17. bölüm / 21
MECBURİ AŞK16
Bölümler 21Şu an: 16
- 1 Giriş650 kelime
- 2 1950 kelime
- 3 2933 kelime
- 4 3678 kelime
- 5 4831 kelime
- 6 5871 kelime
- 7 6967 kelime
- 8 7774 kelime
- 9 8981 kelime
- 10 91.014 kelime
- 11 10829 kelime
- 12 111.096 kelime
- 13 12715 kelime
- 14 131.003 kelime
- 15 14836 kelime
- 16 151.502 kelime
- 17 16674 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 171.069 kelime
- 19 181.070 kelime
- 20 191.047 kelime
- 21 201.093 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sağlık ocağında geçen yarım saatin ardından, bizi buraya getiren o babacan amca kapıda belirdi ve meraklı gözlerle karşımızda durdu.
"Gençler, isminiz nedir sizin?"
Kadir, elini uzattı.
"Ben Kadir, amca. Yanımdaki dünya güzeli kadın ise eşim."
"İyi bakalım, maşallah size. Ben de Ahmet. Hadi buyurun bize gidelim, yorgunluk çayı içersiniz."
Kadir tebessüm edip elimi kavradı, birlikte Ahmet amcanın arkasına takıldık. Burası, yeşilin bağrına saklanmış minik bir köydü ve insanları insanı ısıtacak kadar içtendi. Hep beraber eve varınca ayakkabılarımızı çıkartıp içeri geçtik. Başında iğne oyalı yazma olan güler yüzlü bir kadın,
"Hoş geldiniz,"
diyerek bizi karşıladı.
"Hoş bulduk,"
deyip salondaki sedirlere kurulduk. Birkaç dakika sonra önümüze sıcak çaylar ve köy atıştırmalıkları dizildi. Ahmet amca heyecanla söze girdi:
"Akşama köy meydanında sünnet töreni var."
"Yaaa, öyle mi?"
diye atıldım merakla.
"Sünnet bitince oğlumla beraber şehre dönersiniz zaten. Gitmeden önce bizimle sünnette eğlenin biraz."
"Çok memnun oluruz efendim,"
diyen Kadir’e baktım. Hâlâ o tedbirli ve mesafeli tavrını koruyordu. Bense adeta bu köyün sıcaklığına hayran kalmıştım.
Çaylarımızı bitirdikten sonra köyü keşfetmek için dışarı çıktık. Toprak kokan sokaklarda çeşit çeşit bitkiler, koşturan tavuklar, inekler ve koyunlar vardı. Ahırların olduğu bölgede hayvanları incelerken Kadir aniden göğsünü kabartıp,
"Ben inek sağabilirim,"
deyince kendimi tutamayıp güldüm. Çünkü önünde durduğu hayvan, heybetli boynuzlarıyla bir sığırdı ve bizimki erkek bir hayvanı inek sanıyordu. Onu uyarmayı aklımdan bile geçirmedim. Dün gece saçlarıma yaptığı o hainlikten sonra, sert bir sığır boynuzunu fazlasıyla hak ediyordu. Tek kaşımı kaldırıp kollarımı göğsümde bağlayarak ona meydan okudum:
"Senin gibi bir zengin bebesi bu ineği hayatta sağamaz."
Ukalaca bir tavırla köşedeki boş kovayı kaptı, dik başlı bir şekilde sığırın önüne çöküp bana baktı.
"İzle ve gör, Ceren Hanım."
Kadir’in elini hayvanın özel bölgesine uzatmasıyla sığırın gözleri yuvalarından fırladı! Hayvan öfkeyle böğürüp Kadir’i adeta ayağının altında ezmeye başladı. Sığır kesin Kadir’in bir yerini kırmıştı, Kadir acıyla inliyordu. Ben kenarda gülme krizine girmişken sığır o kadar şiddetli tepindi ki onu tutan ip aniden çözülüverdi. Dehşet içinde kaçmaya başlarken Kadir de arkamdan sürünerek peşimden koşuyordu.
"Aaaaa!"
Çığlık çığlığa ev sahibine doğru koşuyorduk. Ahmet amca bizi görünce bir anda beti benzi attı ve o da arkasına bakmadan kaçmaya başladı. Köyün ana yoluna çıktığımızda önümüze çıkan tüm köylüler korkuyla sağa sola dağılıyordu. Hatta sığır öfkesini alamayıp bir ara boynuzlarını talihsiz bir adama geçirdi; biz de bu kargaşayı fırsat bilip hemen yol kenarındaki bir bahçeye atladık. Sığır toz duman içinde yön değiştirip başka bir sokağa saparken, nefes nefese Kadir’in ayağındaki alçıya baktım. Sahte alçı paramparça olmuştu ve altındaki ayağı kıpkırmızı ödem toplamıştı. Sanırım yalanımız gerçek olmuş, ayağı cidden kırılmıştı. Ahmet amca telaşla Kadir’in ayağına eğildi.
"Eyvah ki ne eyvah!"
Köyün gençleri toplanıp Kadir’i omzuna aldı ve apar topar sağlık ocağına taşıdılar. Ünal Doktor, Kadir’in röntgenine bakınca odada devasa bir kahkaha patlattı.
"Geçmiş olsun Kadir, artık ayağın gerçekten de kırık!"
Kadir kaşlarını çatarak acı içinde doktora baktı.
"Çok mu komik!?"
"Evet, hem de çok komik!"
diyerek gülen doktora ben de neşeli kahkahalarımla eşlik ettim. Hatta gülerken dengemi kaybedip yere kapaklandım. Kadir bize o kadar gıcık olmuştu ki, bakışlarıyla ikimizi de bir kaşık suda boğabilirdi. Ünal Doktor kahkahalarını zorlukla bastırıp Kadir’in ayağını incelikle tedavi etti ve bu kez gerçek, kaskatı bir alçıya aldı.
Bu sarsıcı işlemler bittiğinde vakit çoktan akşama dönmüş, köyün sokaklarını davul zurna sesleri esir almıştı. Kadire dönüp,
"Kadir, kalk yürü de sünnete gidelim,"
dedim. Sonra bir an duraksayıp muzipçe ekledim:
"Ayyy, doğru ya, sen artık yürüyemezsin! Hadi topalla da sünnete gidelim bari,"
dedim alaycı bir sesle.
Kadir hırsla yatağın kenarındaki ahşap bastonlardan birini kavrayıp bana doğru fırlattı, ben de gülerek kapının arkasına kaçtım. Bastonu yerden geri alıp içeri dönerken telefonumdan neşeli bir topal havası açtım. Kadir melodiyi duyunca adeta çıldırdı! Hırsla ayağa kalkıp o kırık bacağıyla topallaya topallaya beni kovalamaya başladı. Odadan fırlayıp sağlık ocağının koridorlarında kaçarak ondan uzaklaştım.
"Ulan Ceren, sen benim elime düşeceksin!"
diye kükredi arkamdan.
Uzaklaşırken arkama dönüp bağırdım:
"Ben mi sana dedim sığırın şeyine dokun diye?"
"İnşallah o sığır bu sefer de senin ayağını kırar!"
"Tövbe de be!"
dedim korkuyla karışık bir ürpertiyle.
Bu beddua içimi ürpertmeye yetmişti; çünkü sığır henüz yakalanmamıştı ve her an karanlığın içinden, hiç beklemediğimiz bir köşeden karşımıza çıkabilirdi.
Bölüm etkileşimi
