11. bölüm / 15
FEKELİ:F-17KAYIP İZ
Bölümler 15Şu an: KAYIP İZ
- 1 3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 İLK SABAH519 kelime
- 5 İLK İZLER1.038 kelime
- 6 FEKELİ861 kelime
- 7 AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 İLK HABER1.226 kelime
- 9 KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 KAYIP İZ1.119 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 3 GÜN525 kelime
- 13 3 SAAT437 kelime
- 14 ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 YARIM KALAN434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapının kapanma sesi koridorda yankılandı.
Sonra sessizlik.
Öyle sıradan bir sessizlik değildi bu.
Sanki binanın bütün sesleri bir anda geri çekilmiş, duvarların arasına saklanmıştı. Ayak sesleri yoktu. Konuşma yoktu. Dışarıdan gelen rüzgârın uğultusu bile kesilmişti.
Sadece tavandaki lambanın düzensiz titreşimi vardı.
Bir yanıyor, bir sönüyordu.
Duvarların soluk rengi her ışık değişiminde başka bir hâle bürünüyordu.
Demiralp önümde yürüyordu.
Ben birkaç adım gerisindeydim.
“Bir dakika.”
Durdu.
Ben de durdum.
“Ne oldu?”
Koridorun sonundaki duvara baktım.
Az önce orada hiçbir şey yoktu.
Şimdi ise küçük, siyah bir çizgi göze çarpıyordu.
Yaklaştım.
Duvarın boyası diğer kısımlardan biraz daha koyuydu.
Parmaklarımı yüzeye yaklaştırdım ama dokunmadan geri çektim.
“Burada bir şey var.”
Demiralp yanıma geldi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden baktı.
Sonra cebinden küçük bir el feneri çıkardı.
Işığı duvara tuttu.
Çizginin aslında bir kapak kenarı olduğunu gördüm.
Gizlenmiş bir bölme.
Kaşlarım çatıldı.
“Bu bina planında böyle bir şey var mıydı?”
“Hayır.”
Tek kelime.
Ama sesindeki kesinlik yetmişti.
Demiralp çevreyi kontrol etti.
“Buraya dokunma.”
“Niye?”
“Çünkü bilmediğimiz bir şeyin ne işe yaradığını bilmeden kurcalamak iyi fikir değildir.”
Başımı salladım.
Haklıydı.
Bir binanın planında bulunmayan bir boşluk, özellikle de birileri tarafından gizlenmişse, tesadüf sayılmazdı.
Demiralp biraz daha yaklaştı.
Kapak üzerinde çok küçük bir işaret vardı.
Üç çizgi.
Ve onların altında tek bir harf.
F.
İçimden soğuk bir ürperti geçti.
Fekeli.
İsim aklımdan geçer geçmez Demiralp'in yüzüne baktım.
O da görmüştü.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Bazen susmak, bir cevaptan daha fazlasını anlatır.
Bir süre sonra Yıldırım Timi'nden diğerleri de yanımıza geldi.
Nihat'ın normalde hiç eksilmeyen gülümsemesi bile yoktu.
Kürşat duvara baktı.
“Bu ne?”
“Bilmiyoruz,” dedi Demiralp.
Asım hemen araya girdi.
“Fekeli'nin işareti olabilir mi?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü hepimizin aklındaki soru aynıydı.
Eğer gerçekten onun işaretiyse...
Bizi buraya kim getirmişti?
Tam o sırada ışıklar yeniden söndü.
Bu kez tamamen.
Karanlık üzerimize bir perde gibi indi.
Bir anlığına hiçbir şey göremedim.
Sonra uzaktan bir ses duyuldu.
Metal bir şey yere düşmüştü.
Çınk.
Herkes sustu.
Ses binanın alt katından gelmişti.
Demiralp elini kaldırdı.
Kimse konuşmadı.
Bir süre sonra ışıklar tekrar geldi.
Ama bu kez koridor boştu.
Duvarın önüne baktım.
Gizli kapak yoktu.
Az önce orada duran işaret de yok olmuştu.
Sanki hiç var olmamıştı.
