8. bölüm · KIRIK KALBİN HARİTASI
YENİ BİR ÇAĞ
"Üzerine toprak atıp kapattığımız şeyler aslında bizim hayata tutunmamızı sağlayan parçalardır . Ölümün asıl temsilcisi olan bir toprak parçası belki de bizim yeniden doğuşumuzu temsil eder."
Ayaz
Kaç gündür uyumadığım için kapanmaya yüz tutan gözlerim ile direnmeye çalıştım. O resimden sonra hiç bir şey düşünemiyor sadece Zülal ile yatıp kalkıyordum. O resmin gerçek olmadığına ne kadar kendimi ikna etsem de içimdeki his bunu reddeder niyelikteydi.
Kalbimde öyle bir his vardı ki ne yaşamaya değerdi ne de onsuz olmaya. Bugün ise yine duygularım ile kendimi tüketecektim . Çünkü Zülal'in ailesine gerçekleri anlatacaktım bütün bunların benim yüzümden olduğunu söyleyecektim.
Kızlarının kayıp olduğunu elbetteki biliyorlardı. Ancak Trabzon'un bilinen ailelerinden biri oldukları için her şeyin gizli kalması tarafındaydılar. Bu beni daha çok bitiriyordu. Şan, şöhret uğruna kızlarını bir hiç yerine koyuyorlardı. Zülal belki de bu yüzden bu kadar nefret dolu bir kızdı.
Kendine zarar veren ve onu sevmeyen insanlardan nefret ederdi. Onu anlamak için uzun bir çaba sarf ediyordum ama pek olmuyor gibiydi. Benim hiç ailem olmamıştı ki nereden bilebilirdim. Ben hep yalnızdım o da etrafı kalabalıkken bile yalnızdı.
Bunu bilmek beni yaralayan en büyük etkendi . Bugün ise bir mevzu daha kapanacaktı . Baran'ın evinde bulduğum hatırlamak bile istemediğim o resimden bahsetmeyecektim . Biraz daha gizli kalabilirdi en azından ben bir şeyler bulana kadar.
Boğazımdaki yumru ile oldukça zor bir şekilde yutkunduktan sonra odamdan çıkıp Kaan'ın yanına ilerledim. Baran en iyi adamlarımı öldürdükten sonra tanışmıştım Kaan'la ve bana bu bi kaç yılda dosttan öte kardeş olmuştu.
Karşımdaki Kaan'ın sırtını sıvazlayarak neredeyse üç haftadır rutin haline gelmiş olan şeyi yapmak için arabama doğru ilerledim. Şoför koltuğuna geçmek için hareketlendiğimde Kaan benden önce davranarak koltuğa oturdu.
" Ben sürerim Kaan kendini yorma."
Bu dediğime ters bir bakış atarak bana karşılık verdi
" İlk önce Zülal'in ailesinin yanına gidelim yoksa geç kalacağız. "
Bu dediğine diyecek hiç bir bulamayarak önüme döndüm ve arabanın diğer tarafına geçtim. Konuşmaya mecalim yoktu. Arabaya bindiğimde en köşeye sinerek kafamı cama yasladım. Gideceğimiz yer biraz uzaktı ama hızlıca sürerek daha çabuk varabilirdik.
Kaan da tam olması gerektiği gibi hızlı sürüyordu. Bir anda kafam yine Zülal'e gitti. Acaba Baran ona bir şey yapmış mıydı? Şimdi nasıldı yaşıyor muydu? Bu hiçlik ile yaşamak beni boğarken kendimi hiç olmadığım kadar huzursuz hissediyordum. İçimde bir his ' Acaba olabilir mi ? ' diyordu ama buna da bir şey bulamıyordum .
Kaan'ın koluma dokunması ile geldiğimizi anladım ama inip ailesi ile yüzleşmek istemiyordum. Evin kapısında durduğumda kapıya uzun bir süre baktım . Zülal'in bir tane ablası vardı ve Zülal'i gerçekten önemseyen ailesindeki tek insandı.
Hatta ben hastanede uyurken yanımdaydı ve bazen falezlere gittiğimizde yanımızda geliyordu. Eşi de polis olduğu için ona olanları anlatmış ve aslında ailesinin yapmaya bile yeltenmediği şekilde kardeşini aramıştı. Ailesinin haberi olmadan ve çevreye duyurmadan aslında birçok şey yapmıştı ailesinde ise hâla bir tık yoktu.
Zülal'in ailesinden gerçekten sevdiğim tek insandı Burcu. Zülal'in en büyük destekçisi ve öz ablasıydı. Kapıyı onun açması için dua ederken birden karşımda onu görmem ile içimdeki sıkıntı biraz olsun azalmıştı. Şu anda Zülal'in annesi ve babasını çekmiyecektim. O yüzden direkt ablasına anlatıp gitmek istiyordum.
Burcu kızarmış ve şiş gözler ike bize bakıyordu.
"Hayrola bir haber mi var Ayaz? Ne olursun var de."
Sesindeki tını beni tarumar edecek kadar acıklıydı. Bitmişti, tükenmişti ama kardeşi için ayakta duruyordu. Omuzlarım çökmüştü.
