8. bölüm / 15
FEKELİ:F-17İLK HABER
Bölümler 15Şu an: İLK HABER
- 1 3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 İLK SABAH519 kelime
- 5 İLK İZLER1.038 kelime
- 6 FEKELİ861 kelime
- 7 AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 İLK HABER1.226 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 3 GÜN525 kelime
- 13 3 SAAT437 kelime
- 14 ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 YARIM KALAN434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah karargâh her zamankinden daha sessizdi.
Bunu ilk fark ettiğimde saatin erken olmasından kaynaklandığını düşündüm.
Ama değildi.
Normalde koridorlarda konuşmalar, ayak sesleri, açılıp kapanan kapılar olurdu. İnsanlar bir yerden bir yere yetişir, birkaç kelimelik şakalar havada uçuşurdu.
O sabah ise herkes daha dikkatliydi.
Sanki görünmeyen bir şey, binanın bütün havasını değiştirmişti.
Koridorda yürürken birkaç kişinin alçak sesle konuştuğunu duydum.
Beni görünce sustular.
Adımlarımı yavaşlatmadım.
Ama bunu fark etmiştim.
Bir şey olmuştu.
Ve henüz bana söylenmemişti.
Yıldırım Timi'nin bulunduğu odaya girdiğimde Nihat masanın başında oturuyordu.
Elindeki bardağa bakıyordu.
Kahvesine değil.
Bardağın kendisine.
Bu bile tuhaftı.
— Günaydın.
Başını kaldırdı.
— Günaydın.
Sesindeki neşe yoktu.
Çantamı kenara bıraktım.
— Bir şey olmuş.
Nihat birkaç saniye bana baktı.
Sonra hafifçe iç çekti.
— Sen de fark ettin.
— Herkesin yüzünden belli.
Nihat cevap vermedi.
O sırada Baran içeri girdi.
Ardından diğerleri.
Kimse fazla konuşmadı.
Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
Demiralp içeri girdi.
Elinde ince bir dosya vardı.
Ama bu kez dosyayı masanın üzerine bırakmadı.
Elinde tuttu.
Yüzündeki ifade her zamankinden daha sertti.
— Herkes burada mı?
Kısa bir kontrol yaptı.
Sonra kapıyı kapattı.
İçimdeki huzursuzluk arttı.
Demiralp birkaç saniye sessiz kaldı.
— Dün size Fekeli hakkında bazı bilgiler verdim.
Kimse konuşmadı.
— Bugün o bilgilerden biri doğrulandı.
Nihat'ın yüzü değişti.
Ben istemsizce biraz öne eğildim.
Demiralp dosyayı açtı.
— Gece saatlerinde bir ihbar aldık.
Masaya bir fotoğraf bıraktı.
Fotoğrafa baktım.
Bir bina.
Eski ve terk edilmiş görünüyordu.
— Bu ne? — diye sordu Baran.
— Fekeli'nin adamlarından biriyle bağlantılı olduğu düşünülen bir yer.
Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Demiralp devam etti.
— Bir süredir takip edilen bir isim, dün gece bu bölgede görülmüş.
Nihat sordu:
— Kesin mi?
— Hayır.
Demiralp'in cevabı netti.
— Ama ihtimal yeterince güçlü.
Fotoğrafa tekrar baktım.
Eski binanın pencereleri karanlıktı.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey ifade etmiyordu.
Sıradan bir yapı.
Sıradan bir gece.
Ama bazen en sıradan görünen yerlerin ardında en büyük hikâyeler saklanırdı.
Demiralp bir başka fotoğraf çıkardı.
Bu kez görüntü daha uzaktandı.
Bir araç.
Plakası belli değildi.
— Bu araç aynı bölgede üç kez görülmüş.
Baran fotoğrafa yaklaştı.
— İçinde kim var?
— Henüz bilmiyoruz.
Demiralp'in gözleri hepimizin üzerinde gezindi.
— İşte bu yüzden acele etmiyoruz.
Nihat başını salladı.
— Yani gidip bakmayacak mıyız?
— Hayır.
Nihat şaşırdı.
— Komutanım...
Demiralp sözünü kesti.
— Önce bilgi.
Ses tonu sakindi.
Ama kesin.