“Demiralp…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Çünkü onun yüzündeki ifadeyi görmüştüm.
O da aynı şeyi düşünüyordu.
Birisi bizden önce buradaydı.
Ve hâlâ binanın içinde olabilirdi.
Alt kata indiğimizde hava değişti.
Yukarıdaki kuru ve ağır havanın yerini soğuk, nemli bir hava almıştı.
Duvarlarda su izleri vardı.
Yerdeki taşların arasında ince toz tabakaları birikmişti.
Böyle yerlerde küçük ayrıntılar önemlidir.
Çünkü toz, uzun süre dokunulmayan yüzeylerin üzerinde kalır.
Bir şey hareket ettiğinde ise iz bırakır.
Ben de yere baktım.
Ve gördüm.
Ayakkabı izi.
Tek bir tane.
Taze değildi.
Ama eski de değildi.
Demiralp çömeldi.
İzi birkaç saniye inceledi.
Sonra başını kaldırdı.
“Burada biri yürümüş.”
“Ne zaman?”
“Bilmiyorum.”
İçimdeki merak korkunun önüne geçti.
“Peki nereye gitmiş?”
Demiralp koridorun sonuna baktı.
Orada iki kapı vardı.
Biri açık.
Diğeri kapalı.
Açık olan kapının arkasında zifiri karanlık vardı.
Kapalı olanın üzerinde ise paslanmış bir tabela asılıydı.
ARŞİV.
Demiralp ayağa kalktı.
Gözlerini tabelaya dikti.
“Arşiv…”
Sesinde garip bir ton vardı.
“Nesi var?”
Cevap vermeden kapıya yürüdü.
Elini kapının üzerine koydu.
Sonra bana baktı.
“Bazı bilgiler kaybolmaz, Almıla.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek istiyorsun?”
Kapının kolunu tuttu.
“Bazen sadece yanlış yerde saklanır.”
Kapı açıldı.
İçeriden soğuk bir hava yüzüme vurdu.
Ve karanlığın içinden...
bir telefon sesi yükseldi.
Bir kez.
Sonra sustu.
Hepimiz birbirimize baktık.
Telefon tekrar çaldı.
Bu kez daha uzun.
Demiralp'in yüzündeki ifade değişti.
Ben ise kapının içindeki karanlığa bakarken tek bir şeyi düşündüm:
Bizi buraya getiren kişi, kim olduğumuzu biliyordu.
Çünkü telefon...
benim adımla kayıtlıydı
Telefon üçüncü kez çaldı.
Bu kez ses, arşivin duvarlarında yankılandı.
Sanki yalnızca telefon değil, bütün bina çalıyordu.
Demiralp kapının eşiğinde durdu.
Ben ise gözlerimi masanın üzerindeki telefondan ayıramıyordum.
Eski, siyah bir cihazdı.
Ekranı çizilmişti.
Üzerinde tek bir isim vardı.
ALMILA AYZIT KORKUT
Nefesim boğazımda düğümlendi.
“Bu…”
Sesim çıkmadı.
Demiralp bana baktı.
“Dokunma.”
“Benim adımı nereden biliyorlar?”
Cevap vermedi.
Çünkü o da bilmiyordu.
Ya da bildiği bir şey vardı ve söylemek istemiyordu.
Telefon sustu.
Arşiv yeniden sessizliğe gömüldü.
Raflarda yüzlerce dosya vardı. Bazılarının kenarları sararmış, bazıları nemden kabarmıştı. Tavandan sarkan tek ampul, odanın yalnızca ortasını aydınlatıyordu.
Köşeler karanlıktı.
Ve karanlıkta ne olduğunu görmek mümkün değildi.
Demiralp içeri girdi.
Ben de peşinden girdim.
“Burası yıllardır kullanılmıyor gibi.”
“Öyle görünmesi gerekiyor olabilir.”
Sözleriyle birlikte gözlerim raflara kaydı.
Bazı dosyaların üzerinde tarihler vardı.
1990
1992
1998
Sonra bir tarih gördüm.
"2006"
Olduğum yerde kaldım.
O yılın neden önemli olduğunu biliyordum.
Çocukluğumun en uzun gecelerinin başladığı yıl.
