4. bölüm / 34
İmkansız Aşk•{bxb}3.Bölüm
Bölümler 34Şu an: 3.Bölüm
- 1 Tanıtım52 kelime
- 2 1.Bölüm811 kelime
- 3 2.Bölüm1.066 kelime
- 4 3.Bölüm965 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4.Bölüm955 kelime
- 6 5.Bölüm617 kelime
- 7 6.Bölüm733 kelime
- 8 7.Bölüm604 kelime
- 9 8.Bölüm1.313 kelime
- 10 9.Bölüm1.499 kelime
- 11 10.Bölüm947 kelime
- 12 11.Bölüm871 kelime
- 13 12.Bölüm1.118 kelime
- 14 13.Bölüm1.477 kelime
- 15 14.Bölüm865 kelime
- 16 15.Bölüm1.000 kelime
- 17 16.Bölüm1.028 kelime
- 18 17.Bölüm1.078 kelime
- 19 18.Bölüm819 kelime
- 20 19.Bölüm1.787 kelime
- 21 Sezon Finali1.381 kelime
- 22 2.Sezon1.316 kelime
- 23 22.Bölüm1.041 kelime
- 24 23.Bölüm1.391 kelime
- 25 24.Bölüm1.100 kelime
- 26 Özel Bölüm(Pars-Salih)1.017 kelime
- 27 25.Bölüm1.112 kelime
- 28 26.Bölüm1.265 kelime
- 29 28.Bölüm1.551 kelime
- 30 29.Bölüm1.179 kelime
- 31 30.Bölüm1.918 kelime
- 32 31.Bölüm1.008 kelime
- 33 32.bölüm1.119 kelime
- 34 33.Bölüm1.122 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba canlarım bir tanelerim oy ve satır arası yorum yapmayı unutmayın.😘
______________________________
BARAN'DAN
Kısa bir uykudan sonra Adar gelip beni uyandırmış, yemek için aşağıya inmiştim. Şimdi ise gergin bir şekilde yemek yiyordum. Mirza denen kişinin gözü sürekli üzerimdeydi; bu beni rahatsız ediyordu.
En sonunda daha fazla dayanamayarak Mirza’ya baktım. Tam ağzımı açacakken Kenan araya girdi:
"Mirza oğlum, önüne dön."
Mirza homurdanarak önüne, tabağına döndü. Ben de Kenan’a döndüm:
"Kenan, yemekten sonra bir işin var mı?"
"Yok, neden sordun?" dedi sorgulayan bir tavırla.
"Seninle konuşmam lazım."
"İyi, konuşuruz," deyip tabağına döndü. Ben de tabağıma döndüm ama daha fazla yiyemeyeceğimi anladım. Herkese "Afiyet olsun," deyip odaya geçtim. Biraz telefona baktım; tek yakın arkadaşım Pars hâlâ "Gelmeyecek misin?" diye darlıyordu. Oflayıp Kenan’ı beklemeye başladım. Beş dakika sonra geldi.
"Ne konuşacaksın bakalım Baran Bey?"
"Dışarı çıkmak istiyorum."
"Hayır. Başka bir şey yoksa çıkıyorum."
"Ya dur Kenan!" dedim ama aldırış bile etmeden aşağıya inmeye başladı. Ben de ardından indim:
"Kenan dursana!"
"Oğlum ne oluyor yine?"
"Bir şey olduğu yok baba."
"Ne demek yok? Bana bak Kenan, ben senin esirin falan değilim, beni eve hapsedemezsin!"
"Sen benim esirimsin Baran Kayalar, duydun mu beni? Salih! Baran Bey'e odasına kadar eşlik et ve arkasından kapıyı kilitle. Kimse kapıyı açmayacak!"
Dedikleriyle sinirlerim bozulmuştu. Bir kere boyun eğmiş, kendimi ezdirmiştim; bir kez daha buna müsaade etmezdim.
"Bana bak Kenan! Ben senin odaya kapatabileceğin biri değilim. Eğer şimdi dışarı çıkmak istiyorsam çıkacağım, sen de ses etmeyeceksin. Ben bir daha kimseye kendimi ezdirmem, duydun mu beni!" diye bağırdım. Hayatımda ilk kez bu kadar bağırmıştım. Bu adam beni deli ediyordu.
"İzin vermezsen ne yapabilirsin Baran, hm?"
"Kaçarım Kenan, bir daha beni bulamazsın. Poyraz beni yıllarca bulamadıysa sen de bulamazsın. Şu an ona karşı tek kozun benim, sakın bunu unutma!"
"Salih!"
"Buyur ağam."
"Baran Bey'i gideceği yere götür. Yanından bir dakika bile ayrılma, gözün üstünde olsun."
"Emrin olur ağam."
Zafer kazanmanın sevinciyle yukarı çıktım. İlk iş Pars'a "Geliyorum," diye mesaj attım, o da hemen konum attı. Üstümü değiştirdim; üzerime geniş, koyu yeşil bir tişört, altıma açık gri bir şort giydim. Son olarak da beyaz ayakkabılarımı ayağıma geçirdim.
İçeri kapıyı çalmadan giren tabii ki Kenan'dı.
"İnsan bir kapıyı çalar, belki üstümü giyiniyordum," dedim ama dediğime aldırış etmeden kaşları çatık bir şekilde beni süzdü. Bu beni rahatsız ettiği için çıkmak adına çekilmesini bekledim.
"Ee hadi, çekil de geçeyim."
