24. bölüm / 29
HÜKÜMSÜZ VASİYET23
Bölümler 29Şu an: 23
- 1 Giriş1.618 kelime
- 2 11.418 kelime
- 3 21.663 kelime
- 4 31.377 kelime
- 5 41.562 kelime
- 6 51.744 kelime
- 7 61.865 kelime
- 8 71.216 kelime
- 9 82.273 kelime
- 10 91.152 kelime
- 11 101.297 kelime
- 12 111.259 kelime
- 13 121.134 kelime
- 14 131.193 kelime
- 15 Yalnızlık (14)1.077 kelime
- 16 151.064 kelime
- 17 161.021 kelime
- 18 171.011 kelime
- 19 181.050 kelime
- 20 19730 kelime
- 21 20460 kelime
- 22 211.165 kelime
- 23 221.274 kelime
- 24 231.184 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 241.032 kelime
- 26 251.036 kelime
- 27 261.163 kelime
- 28 271.255 kelime
- 29 FİNAL1.184 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Doktorun odasından çıkıp Mert'in yanına gittim ve sarıldık. Ellerini sırtımda gezdirdi.
"Ağladın mı?"
"Biraz."
Yüzümü avuçlarının içine alıp,
"Geçecek,"
dedi. Kan tahlillerimi verdikten sonra el ele hastaneden çıktık. Bu aralar ilişkimiz biraz yıpranmıştı ve bunu telafi etmeliydim. Mert, her ne kadar umursamıyormuş gibi davransa da bana çok kırılmıştı.
"Aşkım, beraber bir yerlere gidelim mi?"
"Olur bebeğim, nereye gitmek istersin?"
Boştaki elimi çeneme koyup düşünmeye başladım. Yolun karşı tarafından bize bakan Ali'yi görünce elimi hemen çenemden indirdim ve Mert'e baktım. Hâlâ onu fark etmemişti. Mert'i başka yöne çekiştirip,
"Hadi beraber sandal turu yapalım,"
dedim.
Beraber bu etkinliklerin yapıldığı alana gittik ve bir tane sandal seçtik. Mert sandala binip elini uzattı. Sandala binerken sallandığı için dengemi kaybettim ve Mert'e sarıldım.
"Bebeğim dikkatli ol, düşeceksin."
Beni yerime oturtup kendisi de karşıma oturdu. Eline kürekleri alırken eğilip dudaklarımdan öptü.
"Güzel karım."
Gülümsedim ve sandal suda ilerlerken Mert'i doya doya izledim...
"Mavi gözlerin için ölürüm,"
diyen Mert, kürek çekmeyi bırakıp eliyle gel işareti yaptı. Yerimden kalkıp onun yanına oturdum ve kollarını bana sardı.
"Eğer bir gün ölürsem tekrardan evlenme."
"Ben sadece senin karınım."
Her gün birlikte olmamıza rağmen yanında hâlâ çok heyecanlanıyordum.
Mert'in telefonu çalarken,
"Bir saniye aşkım,"
diyerek telefonu çıkardı, ekrana bakınca çenesi kasıldı.
"Alo?"
dedi sertçe.
Karşı taraftan gelen sesi duymuyordum ama Mert'in yüzü saniyeler içinde gölgelendi.
"Lan şerefsiz! Sen ne hakla..."
Mert küfrederken gözlerim hayretle açıldı. Onu bu denli çileden çıkaran şeyin ne olduğunu deli gibi merak etmiştim. Telefonu hırsla kapatıp cebine tıktı.
"Kimdi?"
diye sordum ürkekçe.
Cevap vermedi. Yüzümü iki elinin arasına alıp alnını alnıma yasladı. Derin bir nefes verdi.
"Boş ver, günümüz mahvolmasın."
Çok merak etsem de üzerine gitmedim. Sandalın kenarından eğilip elimi serin suyun içine bıraktım. Dalgaların parmaklarımın arasından süzülüşünü izlerken, Mert kollarını arkamdan dolayarak beni sıkıca kavradı.
"Bebeğim dikkatli ol, sarkma o kadar."
Ona doğru döndüm, gözlerindeki o korumacı tavra sığındım.
"Seni çok seviyorum."
"Ben de seni çok seviyorum bebeğim."
"Geri dönelim mi artık?"
"Olur, dönelim."
