2

Vaveyla Yazarı: Hazal Yaman

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 2

Sonunda o gün gelip çatmıştı; yorucu, stresli, yoğun bir mesai ve ne istediğini bilmeyen çekilmez insanlar... Sırf bedavaya getirmek için
"Ben Caramel Ice Latte değil, sıcak Caramel Latte istemiştim!"
diye tutturan, üstelik önündeki buzlu içeceği dibine kadar bitirip sonra da bardağı değiştirmeye kalkan arsız bir müşteriyle kapışıyordum. Tam o sırada kapıdan içeri iki gün önceki o esmer, gizemli adam süzüldü. Bakışlarım anında kapıya kaydı; o devasa kalabalığın içinde onu fark etmemek zaten imkânsızdı. Dudaklarımda, benden bağımsız, kontrolsüz gelişen bir gülümseme oluştu, bu adamı tekrar görmek nekadar da güzel
"Sana kahvemi ver dedim!"
Kulakları tırmalayan bu çığlıkla irkildim. Kadın, elindeki bardağın dibinde kalan kahve kalıntısını üzerime doğru fırlatmıştı. Şokla ağzım açık kaldı, bir adım geri çekilip gözlerimi sıkıca kapattım. İçimdeki canavara yalvarıyordum: "Onu sakın dövme Dalga, sakın saçını başını yolma! Sen bu işi seviyorsun, sakin ol..." Dişlerimi birbirine o kadar sert bastırmıştım ki çene kemiklerim kırılacak sandım. Gözlerimi hiddetle açıp sesimi perdesizce yükselttim:
"Manyak mısın sen kadın, ne yapıyorsun?!"
Kadın çıldırmış gibi cırlamaya başladı:
"Aaaa, terbiyesize bak hele! Sensin manyak!"
O esnada kafe müdürümüz Mert koşarak aramıza girdi, kadını sakinleştirmeye çalışıp onu masalardan birine buyur etti. Arkasını dönüp bana,
"Dalgacım, hanımefendiye hemen yeni bir Caramel Latte hazırla,"
deyip göz kırparak uzaklaştı. Arkasından öfkeyle kaşlarımı çatsam da beni görmemişti bile. İçimden, "Asla hak etmiyor o kahveyi pislik kadın," diye geçirdim. Yüzüm asılmıştı. "Neyse, kovulmaya niyetim yok. Madem öyle, bol tükürüklü bir latte içsin de görsün gününü! Zıkkım olsun ona, hem de en balgamlısından!"
Kafamda şeytani planlar uçuşuyordu.
"tamam iğrenç olduğumu söylemeyin, her gıcık olduğuma yapmıyorum, neden kul hakı olsun, kadın iki kahve içip bir kahve parası ödiyecek? tükürmek şart oldu"
Tezgâha geçip kahveyi hazırlamaya koyuldum. Latte sanatı yapmadan hemen önce, tezgahın altına doğru eğilip espressonun içine hırsla tükürdüm. Ardından hızla doğruldum, krema gibi ısıttığım sütü fincana döküp üzerinde güzel bir figür çıkardım. Klasik yaprak şekli tam oturunca,
"Bu kahveyi bizzat ben servis edeceğim,"
diyerek fincanı kaptığım gibi kadının masasına götürdüm.
Kadın gözlerini devirerek,
"Tükürmedin, değil mi?"
dedi. Tüylerim diken diken olurken zoraki güldüm.
"Ne münasebet efendim, müdürümüz ne derse onu yapmak zorundayım,"
dedim. Yüz ifadem düşerken ona pis pis bakıp ekledim: "Yoksa o kahveyi içemezdin."
müdürümüz Mert, çaresizlikle elini alnına vurdu. Hızla yerinden kalkıp sert kaş göz hareketleriyle yanıma geldi ve hoyratça kolumdan yakaladı. Ters ters eline baktım:
"Ne münasebet Mert, ne hakla kolumu tutuyorsun?"
diyerek kendimi geriye çektim. Mert hatasını anlayıp elini hızla çekti:
"Kusura bakma, refleks oldu. Şöyle arkaya geçelim, seninle acil konuşacağız."
