FEKELİ:F-17 kitap kapağı

5. bölüm / 15

FEKELİ:F-17

İLK İZLER

Vaveyla Yazarı: Havva Aksoy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: İLK İZLER

Karargâhın eğitim alanında sabahın ayazı hâlâ hissediliyordu.
Güneş yükselmiş olmasına rağmen hava ısınmamıştı. Gece boyunca toprağın üzerinde biriken soğuk, sabahın ilerleyen saatlerinde bile kendini bırakmamıştı. Nefesler beyaz birer buhar gibi havaya karışıyor, rüzgâr eğitim alanının kenarındaki ağaçların çıplak dallarını birbirine sürtüyordu.
Almıla, alanın ortasında sessizce duruyordu.
Üzerindeki üniforma kusursuzdu.
Saçları sıkıca toplanmış, bakışları karşısındaki ekibin üzerinde geziniyordu.
Yıldırım Timi.
İlk kez hepsini aynı anda dışarıda görüyordu.
Kapalı bir odada insanlar farklı görünürdü.
Sahada ise başka türlüydüler.
Herkesin hareketleri daha belirgindi.
Kiminin yürüyüşü.
Kiminin duruşu.
Kiminin etrafını kontrol etme şekli...
Almıla bunların hiçbirini kaçırmıyordu.
Nihat, birkaç metre ötede ellerini cebine sokmuş, sanki soğuk hava kendisini hiç ilgilendirmiyormuş gibi rahatça duruyordu.
Almıla ona baktı.
— Üşümüyor musun?
Nihat başını çevirdi.
— Üşüyorum.
— Belli olmuyor.
— İçimden üşüyorum.
Almıla'nın kaşları hafifçe çatıldı.
Nihat ciddi bir ifadeyle ekledi:
— Dışarıdan güçlü görünmek gerekiyor.
Almıla istemsizce güldü.
Nihat bunu fark edip gururlu bir ifadeyle başını salladı.
— İşte.
— Ne?
— Seni güldürmek için çalışıyorum.
— Başarılı olduğundan emin değilim.
— Ama güldün.
Almıla cevap vermedi.
Nihat'ın bu özelliğini şimdiden anlamaya başlamıştı.
Adam, ortam ne kadar ağır olursa olsun içine küçük bir ışık bırakmayı başarıyordu.
Belki de bunun bir sebebi vardı.
Belki de bazı insanlar gülümsemeyi, karanlıkta kaybolmamak için öğrenirdi.
Almıla düşüncelerinden sıyrılıp karşısına baktı.
Demiralp birkaç metre ilerideydi.
Ellerini arkasında birleştirmiş, ekibini sessizce izliyordu.
Onun bakışlarında acele yoktu.
Kimseyi gereksiz yere uyarmıyor, kimseye kendini kanıtlama fırsatı vermiyordu.
Sadece izliyordu.
Almıla'nın üzerinde ise biraz daha uzun durdu bakışları.
Sonra yanına geldi.
— Ayzıt.
— Komutanım.
— İlk izlenimin?
Almıla birkaç saniye düşündü.
— Hangisi?
Demiralp'in kaşlarından biri hafifçe kalktı.
— Ekip.
Almıla etrafa baktı.
— Henüz yeterince tanımıyorum.
— Ama gözlemliyorsun.
Bu bir soru değildi.
Almıla başını hafifçe salladı.
— Evet.
Demiralp birkaç saniye sustu.
— Güzel.
Sonra ekibe döndü.
— Çünkü burada gözlem yapmak, konuşmaktan daha önemli olabilir.
Nihat hemen araya girdi.
— Komutanım, benim konuşmamı yasaklamıyorsunuz değil mi?
Demiralp ona baktı.
— Bazen düşünüyorum.
Nihat'ın yüzü düştü.
— Çok ağır oldu.
Ekipten birkaç kişi güldü.
Demiralp'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— Dağılın. On beş dakika sonra içeride.
Tim yavaş yavaş dağıldı.
Almıla da yürümeye başladı.
Tam o sırada yanında yürüyen bir asker seslendi.
— Almıla.
Almıla döndü.
— Efendim?
— Dün pek konuşamadık.
Almıla durdu.
— Sorun değil.
Adam elini uzattı.
— Ben Baran.
Almıla elini sıktı.
— Memnun oldum.
Baran başını salladı.
— Biz de seni merak ediyorduk.
Almıla kaşını kaldırdı.
— Neden?
— Çünkü Demiralp'in birini ekibe dahil etmesi kolay değildir.
Almıla birkaç saniye sustu.
— Bunu nereden biliyorsun?
Baran hafifçe gülümsedi.
— Uzun zamandır beraberiz.
Sonra yürümeye devam etti.
Almıla arkasından bakarken düşündü.
Demek gerçekten uzun zamandır beraberlerdi.
Bu yüzden aralarındaki bağ bu kadar güçlüydü.
O bağın içine girmek için yalnızca aynı üniformayı giymek yetmeyecekti.
Zaman gerekiyordu.
Güven gerekiyordu.
Ve belki de en önemlisi...
Birbirleri için risk alabileceklerine inanmaları gerekiyordu.Öğleye doğru karargâhın havası değişmişti.
Sabahın sessizliği yerini yoğun bir hareketliliğe bırakmıştı.
Koridorlarda hızlı adımlar duyuluyor, odaların kapıları açılıp kapanıyor, telsizlerden gelen cızırtılı sesler havaya karışıyordu.
