14. bölüm / 15
FEKELİ:F-17ESKİ BİR FOTOĞRAF
Bölümler 15Şu an: ESKİ BİR FOTOĞRAF
- 1 3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 İLK SABAH519 kelime
- 5 İLK İZLER1.038 kelime
- 6 FEKELİ861 kelime
- 7 AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 İLK HABER1.226 kelime
- 9 KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 3 GÜN525 kelime
- 13 3 SAAT437 kelime
- 14 ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 YARIM KALAN434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2026 — Saat 17.42
Fotoğraf hâlâ cebimdeydi.
Kâğıdın kenarları parmaklarımın arasında ezilmişti.
Onu defalarca çıkarıp bakmak istemiştim.
Ama yapamamıştım.
Çünkü bazı şeyleri görmek, hatırlamaktan daha kolay değildi.
Arşivin kapısından çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı. Günün son ışıkları binanın kirli camlarına vuruyor, koridorun zemininde soluk çizgiler oluşturuyordu.
Yıldırım Timi sessizdi.
Kimse az önce bulduğumuz dosya hakkında konuşmuyordu.
Ama herkesin aklında aynı soru vardı.
Almıla'nın adı neden o dosyadaydı?
Demiralp birkaç adım önümde yürüyordu.
Sonunda durdu.
“Fotoğrafı ver.”
Elimi cebime götürdüm.
Sonra duraksadım.
“Hayır.”
Bana döndü.
“Almıla.”
“Hayır, Demiralp.”
Sesim sakin çıkmıştı.
Ama içimde hiç sakinlik yoktu.
“Bu benim geçmişim.”
“Ve şu an bu geçmiş, yürüttüğümüz operasyonun içine girmiş durumda.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse fotoğrafı ver.”
Başımı iki yana salladım.
“Önce ne olduğunu bilmek istiyorum.”
Demiralp birkaç saniye bana baktı.
Sonra yaklaşarak sesini alçalttı.
“Bazen bilmek istediğin şey, bilmeye hazır olduğun şey değildir.”
“Ben çocuk değilim.”
“Bunu söylemedim.”
“Öyle davranıyorsun.”
Sessizlik.
Demiralp'in yüzündeki ifade değişti.
Kızgın değildi.
Daha çok bir şeyden endişeleniyor gibiydi.
“Fotoğraftaki kişi kim?” diye sordu.
Cevap veremedim.
Çünkü bilmiyordum.
Fotoğrafta sekiz yaşındaki hâlim vardı.
Yanımda ise yüzü kesilmiş bir insan.
Ama fotoğrafın arkasındaki yazı...
Üçüncü gün. Saat üç.
Bu cümleyi gördüğümden beri içimde bir şey yerinden oynamıştı.
“Bilmiyorum.”
Demiralp gözlerini benden ayırmadı.
“Peki neden saklıyorsun?”
“Çünkü korkuyorum.”
Bu kelime ağzımdan çıktığında ikimiz de sustuk.
Ben korktuğumu söylemeye alışık değildim.
Hele onun karşısında.
Demiralp bir süre sonra başını hafifçe eğdi.
“Tamam.”
“Tamam mı?”
“Fotoğraf sende kalsın.”
Şaşırdım.
“Cidden mi?”
“Evet.”
Arkasını döndü.
“Çünkü birazdan onu sana kimin bıraktığını öğreneceğiz.”
Olduğum yerde kaldım.
“Ne?”
Demiralp cevap vermedi.
Koridorun sonuna doğru yürüdü.
Ben peşinden gittim.
Toplantı odasına girdiğimizde masanın üzerinde bir bilgisayar açıktı.
Kürşat ekranın başındaydı.
Bizi görünce ayağa kalktı.
“Komutanım.”
Demiralp başını salladı.
“Ne buldun?”
Kürşat ekrana döndü.
“Arşivdeki telefonun kayıtlarını inceledik.”
İçeri giren diğer tim üyeleri de masanın etrafında toplandı.
Kürşat ekrana bir görüntü yansıttı.
Telefonun son çağrısı görünüyordu.
Tarih:
14 Ekim 2006.
Saat:
11.47.
Nefesim kesildi.
“Bu…”
Kürşat bana baktı.
“Evet.”
Demiralp ekrana yaklaştı.
“Arama kime yapılmış?”
Kürşat birkaç saniye sustu.
Sonra ekrandaki satırı büyüttü.
Bir isim çıktı.
Levent Korkut.
Babam.
O an odadaki bütün sesler kayboldu.
Kulaklarım uğulduyordu.
Babamın adı.
2006
Saat 11.47.
Tam beni bulduğu saat.
“Bu mümkün değil,” dedim.
Kimse cevap vermedi.
Kürşat ekrana bakmaya devam etti.
“Bir şey daha var.”
Yeni bir dosya açtı.
“Arama kaydı silinmiş. Ama sistemde bir kopyası kalmış.”
“Kim silmiş?” diye sordu Demiralp.
Kürşat başını kaldırdı.
“Bilmiyoruz.”
Ekrana yeni bir satır geldi.
KAYIT KULLANICI: F-17
O harfi gördüğüm anda içim buz kesti.
F.
Fekeli.
Ama bu kez yanında başka bir şey vardı.
17.
Demiralp de fark etmişti.
“F-17…”
Asım sessizce konuştu.
“Bu bir kod olabilir.”
Demiralp cevap vermedi.
Ben ekrana bakıyordum.
Sonra bilgisayarın köşesinde küçük bir bildirim belirdi.
