9. bölüm / 15
FEKELİ:F-17KARANLIĞIN İÇİNDE
Bölümler 15Şu an: KARANLIĞIN İÇİNDE
- 1 3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 İLK SABAH519 kelime
- 5 İLK İZLER1.038 kelime
- 6 FEKELİ861 kelime
- 7 AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 İLK HABER1.226 kelime
- 9 KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 3 GÜN525 kelime
- 13 3 SAAT437 kelime
- 14 ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 YARIM KALAN434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu kez sessizliğin içinde başka bir şey vardı. Hepimizin hissettiği fakat kimsenin dile getirmediği bir huzursuzluk... Sanki birazdan karşılaşacağımız şey yalnızca terk edilmiş bir depodan ibaret değildi.
Fotoğraftaki işaret gözümün önünden gitmiyordu. Onu daha önce gördüğüme dair içimde güçlü bir his vardı ama nerede gördüğümü hatırlayamıyordum. Hafızamın bir kapısının önünde durmuş, anahtar deliğinden içeriyi görmeye çalışıyor gibiydim. Ne kadar zorlarsam zorlayayım kapı açılmıyordu. Bunun beni rahatsız etmesine izin vermemeye çalıştım. Bir askerin sezgileri önemliydi ama sezgiler, kanıt değildi. Kendime bunu defalarca hatırlatıyordum. Yine de içimdeki o ses susmuyordu. Bir şey biliyordu. Ben henüz bilmiyordum.
“Yaklaşıyoruz.”
Demiralp'in sesi düşüncelerimi böldü.
Başımı kaldırıp ön cama baktım. Uzakta, karanlığın içerisinde silik bir yapı görünüyordu. Depo.
İçimdeki gerginlik bir anda arttı.
Nedense o binaya baktığımda, oranın bizi beklediğini hissettim.
Ve bu his hiç hoşuma gitmedi.
Araç yavaşlayarak durduğunda herkes aynı anda ciddileşti. Az önceki sessizliğin yerini kısa ve net hazırlıklar aldı. Kapılar açıldı, botların toprağa basan sesleri gecenin sessizliğinde olduğundan daha yüksek duyuldu. Ben araçtan indiğimde yüzüme serin bir hava çarptı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadan çevreyi dinledim. Uzaklardan gelen rüzgârın sesi dışında belirgin bir hareket yoktu. Depo önümüzde karanlık bir gölge gibi duruyordu. Pencerelerinin bazıları kırılmış, dış duvarlarının sıvası yer yer dökülmüş, büyük metal kapısı ise yarı açık bırakılmıştı.
Yarı açık.
O ayrıntıya takıldım.
Terk edilmiş bir binanın kapısı neden açık bırakılırdı?
Belki rüzgâr açmıştı. Belki daha önce biri girmişti. Belki de kapı zaten hiçbir zaman tam kapanmıyordu. Mantıklı açıklamalar bulmak kolaydı. Fakat görevlerde bazen en tehlikeli şey, insanın kendisini mantıklı açıklamalarla rahatlatmasıydı. Çünkü zihnimiz korktuğu ihtimalleri görmezden gelmek konusunda fazlasıyla başarılıydı.
Demiralp elini kaldırdığında herkes durdu.
“Çevre kontrol.”
Bakışlarımı depodan ayırmadan çevreyi taradım. Sağ tarafta eski bir kamyon, arka tarafta yıkılmaya yüz tutmuş başka bir yapı ve biraz ileride çalılıkların arasında kaybolan dar bir yol vardı. O yolu görünce içimdeki huzursuzluk yeniden arttı. Yolun üzerindeki toprak diğer yerlere göre daha koyuydu. Çok belli değildi ama sanki yakın zamanda üzerinden araç geçmiş gibiydi.
“Komutanım.”
Demiralp bana döndü.
“Şurada bir yol var.”
Gözlerini gösterdiğim yere çevirdi. Birkaç saniye baktıktan sonra başıyla onayladı.
“Gördüm.”
Timden biri çevreyi kontrol etmek için diğer tarafa ilerlerken ben depoya biraz daha yaklaştım. Her adımda binanın büyüklüğü daha belirgin hâle geliyordu. Uzaktan yalnızca eski bir yapı gibi görünmüştü ama yaklaştıkça duvarlardaki izleri, kapının çevresindeki çizikleri ve yerdeki dağınıklığı fark etmeye başladım.