Mert’in peşinden gidip boş masalardan birine karşılıklı oturduk. Tam kafamı kaldırdığım an gözlerim yine o esmer yabancıya takıldı. İçimden hırsla mırıldandım: "İnsana hakkıyla âşık olacak bir an bile tanımıyorlar ki bu hayatta!" Tam o sırada adam bana doğru bakıp el sallamaya başladı. Şaşkınlıkla elimi göğsüme koyup kendimi işaret ettim, sonra acaba başkasına mı yapıyor diye arkama döndüm; ama arkamda in cin top oynuyordu. Bu adam düpedüz bana el sallıyordu! Dudaklarımda engel olamadığım bir gülümseme yayıldı.
Müdürümüz Mert bana baktı ve arkasına dönüp yabancı adama baktı; ağır ağır kafasını bana çevirdi ve sinirli bir şekilde masaya vurdu:
"Yeter Dalga!"
İrkilip onun gözlerine kilitlendim.
"Bir daha böyle bir durum olursa kavga etmek yerine beni çağıracaksın, yoksa arkadaşımın kardeşi demem, seni o sıkıcı masa başı işe gönderirim!" "
Bana doğru eğilip
"Anlaşıldı mı?!"
dedi, Kaşlarım gururla çatılsa da gözlerimin hırsla dolmasına engel olamadım. Boğazımdaki yumruyu yutup,
"Anlaşıldı,"
dedim sessizce.
"Hadi şimdi işinin başına dön ve müşterilerle sakın muhatap olma, sen garson değilsin."
"Tamam,"
deyip kalktım. Beni iki dakikada süt dökmüş kediye çevirmişti pislik! İçimden sabır çeke çeke, homurdana homurdana barın arkasına geçtim.Saatler ilerliyor, mesai bitimine yaklaşıyorduk. Gözüm sürekli onun oturduğu masaya kayıyor, içim içimi yiyordu; ismini deli gibi merak ediyordum. Derken gecenin sonuna doğru adam oturduğu yerden kalktı, ağır adımlarla tezgâha yaklaşıp bana kendi telefonunu uzattı. İngilizce bir adres ya da konum soracağını sandım ama ekranın açık olduğunu ve birinin hatta beklediğini fark ettim. Telefonu kulağıma götürdüm:
"Alo?"
Karşıdaki ses son derece düzgün bir Türkçe ile konuştu:
"Alo, merhaba. Ben Akif. Yanınızdaki arkadaşım Türkçe bilmiyor, Amerika'da doğup büyüdü. Sizi ilk gördüğü andan beri büyülenmiş durumda. Eğer sizin için de bir sakıncası yoksa, sizinle tanışmayı çok istiyor."
Şok dalgası bütün bedenimi sardı. Nasıl yani, o da mı benden hoşlanmıştı? Göğüs kafesim kalbimin güm güm atışıyla sarsılırken, heyecandan ne diyeceğimi bilemeyip,
"Düşüneceğim,"
diyerek telefonu alelacele adamın eline tutuşturdum. Arkamı döndüğümde kendime kızıyordum: "Düşüneceğim ne be Dalga! Ne aptalsın!" İçim kıpır kıpırdı. Adam masasına doğru adımlarken ben titreyen ellerimle hemen bir sigara ateşleyip tabureye çöktüm. Tamam, ben de ondan ilk andan beri etkilenmiştim ama işin gerçeğe dökülme ihtimalini hiç hesaba katmamıştım. Günübirlik ilişkiler yaşayacak bir karakterim yoktu; evlenmeye de niyetim yoktu, evlilik benim gözümde sadece bir prangaydı...
Ben zihnimdeki korkularla boğuşurken iş arkadaşım yanımda bitti, ne olduğunu sorunca her şeyi bir çırpıda anlattım.
