ikna oldu."
Verecek cevap bulamayınca bakışlarımı antredeki aynaya kaçırdım; yüzüm hâlâ cayır cayır yanıyor, kıpkırmızı duruyordu. Kadir nihayet evden çıkınca mutfağa döndüm. Annem gözleri parlayarak beni bekliyordu:
"Ayy kızım, bu çocuk seni gerçekten çok seviyor!"
İçimden 'Oysa birbirimizi öldürmemek için zor dayanıyoruz' diye geçirdim. Dışardan ise yapmacık bir sesle,
"Kocam beni çok sever anne,"
deyip kendime sert bir kahve yaptım ve odama kaçtım.
Odada hem kahvemi yudumluyor hem de kitabımı okuyarak sakinleşmeye çalışıyordum ki yarım saat sonra kapının zili yeniden çaldı. Merakla dış kapıya yönelip açtım. Kadir, yüzünde kocaman, arsız bir sırıtışla tam karşımda duruyordu.
Kaşlarımı çatıp,
"Ya ben seni daha az önce kovmadım mı?"
dedim.
"Kovmadın, uğurladın müstakbel karıcığım,"
diyerek yine o sinir bozucu taklidimi yaptı.
Ona ters bir bakış attım. Kadir ciddileşip,
"Beni içeri alsana biraz?"
dedi.
"Nedenmiş o?"
"Seni özledim."
Kapıyı sertçe suratına kapatıp arkamı döndüm ve odama geçtim. Arkamdan çalan zili tamamen umursamazlıktan geliyordum ki koridordan annemin sesi yükseldi:
"Ceren! İki saattir kapı çalıyor, neden bakmıyorsun kızım?"
Birkaç dakika sonra bu kez odamın kapısı tıkırtıyla açıldı. Kadir içeri süzülmüştü.
"Ne var be, ne istiyorsun yine?"
diye çıkıştım.
"Merak etme, demin söylediklerim şakaydı. Babam geri dönmemi istedi,"
dedi, tavrı bu kez daha profesyoneldi.
Gözlerimi devirdim.
"Neden?"
"Senin o 'Mecburi Aşk' reklam projen tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir ilgi uyandırdı. Ancak ortaklarımızın çekimler için katı bir şartı var."
Kahve kupamı dudaklarıma götürürken,
"Şartları neymiş?"
diye sordum.
"Biz artık yeni evli bir çiftiz ve ben zengin, tanınan bir adamım. Ortaklar, eğer bu reklamın başrollerinde ikimiz oynarsak piyasada büyük bir patlama yaşanacağını söylüyorlar."
Duyduğum şeyin şokuyla ağzımdaki tüm kahveyi Kadir’in üzerine püskürtmem bir oldu! Kadir’in yüzü bir anda buz kesti, üzerindeki kahve lekelerine ve bana adeta iğrenerek baktı.
"Ayyy! Çok pardon, inanılmaz utandım şu an,"
diyerek hızla yanına gidip elimle gömleğini silmeye çalıştım.
Beni nazikçe geriye doğru itti.
"Bırak, bırak... Daha fazla batırma,"
diyerek homurdandı ve gömleğinin düğmelerini aceleyle çözmeye başladı. Kumaş iki yana açılıp kusursuz karın kasları, o belirgin baklavaları ortaya çıkınca bir anlık şokla kalakaldım. Ardından panikle gözlerimi sıkıca kapattım. Kadir gömleğini tamamen çıkarırken ben arkamı dönmüştüm ki odanın kapısı aniden aralandı. Gelen babamdı!
Babamın sert bakışlarının yarı çıplak Kadir’e kaydığını görünce telaşla Kadir’in önüne siper oldum. Üzerindeki gömlek tamamen gitmişti. Telaşla alnıma vurup babama doğru son derece gergin, sahte bir tebessüm sundum:
"Şey... Baba?"
Babam kapıyı arkasından kapatıp ağır adımlarla yanımıza geldi. Ses tonu tehlikeli bir şekilde sakindi:
"Ne oluyor burada?"
Ben tam bir yalan uydurmaya yeltenirken babam sözümü kesti, kaşlarını çatarak Kadir’e baktı:
"Kızımı sana verdim, imam nikahı kıyıldı diye hemen ona dokunabileceğini mi sanıyorsun sen?"
diyerek beni korumacı bir tavırla arkasına çekti.
Kadir büyük bir mahcubiyetle elindeki kahve lekeli gömleği havaya kaldırdı:
"Hayır efendim, vallahi yanlış anladınız. Tamamen bir kaza oldu."
Babam durumu kavrayınca derin bir nefes alıp bana döndü:
"Ceren, git benim üsttekilerden temiz bir gömlek getir damada."
Hızla odadan çıkıp annemle babamın yatak odasına koştum. Yüreğim resmen ağzımda atıyordu. Gardıroptan şık bir gömlek kapıp aceleyle odama geri döndüğümde, içeriden yükselen kahkaha sesleriyle kalakaldım. Kaşlarım hayretle havalandı. İçeri girdiğimde babamla Kadir’in karşılıklı güldüğünü gördüm.
Babam gülerek,
"Demek o karın kaslarını yapmak için gittiğin spor salonunda seni resmen dolandırdılar?"
diyordu.
Kadir de aynı neşeyle,
"Evet efendim, maalesef zenginim diye hep böyle şeyler geliyor başıma,"
diye yanıtlıyordu.
Babam karnını tutarak gülmesini bastırmaya çalışırken yanlarına gittim ve elimdeki gömleği Kadir’e uzattım. Kadir gömleği alırken gözlerimin içine bakıp,
"Sağ ol canım,"
dedi muzipçe.
Gömleğin düğmelerini teker teker kapatırken bakışlarını üzerimden çekmiyordu. Ben de gözlerimi kısarak ona ters bir bakış attım. Babam gibi normalde aşırı sinirli ve mesafeli bir adamı bile dakikalar içinde pamuk gibi yapmayı başarmıştı. Bu adamda kesinlikle şeytan tüyü vardı.

Cerenin saçı. merak edenler için;