— Bir yere gidip neyle karşılaşacağınızı bilmeden hareket etmek, görev yapmak değildir.
Kimse cevap vermedi.
Ben Demiralp'i izliyordum.
İlk kez onun neden bu kadar kontrollü olduğunu biraz daha iyi anlıyordum.
O, insanları tehlikeye atmadan önce her şeyi bilmek istiyordu.
Ve belki de bunun bedeli, bazen beklemekti.
Toplantı sona ermedi.
Demiralp fotoğrafları toplamaya devam ederken bir anda durdu.
Elindeki son fotoğrafa baktı.
Sonra bana uzattı.
— Ayzıt.
Fotoğrafı aldım.
— Efendim?
— Buna bak.
Fotoğrafa dikkatlice baktım.
İlk başta hiçbir şey göremedim.
Sonra görüntünün kenarında küçük bir ayrıntı fark ettim.
Binanın karşısındaki duvarda silik bir işaret vardı.
Parmağımla fotoğrafı gösterdim.
— Şu.
Demiralp başını salladı.
— Ne görüyorsun?
Bir süre düşündüm.
— Bir sembol gibi.
Baran yaklaştı.
Nihat da ayağa kalktı.
Demiralp bana baktı.
— Daha önce gördün mü?
Başımı iki yana salladım.
— Hayır.
— Emin misin?
Bir an sustum.
Sonra tekrar fotoğrafa baktım.
— Eminim.
Demiralp fotoğrafı elimden aldı.
— Güzel.
Tek kelime.
Ama bu kez yüzündeki ifade değişmişti.
— Çünkü bu sembolü biz daha önce görmüştük.
O an odadaki herkes birbirine baktı.
Nihat'ın sesi alçaldı.
— Nerede?
Demiralp cevap vermedi.
Dosyanın içinden başka bir fotoğraf çıkardı.
Aynı sembol.
Başka bir yerde.
Başka bir duvarda.
Ama aynı işaret.
İçimdeki huzursuzluk büyüdü.
Demiralp fotoğrafları yan yana koydu.
— İki farklı bölge.
Baran başını kaldırdı.
— Aynı sembol.
— Evet.
Nihat birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
— Demek ki bağlantı var.
Demiralp başını salladı.
— Büyük ihtimalle.
O an Fekeli ismi zihnimde yeniden belirdi.
Artık sadece bir dosyanın üzerindeki isim değildi.
Bir sembolü vardı.
İzleri vardı.
Ve görünüşe göre bu izler düşündüğümüzden daha geniş bir yere yayılıyordu.
Demiralp fotoğrafları topladı.
— Şimdilik bu kadar.
Nihat şaşkınlıkla baktı.
— Bu kadar mı?
— Evet.
— Ama komutanım...
Demiralp ona baktı.
— Sabır, Nihat.
Nihat sustu.
Ben ise fotoğraftaki sembolü düşünmeye devam ediyordum.
Toplantı bittikten sonra herkes yavaş yavaş odadan çıktı.
Ben de kapıya yönelirken Demiralp'in sesiyle durdum.
— Ayzıt.
Arkamı döndüm.
— Efendim?
— Bugün iyi gözlem yaptın.
Başımı hafifçe eğdim.
— Teşekkür ederim.
Bir an sustu.
Sonra ekledi:
— Ama unutma. Bazen gördüğün şey kadar görmediğin şey de önemlidir.
Bu cümleyle birlikte yanından ayrıldım.
Koridora çıktığımda Nihat beni bekliyordu.
— Ne dedi?
— Hiç.
Nihat gözlerini kıstı.
— Yine mi?
Gülümsedim.
— Yine.
Birlikte yürümeye başladık.
Ama bu kez koridorun sessizliği bana eskisi gibi gelmiyordu.
Çünkü artık sessizliğin içinde bir şey olduğunu biliyordum.
Bir iz.
Bir sembol.
Bir isim.
Ve henüz cevaplanmamış onlarca soru.
O gün ilk kez şunu düşündüm:
Belki de Fekeli'yi bulmak, bir insanı aramak kadar basit olmayacaktı.
Belki önce onun bıraktığı izleri öğrenmemiz gerekecekti.
Ve belki...