Yeni dosya.
Kendiliğinden açıldı.
İçinde tek bir fotoğraf vardı.
Benim fotoğrafım.
Ama bu kez...
2006'da çekilmemişti.
Fotoğrafın altında bugünün tarihi yazıyordu.
22 Eylül 2026.
Ve fotoğrafta...
ben arşivden çıkarken görünüyordum.
Odadaki herkes sustu.
Demiralp'in yüzü sertleşti.
Ben ise yalnızca tek bir şeyi düşündüm:
Bizi biri hâlâ izliyordu.
Demiralp bilgisayarın başından ayrılmadı.
“Fotoğrafın çekildiği yeri bul.”
Kürşat hemen klavyeye yöneldi.
“Konum verisi yok.”
“Dosyanın oluşturulma saatini kontrol et.”
“17.36.”
Saatime baktım.
17.42.
Altı dakika.
Sadece altı dakika önce çekilmişti.
İçimde garip bir soğukluk yayıldı.
“Bizi ne zamandır izliyorlar?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü bu sorunun cevabı, hepimizin düşündüğünden daha kötü olabilirdi.
Nihat pencereye yaklaştı.
Perdeyi iki parmağıyla hafifçe araladı.
Dışarı baktı.
“Komutanım…”
Demiralp ona döndü.
“Ne var?”
Nihat perdeyi biraz daha açtı.
“Şu siyah araç.”
Hepimiz pencereye yöneldik.
Sokağın karşısında siyah bir araç duruyordu.
Motoru çalışmıyordu.
Camları karanlıktı.
Plakası görünmüyordu.
Ben araca bakarken içimde bir şey kıpırdadı.
Bir görüntü.
Kısa.
Belirsiz.
Ağaçların arasındaki siyah araç.
Kulübenin önündeki adam.
Ve bana kaldırdığı el.
Geri çekildim.
“Almıla?”
Demiralp'in sesiyle kendime geldim.
“Ben…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Çünkü araç hareket etmişti.
Yavaşça ilerledi.
Köşeyi dönmeden önce bir an durdu.
Arka camda bir yüz belirdi.
Sadece birkaç saniye.
Ama yetti.
Adamın yüzünü tam göremedim.
Yine de bir şey tanıdık geldi.
Çok tanıdık.
Sanki onu daha önce görmüştüm.
Ama nerede?
“Takip edelim.”
Asım kapıya yöneldi.
Demiralp elini kaldırdı.
“Hayır.”
“Komutanım—”
“Bizi götürmek istediği yere gitmeyeceğiz.”
Demiralp bilgisayara döndü.
“Önce ne bildiğini anlayacağız.”
Kürşat ekrana tekrar baktı.
“Komutanım, fotoğrafın kendisinde gizli bir veri olabilir.”
“Nasıl?”
“Dosyanın boyutu normal değil.”
Bir süre klavyede işlem yaptı.
Sonra ekrana bir satır düştü.
GİZLİ VERİ BULUNDU.
Herkes sustu.
Kürşat dosyayı açtı.
Fotoğrafın görüntüsü değişmedi.
Hâlâ aynı fotoğraftı.
Ben.
Sekiz yaşındaki hâlim.
Yanımda yüzü kesilmiş biri.
Fakat bu kez fotoğrafın arka planında küçük bir ayrıntı fark edildi.
Duvarın üzerinde bir saat vardı.
Saatin akrebi ve yelkovanı...
03.00'ı gösteriyordu.
Boğazım düğümlendi.
“Bu saat…”
Demiralp bana baktı.
“Evet.”
Kürşat görüntüyü büyüttü.
Saatin hemen altında küçük bir işaret vardı.
F-17.
Bir an kimse konuşmadı.
Sonra bilgisayar ekranı karardı.
Kürşat şaşkınlıkla klavyeye baktı.
“Ben kapatmadım.”
Ekran yeniden açıldı.
Ama bu kez fotoğraf yoktu.
Siyah bir ekranın ortasında beyaz harfler vardı.
“GEÇMİŞİNİ ARIYORSAN, DOĞRU YERE BAK.”
Altında bir adres belirdi.
Demiralp ekrana yaklaştı.
Adresin sonunda tek bir sayı vardı:
17.
Ben ekrana bakarken kalbim hızlandı.
Çünkü o sayıyı daha önce de görmüştüm.
2006'daki o evin kapısında.
Hatırlamıyordum.
Ama şimdi...
hatırlıyordum.
Kapının üzerinde küçük, paslı bir tabela vardı.
17.
Ve o kapının arkasında...
ben üç gün boyunca kalmıştım.
“Demiralp…”
Sesim titredi.
“Ben o yeri biliyorum.”
Herkes bana döndü.
Demiralp'in bakışları sertleşti.
“Neresi?”
Gözlerimi ekrandan ayırmadım.
“Beni tuttukları yer.”
Odanın havası bir anda ağırlaştı.
“Oranın adresini biliyor musun?” diye sordu.
Başımı yavaşça salladım.
“Hayır.”
Sonra ekrana tekrar baktım.
Adresin altındaki son satırı gördüm.
Bu kez mesaj yoktu.
Sadece tek bir cümle vardı.
“Yirmi yıl önce yarım kalan şeyi tamamlamanın zamanı geldi.”
Ve ben o an anladım.
Bu yalnızca geçmişimle ilgili değildi.
Biri, geçmişte başlayan bir şeyi bugün yeniden başlatmıştı.
Bölüm etkileşimi
