15. bölüm / 15
FEKELİ:F-17YARIM KALAN
Bölümler 15Şu an: YARIM KALAN
- 1 3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 İLK SABAH519 kelime
- 5 İLK İZLER1.038 kelime
- 6 FEKELİ861 kelime
- 7 AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 İLK HABER1.226 kelime
- 9 KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 3 GÜN525 kelime
- 13 3 SAAT437 kelime
- 14 ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 YARIM KALAN434 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odadaki sessizlik birkaç saniye daha sürdü.
Kimse ekrandaki cümleden gözlerini ayıramıyordu.
“Yirmi yıl önce yarım kalan şeyi tamamlamanın zamanı geldi.”
Kürşat yavaşça sandalyesinden kalktı.
“Komutanım…”
Demir Alp ona baktı.
“Efendim?”
“Bu mesajın kaynağını bulamıyorum.”
“Ne demek bulamıyorsun?”
“Dosya bilgisayara dışarıdan gönderilmemiş.”
Asım kaşlarını çattı.
“Nasıl yani?”
Kürşat ekranı gösterdi.
“Dosya zaten sistemin içindeymiş.”
O an odadaki hava değişti.
Demir Alp birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Yani biri sisteme girmemiş.”
Kürşat başını salladı.
“Evet komutanım.”
“Zaten sistemin içindeymiş.”
“Evet.”
Nihat araya girdi.
“Komutanım, bu mümkün mü?”
Demir Alp'in bakışları ekrandan ayrılmadı.
“Normal şartlarda değil.”
Normal şartlarda.
Bu iki kelime bile yeterince rahatsız ediciydi.
Ben hâlâ ekrandaki 17 sayısına bakıyordum.
Bir sayı.
Ama benim için yalnızca bir sayı değildi.
Onu daha önce görmüştüm.
Bir kapının üzerinde.
Bir kâğıdın üzerinde.
Belki de bir yerde daha.
Hatırlayamıyordum.
Hatırlamak istemiyor muydum?
Bunu bile bilmiyordum.
“Almıla.”
Başımı kaldırdım.
Demir Alp bana bakıyordu.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Yalan.
Ama bunu söylemeye alışmıştım.
Demir Alp bunu anlamış olacak ki gözlerini birkaç saniye üzerimde tuttu.
Sonra ekrana döndü.
“Kürşat, adresi çıkar.”
“Emredersiniz komutanım.”
Klavye sesleri odada yankılanmaya başladı.
Birkaç saniye sonra ekranda bir harita açıldı.
Kırmızı bir işaret belirdi.
Şehrin dışında.
Ormanlık bir bölgenin yakınında.
Kürşat yakınlaştırdı.
“Komutanım, burası eski bir yerleşim bölgesi.”
“Şu an kullanılıyor mu?”
“Resmî kayıtlarda boş görünüyor.”
Asım yaklaştı.
“Boşsa yirmi yıl önce Almıla Üsteğmen'i orada mı tuttular?”
Demir Alp ona baktı.
“Bilmiyoruz.”
Asım başını salladı.
“Emredersiniz.”
Ben haritaya bakmaya devam ettim.
Bir şey dikkatimi çekti.
Haritanın sağ alt köşesinde küçük bir yapı görünüyordu.
Diğerlerinden farklıydı.
“Orası ne?”
Kürşat baktı.
“Hangisi?”
Parmağımla ekranı gösterdim.
“Şurası.”
Kürşat görüntüyü büyüttü.
Eski bir yapı.
Etrafında başka hiçbir bina yoktu.
“Bunun kaydı yok.”
Demir Alp hemen sordu:
“Hiç mi?”
“Hiçbir şey görünmüyor komutanım.”
“İlginç.”
Nihat hafifçe güldü.
“Komutanım, bizim işimizde 'ilginç' kelimesi genelde iyi bir şey olmuyor.”
Kimse gülmedi.
Nihat da gülmeyi bıraktı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra hazırlıklar tamamlandı.
Ben koridorda yürürken cebimdeki fotoğrafı tekrar çıkardım.
Fotoğrafa baktım.
Sekiz yaşındaki hâlim bana bakıyordu.
Yanındaki kişinin yüzü hâlâ kesilmişti.
Ama bu kez başka bir şey fark ettim.
Fotoğrafın köşesinde küçük bir gölge vardı.
Bir el.
Fotoğrafı ters çevirdim.
Arkasında yeni bir şey görünmüyordu.
Tam tekrar cebime koyacaktım ki...
bir kelime gördüm.
Daha önce yoktu.
Fotoğrafın en alt köşesinde, çok silik bir şekilde yazılmıştı:
“Bora.”
Donup kaldım.
Bora.
Ağabeyimin adı.
Kalbim hızlandı.
Bu kez gerçekten nefes alamadım.
“Almıla Üsteğmen?”
Başımı kaldırdım.
Nihat koridorun sonunda duruyordu.
“Komutanım sizi bekliyor.”
Fotoğrafı hızla cebime koydum.
“Geliyorum.”
Yürümeye başladım.
Ama aklım tek bir yerdeydi.
Bora.
Eğer bu fotoğraf gerçekten 2006'ya aitse...
Biri neden ağabeyimin adını fotoğrafın arkasına yazmıştı?
Ve daha önemlisi...
Bora o gün neredeydi?
Bölüm etkileşimi
