20. bölüm · HÜKÜMSÜZ VASİYET
19
Gözlerimi araladım. Gece yaptığım sürprizden sonra karavanda uyumaya karar vermiştik ve çok romantik bir gece geçirmiştik...Yataktan kalkmaya çalıştım ama Mert üstüme uzanmıştı ve çok ağırdı.
"Aşkımmm..."
"Hıı,"
diye mırıldandı.
"Mert, hadi uyan."
"Biraz daha, lütfen."
"Tamam sen uyu ama kalkmama izin ver."
Başını kaldırıp yüzüme baktı:
"İşin mi var?"
"Hayır ama uykum bitti."
Gülümseyip üstümden çekildi ama bu sefer de kollarını bana sardı:
"Biliyor musun, sana sarılıp uyumak en büyük hayalimdi ve şimdi hayalimi yaşıyorum."
"Benim romantik kocam,"
deyip burnunu öptüm ve zor da olsa yataktan çıkıp Mert’in tişörtünü giydim.
"Sanırım bugün birlikte duş almak istemiyorsun."
Gözleri parlarken hemen yataktan çıktı.
"Uykum artık yok, valla!"
Ona güldüm. Biz harika bir çifttik ya... Beraber duş aldık ve giyinip babamın evine gittik, orada kahvaltı yaptık. Bugün sürücü kursuna gidip araba sürmeyi öğrenecektim ve Mert iş aramaya devam edecekti. Öğleden sonra ise yeni evimizi temizleyecektik; annem yardım etmeyi teklif etse de biz baş başa yapmak istedik...
Bugün arabanın içindeki şeylerin ismini öğrenmiştim ve arabayı ikinci viteste sürmüştüm. İlk gün olmasına rağmen hızlı öğreniyordum. Mert ise iş bulmuştu; bir kafede müdür pozisyonunda çalışacaktı. Hemen beni de yanında işe aldı, yarın beraber işe başlayacaktık. İkimiz de işlerimizi bitirince gidip boya ve temizlik malzemeleri aldık. Verimli bir gün bizi bekliyordu.Evin camlarını silerken ben içeriden siliyordum ve Mert dışarıdan... Her zaman cama ağzıyla buhar yapıp kalp çiziyordu... Yerleri sildim ve diğer işlerimi de tamamlayınca yere boya dökülmemesi için bir şeyler serdik. Tavanı boyamak için Mert beni boynuna aldı. Tavanı boyarken telefonum çaldı.
"Aşkım beni sıkı tut, cebimden telefonu çıkaracağım."
Telefonu cebimden çıkarıp ekrana baktım; bir yurt dışı numarasıydı. Telefonu kapattım.
"Kimmiş bebeğim?"
"Bilinmeyen numara,"
deyip tavanı boyamaya devam ettim. Tavan bitince Mert beni indirdi ve merdiven getirip tekrar boyadı.
"Madem beğenmedin, neden söylemiyorsun?"
Kaşlarım çatılmıştı ve sinirlenmiştim.
Mert elindeki fırçayı bırakıp yanıma geldi. Ondan uzaklaşıp geri gittim."Bebeğim, tabii ki de beğendim. Duvar boyanınca iki defa üstünden geçilir, sen birinci katı attın ve ben de ikincisini yapacağım."Kaşlarım düzelmişti ama inanmamıştım. Mert bana doğru birkaç adım daha geldi ve tekrar geri gittim. Sırtım duvara çarpmıştı. İki kolunu yanlarıma sabitledi:
"Seni tekrar boynuma alıp ikinci katı atmanı isteyemem."
Tekrar kaşlarım çatıldı. Burunlarımız birbirine değiyordu:
"Neden?"
"Çünkü kolların yorulur,"
deyip dudaklarımı öptü. Telefonumdan bildirim sesi gelirken ayrıldık ve telefonu açtım. Mert’e çok yakındım ve telefonu görüyordu. Yurt dışı numarasını görünce telefonu hemen elimden aldı:
“Merhaba Dalga, numaramı engellediğin için buradan yazıyorum. Ben Ali.”
Şaşkınlıkla birbirimize baktık ve Mert o numarayı da engelledi. İki elini de omuzlarıma koydu:
"Bir daha sana ulaşmaya çalışırsa haberim olsun."
"Tamam aşkım," deyip yüzünü avuçlarımın içine aldım ve dudaklarını öptüm...
Sonunda yatak odamızın ve oturma odasının boyası bitmişti. Diğer odayı, koridoru ve mutfağı sonra yapacaktık. El ele evimize baktık ve ailemin evine dönmek üzere yola çıktık. Yürürken Mert’in komik şakalarına gülüyordum ve çok mutluyum. Eve varınca bahçenin kapısında durduk. Mert’in diğer elini de tuttum, ayaklarımın üstünde yükselip öptüm. Dudaklarını öptükten sonra bir süre bakıştık ve eve döndük.Tam o esnada bize bakan Ali’yi gördüm. Dönüp Mert’e baktım. Ali bize doğru geldi ve tam Mert’in karşısında durdu. Mert’in kaşları çatılmıştı ve alnındaki damar kabarmıştı; ilk kez Mert’in bu kadar sinirlendiğini görüyordum. Dönüp Ali’ye baktım, gözlerini Mert’in gözlerine kilitlemişti. Onu öldürmek istermiş gibi bakıyordu.
Mert’in kolunu tuttum:
"Aşkım..."
Eliyle bana sus işareti yaptı:
"Burada ne işin var lan?!"
Ali bana baktı. Mert kolumdan tutarak beni arkasına çekti:
"Gözlerini karımın üstünden çek!"
Ali şaşırmış gibi duruyordu:
"Karın mı? Dalga, bu kadar çabuk yoluna devam ettin öyle mi?"
Mert benim adıma cevap verdi:
"Aynen öyle."
Mert’in arkasından çıkmaya çalıştım ama bileğimi sıktı. Canım acırken öylece durdum; kıskançlık en kibar insanı bile kaba birine dönüştürebiliyordu. Bunun hesabını ona soracaktım ama şimdi zamanı değildi. Mert’in geniş omuzları dışında bir şey göremiyordum, yine de konuştum:
"Depresyona gireceğimi falan mı zannettin?"
Sesim alaycı çıkıyordu.
"Dalga, ben gerçekten de çok pişmanım. Ne yaparsam yapayım bana çok iyi davranıyordun. Senin gibi harika bir..."
Ali, Mert’in yumruğuyla yere yığıldı. Mert elimi tutup hızlıca eve doğru yürüdü, beni kapıdan içeri koydu:
"Burada bekle ve sakın gelme!"
"Mert, ne yapacağımı söyleme bana!"
Sinirle gözleri parladı:
"Ne sanıyorsun sen? Karıma 'Hadi git eski nişanlınla konuş,' mu diyeyim?!"
"Hayır tabii ki! Derdini öğrenelim ve yanında sen de ol."
"Kusura bakma ama aptalsın!"
Tam konuşacaktım ki kapıyı yüzüme kapattı ve ekledi:
"Eğer oraya gelirsen seni terk ederim."
Kapı kapanırken son duyduklarım canımı çok acıtmıştı. Gidip Ali’ye hesap sormak istiyordum ama Mert’i kaybetmeye değmezdi. Camın önüne koştum ve birbirlerine yumruk sallayan iki koca adama baktım.