"Kiminle buluşmak için bu kadar acele ediyorsun?"
"Arka... Ya ben sana niye açıklama yapıyorum? Sana ne! Kiminle buluşursam buluşurum."
"Benim evimde, benim çatım altında yaşıyorsun Baran."
"Bu kadar çok söyleneceksen bırak da evime gideyim o zaman!"
"Hayır."
"O zaman çekil!" dedim, hatta çekilmesini beklemeden onu ittirerek çıktım. Aşağıya indim. Arkamdan seslendi:
"Salih yanında olacak ama yine de telefonun açık olsun!"
"Offf, tamam!" deyip Salih'in yanına gittim. Birlikte arabaya bindik, ona Pars'ın attığı konumu gösterdim.
"Buraya gideceğiz Salih."
"Peki efendim."
"Efendim demene gerek yok Salih, adımla seslen bana."
Gülümsedi ve kafa salladı.
"Zor olmuyor mu o yontulmamış odunla çalışmak?"
Kahkaha attı; evet, bildiğiniz kahkaha attı.
"Aslında Kenan abi çok iyi bir insandır. Sadece söz konusu çocukları ise işler değişiyor. Bütün çocuklarını sever ama Aren onun için kırmızı çizgi. Bir tek onun değil, herkesin... Aren'e sonradan kavuştukları için ayrı bir üzerine düşüyorlar. O adamın ona yaptıklarının haddi hesabı yok, belki benim bilmediklerim bile vardır."
"Salih, ben bunlara bir şey demiyorum ki. Kenan zaten haklı ama benim yaşadıklarım da belli. Ben de Aren ile az çok benzer şeyler yaşadım ama o hiç bunu göz önünde bulundurmuyor. Beni esiri, kölesi zannediyor. Yakında 'hizmetçiliğimi yap' derse hiç şaşırma."
"Haklısın ama sen yine de Kenan abi ile ters düşmemeye çalış. Onun psikopat yönünü gördün; şu ana kadar nazik bile davrandı."
Beni kaçırdığı gün geldi gözlerimin önüne, hemen o düşünceyi yok ettim. Manyak adam.
"Geldik. Baran dememde sakınca yok, değil mi?"
"Sorun yok, istediğin gibi söyle," dedim ve arabadan indim. Benimle birlikte Salih de indi. Kafeye girdik, Pars telefona bakıyordu. Masaya gidip sert bir şekilde vurduğumda elindeki telefon yere düştü; tabii sandalye ile birlikte Pars da... Gülmeye başladım, hatta kahkaha attım.
"Nasıl korktun lan öyle!"
"Baran... Baran seni döveceğim lan, kaç!"
Tam kaçacakken Salih onu tuttu.
"O biraz sıkar yalnız," dedi. İkimiz de oturduk.
"Baran, bu korkunç beyefendi kim?"
"Hani sana anlattığım manyak adam var ya, onun koruması."
"Heee, tamam. Hadi yemek yiyelim, çok acıktım."
"Senin aç olmadığın gün mü var Pars?"
"Ya ne var? Midemi seviyorsam... Sen de yemiyorsun doğru düzgün, ben bir şey diyor muyum?"
"Ay tamam be, sus!"
Garson yanımıza geldi, siparişleri verdik. Salih'i masaya oturup yemek yemesi için zor ikna ettik. Ben kremalı tavuklu makarna söyledim. Pars ise menüde hamburger görür görmez onu seçti. Salih de bana uyup makarna söylemişti.
Ben her zamanki gibi tabağın yarısında doymuştum.
"Ben lavaboya gidip geliyorum."
Pars'ın arkamdan homurdandığını duydum. Elimi yıkayıp geri dönecekken lavaboya geri çekilmem bir oldu.
"Ne oluyor lan?"
"Ah, eski iş arkadaşlarını ne çabuk unuttun Baran Bey?"
Karşımda Poyraz'ın adamları vardı. Geri zekalılardan biri kolumu çok pis acıtıyordu. Ve en önemlisi; ben bunlardan nasıl kurtulacaktım?
"Kolumu bırak lan!"
"Yıllar geçtikçe daha terbiyesizleşmişsin Baran. Hep merak etmişimdir Baran, neyi biliyor musun? Patronu nasıl ayarttığını değil; patronun altındayken nasıl inlediğini!"
Midem bulanmıştı, ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Cebimden Kenan’ın koyduğu çakıyı çıkardım. Ben evden çıkarken nasıl oldu bilmiyorum ama Kenan cebime bir çakı koymuştu; bunu arabadayken fark etmiştim. Çakıyı adamın koluna sapladım.
Bu sırada Salih ve Pars gelmişti. Elimde kanlı bir çakı ile kalakaldım. Salih, Baran'ı gelen adamlardan çekti. Artık her şey uğulduyor, etrafımda dönüyordu. En son hatırladığım şey; Kenan'ın geldiği ve beni kucaklamasıydı.
Ben hiç mi mutlu olmayacaktım?
.
.
.
.
.
Bölüm nasıl?
Ay sonunda bölüm atabildim ya çok şükür bu geçikme için herkesten özür diliyorum
Ata bilmek için hızlı yazdım kontrol etmedim yanlışım varsa af ola
Sizce Baran gerçekten mutlu olabicek mi? (Aren kitabını okuyan okurlarım sanki bilmiyor muş gibi yapın 3 maymunu oynayın)
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum
Neyse ben yine çok konuştum.
Sizi seviyorum💕💕💕💕
Bölüm etkileşimi
