12. bölüm · KIRIK KALBİN HARİTASI
MERMİ PARÇASI
"Bir mermi duyguları da deler kalbi de sadece nereye isabet ettiği önemlidir. "
Dünkü faciadan sonra olayın içindeyken pek gülemesem de sonradan bunları düşünüp düşünüp gülmek çok iyi gelmişti. Özellikle de o Emir'in tepkilerine bayıla bayıla kahkahalar ata ata gülmüştüm. Tâki Baran'a yakalanana kadar …
Baran bana bir deliymişim gibi ağzı açık bir şekilde baktığı için neredeyse ağzına sinek girecekti. Ama yine de o bakışını sürdürmeye devam etmişti. Ben zor da olsa sakinleştiğimde her zamanki sıradan klasik kavgalarımızı etmiştik. Artık bir rutin haline gelmişti.
Açıkçası benim için yaparken çok eğlendiğim bir aktiviteydi . Sonuçta istese de bir şey yapamazdı Zülal Göktuna'ydım ben. Bana dokunanı keserim ne oluyor. Kendi kendime atarlanırken duyduğum böğürme sesleri ile yine güzellik uykumdan zorla uyanmak zorunda kalmıştım .
Her zaman Baran tarafından uyandırıldığım için artık sinirli hissediyordum. Bu sefer ne olmuştu da uyandırmıştı acaba bu insansı varlık. Maalesef bugün Baran yanımda yatmıştı aramıza koca bir set koyma karşılığında. Bayılmamdan kendini suçlu tuttuğu için nefeslerimi kontrol etmek istemişti . Büyük bir çaba sonucu iki saat dil dökmesinin ardından mecburen kabul etmiştim .Bana kalsa hiç kabul etmezdim de neyse.
O yüzden zaten oldukça sinirliydim. Ben sinirimi kendi içimde yaşarken Baran konuşmaya nihayetinde başlamıştı.
" Ya kızım uyurken rahat dur bari. Kıçın başın ayrı oynuyor. "
Tavana bakan gözlerimi devirerek Baran'ın olduğu sol tarafa çevirdim. Lakin Baran yoktu. Bir dakika ne… olduğum yerde hızlıca doğruluğumda Baran'ın yerde yüzükoyun şeklinde yattığını görmem bir oldu . Bir yandan bana söyleniyor bir yandan da belini tutuyordu. Bu görüntüyle beni bir gülmek aldı ama ne gülmek.
Tamam biraz hareketli bir şekilde uyuyor olabilirdim ama bu kadar da beklemiyordum. Yataktan ayaklanıp Baran'ın yanına doğru gitmek için hızlandım. Tâki sert bir cisim vücudumda yer edinene kadar karın kısmıma bakınca gördüğüm tek şey oluk oluk akan kanlar olmuştu.
Kurşun, suskunluğun bağrını yardı. Önce hiçbir şey hissetmedim. Sadece bir basınç. Göğsümden karnıma doğru yayılan, bastırılmış bir ağrı.Sonra ılık bir sıvı… Sonra yanma. Sonra acı. Derin, içe işleyen, solukları çalan o lanetli acı.
Elimi karnına götürdüm. Parmaklarım kana bulanmıştı.
Kırmızı.
Kendi kanım.
Kendi ellerimde.
Gülüşlerim yüzümde asılı kalırken benim bu sessizliğime Baran ses oldu.
" Ne oldu kız kocanı böyle görünce kıyamadın demi ."
Bu söylediği ile nihayet ayaklanmıştı ama ben o sırada kapanmak için oldukça direnen gözlerim ile uğraşıyordum . Baran'ın bana dönmesi ile bir bağırış sesi duymam bir oldu. Dağları delip geçebilecek kadar güçlü bir ses… " Zülal! "
Dizlerim bana itaat etmiyordu yere doğru çöktüğümde Baran tam vaktinde yetişerek belimden tuttu. Tam o sırada ağzından yine bir bağırış çıktı.
" Güzelim kapama gözlerini!"
Belki de bana bahşedilen zaman bu kadardı. Ölmek için çok gençtim ama ölmemek için bir sebebim yoktu. Karnımdaki sızı giderek çoğalırken son çıkan nefesimi Baran için kullandım.
" Kendini suçlu hissetme. Belki bu bir son o yüzden seni affediyorum. Ama yine de olur da karşıma tekrardan çıkarsan bütün affım yalan olur. Beni, herşeyimi unut intikamını başka şekilde hallet."
Son nefesim de böylece biterken duyduğum tek ses Baran'ın bu dediklerime cevap vermesi oldu " Ama… gülüşün nasıl unutulur. "
Bu duyduklarıma bir tepki veremiyordum daha acımı bile doğru dürüst yaşayamıyordum . İnsan buydu işte doğar, büyür ve ölür… Belki ölmeyecektim ama bu hissi iliklerime kadar hissediyordum. Artık karanlık beni defalarca kez içine çekerken bunun bir veda olmadığına inanamak istedim. Ama belkide zaman en büyük düşmandı … Ve bu bir kelime değildi sadece.
