18. bölüm / 21
MECBURİ AŞK17
Bölümler 21Şu an: 17
- 1 Giriş650 kelime
- 2 1950 kelime
- 3 2933 kelime
- 4 3678 kelime
- 5 4831 kelime
- 6 5871 kelime
- 7 6967 kelime
- 8 7774 kelime
- 9 8981 kelime
- 10 91.014 kelime
- 11 10829 kelime
- 12 111.096 kelime
- 13 12715 kelime
- 14 131.003 kelime
- 15 14836 kelime
- 16 151.502 kelime
- 17 16674 kelime
- 18 171.069 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 181.070 kelime
- 20 191.047 kelime
- 21 201.093 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kadir’le bir güzel dalga geçmiştim. Aramızdaki o tatlı kavga rüzgarı biraz yatışınca, zar zor da olsa sünnet düğününün yapıldığı köy meydanına gelebilmiştik. Fakat bu sefer de büyük bir kriz vardı; sünnet çocuğu korkudan kaçmıştı! Köyün gençleri köşe bucak çocuğu ararken, hoparlörlerden kıvrak bir oyun havası yükseldi. Ben de fırsatı kaçırmayıp, sağlam ayaklarımla Kadir’e nispet yapar gibi piste çıktım ve neşeyle dans etmeye başladım. Kadir oturduğu sandalyeden, alçılı bacağını sürüyerek topallaya topallaya yanıma kadar geldi.
"Bana nispet yapmak için orada göbek atıyorsun ama piste çıktığından beri şuradaki gençler ağızlarının salyalarını akıta akıta sana bakıyor,"
diye fısıldadı sesi gerilerek.
"Katil olmamı istemiyorsan daha fazla yapma bunu, geç yerimize."
Dönüp Kadir’in işaret ettiği yere bakınca, bir grup erkeğin kadınlar tarafını kestiğini ve kendi aralarında güldüğünü gördüm. Bir anda yanaklarım yandı, biraz utanmıştım. Kadir elini uzatınca, bu kez itiraz etmeden elinden tuttum ve beraber gidip masamıza oturduk. Bir süre öylece otururken canım sıkıntıdan patlamak üzereydi. Dönüp yanımda duran Kadir’e baktım.
"Kadir, ben çok sıkıldım."
Kadir tam cevap verecekti ki, meydanın diğer ucundan sünnet elbiseleri içinde bir çocuk çığlık çığlığa bize doğru koşmaya başladı. Hemen ardından ise bir grup genç ve öfkeden gözü dönmüş bizim kayıp boğa da geliyordu! Kalabalık panik içinde feryat ederek sağa sola kaçışırken hızla Kadir’in koluna girdim.
"Hadi, hemen gitmeliyiz buradan!"
"Sen git Ceren, benim bacağım kırık, seni sadece yavaşlatırım,"
dedi Kadir, gözlerinde ilk kez gördüğüm bir endişeyle.
"Hayır!"
dedim kararlı bir sesle.
"Sensiz gitmem."
Kadir gözlerimin içine baktı; bakışlarımdaki o taviz vermeyen kararlı ifadeyi görünce elimi sımsıkı kavradı. Gücü yettiği kadar, can havliyle hızlı bir şekilde topallayarak kaçmaya başladı. Ahmet amca elinde devasa bir halatla sığıra doğru koşarken biz de meydandan uzaklaşmaya çalışıyorduk. Ama ne yazık ki, koşarken o koca sığırın dikkatini üzerimize çekmeyi başardık. Boğa burnundan soluyarak son hız bize doğru dönüp koşmaya başladı. Kadir ile adımlarımızı daha da hızlandırdık ama Kadir’in ayağı takıldı ve acıyla yere kapaklandı. Onu yerden kaldırmak için telaşla üstüne eğildiğim an, sığır ön ayaklarını havaya kaldırmış bir şekilde, heybetiyle tam tepemizde belirdi!
Korkudan gözlerimi kapatıp kollarımı yüzüme siper ettim ve kendimi Kadir’in üstüne bıraktım. Kadir o salisede kollarını bedenime dolayıp vücuduyla beni korumaya çalıştı, ani bir hamleyle üzerime kapandı. Nefesimi tutmuş darbeyi bekliyordum ama beklediğimiz o korkunç şey olmadı; sığır üzerimizde tepinmedi. Ortama çöken o tuhaf, ani sessizlikle birlikte Kadir üstümden kafasını yavaşça kaldırdı. Sığırın boynuna kalın bir halat dolanmıştı; Ahmet amca ve arkasındaki bir grup erkek bütün güçleriyle hayvanı geriye doğru çekiyorlardı.
Korkudan tir tir titriyordum, kalbimin atışını durduramıyordum. Kadir bana doğru döndü ve üzerimdeki ağırlığını çekip doğruldu.
"İyi misin Ceren?"
diye sordu, sesi titriyordu.
Gözlerimden yaşlar sicim gibi akmaya başladı.
"Çok korktum..."
Kadir daha fazla dayanamadı; kollarını tekrar bedenime dolayıp beni kendine çekti ve göğsüne bastırarak sıkıca sarıldı. Eliyle sırtımı şefkatle ovarken, o naif ve huzur veren sesiyle beni teselli etmeye çalışıyordu:
"Ben buradayım, korkma... Seni her şeyden koruyacağım. Bak, yakaladılar onu zaten, geçti..."
