14. bölüm · KIRIK KALBİN HARİTASI

YENİDEN UYANIŞ

Elif Eylül Özmen

"Kaybetme korkusu her korkuya bedeldir çünkü aynı anda bir sürü duygu birden yıkılır . İçimizde ise kocaman bir enkaz oluşturur. "

2 gün sonra

Baran

İki gün geçmişti koskoca iki gün Zülal hâla gözlerini açamamıştı. Ona bir şey olacak gözlerini bir daha açamayacak diye ödüm kopuyordu. Neden böyle hissettiğimi bilmiyordum daha ben kendimi anlayamamıştım ki…

Dün de bu durumu Alp ile konuşmuştuk. O bana iki saçma bilgi zırvalamıştı ama takmamıştım çünkü koca bir uydurmadan ibaretti. Bunları unutmak için Zülal' e daha dikkatli baktım.

Uzun kahverengi saçları omuzlarından karnının kenarına doğru dökülüyor oldukça güzel duruyordu. O güneşte rengi açık sarıya dönen kehribar rengi gözleri kapalıydı. Yüzünde tek tük olan ve az seçilen çilleri koyulaşmıştı. Her zaman kıpkırmızı olan dudakları solmuştu şimdi ise soluk bir pembe rengindeydi.

Her zaman kızarık olan yanaklarının yerini ruh gibi kaplayan beyazlık örtmüştü. Bu kızın bu kadar detayını bilmeme kendim de şaşırmıştım. Ne ara Zülal'i bu kadar detaylı incelenmiştim ne ara bu kadar şey hakkında bilgi edinmiştim?

Bunlar beni derinden kurcalarken aklıma Zülal'in gözlerini kapamadan önceki son sözleri geldi. O vazgeçmişliği içimi yakarken unutmaya çalışıyordum.

Odada sadece Emir , ben ve Zülal vardı diğerleri aşağıda oturmayı tercih etmişti . Bir yandan az kişi olması Zülal için iyi olmuştu ne kadar az kişi o kadar iyiydi. Zülal'in burada kaldığı kısa sürede herkes ona çok kısa sürede alışmıştı hatta çok fazla değer veriyorlardı.

Bu vurulma olayı onları da derinden etkilemişti. Aslında bir yandan hoşuma giderken bir yandan da kızdaki bu şeytan tüyü sinirimi bozmaya başlamıştı. Kim benin karıma bu kadar çabuk alışıp sevebilirdi? Cevap vereyim kimse!

Hâla anlamlandıramadığım duyguları bir kenara bırakıp kafamı başka bir şeyle oyaladım. Yoksa bu duygularla iyice çıkmaza girecektim . Emir'e dönüp tam bir şey diyecektim ki yatakta yatan Zülal'den sesler gelince o tarafa doğru ilerledim . Yine sayıkladığını düşünürken yanına yaklaştığımda bana dediği şeyle gülmemek için kendimi zor tuttum. Belki komik değildi ama Zülal dediği için her şeye gülebilirdim.

" Ölmem için başımda dikilip mirasıma konmak için bekliyorsanız daha çok beklersiniz."

Sesindeki hafif sitem ile yüzümdeki ifade tebessüme dönüşmüştü. Gözlerini açarak odaya göz ucuyla baktığında ilk sol taraftaki koltukta oturan Emir ile karşı karşıya geldi. Ondan sonra ise gözleri beni bulunca derin bir nefesi dışarı saldı.

"Bir an kimseden ses çıkmayınca gerçekten öldüm sandım niye ses etmiyorsunuz!"

Bu dediği ile tebessümüm kahkahaya dönüşürken Zülal bütün gücünü elindeki yastığı fırlatmak için kullanınca yastık tam isabet bir şekilde Emir'in kafasına geldi. Emir daha ne olduğunu anlayamadan boş boş bir yastığa bir de Zülal'e bakarken hiç beklemediğim bir şekilde yastığı Zülal'e geri gönderdi.

Zülal de ne olduğunu anlayamamış olacak ki yüzünü kaplayan yastık ile öylece bir süre hareketsiz kaldı bu sefer bu tepkisizliğe cevap veren Emir olmuştu .

" Pardon yenge bir anda sen öyle atınca bende ne yapacağımı bilemedim. "

Zülal sonunda olayı kavrayınca yüzündeki yastığı yatağın kenarına fırlattı. Ve Emir'e sinirle bakarken ne diyeceğine karar vermiş olacak ki hemen konuşmaya başladı.

" Ya siz Baran ve sülalesi olarak öküzgillerden olabilir misiniz acaba ! Az daha sert atsan kafam yarılacaktı be adam!"

O kadar sert atmış mı acaba diye bir sorgulamıştım ki ikisi de birden gülmeye başlayınca mal gibi ortada kalmıştım. Ne oldu ki şimdi? Bir daha bunların ikisini bir araya getirmemeye özen gösterecektim yoksa böyle değişik bir şey oluyorlardı. Ya da bende anlama kıtlığı vardı böyle bir şey kesinlikle olmayacağı için ilk seçenek daha mantıklıydı.

İkisi de sonunda gülüşmeyi bırakıp sakinleşince bende yatağın kenarına doğru oturup Zülal'e baktım her ne kadar bakmamak için kendimi zorlasam da tam tersi oluyordu. İleride ona yapacaklarım için pişmanlık duyuyordum. Belki de bu yüzdendi bu anlamlandıramadığım duygular.