"Onu gerçekten beğeniyor musun?"
diye sordu gözlerini kısarak. Hiç tereddüt etmeden,
"Evet,"
dedim. Daha lafımı bitirmeme fırsat vermeden fırlayıp Ali'nin masasına doğru yürüdü. Arkasından dehşetle baktım: "Bu deli ne yapıyor ya!" Arkadaşım adamın elinden telefonu kapıp karşıdaki Akif'e bir şeyler söyledi, sonra cebinden bir kâğıt çıkarıp üzerine bir şeyler karalayarak adama uzattı. Adamın yüzünde kocaman, rahatlamış bir tebessüm belirdi; kâğıdı alıp ceketinin cebine koydu ve kafeden ayrıldı. Meraktan çatlamak üzereydim, heyecandan üst üste sigara yakıyordum. Arkadaşım tezgâha döner dönmez üzerine yürüdüm:
"Ne oldu? Ne dedin adama, neden gittin yanına?"
Pişkin bir şekilde gülümsedi:
"Ona senin numaranı verdim. Ailenin çok muhafazakâr olduğunu, senin öyle gelip geçici heveslerle işin olmayacağını ve onu yalnızca evlilik niyetiyle tanımak isteyeceğini söyledim."
"Evlilik mi?!"
İçim ürperdi. Yok canım, daha neler! Alt tarafı biraz tanışacaktık, evlenecek halim yoktu ya... Yine de içimdeki o çocuksu heyecan korkularımı bastırdı ve hemen asıl merak ettiğimi sordum:
"Peki... İsmini sordun mu?" Normalde kafasına bar taburesi fırlatmam gerekirken gözlerimin içi gülüyordu.
"Ailesi Türkmenmiş ama kendisi Amerika'da doğup büyümüş. İsmi Ali'ymiş."
"Ali..."
Kendi kendime fısıldadım bu ismi. Ama hemen ardından gerçek tokat gibi çarptı yüzüme: Arasa bile nasıl anlaşacaktık ki? O Türkçe bilmiyordu, bense İngilizceye tamamen yabancıydım... Yine de her şeyi unutup sevinçle iş arkadaşımın boynuna sarıldım, teşekkür ettim. Evet, içimde dağlar gibi korkular vardı ama onu ilk gördüğüm o saniyeden beri kalbimin ritmini değiştiren tek adamdı o. Olduğum yerde duramıyor, çocuk gibi dans etmek istiyordum.
Mesai bitmiş, üstümü değiştirip eve gitmek için kapıya yönelmiştim ki Mert önümü kesti:
"Saat epey geç oldu Dalga, seni eve ben bırakacağım."
Mert’e karşı içimdeki öfke dalgası henüz durulmamıştı; kafenin ortasında beni o yabancının önünde azarlayışını hazmedemiyordum. Arabaya doğru yürürken ikimiz de barış ilan etmemiş iki düşman gibi birbirimize "Hayırdır, ne bakıyorsun?" minvalinde sert bakışlar fırlatıyorduk. Kendimi dış dünyaya kapatmak için kulaklıklarımı takıp müziğin sesini yükseltim. Ancak başımı ne zaman çevirsem, Mert’in dikiz aynasından ya da yan gözle sürekli beni süzdüğünü görüyordum. Kulaklığı hırsla çekip yüzüne diklendim:
"Yahu sen abimin arkadaşısın güya ama bakıyorum da abimden çok benimle takılıyorsun?"
Yüzüne gıcık, ukala bir tebessüm yerleştirdi:
"Çok meraklıyım sanki sana... Abine söz verdim, sana göz kulak olmaya mecburum, anladın mı?"
diyerek üste çıkmaya çalıştı. Ama tabii ki içinde tutamadığı başka bir karın ağrısı vardı. Bir süre sonra dayanamadı, lafı döndürüp dolaştırıp kafedeki o esmer adama attığım o hayran bakışlara getirdi.
"Abin öğrenirse kötü olur"
Bakışlarımı devirdim:
"Boşuna abimi bahane etme Mert. Abim senin gibi hırt bir adam değil bir kere, halden anlar!"