Kadirden gelen bu beklenmedik sıcaklıkla ona daha da sıkı sarıldım. Başını kafamın üstüne yasladı ve ay ışığının altında, toz dumanın ortasında öylece kalakaldık. Çevremizde meraklı bir kalabalık toplanmaya başlayınca utanarak birbirimizden ayrılmak zorunda kaldık. Kadir ayağa kalkıp bana elini uzattı, uzattığı eli tutup destek alarak doğruldum. Ahmet amca mahcup, suçlu bir yüz ifadesiyle yanımıza yanaştı.
"Gençler, kusura bakmayın ne olur. Benim bu deli boğa yüzünden başınıza gelmeyen kalmadı."
Kadir hemen araya girdi:
"Estağfurullah Ahmet amca, olur mu öyle şey? Siz bizi çok iyi ağırladınız, hakkınızı helal edin."
Ahmet amca rahatlamış bir şekilde gülümsedi.
"Hadi, benim oğlan Ünal sizi arabayla şehre götürsün artık."
Hep beraber az ilerde duran arabaya doğru yürüdük, köylülerle vedalaşıp bindik. Araba hareket edince Kadir’le aynı anda derin bir "oh" çektik. Sonunda evimize geri dönüyorduk. Yol boyunca yorgunluktan bitap düşmüş bir halde Kadir’in omzuna uzandım ve huzurlu bir uykuya daldım. İstanbul’a varınca arabanın durmasıyla uyandım, aşağı inip Ünal Doktor’a bizi getirdiği için çokça teşekkür ettik.
Bizim için satın alınan o yeni, bağımsız evin önünde inmeyi beklerken, arabanın Kadir’in babasının malikanesinin önünde durduğunu görünce aniden sinirlendim.
"Neden buraya geldik Kadir?"
diye çıkıştım.
"Babama telefonda ayağımın kırıldığını söyledim,"
dedi Kadir, ciddiyetle.
"Buraya gelmemiz için çok ısrar etti. Üstelik senin ailene de haber vermiş; akşam hepsi bize yemeğe geliyorlar."
Şaşkınlıkla gözlerim kocaman açıldı.
"Tüm bunlar hangi ara oldu acaba?"
"Sen omzumda bebekler gibi uyurken."
"Bana da haber vermeye tenezzül edebilirdin herhalde!"
Kadir gözlerini devirdi ve alçılı bacağıyla topallaya topallaya o büyük malikane kapısından içeri girdi. Ben de öfkeyle ayaklarımı yere vurarak ardından yürüdüm; bu umursamaz tavrına acayip sinir olmuştum. Biz içeri adım atar atmaz Kadir’in üvey annesi ve babası telaşla bize doğru koştular. Derya Hanım, her zamanki o abartılı yapmacıklığıyla konuştu:
"Ayyyy! Vah vah... Nasıl oldu bu kaza, inanamıyorum!"
Yalanı patlatmasın diye hemen Kadir’in koluna girdim.
"Bir içeri geçelim, rahatça anlatacağız,"
dedim.
Beraber salona geçip geniş koltuklara kurulduk ama nedense benim avuç içlerim gerginlikten terlemeye başlamıştı. Hayatım boyunca yalan söylemekten nefret etmiştim.
"Bir Müslüman asla yalan söylemez,"
derdi babam hep. Oysa benim şu an evliliğim bile baştan aşağı koca bir yalandı. Kadir benim gerildiğimi, konuşamayacağımı anlayınca profesyonelce söze başladı:
"Babacığım, biz tatildeyken Ceren’e harika bir sürpriz yapmak istedim,"
dedi, sesine son derece inandırıcı bir ton katarak.
"Her zaman kaldığımız odanın manzarasından zaten memnun değildi. Ben de hemen gidip otelden daha lüks yeni bir süit oda ayırttım. Akşam için masalar hazırlattım, yerlere güller falan serptim... Ama o gerizekalı görevli kadın bana yanlış odanın anahtarını vermiş! Her yeri süsleyip odadan çıktım. Otuz dakika sonra odayı kontrol etmek için geri döndüğümde, içeride sadece bornozla duran yabancı bir kadınla karşılaştım! Burası benim odam falan dedim ama kadın görevlinin anahtarı kendisine verdiğini söyledi."
Kadir resmen nefes bile almadan konuşuyor, usta bir aktör gibi dakikalar içinde devasa bir yalan senaryosu uyduruyordu. Onun bu yalancılıkta sınır tanımayan rahat hali içimi ürkütmüştü. Sessizce, hayretler içinde onu dinlemeye devam ettim.
"Biz kadınla tam bunları tartışırken, kadının kocası içeri girdi ve aniden üstüme saldırdı! Meğer adam durumu çok yanlış anlamış kıskançlıktan. Ona durumu izah etmeye çalışırken arbede çıktı, geri geri gittim ve dengemi kaybedip odanın camından aşağı düştüm. Neyse ki otelin ikinci katıydı, ucuz yırttım."
Derya Hanım şok içinde elleriyle ağzını kapattı. Mahir Bey ise bastonunu yere vurup,
"Allah seni korumuş evladım, verilmiş sadakanız varmış,"
dedi derin bir nefes alarak.
Kadir yalanı kusursuzca uydurmuş, bizi bu beladan da tereyağından kıl çeker gibi kurtarmıştı. Sonunda İstanbul’a dönmüştük ve artık her şeyin daha kolay olacağını umut ediyordum. Birkaç gün sonra kendi evimize geçecektik. Yalnız kaldığımız o evde rol yapmamıza gerek kalmayacaktı; ayrı odalarda kalıp iki medeni ev arkadaşı gibi yaşayacaktık. Tek umudum ve duam; hayatın bize yeni, kaotik sürprizler hazırlamamasıydı.
Bölüm etkileşimi
