25. bölüm / 29
HÜKÜMSÜZ VASİYET24
Bölümler 29Şu an: 24
- 1 Giriş1.618 kelime
- 2 11.418 kelime
- 3 21.663 kelime
- 4 31.377 kelime
- 5 41.562 kelime
- 6 51.744 kelime
- 7 61.865 kelime
- 8 71.216 kelime
- 9 82.273 kelime
- 10 91.152 kelime
- 11 101.297 kelime
- 12 111.259 kelime
- 13 121.134 kelime
- 14 131.193 kelime
- 15 Yalnızlık (14)1.077 kelime
- 16 151.064 kelime
- 17 161.021 kelime
- 18 171.011 kelime
- 19 181.050 kelime
- 20 19730 kelime
- 21 20460 kelime
- 22 211.165 kelime
- 23 221.274 kelime
- 24 231.184 kelime
- 25 241.032 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 251.036 kelime
- 27 261.163 kelime
- 28 271.255 kelime
- 29 FİNAL1.184 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Çok hayal kırıklığına uğradım,"
dedim, ciğerlerimdeki tüm havayı boşaltan derin bir iç çekişle. Durmadım, içimdeki zehri akıtmaya devam ettim:
"Tamam, Gizem’i olduğu gibi kabul ettim. Erkek kardeşimi de... Kendimi korumak için ikisinden de uzak durmayı öğrendim. Ama ya Hale? Onu hep kendime örnek alırdım, hep onun gibi olmak isterdim. Herkesin bana yaptıklarını bir şekilde hazmediyorum da onun en zor zamanımda arkamdan gıybetimi yapmasını, arkamda durmamasını hazmedemiyorum."
Gözlerimi Mert’in gözlerinden bir an bile ayırmıyordum. Sanki ruhumun dengesini sadece onun bakışlarında bulabiliyordum.
"Bebeğim,"
dedi Mert, sesindeki o yatıştırıcı şefkatle.
"Ona bir mesaj yaz istersen. Hem belki de pişman olmuştur?"
Kafamı iki yana salladım.
"Hayır Mert, pişman olsaydı şimdiye kadar kendisi bana ulaşırdı."
"Başkalarının duygularını belki değiştiremezsin,"
diyerek elimi yakaladı.
"Ama kendi hislerini ifade edip rahatlayabilirsin. Bunu onlar için değil; kendi içindeki acıyı özgür bırakmak için yapmalısın. Evet, Gizem senden tek bir satır duymayı bile hak etmiyor çünkü o bir narsist. Evet, Ali de hak etmiyor çünkü o da tıpkı Gizem gibi kendini her şeyin üstünde görüyor. Ve evet, erkek kardeşin de hak etmiyor çünkü içinde zerre empati yeteneği yok. Ama Hale ile olan bağın çok farklı. O, konuşulabilecek, sorun çözebilecek biri."
"Öyle mi dersin?"
diye sordum, sesimdeki kararsızlığı gizleyemeyerek.
"Aynen öyle bebeğim. Beni dinle, pişman olmazsın. Ama yine de yapmak istemiyorsan kendini zorlama tabii."
"Yapacağım,"
diyerek doğruldum yerimden. Mert’in bu yapıcı duruşu içimi ısıtmıştı.
"Teşekkür ederim hayatım."
Eğilip Mert’i öptüm. Birlikte ayağa kalktık; el ele tutuşup babamın evine doğru yürümeye başladık. Oradaki son eşyalarımızı toplayacak, ailemle vedalaşacaktık.
Yol boyunca ellerimiz birbirinden hiç ayrılmadı. Eve varınca odama geçip bavulumuzu topladık. Annem, o evdeki son günümüz olduğu için özenerek yemekler hazırlamıştı. Masanın etrafına dizildik. Sofraya çöken tuhaf, ağır bir sessizlik vardı. Herkes kendi suskunluğuna gömülmüştü. Mert’in susma sebebini biliyordum; annemle babamın yanında, sanki sıcak bir ailesi varmış gibi hissetmenin tadını çıkarıyordu. Annemin susma sebebi ise biz gidince babamla takınmak zorunda oldukları o "sahte evlilik" tavırlarına gerek kalmayacağını, maskelerin düşeceğini ve yine büyük bir kavganın başlayacağını bilmesiydi.
Babamın susma sebebini ise bilmiyordum. Onu hiçbir zaman anlamadım zaten. Bazen bizi gerçekten seviyor gibi geliyordu ama bazen de sanki bizden nefret ediyordu. Sırf anneme olan öfkesini kusabilmek için, arada hepimizi yakacak kadar acımasız bir gazaba sahipti. Anneme duyduğu bu dinmeyen nefretin nedenini muhtemelen hiçbir zaman anlayamayacaktım.
Eğer Ali’den ayrılmasaydım, ben de tıpkı annem gibi bir hayata mahkûm olacaktım. Annem hayatı boyunca o kadar çok darbe yemişti ki artık ağlamıyordu bile. Onca acı gözünün önünden geçip giderken, o sadece sessizce izliyordu. Bunları düşündükçe boğazıma bir düğüm oturdu, gözlerim dolmaya başladı. Zihnimi bu karanlık düşüncelerden uzaklaştırmaya çalıştım. Dikkatimi dağıtmak için elimdeki çatalı karşımdaki balığa batırdım, bıçağa uzandım...
Tam o esnada, göğsümün ortasına ölümcül bir ağırlık çöktü.