Mert benimle konuşurken sesi hep bambaşka bir tona bürünürdü; bir çocukla konuşur gibi naif, özenli ve tatlıydı. Sandal kıyıya yanaşınca önden o indi. Ardından beni belimden kavrayarak ayaklarımı yerden kesti ve tek hamlede rıhtıma çıkardı.
"Bebeğim ben lavaboya gideceğim, beni burada bekle."
"Tamam,"
deyip bir köşede bekledim...
"Dalga..."
Duyduğum tanıdık sesle irkilip arkamı döndüm. Bu Ali'ydi.
"Burada ne işin var, hemen defolup git?!"
Çok üzgün görünüyordu ve gözleri dolmuştu.
"Lütfen konuşmama izin ver."
"Hayır,"
dedim katı bir sesle.
"Ben çok pişmanım,"
diyen Ali'ye gözlerimi devirip,
"Umrumda değil,"
dedim. Bana doğru bir adım gelince geri çekildim, resmen midemi bulandırıyordu.
"Dal..."
Tam o sırada Mert bir hışımla araya daldı ve Ali'nin suratına sert bir yumruk indirdi. Çığlığımı bastırmak için ellerimle ağzımı kapattım. Darbenin şiddetiyle Ali geriye doğru sendeledi.
"Karımdan uzak dur demedim mi ulan ben sana!"
diye kükredi Mert.
Ali eliyle ağzından sızan kanı sildi, gözlerindeki o pişman ifade anında yerini öfkeye bıraktı. Hırsla öne fırlayıp Mert'in yakasına yapıştı ve onu geriye doğru itti.
"Dalga benim! Hep öyleydi ve öyle kalacak!"
Ali'nin bu sözleriyle gözlerimi kıstım. Kendini ne sanıyordu bu adam? Ona karşı içimde olumlu tek bir duygu bile kalmamıştı. Mert duydukları karşısında sinirden delice bir kahkaha attı, eliyle yüzünü sıvazlayıp gözlerini tekrar Ali'ye dikti.
"Senin öyle mi?!"
Lafı biter bitmez Mert ileri atılıp Ali'nin alnına çok sert bir kafa attı. Ali acıyla geriledi ama bu sefer altta kalmadı; yumruğunu sıkarak Mert’in çenesine sert bir karşılık verdi. Ortalık bir anda savaş alanına dönmüştü. Dehşet içinde hemen koşup Mert'i omuzlarından çekiştirmeye başladım.
"Mert bırak, kavga etme! Değmez onun için!"
Mert beni duymuyordu bile. Alnındaki damar iyice şişmiş, belirginleşmişti. Sinirden gözü dönmüştü ve durmaya hiç niyeti yoktu. Ali'nin üzerine tekrar atılacağı sırada sahildeki görevliler ve çevredeki birkaç kişi bağrışmaları duyup koşarak aramıza daldı.
Üç kişi Mert'i kollarından yakalayıp geriye doğru çekti. Mert kurtulmak için çırpınırken,
"Bırakın lan beni! Geberteceğim bu şerefsizi!"
diye bağırıyordu. Diğer iki kişi de rıhtımın kenarına savrulan Ali'yi tutmuştu. Ali burnundan ve dudağından gelen kanı silerken hâlâ Mert'e öfkeyle bakıyordu.
Gözyaşlarımı tutamayarak Mert’in önüne geçtim ve yüzünü ellerimin arasına aldım.
"Mert, yalvarırım gidelim! Lütfen bak bana, gidelim buradan,"
diye hıçkırdım.
Mert nefes nefese kalmıştı, göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözleri Ali'den bana kayınca bakışlarındaki o vahşi öfke biraz olsun yatışır gibi oldu. Benim ağladığımı görünce derin bir nefes verdi ve kendisini tutan adamları hırsla itti.
"Bırakın, dokunmayın,"
dedi sert bir sesle.
Ali'ye nefret dolu son bir bakış fırlattıktan sonra elimi sıkıca kavradı. Arkamıza bile bakmadan bizi oradan uzaklaştırdı. Sinirli olsa bile ondan hiç korkmuyordum; çünkü biliyordum ki Mert hiçbir zaman isteyerek bana zarar vermezdi.
"Aşkım?"
Mert, öfkeli ve hızlı adımlarına yenilerini eklerken bana cevap vermedi. Bakışları hâlâ ileride bir noktaya kilitliydi.
