1. bölüm · KIRIK KALBİN HARİTASI
KALP AYRILIĞI
"Sonsuz canın da kalbin de olsa sana biçilen ömür sonunda ölürsün ."
İçimdeki buhran beni sararken oturduğum yatağın ucundan kalkıp odamın bir köşesinden diğer köşesine depar atmaya başladım. Evde tek başıma otura otura sıkılmıştım. Zaten ablam de işleri yüzünden eve pek gelemiyordu o yüzden ona da bulaşamıyordum. Tek başıma yapabileceğim bir şey yoktu.
Ben de sevdiğim adamı görmek istiyordum.
Ancak bu böyle kolay olmuyordu sevdiğimi görmek için gizlice evden çıkmam gerekiyordu. Babam evlenmeden tek gezemezsiniz demişti buralarda öyle şeyler pek hoş karşılanmazdı .
Nişanlımdı ama gezmek istiyorsak yanımıza birini almamız lazımdı. Ama biraz görmek için dışarı çıkmamın bir sorun olmadığını düşünüyordum. Saat tam birde gelen mesaja baktım . Bugün Ayaz'la her zaman buluştuğumuz yer olan Trabzon Araklı falezine gidecektik.
Genel olarak orada buluşup otururduk bugün de öyle yapacaktık. Evim o falezlere çok yakındı on dakika bir yürüyüş mesafesine sahipti. Oraya gidip yarım saat içinde eve geri dönecektim kimse tarafından fark edilmeyecektim.
Bugün havanın rüzgarlı olduğunu düşünerek kabanımı aldım üstüme de uzun kışlık kalın bir elbise giydim. Dizimin biraz altında biten gri boğazlı uzun kollu bir elbiseydi . Altına da uzun bir topuklu çizme giymiştim. Hava camdan bakınca bulutlu ve sisli görünüyordu o yüzden soğuk olduğunu düşünüyordum. Kabanımı da üstüme geçirince bir parfüm sıkarak kırmızı rujum ile hazırlığımı tamamladım.
Odamın kapısından çıkamazdım çünkü odam koridora doğru açılıyordu tek yol camdan çıkmaktı. Ama tek sorun odamın ikinci katta olmasıydı. Bu kadar basit bir buluşma için bu kadar çabalamak beni biraz yoracaktı ama buna değecek bir kişiyle buluşacaktım. Bu düşünce ile içimi rahatlatarak hızlı bir şekilde kapımın yanında bulunan dolabımın kapağını açtım.
Elime hangi çarşaf geçerse umursamadan aldım. Çarşafları uç uca sıkıca bağladıktan sonra camdan aşağı sarkıttım . Çarşafın bir ucunu yatağımın ayağına bağladım. Güvenli olduğundan emin olduktan sonra bir bacağımı dışarı atarak aşağı inmeye başladım. Odamın arka tarafa bakmasına bugün de şükretmiştim.
Çünkü ön tarafa baksa birine yakalanma riskim çok yüksekti. Bu da tam bir felaket demekti. Trabzon'un en bilinen köklü ailesiydik böyle bir olayla adımızın karalanması pek iyi olmazdı. Yavaş yavaş indiğim için geç ulaştığım yere ayaklarımı basmıştım. Artık yapmam gereken falezlere doğru koşmaktı. Dışarı çıkmak için çok vakit kaybetmiştim o yüzden hızlı olmalıydım.
Kalbim hem Ayaz için buluşacağım için hemde aldığım adrenalin yüzünden küt küt atıyordu. Sakinleşmek için durmak istedim ama neredeyse hızımı yavaşlatacakken yere düşecektim o yüzden hızımı kesmeden ilerlemeye devam ettim. Anlaşılan falezlerde dikkatli olmamız gerekiyordu. Topuklu çizme giydiğim için içimden söverek ilerledim umarım kayıp düşmezdim .
Hava ne kadar soğuk olursa olsun mükemmel olmaktan vazgeçemezdim . Neredeyse on dakikanın sonunda sevdiğim adamı görmek içime su serpmişti . Siyah saçları alnına dökülüyordu. Altında bol kumaş bir pantolon üstünde çok güzel bir yün kazak vardı. O da büyük ihtimalle havanın soğuk olduğunu tahmin edip kaban giymişti. Ela gözleri her zamankinden güzel bir şekilde bana bakıyordu.
İçim bu görüntüyle erirken hiç bir şey belli etmeden ona doğru ilerledim. Yanına vardığımda kocaman bir şekilde sarıldık. Kalbim bir anlığına teklemişti ama iyi olmaya çalışıyordum . Elimi tutup beni kayalıkların kenarına kuru olan bir yere ilerletmeye başladı. " Her zamanki gibi mükemmel olmuşsun. " " Ya canım benim sende çok yakışıklı olmuşsun her zamanki gibi." ikimizde kocaman bir şekilde sırıtırken oturduğumuz yere yerleştik.