Bu bir veda gibiydi.
Bir teslimiyet.
Baran
Yerde başladığım günüm Zülal ile başladığı için oldukça keyifliydim. Bu kız bana bir enerji veriyordu deli enerjisi. Hele yerde yattığımı gördüğündeki gülüşü yok mu çok güzeldi. Görmedim sanmıştı ama ben onun gülüşlerini izlemiştim.
Yatakta yanında yatmak için iki saat dil dökmeme değmişti. Bunu burnumdan getireceğini biliyordum ama buna da değerdi. Oturduğu yerden hareket ettiğini hissettiğimde moda girip söylenmeye devam ettim hâla gülerek yanıma geliyordu.
Tâki odayı bir sessizlik bölene kadar . Hemen bu sessizliği dağıtmak için boş boş konuştum sessizliği sevmezdim… Bu dediklerime de yanıt vermeyince zorla olduğum yerden hareketlendiğimde gördüğüm şey ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. Zülal benim güzelim vurulmuştu.
Ama hiçbir ses duymamamın sebebi büyük ihtimalle susturucu kullanılmış olmasıydı . Bunu fark etmediğim için kendime söverek hızlıca Zülal'e doğru koşmaya başladım. Tam vaktinde yetişmiştim ki düşmeden belini yakalayabildim. Ya da ben yetiştiğimi sanmıştım koştum. Ama geç kalınmıştı.
Kan, Zülal’in bluzunu sarmış, karın bölgesinden yavaşça zemine damlamıştı. İçimde büyük bir acı hissediyordum sanki ben vurulmuşum gibi… Tam o sırada Zülal zor da olsa konuştu.
" Kendini suçlu hissetme. Belki bu bir son o yüzden seni affediyorum. Ama yine de olur da karşıma tekrardan çıkarsan bütün affım yalan olur. Beni, herşeyimi unut intikamını başka şekilde hallet."
Kendini bitirirken aynı zamanda beni de yıkıp geçmişti. Bu dediklerine ne diyeceğimi bilemezken içimden geçen oldukça samimi bir şekilde, ağzımdan kaçan o cümleyi kurdum.
" Ama… gülüşün nasıl unutulur. "
Dediklerim ile hiç bir tepki vermemişti. Vurulmamış olsa şu an bana o sağlam yumruklarını geçireceğine emindim. Aklıma gelen bu düşünce ile belli belirsiz gülümsemiştim.Ben Zülal'in gözlere kapatmaması için çabalarken o çoktan gözlerini kapamıştı.
Tam o sırada odaya dayım ve Emir girdi. "Ne bağırıyors… " Zülal'i gördüklerinde cümleleri yarıda kalmıştı . Hızlıca onlar da yanımıza varırken ben de bizim doktorumuzu araması için Emir'e döndüm.
"Nihal hanımı ara çabuk gelsin acil."
Emir daha dünkü olayı atlatamadan böyle bir olay ile karşılaştığı için oldukça şoktaydı . Ama benim yaptığım işlere alışık olduğu için de buna pek fazla da şaşıramıyordu. Odadan doktoru aramak için çıktığında aklımdaki tek isim ile intikam alma duygum giderek arttı. Bunu ona yapmamasını söylemiştim.
Ancak Zülal ile evlenirsem bizi rahat bırakacağını söylemişti. Ama dediklerinin arkasında durmak yerine beni arkamdan bıçaklamayı tercih etmişti diğer herkes gibi… Güvenmemiştim tabii ki ama bir ihtimal …
Dayım Zülal diye ilgilenirken Yatağın bir köşesine oturup detaylıca düşünmeye devam ettim o kişinin yaptığına emindim ve evini basacaktım . Şu an Zülal ile ilgilendiğim için onu yalnız bırakmak istemiyordum. Kıza başından beri yaptıklarım zaten içten içe beni parçalıyordu.
Yine benim yüzümden, ben yapmasam bile ona bir şey olması daha da büyük sarsılmama neden olmuştu . Bazen geri bıraksam diyordum ama intikamımı almadan olmuyordu . Kin tutamadığım için zaten bunlar başımıza gelmişti. İntikam almalıydım ben kimseye kin tutamayacak kadar fazla değer verirdim.
Hele de kardeşim gibi gördüğün birine kin tutmak benim için olacak şey değildi . O yüzden Ayaz'ın günden güne eridiğini görürken bir yanım üzülse de bir yanımı buna alıştırmaya çalışıyordum. Şimdi Zülal'i gördükçe böyle olmak içime işliyordu .Ama artık bir karar vermiştim ve böyle devam etmek gerekiyordu bundan geri dönüşü yoktu .
Tam ayağa kalkacağım sırada Emir odaya girdi kısa bir hareketle doktorun on dakika sonra geleceğini haber verip Zülal'in başında dikilmeye başladı. Içim gidiyordu kalbim çarpıp duruyordu ama beklemekten başka çare yoktu.
