4. bölüm · MECBURİ AŞK

3

Hazal Yaman

Hızla Kadir’in yanına gidip elindeki kahve tepsisini aldım. Önce yüzümü dikkatlice inceledi, ardından muzip bir edayla başını eğip sesini incelterek taklidimi yaptı:
"Onay veriyorum baba..."
Benimle dalga geçmesine acayip sinir olmuştum. Tepsiyi parmaklarının arasından sertçe çekip,
"Defolup gitsene sen salona!"
dedim dişlerimin arasından.
Kadir başını hızla iki yana salladı.
"Olmaz,"
dedi kararlı bir sesle.
Gözlerimi devirdim.
"Nedenmiş o?"
"Kahveye tuz koyarsın."
Onun bu endişeli haline pis pis güldüm.
"Aslında çamaşır suyu koymaktı planım ama madem tuz istiyorsan, onu da eklerim."
Yüzüme bakarken bunu gerçekten yapabilecek bir kapasitem varmış gibi ürktü ve bakışlarını kaçırdı.
"Özür dilerim, bir daha taklidini yapmam,"
dedi sahte bir mahcubiyetle. Hemen ardından yanımdan süzülüp salona geçti.
Mutfağa dönüp tepsiyi tezgaha bıraktım ve kahvelere baktım, kahveleri bol köpüklü yapmıştı.
"Helal olsun," der gibi ağzımı eğip başımı salladım. Tabii ki bu onun kahvesine bolca tuz eklememe engel olmadı.
Tepsiyi kavrayıp salona adım attığım tam o anda babamın sesi duyuldu:
"Verdim gitti!"
Kadir, annem ve babamın elini öpmek için hevesle ayaklanırken ben de tepsiyi sehpaya bırakıp büyüklere yöneldim. Ailelerin elini öpüp geri döndüğüm sırada Kadir ile aniden burun buruna geldik. Ani bir çarpışmayı engellemek için iki eliyle omuzlarımdan yakaladı. O an gözlerimiz birbirine kilitlendi. Neler olduğunu anlayamayarak utançla geri çekilirken, kulaklarıma kadar kızardığımı hissettim. Heyecanımı gizlemek için hemen annemle babama sarıldım ve kahveleri dağıtmaya başladım.
Kadir, elinin titremesine engel olamayarak fincanı aldı. Dudaklarına götürüp küçük bir yudum tattıktan sonra bana dönüp adeta öldürücü bir bakış attı. Yüzü anında şekil değiştirmişti. Çaktırmadan biraz yana kayıp salondaki büyük saksıya yaklaştığını gördüm. Kahveyi çiçeğin dibine döneceğini anlayınca hemen hamle yapıp ayağa kalktım.
"Anne ya, bak şu işe! Çiçek burada kurumuş gitmiş resmen!"
diyerek kocaman saksıyı kucaklamaya çalıştım.
Annem durumdan bihaber, yarım ağızla konuştu:
"Saçmalama kızım, ne kuruması? Bırak şimdi çiçeği."
Saksıyı kaldıramayınca bütün gücümle itip Kadir’in ulaşamayacağı kadar uzağa götürdüm. Ardından ona dönüp meydan okuyan bir bakış fırlattım. Mavi gözleri adeta kırgınlıkla bana baktı ve pes ederek elindeki fincanı tek dikişte başına dikti. Ancak dikmesiyle kahveyi püskürtmesi bir oldu! Üstelik tam karşısında durduğum için kahve benim üstüme gelmişti. Yüzüme ve elbiseme sıçrayan lekelerle çığlığı bastım:
"Kadir!"
Sahte bir mahcubiyetle hemen ayağa kalktı.
"Çok özür dilerim!"
dedi ama biliyordum, bunu kesinlikle bilerek yapmıştı.
Dişlerimi sıkarak üzerine doğru atılacakken salondaki ailelerimizi hatırlayıp son anda duraksadım. Yüzüme zoraki, gergin bir tebessüm yerleştirdim.
"Sorun değil, aslında bu benim hatam. Kahveye biraz fazla tuz koymuşum,"
dedim kelimeleri bastırarak.
Hızla odadan çıkarken Kadir’in arkamdan bana baktığını hissedebiliyordum. İçimden, “Seni pislik... Şirkette sana ne yapacağımı çok iyi biliyorum ben!” diye söyleniyordum.
Banyoda üstümü değiştirip yüzümü yıkadıktan sonra sakinleşmeye çalışarak salona geri döndüm. O sırada Mahir Bey bastonuna dayanarak ayağa kalktı ve babama döndü:
"Biz artık kalkalım efendim. Konuştuğumuz gibi, bir hafta sonra nişanı yaparız. Yarın da aile arasında bir imam nikahı kıyarız, işi resmiyete dökeriz."
Babam başıyla onayladı.
"Tamam efendim, öyle yaparız. Buyurun, sizi geçireyim."
Mahir Bey ve karısı dış kapıya doğru ilerlerken Kadir de arkalarına takıldı. Tam o sırada masada duran, annemden kalan yarım kahve fincanını elime aldım.
"Kadir!"
diye seslendim.
Kadir arkasına döner dönmez fincandaki kahveyi tam üstüne fırlattım. Ağzı şaşkınlıkla kocaman açılırken bir adım geri gitti.
"Manyak mısın sen?"
diye tısladı öfkeyle.
"Ödeştik!"
dedim zafer kazanmış bir edayla.
Kadir’in kaşları çatıldı, üzerime doğru yürüdü.
"Ben demin bilerek yapmadım ama sen resmen bilerek yaptın!"
Elimi havada sallayarak alay ettim:
"Sen onu külahıma anlat."
"Babam senin gibi bir canavarı nasıl bana eş seçti, anlamıyorum ya!"
diye söylenerek arkasını döndü.
Ağzımı eğerek gıcık bir şekilde yanından geçtim. O da bir yandan üstünü silerek arkamdan geliyordu. Koridora vardığımızda annem hayretler içinde Kadir’in lekelenmiş gömleğine baktı.
"Oğlum, bu üstünün hali ne böyle?"
Kadir ile göz göze geldik. Bakışlarını benden bir an olsun ayırmadan,
"Yanlışlıkla döktüm efendim,"
dedi haince sırıterek.
Annem hemen bana döndü:
"Böyle olmaz, çıkar Ceren şunun lekesini, bir siliver hemen."
Gözlerim kocaman açılırken Kadir’in eğlenerek keyif çattığını gördüm.
"Efendim zaten gidiyoruz, kalsın böyle. Yine de sağ olun,"
dedi kibarca.
Annem kırgın bir ses tonuyla Kadir’e baktı:
"Bana anne de yavrum benim, ne efendimi?"
Kadir’in yüzünde kocaman, içten bir gülümseme belirdi.
"Anne..."
dedi yumuşak bir sesle.
Annem ona şefkatle sarılırken, kapı eşiğinde durmuş ikisini birden orada boğma hayalleri kuruyordum.