Yanımdaki omzuna kafamı yasladığımda saçımla oynamaya başladı. Kendimi en huzurlu yerdeymişim gibi mutlu hissediyordum elimdeki yüzüğe baktım gözlerimi kapadığımda derin derin nefesler aldım . Konu konuyu açarken vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık. Artık kalkma vaktimiz gelmişti. İkimiz de ayaklanırken denize doğru kafamı çevirdim falezin yüksekliği başımı döndürürken bir iki adım geriye doğru gittim .
Uç kısımlar oldukça kaygandı düşme ihtimali çok yüksekti o yüzden kenarlardan uzaklaşmaya başladım. Topuklarım Falez ile inatlaşıyor gibiydi .Ben aşkı seçmiştim, onlar ise kaymayı. Kafamı gidiş yönüne doğru çevirmem ile burnumun ucunda soğuk silahın namlusu ile karşılaşmayı beklemiyorum. Ayaz'a bakınca onu da bir iki adamın tuttuğunu gördüm. Beni asıl şaşırtan karşımdaki kişi olmuştu. Ayaz'ın en büyük düşmanı Baran Köksal.
Bildiğim kadarı ile yıllar önce ikisi birlikte iş yaparken bir ihanet sonucu en büyük düşman olmuşlardı. Evet sevdiğim adam bir mafyaydı ilk başta kabul edememiştim böyle birini sevemiyeceğimi düşünmüştüm ama kalp hiç beklenmedik anda kapılarını açıyordu . Bu ikilinin neden düşman olduğu tam bilmesem bile Baran'ı pek sevdiğim söylenemezdi .
Karşımda duran Baran'a boş boş bakarken o Ayaz'a doğru ilerledi. Ayaz tam karşımda dimdik bir şekilde duruyordu yere oturtamamışlardı. Ayaz ile aynı hizaya gelince o da bana doğru döndü. Gür sesi bütün etrafı kaplamıştı " Söylesene Ayaz onu da ölüme terk ederken bu kadar canın acımış mıydı?" bir silah sesi…
Kuşlar uçuşurken gökyüzüne karışan tek şey acı bir haykırıştı çığlık atıyordum. Baran, Ayaz'ı vurmuştu. Buradan görebildiğim kadarıyla kalbine yakın olduğu anlaşılıyordu . Artık o kadar bağırmıştım ki ses tellerimi hissedemiyordum. Kalbim , boğazım kadar acıyordu. Ayaz hâla ayaktaydı. O benim karşımda sadece evlenme teklifi ederken yere çökmüştü şimdi bir daha çökemezdi.
Benim karşımda hep dik dururdu öyle olmalıydı. Ama şu an gördüğüm manzara bunun tam tersiydi yere çökmüştü. Ama hâla gülebiliyordu bana bakarak ağzını oynattı " Üzülme güzelim bir şey yok sadece evlenme teklifimi tekrar edeyim dedim. " konuşmamıştı ama ben onu anlamıştım bu dediğine gülerken bende ağzımı oynatarak cevap verdim " Salak şey , seni !" artık İkimiz de gülüyorduk.
Baran bize bakarak hararetle konuşmaya başladı. " Lan ben burdayım siz ne konuşuyorsunuz aranızda. Gerçi sesiniz de çıkmıyor ama neyse." Bu kadar acıya rağmen kalplerimiz bir umuda tutunmuştu vazgeçemezdik. Bunu da atlatacaktık. Bu sefer konuşan Ayaz'dı "Sanane lan sana mı soracağız. Ayrıca Züla'li bırak onun bu konuyla alakası yok. " " Aa olur mu öyle şey Zülal'li tabii ki rahat bırakacağım ama ruhunu. "
Gördüğüm son şey Ayaz'ın Baran'a doğru ayaklanması ve Baran'ın bana silah doğrultmasıydı. Sonrası koca bir kıyamet. Bir silah sesi bir haykırış. Göğsüme isabet eden kurşunun nereye isabet ettiğini tam anlayamamıştım . Kalbimdeki sızının yerini merminin keskin sızısı doldurmuştu. Yanıma doğru yaklaşan Baran ile bir iki adım geriledim.
Tam o sırada Ayaz'ın koyulaşmış ela gözlerini gördüm büyük bir nefretle Baran'a bakıyordu. Gözlerinin derinlerinde bir korku vardı kaybetme korkusu bunu en derinden seçebiliyorum . Aynı korku şu an bende de hakimdi. Tam önümde duran Baran sayesinde kenara biraz daha yaklaşmıştık. Ayağımızın kayması düşmemize neden olabilirdi. Artık gücüm kalmamıştı yere doğru düşecektim.
Ama yere doğru düşmeden bir elin beni itmesi ile düştüğüm yer koca bir boşluktu . Sonrası ise koca bir feryat silah sesleri. Bağırış sesleri ve siren sesleri. Duyduğum son şeyler ile beni kucaklamaya hazır olan karanlık ile karşılaştım. Soğuk su önce bedenimi deldi sonra ise ruhumu … Bedenimin soğuk suya girmesi ile bir ürperti yaşarken daha da derinlere gömüldüm. Beni saran karanlığa teslim olmuştum.