"Hayatım..."
"Hı?"
dedi, sesindeki o sert tınıyı gizleyemeyerek.
"Gel, sarılalım."
Sert adımları anında bıçak gibi kesildi. Durdu ve hızla dönüp bana sarıldı. Kollarımı hemen onun boynuna doladım, kokusunu içime çektim. Tam geri çekileceği sırada onu durdurup kendime doğru çektim ve dudaklarını doya doya öptüm. Kıskanmasına hiç gerek yoktu; kalbim de nikahım da tamamen ona aitti. Öpücüğün ardından geri çekilmek istediğinde yine izin vermedim. Burunlarımız birbirine değiyordu, nefesi tenimi yakıyordu.
"Arayan o muydu?"
diye sordum kısık bir sesle.
Başını olumlu anlamda salladı, gözlerinde hâlâ o kavganın yangını vardı. Bakışlarımı gözlerinden alıp dudaklarına indirdim.
"Bırak onu kendi haline, bunlar onun son çırpınışları... Ben seninim,"
dedim ve sözlerimi mühürler gibi onu bir kez daha öptüm.
Ayrıldığımızda Mert artık daha sakindi ve her şey çok güzeldi; ta ki kalbim aniden hızla çarpıp beni nefessiz bırakana kadar. Bir anda ayaklarımın bağı çözüldü, gücüm tükendi ve kendimi sertçe zemine bıraktım. Mert hemen önümde diz çöktü. Korkudan yüzüme hafifçe vurduğunda, etraftaki her şey bulanıklaşmıştı. "Ölüyorum" diyen zihnimi zorlukla susturdum ve tam o sırada Mert'in sesi ilişti kulağıma:
"Sakin ol, nefes al... Bu sadece bir panik atak."
Bu durumdan nefret ediyordum. Mert de benimle beraber derin derin nefesler alıp vererek beni sakinleştirmeye çalıştı. Yavaş yavaş kendime gelirken hıçkırarak ağlamaya başladım. Bunların hepsi Ali yüzündendi; onunla tanışmadan önce hayatımda panik atak diye bir şey yoktu. Kendime tamamen gelmeme rağmen yerimden kıpırdamadım, oturduğum yerde boş gözlerle Mert'e baktım.
"Bebeğim, benimle konuş lütfen,"
dedi endişeyle.
Gözyaşlarıma hâlâ hakim olamıyordum.
"Ağzıma tükürdü..."
diye fısıldadım acıyla. O an, o onur kırıcı olayı yaşarken gururumu düşünmemiştim ama Ali'yi tekrar görmek o iğrenç hissi zihnime yeniden kazımıştı. Mert ne demek istediğimi anlamayan gözlerle yüzüme baktı.
"Ne yaptı?"
"Bana çok kötü davrandı..."
Ben hıçkırarak ağlarken Mert beni incitmekten korkar gibi kucağına aldı ve yürümeye başladı. Sonunda sakin ve gözlerden uzak, güzel bir yer bulunca beni yavaşça yere bıraktı. Yanıma oturup eliyle dizine vurdu. Hiç düşünmeden başımı dizlerine koydum ve Mert’in gözlerine baktım. Parmak uçlarıyla gözyaşlarımı sildi.
"Mert?"
"Efendim canım?"
"İntihar etmedin değil mi?"
Sorumla birlikte şefkatle saçlarımı sevmeye başladı.
"Hayır tabiki de... Biliyorsun, nehir suları denizden daha tehlikelidir."
"Tamam,"
dedim titrek bir sesle. Panik atak sonrasında hep çok yorgun olurdum ama bu sefer sadece yorgun değildim; göğsümün tam ortasında koca bir yumru var gibi hissediyordum. Artık o acıyı içimde tutamadım ve içimdeki her şey sular seller gibi dışarıya aktı:
"Ablam bana neden öyle davrandı? Peki ya erkek kardeşim... Neden daha iyi bir insan değil? Babam anneme çok kötü davranıyor... Ali de tıpkı babam gibi bir canavar!"
Susmuyor, duramıyordum. Birbirinden bağımsız bunca derdi, yıllardır içimde biriken tüm yaraları ardı ardına döküyor ve acıyla ağlıyordum.
Bölüm etkileşimi