" Maalesef bir haber yok Burcu. Sadece bununla baş edemediğim ve sizin bilmeniz gerektiği için bir gerçeği söylemeye geldim. "
Başı yana doğru düşmüştü yapma diyordu sanki .
" Annemler evde yok zaten. İstersen onlarla karşılaşmadan bu olayı çözelim. "
Usulca başımı salladığımda hızlıca içeri yöneldik. Her zaman yaptığımız gibi Zülal çıktığından beri aynı dokunulmamış olan odasına gittik. Onun kokusunu almak bir saniyeliğine de olsa beni rahatlatıyor huzur veriyordu .
Yatağın köşesine oturduğumda Burcu diğer köşesine geçmişti Kaan ise yatağın önündeki tekli koltuğa kurulmuş vaziyetteydi. Ağzımı bir daha pek açmamak üzere kapatacaktım anlatılması gereken olayları anlattıktan sonra.
Yarım saat sonra
" Her şey benim yüzümden oldu. O gün belki Baran'ın peşinden gidip aslında Mehmet'in katillerini öldürdüğümü söyleseydim . Zülal bunları yaşamayacaktı çok pişmanım . Ben Dokunduğum her şeyi mahvediyorum… "
Dolan gözlerim ile artık direnecek gücüm kalmamıştı ilk gözyaşım akarken kendimi ona bırakmıştım . Gözyaşlarım birer birer süzülüyordu artık Burcu bir elini omzuma atarak omzumuzu sıvazladı .O da ağlıyordu zaten kızarık olan gözleri daha da kötü olmuştu . Ve bunu umursamadan bana dönerek cevap verdi.
" Bana bak Ayaz böyle konuşma .Senin bir suçun yok . Tamam dediğin gibi belki peşinden gitseydin böyle olmazdı. Ama Baran'ın Zülal'e zarar vermediğine ve vermeyeceğine eminim. Zülal Baran'ın hakkından kesinlikle geliyordur. Vallahi çekip vurursa alnından öperim o derece. Sen Zülal'i ne sandın , Ayaz ? Canını okur adamın … "
Kesik bir şekilde bu dediğine güldü bende gülmüştüm. Doğru Zülal'di bu yapardı Baran koluna dokunsa kıyameti koparırdı . Kendine zarar verenlere ve sevmediklerine karşı hırçın bir deniz olabiliyorken kalbi de tam tersi pamuk gibi yumuşaktı. Ben Zülal'in her bir zerresini zihnimde canlandırırken Burcu konuşmasına devam etti .
" Ayrıca Baran'ın amacı sana acı çektirmek .O yüzden Zülal'e bir şey yapmış gibi gösterecektir . Ancak bizim bunu bilip sakin olmamız gerekiyor. Eminim bir kaç gün sonrasında kardeşim sağ salim elimizde olacak lütfen sen de kendine çeki düzen ver o burada olsaydı seni , beni kısaca herkesi böyle görmek istemezdi."
Son dediklerine hak vererek omuzlarımı dikleştirdim . Eminim ben burada zırlarken Zülal kaçmanın birçok yolunu bulmuş ve kendince plan yapıyordur . Ayrıca benim bu kadar ağlamam boşunaydı Zülal orada Baran'la uğraşırken Ben burada ağlayamazdım.
Güçlü olup Zülal'i kurtarmanın her türlü yolunu bulmalıydım . Bu koskoca Trabzon'da Baran'ın eceli olacaktım. Aslında kendi gücümün farkına varmamıştım, şimdi varıyordum. Ancak ben sadece öyle sıradan birisi değildim .
Ben Ayaz Kılıçahan'dım kimilerine göre acımasız kötü bir mafya ama artık herkese göre Baran'ın eceli olacak o kişi.
Bu farkındalık ile keyfim biraz daha yerine gelirken Burcu ile vedalaşıp falezlere gitmek için yola koyulduk. Kaan bu anlık değişimime şaşırmış gibi görünüyordu ancak sesini çıkarmadan bana uyum sağladı. İşte bu yüzden seviyordum Kaan'ı . Hiçbir şey demeden karşındaki kişiyi anlar ve uyum sağlardı böylece insanı yormazdı.
Bana gelen bu güç ile direkt arabanın şoför koltuğuna geçtim radyodan bir şarkı açtığımda radyoda yine 'Yüksek dağlara doğri ' çalıyordu. Bu şarkı sanırsam beni deli etmek istiyordu. Hemen radyoyu kırmak suretiyle şarkıyı kapatınca Kaan ters bir bakış atıp bu halime güldü.
Ona döndüğümde bana bakıyordu bende ona bakıp hızlıca göz kırptım. Baran çok beklerdi benim üzülmemi asalak herif ölecekti haberi yoktu. Ebesini belleyecektim yeterince ağlamıştım şimdi ise operasyon başlıyordu.
Operasyon Adı: Ayaz'ın çiçeğini yani güzeller güzeli Zülal'ini pislik Baran'ın elinden almak. Bulduğum bu isim tam uyuyordu kendi kendime bu ismi içimden geçirerek hızlıca falezlere sürdüm. Artık zırlak Ayaz devrinin üstüne toprak atmıştım. En acımasız halim ile karşılarına çıkacaktım. Bugün ise bir devir kapanırken yeni bir devir açılmıştı.