Nefesim kesildi. Kalbim duruyordu sanki. Hayır, bu seferki çok başkaydı. Bu sefer, diğer krizler gibi değildi; gerçek bir ölümün eşiğindeydim. Her ne kadar mantığım arkadan "Sakin ol, bu sadece bir panik atak" diye fısıldasa da ilkel korkum o fısıltıyı boğdu. Çok korkuyordum. Karşımdaki yemek masasının örtüsünü, can havliyle avuçlarımın içine alıp sıkmaya başladım. O sırada masadan kayan birkaç bardak büyük bir gürültüyle devrildi, su masaya saçıldı.
"Kızım, iyi misin?"
Annemin uzaktan gelen, panik dolu sesi kulağıma ilişti. İlk kez ailemin yanında panik atak geçiriyordum. Babamın, annemin, Mert’in ve Yağmur’un sesleri birbirine karışmış, zihnimin içinde korkunç bir uğultuya dönüşmüştü. Kulaklarım çınlıyor, kendi vahşi kalp sesim dünyadaki tüm sesleri bastırıyordu. Zangır zangır titriyordum. Belki birkaç dakika sonra geçip gidecek bir duyguydu bu, biliyordum ama o an bana koca bir asır gibi geliyordu. Zaman bükülmüş, beni o boğulma anına hapsetmişti.
Dakikalar sonra, göğsümdeki o görünmez el yavaşça gevşedi. Kalp atışlarım yavaşlarken, ciğerlerime sızan soğuk havayı hissettim. Yavaş yavaş nefes almaya, etrafımdaki dünyayı yeniden algılamaya başladım.
Mert’in iki eli de omuzlarımdaydı; tam karşımda durmuş, gövdesiyle bana adeta güvenli bir sığınak kurmuştu. Başımın üstünde babamın elini hissettim; yabancı ama korumacı bir el... Annem ise... Annem o kadar çok korkmuştu ki bunun bir panik atak olduğunu kavrayamadığı için benden daha beter bir halde yere çökmüş, titriyordu.
Mert beni kucağına alıp oturma odasındaki koltuğa yavaşça bıraktı. Her panik atak sonrasında olduğu gibi, yine kendimi ölümcül bir yorgunluğun ve bitkinliğin kollarına bırakmıştım; parmağımı kıpırdatacak gücüm yoktu. Annem hemen peşimden gelip önümde diz çöktü. Başını dizlerime gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
"Kızım..."
dedi hıçkırıklarının arasından.
"Panik atak böyle bir şey miymiş? Çaresizce çırpınışlarını, gözündeki o saf korkuyu görünce içim paramparça oldu."
O sırada babamın sert sesi araya girdi:
"Yeter, kalk oradan!"
Mert şaşkınlıkla kafasını kaldırıp babama baktı. Babam ise nefret dolu gözlerini anneme dikmişti.
"Kız zaten hasta, utanmadan bir de gidip üstüne çullanmışsın!"
Annem yaşlı gözlerle başını kaldırıp babama baktı ama tek kelime etmedi.
"Kalk dedim sana!"
diye gürledi babam yeniden.
Annem sesini çıkarmadan, alışılmış bir boyun eğmişlikle yerden kalktı ve yanıma oturdu. Mert, ortamdaki bu anlamsız gerilime daha fazla dayanamayarak araya girdi.
"Baba sakin ol, annem sadece korktuğu için öyle yaptı,"
diyen Mert’e baktım. Zaten çok yorgundum, bir de Mert’e "Ona karışma, bu savaştan zararlı çıkarsın" diye fısıldayacak mecali kendimde bulamadım.
Babam Mert’e döndü, yüzünde aşağılayıcı bir ifade vardı.
"Siz onu bilmiyorsunuz, o ne şeytandır ne şeytan!"
Mert, durumun absürtlüğü karşısında sinir bozukluğuyla güldü.
"Ne alaka ya?!"
dedi, sesini biraz yükselterek.
Hemen Mert’in kolunu dürtüp gözlerimle "sus" işareti yaptım. Ama artık çok geçti. Babam bir kez daha kontrolden çıkmıştı; susmuyor, anneme nefes almadan hakaretler saydırıyordu. Mert’in yanında tüm bunların yaşanması, ruhumu yerin dibine geçirmişti. İçimdeki utanç, yorgunluğumu bile bastırdı. Zorlukla ayağa kalktım.
"Biz yeni evimize gideceğiz, çok geç oldu,"
dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.
Artık onların bitmek bilmeyen kavgaları umurumda bile değildi. Ben ne yaparsam yapayım, ne kadar çabalarsam çabalayım bu evde hiçbir şey değişmiyordu, hep aynıydılar. Babam, o kocaman ve öfkeli suratıyla bana döndü. Ona tiksintimi gizleyen sahte bir tebessüm ikram ettim.
"Tamam kızım,"
dedi, az önceki canavar o değilmiş gibi aniden yumuşayarak. Annem de benimle birlikte ayağa kalktı. Mert bavullarımızı yüklenirken, bu evde dinlenmek için bile bir saniye daha kalmak istemediğimi biliyordum. Resmen beni kocama rezil etmişlerdi. Eşimle beraber o uğursuz evden çıktık. Bahçede duran karavanımızı arabaya bağlayıp çektik; artık kendi evimizde, kendi kurduğumuz dünyada yaşayacaktık. Ali’den kurtulduğum için ve Mert gibi korumacı, iyi bir eşe sahip olduğum için kendimi dünyanın en şanslı kadını hissettim.
📌Dalga’nın aynı gün içinde iki panik atak geçirmesini ne tetikledi sizce?
Arkadaşlar, gelecek bölümlerde Hale ile Dalga’nın arasındaki sorun çözüme kavuşacak, sakın kaçırmayın!"
Hazal Yaman🧸
Bölüm etkileşimi