Demiralp bunu fark etmiş olacak ki bana döndü.
“Almıla?”
Parmağımı dosyaya uzattım.
“Bu tarih…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Dosyayı raftan çektim.
Üzerinde isim yoktu.
Sadece küçük bir kod vardı:
K-17.
Dosyanın kapağını açtım.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa da.
Üçüncüde ise tek bir cümle yazıyordu.
“Tanık bulundu.”
Kalbim hızlandı.
Sayfayı çevirdim.
Bu kez bir isim vardı.
Ama mürekkep dağılmıştı.
Yalnızca son harfleri okunuyordu.
…KORKUT
Elimdeki dosya ağırlaşmış gibi oldu.
“Demiralp…”
Yanıma geldi.
Dosyaya baktı.
Sonra yüzüme.
“Bunu kapat.”
“Hayır.”
“Almıla.”
“Hayır.”
Sesim ilk kez bu kadar sert çıkmıştı.
“Yıllardır bana hiçbir şey anlatılmadı.”
Dosyayı göğsüme çektim.
“Şimdi önüme kendi ismimin çıktığı bir dosya koyup kapatmamı bekleyemezsin.”
Demiralp birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini dosyadan ayırmadan konuştu.
“Ben de bunun burada olmasını beklemiyordum.”
“Sen biliyor muydun?”
“Hayır.”
“Peki neden bu kadar sakinsin?”
Gözlerini bana çevirdi.
“Çünkü korkuyla verilen kararların çoğu yanlış olur.”
Sözleri odada asılı kaldı.
Ben ise dosyanın sayfalarına bakmaya devam ettim.
Tam o sırada arkamızdan hafif bir ses geldi.
Çıt.
İkimiz de döndük.
Rafların arasındaki karanlıkta bir şey hareket etmişti.
Demiralp elini kaldırdı.
Herkes sustu.
Kürşat ve Asım kapının yanında bekliyordu.
Kimse konuşmadı.
Birkaç saniye sonra yine ses geldi.
Bu kez daha yakından.
Çıt.
Demiralp karanlığa doğru bir adım attı.
Ben de arkasından gitmek istedim.
“Sen burada kal.”
“Hayır.”
Bana kısa bir bakış attı.
“Almıla.”
“Dosyayı bırakmayacağım.”
Bir an göz göze geldik.
Sonunda başını çevirdi.
Karanlığa doğru ilerledi.
Ben dosyayı sıkıca tutarken sayfalardan biri yere düştü.
Eğilip aldım.
Arkasında daha önce görmediğim bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta küçük bir kız çocuğu vardı.
Yüzünü hemen tanıdım.
Ben.
Ama fotoğrafın çekildiği yeri tanımıyordum.
Yanımda biri daha vardı.
Yüzü fotoğraftan kesilmişti.
Fotoğrafın arkasında yalnızca dört kelime yazıyordu:
“Üçüncü gün. Saat üç.”
Nefesim kesildi.
Üç gün.
Üç saat.
Çocukluğumdan beri hatırlamak istemediğim o zaman dilimi.
Parmaklarım fotoğrafın kenarında titredi.
Tam o anda arşivin ışıkları yeniden söndü.
Bu kez telefon çalmadı.
Onun yerine telefonun ekranı kendi kendine aydınlandı.
Tek bir mesaj vardı.
“Hatırlamaya başladın mı?”
Mesajın altında ikinci bir satır belirdi.
“Çünkü ben seni hiç unutmadım.”
Ekran karardı.
Ve karanlığın içinden bir ses duyuldu.
“Almıla…”
Demiralp'ti.
Ama sesi az önceki yerden gelmiyordu.
Ses, arşivin en uzak köşesinden geliyordu.
“Buraya gel.”
Sesindeki ton değişmişti.
İlk kez gerçekten şaşırmış gibiydi.
Elimdeki fotoğrafı cebime koydum.
Karanlığa doğru ilerledim.
Ve Demiralp'in elindeki şeyi gördüğümde...
geçmişimin yalnızca bana ait olmadığını anladım.
Bölüm etkileşimi