Sonra o işareti yeniden gördüm.
Kapının yanındaki duvarda.
Fotoğraftakinin aynısıydı.
Bu kez hiçbir şüphem kalmadı.
“Burada.”
Sesim istemeden alçalmıştı.
Demiralp yanıma geldi. İşareti birkaç saniye inceledi.
“Fotoğraftakiyle aynı.”
Başımı salladım. Parmaklarımı duvara yaklaştırdım ama dokunmadan geri çektim. İşaretin etrafındaki duvar diğer bölgelere göre daha temiz görünüyordu. Sanki birileri özellikle oraya dokunmuştu.
Ve o an içimde çok tuhaf bir düşünce belirdi.
Bizi buraya getiren şey belki de bu işaret değildi.
Belki işaret, bizim onu bulmamız için bırakılmıştı.
Bu ihtimali düşündüğüm anda omuzlarım gerildi. İnsan bir tuzağı fark ettiğinde genellikle rahatlamazdı. Tam tersine, tehlikenin henüz görünmeyen kısmını düşünmeye başlardı. Ben de aynısını yapıyordum. Eğer burası gerçekten Fekeli'nin kullandığı bir yer ise neden bu kadar açık bir iz bırakılmıştı? Eğer burası boşaltılmışsa neden kapı açıktı? Ve eğer biri hâlâ buradaysa, bizi duyduğunu düşünmemiz için neden hiçbir şey yapmıyordu?
Sessizlik.
İşte en çok ondan rahatsızdım.
Demiralp eliyle ilerlememizi işaret etti.
Depoya girdik.
İçerisi dışarıdan çok daha karanlıktı. Birkaç kırık pencereden sızan ay ışığı zeminin belli bölümlerini aydınlatıyordu. Havada ağır bir toz kokusu vardı. Adımlarımızın sesi geniş alanda yankılanıyor, her yankı sanki başka bir yerden geliyormuş gibi duyuluyordu.
Bir an çocukluğumdan kalma anlamsız bir korku aklıma geldi. Karanlık odalarda insanın görmediği şeylerden korkması gibi... Fakat bu, çocukluk korkusu değildi. Burada gerçekten ne olduğunu bilmediğim bir şey vardı.
Elimi sıktım.
Korktuğumu kendime itiraf ettim.
Ama korku geri dönmek için bir sebep değildi.
Tam tersine, dikkat etmek için bir sebepti.
Bir masanın üzerinde birkaç boş kutu vardı. Yanında eski bir sandalye duruyordu. Zeminde ise ayak izlerine benzeyen silik izler vardı. Diz çöküp daha yakından baktım. Tozun üzerinde birbirinden farklı izler vardı. Bazıları eskiydi, bazılarıysa daha belirgindi.
“Burada biri bulunmuş,” dedim.
Demiralp yaklaştı.
“Ne kadar yakın zamanda?”
“Kesin söyleyemem.”
Ayağa kalktım. Bakışlarım tekrar çevrede dolaştı.
O sırada üst kattan çok hafif bir ses geldi.
Metal bir şeyin yere değmesine benzeyen kısa bir ses.
Hepimiz donduk.
Kalbim bir anda hızlandı.
Demiralp elini kaldırdı.
Kimse konuşmadı.
Ben başımı yavaşça yukarı kaldırdım.
Üst kata çıkan merdivenler, deponun karanlık tarafında uzanıyordu.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç...
Sonra yukarıdan bir ayak sesi geldi.
Bu kez hepimiz net bir şekilde duyduk.
Biri vardı.
Ve bizim geldiğimizi biliyor olabilirdi.
İçimdeki bütün düşünceler sustu. Artık geçmişi, işareti, raporları düşünmüyordum. Yalnızca önümdeki merdivenleri görüyordum.
Demiralp bana baktı.
“Hazır mısın, Ayzıt?”
Başımı salladım.
Hazır olup olmadığımı bilmiyordum.
Ama yukarı çıkmamız gerektiğini biliyordum.
İlk basamağa ayağımı koyduğumda merdiven hafifçe gıcırdadı.
İkinci basamakta ses kesildi.
Üçüncü basamakta ise yukarıdan bir kapının kapandığını duyduk.
Biri Kaçıyordu
Ve biz onun peşinden gidiyorduk
Bölüm etkileşimi