Almıla elindeki dosyalarla koridorda ilerlerken Nihat arkasından yetişti.
— Almıla!
Döndü.
Nihat nefes nefese kalmıştı.
— Ne oldu?
— Sana bir şey soracağım.
— Sor.
— Kahve içer misin?
Almıla birkaç saniye ona baktı.
— Bunun için mi koştun?
— Hayır.
— Ne için?
— Kahve içmek için.
Almıla gözlerini devirdi.
Nihat gülerek yanından geçti.
— Geliyorsun.
— Ben sana geliyorum demedim.
— Yolda karar verirsin.
Almıla istemeden onun peşinden yürüdü.
Küçük dinlenme odasına girdiklerinde içeride birkaç kişi daha vardı.
Nihat masanın üzerindeki bardaklardan birini aldı.
— Bak, sana da yaptım.
Almıla bardağa baktı.
— Ben istemedim.
— Artık istiyorsun.
— Sen hep böyle misin?
— Genellikle.
Almıla kahveyi aldı.
— Teşekkür ederim.
Nihat sandalyesine oturdu.
— Rica ederim.
Bir süre sessiz kaldılar.
Dışarıdan yağmurun ilk damlalarının pencereye vurmaya başladığı duyuluyordu.
Almıla cama baktı.
Gökyüzü yeniden kararmıştı.
Nihat da pencereye baktı.
— Burada hava böyle.
— Nasıl?
— Bir anda değişir.
Almıla hafifçe gülümsedi.
— İnsanları da öyle mi?
Nihat bu kez cevap vermeden önce düşündü.
— İnsanları anlamak daha zor.
Almıla ona baktı.
Nihat'ın yüzündeki gülümseme azalmıştı.
— Ama burada bir şeyi öğrenirsin.
— Neyi?
Nihat bardağını masaya bıraktı.
— Yanındaki insanın kim olduğunu bilmek, bazen nereye gittiğini bilmekten daha önemlidir.
Almıla bu cümleyi zihninde birkaç saniye taşıdı.
Nihat yeniden gülümsedi.
— Neyse, fazla ciddileştik.
Almıla'nın yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.
— Evet.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir asker hızlı adımlarla geçti.
Elinde kapalı bir dosya vardı.
Ardından Demiralp göründü.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Az önceki sakin adam gitmiş, yerine daha sert ve dikkatli biri gelmişti.
Nihat da bunu fark etti.
— Bir şey oldu.
Almıla ayağa kalktı.
Demiralp birkaç saniye sonra onların bulunduğu kapının önünde durdu.
Bakışları önce Nihat'a, sonra Almıla'ya çevrildi.
— İkiniz de toplantı odasına gelin.
Nihat'ın yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.
— Şimdi mi?
Demiralp cevap vermedi.
Sadece elindeki dosyaya baktı.
Dosyanın üzerinde tek bir isim vardı.
Almıla'nın gözleri o kelimeye takıldı.
FEKELİ.
Demiralp dosyayı kapattı.
— Beş dakika içinde herkes içeride olsun.
Sonra yürüyüp gitti.
Nihat birkaç saniye sessiz kaldı.
Almıla'nın bakışları hâlâ Demiralp'in uzaklaşan siluetindeydi.
Nihat yavaşça konuştu.
— Sanırım artık asıl tanışma faslı bitti.
Ne demek istiyorsun?
Nihat cevap vermedi.
Sadece koridorun sonuna baktı.
Ben de onun baktığı yöne çevirdim gözlerimi.
Demiralp çoktan gözden kaybolmuştu.
Ama geride bıraktığı o kısa bakış hâlâ aklımdaydı.
Fekeli.
Dosyanın üzerinde yalnızca bir isim görmüştüm.
Ama o ismin odadaki havayı bir anda değiştirmeye yettiğini anlamıştım.
İnsanları tanımıyordum.
Bu timi tanımıyordum.
Hatta burada ne kadar kalacağımı bile bilmiyordum.
Ama bir şeyi biliyordum.
Bu isim sıradan bir isim değildi.
Nihat yanıma geldi.
— Hazır mısın?
Ona baktım.
— Neye?
Nihat'ın yüzündeki ifade bu kez ciddiydi.
— Bilmiyorum.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra omuzlarını silkti.
— Ama birazdan öğreneceğiz.
Koridorun sonuna doğru yürümeye başladık.
Ben de peşinden gittim.
Her adımda içimde garip bir ağırlık büyüyordu.
Belki de bunun sebebi korku değildi.
Bazen insan, başına gelecek şeyi bilmeden de yaklaşan bir şeyin ağırlığını hissedebilirdi.
Ben o hissi tanıyordum.
Yıllar önce öğrendiğim bir şeydi bu.
Bir şey olmadan hemen önce gelen sessizlik...
Ve ben sessizlikleri hiç sevmezdim.
Toplantı odasının kapısına geldiğimizde içeriden sesler geliyordu.
Derin bir nefes aldım.
Elimi kapının koluna uzattım.
Bir an durdum.
Sonra kapıyı açtım.
Ve içeri girdim.
O an henüz bilmiyordum...
Bu odada duyacağım birkaç cümlenin, hayatımı yeniden değiştireceğini

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.