İçimdeki vicdan azabını başka şeylere yüklemeye çalışıyordum. Yoksa cidden kabul edemeyeceğim olaylardı. Ben aslında Ayaz'dan intikam almak isterken Zülal'e daha fazla acı çektirecektim her ne kadar kabul etmesem de gerçek buydu .

Bir gün gerçekte mutlu olabilme ihtimali ile kendimi sakinleştiriyordum . Ama o da sadece bir ihtimaldi … Bazen herşeyi bırakıp gitmek istesem de kardeşim Mehmet’in intikamını almak için kendimi kalmaya zorluyordum. Yoksa şu anda herhangi şey bitmiş olabilirdi.

Zülal yerinde kıpırdanmaya başlayınca karnındaki yara acımış olacak ki yüzünü buruşturup kesik kesik acıyla inlemişti. Şu an biraz daha yatması gerekiyordu o yüzden omzundan hafif bir şekilde ittirerek geri yatmasını sağladım. O kadar kısa sürede terler içinde kalmıştı .

Canının ne kadar yandığını düşünmek bile istemiyordum. Çünkü doğruyu söylemek gerekirse çok berbat görünüyordu ama hâla güzeldi… Çektiği acılar onu bu iki günde yıpratabileceği en kötü şekilde yıpratmıştı. Kalbimin her bir parçasına diken batıyormuş gibi hissediyordum. Özür dilersem karımın acıları geçer miydi?

Özürle bile kabul edilmeyecek hatalar vardı ve ben onların çoğunu yapmıştım. Yine de Zülal'i mutlu edebilir miydim ? Bilmiyordum ama bunun için çabalayacaktım. Onu belinden destekleyerek karnındaki yaranın daha az acıyabileceği bir pozisyona yerleştirdiğimde artık yüz ifadesi daha rahatlamış görünüyordu.

Biraz olsun ben de bu ifadeye güvenerek derin bir nefes verdiğimde yine de içimdeki kalp sızısıyla hızlıca ellerimi geri çektim. Hemen oradan kaçıp gitmek bu diyardan uzaklaşmak ve geri geldiğimde Mehmet'in intikamının alınmış olmasını istiyorum . Ama bu dediklerim ne gerçekleşebilirdi ne de intikamı benden başka kimse alabilirdi .

Hızlıca geçen Alp ile konuşmak için gittiğim yere tekrardan gitmek için adımlamaya başladım. Her ne zaman sinirlensem ya da kendimi kötü hissetsem Zülal ile at bindiğimiz at çiftliğime gidiyordum. Orası bana o günü hatırlatıyordu . Huzurlu bir gündü çok güzel ata binmişti. Hatta bir ata da benim adımı koymuştu.

Çiftlikte at ayırmazdım bütün atları severdim ama artık en sevdiğim bir at vardı. O da Zülal’in benim adımı koyduğu attı. Gerçekten at insanları sakinleştiriyordu. Belki de o gün Zülal bu yüzden ata bineceği için bu kadar mutlu olmuştu. Bunu anlamak içten içe beni kıvrandırsa da bir şey yapamadım.

Geçen Alp'le konuştuğumuzda Alp'in bu duyguların aşk alabileceğini söylemesi ile öylece kalmıştım. Ama şimdi emindim ki bu duygular aşk olamazdı. Sadece vicdan azabı ve pişmanlık olurdu. Zaten benim Zülal'e aşık olmam demek bütün her şeyi yerle bir etmem demekti. Ayrıca her ne kadar Ayaz'dan intikam almak istesem de bir geçmişimiz olduğu için ona bunu yapamazdım.

Evlenme olayı ise tamamen zorunluluktandı o da benim istediğim ya da planladığım bir şey değildi . Yine kendimi bununla telkin etmeye çalışsam da hep aynı yere varıyordum . Ben yapmıştım. Ve bunu sürekli kendimi rahatmak için kullanıyordum ama işe yaramazdı.

Bir gün Zülal'e, Ayaz'ı o kadar çok mu sevdiğini sormuştum. O da bana ölürken bile Ayaz'ın kendisinin son yedi dakikası olduğunu söylemişti .O zaman bellietmesem de içimden yıkılmıştım. Ben dalmış ortada koşuşturan atlara bakarken omzuna birinin dokunmasıyla hafifçe omzuma dokunan kişiye bakmak için arkama döndüm.

O kişinin Alp olduğunu görünce rahat bir nefesi dışarı vererek ona baktım. Oysa o acelesi varmış ve sanki bunu söylemekten çekiniyormuş gibi bir ifadeye bürünmüştü. Hızlıca konuşmaya başladığında ise bu düşüncemi doğrular nitelikteydi.

"Abi , Orhan'dan bir haber var seninle konuşmak istiyormuş . Bu sefer daha iyi bir teklifi varmış."

Demek Orhan yine bana bir teklif yapacaktı. Her ne kadar güvenmesem de yine de tedbirlerimi alarak bu dediklerini uygulamaya çalışacaktım . Yoksa dediklerini yapmazsak ne Zülal'i rahat bırakırdı da ne de beni. Tam o sırada telefonumda Orhan'ın araması ile sabit bir yere bakarak gülümsedim. Bu sefer Orhan düşünecekti artık oklarım ona dönmüştü.