Bizi ona götürecek ilk iz, sandığımızdan çok daha yakındı
Sabah olduğunda uyandığım ilk şey, dışarıdan gelen motor sesi değil, geceden beri zihnimin bir köşesinde dönüp duran o düşünceydi. Fekeli'nin peşindeydik ama elimizde hâlâ onu doğrudan işaret eden hiçbir şey yoktu. Bir isim, birkaç rapor, birbirinden kopuk olaylar ve her şeyin ortasında görünmeyen bir bağlantı vardı. Gözlerimi tavana dikmiş bir süre öylece kaldım. Normalde belirsizlikten hoşlanmazdım. Bir şey ya vardı ya da yoktu; bir görev ya tamamlanırdı ya da tamamlanmazdı. Fakat bu kez mesele farklıydı. Karşımızdaki kişi kendisini saklamayı bilen biriydi ve ben onun saklandığı yeri değil, düşünme biçimini çözmeye çalışıyordum. Belki de ilk defa bir görevde hedefimizden önce kendi sabrımızla mücadele edecektik.
Hazırlanıp karargâha indiğimde koridor her zamanki kadar hareketliydi. İnsanlar bir yerlere yetişiyor, telsizlerden kısa konuşmalar duyuluyor, kapılar açılıp kapanıyordu. Her şey normal görünüyordu ama ben normal olan hiçbir şeye güvenemiyordum artık. İçeri girdiğimde Demiralp'in masanın başında olduğunu gördüm. Önündeki dosyaya bakıyor, sayfaları ağır ağır çeviriyordu. Yanında timin diğer üyeleri de vardı. Kimse konuşmuyordu. O sessizlikte herkesin aynı şeyi düşündüğünü anlamak zor değildi. Bir noktaya ulaşmıştık ama o noktanın bizi nereye götüreceğini bilmiyorduk.
“Bir şey bulduk,” dedi Demiralp.
Sesindeki sakinlik, söylediği şeyden daha fazla dikkatimi çekti. Hemen masaya yaklaştım. Önümüzdeki fotoğraflardan birinde terk edilmiş bir depo vardı. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu; yıllardır kullanılmıyormuş gibi duran, çevresinde birkaç eski yapı bulunan bir yerdi. Fakat fotoğrafın köşesindeki küçük ayrıntı gözümden kaçmadı. Kapının yanında, duvarın üzerine çizilmiş gibi duran bir işaret vardı.
“Bu daha önceki raporlarda var mıydı?” diye sordum.
Demiralp başını kaldırıp bana baktı. “Hayır.”
O tek kelimeyle içimde bir şey değişti. Çünkü bazen bir şeyin yeni olması, önemli olduğundan değil, daha önce kimsenin fark etmediğinden önemliydi. Fotoğrafa biraz daha yaklaştım. İşareti daha önce gördüğümü söyleyemezdim ama nedense yabancı gelmiyordu. Zihnimde eski dosyalar, olay yerleri ve raporlar birbirine karışmaya başladı. Bir yerde aynı şekli görmüş olabilir miydim? Yoksa beynim artık her ayrıntıyı birbirine bağlamaya mı çalışıyordu?
“Buraya gitmemiz gerekiyor,” dedim.
Kimse itiraz etmedi.
Demiralp dosyayı kapatırken gözlerini üzerimde tuttu. “Bu kez acele etmiyoruz.”
Başımı salladım ama içimdeki huzursuzluk dinmedi. Çünkü bazı görevlerde acele etmek tehlikeliydi, bunu biliyordum. Fakat bazen fazla beklemek de aynı derecede tehlikeliydi. Özellikle karşındaki kişi senin onu aradığını biliyorsa...
Dışarı çıktığımızda havanın soğuk olduğunu hissettim. Araca doğru yürürken bir an durup arkamdaki binaya baktım. Nedenini bilmiyordum ama içimde garip bir his vardı. Sanki bugün yalnızca bir depoya gitmeyecektik. Sanki o kapının ardında bulacağımız şey, Fekeli'nin kendisinden çok daha büyük bir şeyin başlangıcı olacaktı.
Ve nedense içimdeki en kötü his, yanılmıyor olmamdı.
Bölüm etkileşimi