Attığım bu "hırt" golü Mert’in yüzünü anında düşürdü, fena bozulmuştu. Ama onun incinen gururu o an zerre kadar umurumda değildi; çünkü benim zihnimin odalarında sadece Ali dolanıyordu.Eve adım atar atmaz kendimi yatağa fırlattım. Telefonu göğsüme bastırmış, gece boyunca Ali’den gelecek o ilk mesajın hayaliyle uykuya direniyordum. Saatler gece yarısını devirdi, şafak sökmeye yüz tuttu ama ekranda tek bir ışık bile yanmadı. Merak ve sabırsızlık içimi bir kurt gibi kemirirken dayanamayıp beni bu ateşe atan iş arkadaşıma mesajı döşedim:
"Bu adam numaramı aldı ama neden hâlâ bana ulaşmıyor? Bir sorun mu var?"
Sabaha kadar telefona baka baka gözlerime mil çekildi ama ne bir ses geldi ne bir nefes...
Ertesi sabah kafenin kapısından içeri girdiğimde, uykusuzluğun getirdiği o kırgınlık içimde devasa bir nefrete dönüşmüştü. İçeride Mert ile göz göze geldik ama yüzüne bakmadan, günaydın bile demeden yanından bir rüzgâr gibi geçip gittim. Mert dünkü kabalığının farkındaydı; vicdan azabıyla gün boyu peşimde pervane oldu, suçunu unutturmak için etrafımda dört döndü ama nafile, ona buz gibi bir duvar ördüm. Bir ara arkamdan sessizce yaklaşıp tezgâha kıpkırmızı, taze bir gül bıraktı. Yüzümü bile çevirmeden, gülü parmaklarımın ucuyla itip çöpe fırlatır gibi kenara attım; onun o sahte rüşvetlerine karnım toktu. Tam tezgâhın arkasında hınçla espresso kaşıklarını temizlerken, masanın üzerindeki telefon birden canlandı. Ekranda beliren o yabancı alan kodunu ve gelen mesaj bildirimini gördüğüm an, içimi tarif edilemez bir sevinç kapladı.
Gelen mesajı okumaya başladım. "Merhaba, ben Ali," diye başlıyordu. Mesajı bir çeviri programı yardımıyla yazdığını, bu yüzden olası yazım hataları için şimdiden özür dilediğini belirtmişti. Hayatı boyunca ilk görüşte aşkı hep merak ettiğini ama bu büyülü duyguyu ona ilk kez benim verdiğimi yazmıştı... Mesajın devamı, içimi eriten uzun ve son derece romantik cümlelerle doluydu.
Bu mesajlar beni o kadar mutlu etmişti ki bir anda bütün sinirim uçup gitti, kendimi çok iyi hissettim. Bu yüzden Mert’e karşı takındığım o sert tavrı bırakıp ona daha samimi davranmaya başladım. Benim bu ani yumuşamamı fark eden Mert,
"Dalga, bana bir espresso yap, biraz oturalım"
diyerek masalardan birine oturdu. Ben de elimde espresso fincanıyla gidip karşısına oturdum, fincanı Mert' in önüne koydum ve içimdeki heyecanı tutamayarak,
"Mert, sanırım ben âşık oldum,"
dedim. Mert’in yüzü anında düştü. Önünde duran espresso fincanından gözlerini ayırmadan, parmaklarıyla fincanı çevirerek sordu:
"Dünkü beş numaralı masada oturan adam mı?"
Şaşkınlıkla,
"Evet, o da benden hoşlanmış,"
dedim.
"Abine söyleyecek misin?"
diye sordu. Önündeki fincandan gözünü ayırmadan konuşması dikatimi çekti, belli ki bir şey' e çok bozulmuştu. Ben de durumu toparlamak için,
"Daha çok erken, aramızda henüz bir şey yok ama ciddi bir şey olursa söylerim,"
dedim. Konuşmamız bittikten sonra Ali'ye hemen bir buluşma teklif ettim. Ali, bu teklifime çok sevindiğini ama Türkiye’ye aslında saç ekimi yaptırmak için geldiğini yazdı. Bu yüzden bu akşamlık sadece iş çıkışı kısa bir yürüyüş yapabileceğimizi, gerçek bir yemeği ise sonraki güne bırakmak zorunda olduğunu ekledi; bu saç sorunu genetikmiş. Kafede zaman benim için artık bir türlü geçmek bilmedi ve sonunda işler bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

678okunma 104beğeni 14yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18